arabistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arabistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2019 Cuma

Şaka değil durum ciddidir!


 

 

Şaka değil durum ciddidir!

 

Prof.Dr. Özcan Yeniçeri



Prens Faysal bin Bandar bin Abdülaziz, Suudi Arabistan'da Riyad Valisidir. O, "Bugün, bir Suudi vatandaşı olarak Türkiye bize yönelik politikasını değiştirmediği sürece Türkiye'de üretilen, hatta Türk gümrüklerinden geçmiş tüm ürünleri boykot edeceğimi ilan ediyorum. Ne bizim, ne de hükümetimizin Türklere ve ürünlerine ihtiyacı var" diyor.


Suudlu Prens Selman'ın Kaşıkçı'yı öldürtmesine ABD, İsrail hesabına göz yumdu. Prens Salman'a da "Kaşıkçı cinayetinden kurtulmak istiyorsan ABD'ye 450 milyar dolarlık yatırım yap, gerisine karışma" mesajı verdi.


 Dahası ABD Başkanı Trump, Suudi Arabistan Kralı Selman'dan bir telefonla nasıl 500 milyon dolar aldığını da geçtiğimiz günlerde kamuoyuyla paylaşılmıştı.


Önce şu tespiti yapmamız gerekiyor: Suudluların ve Mısır'ın Türkiye'ye karşı tavrı İsrail/ABD stratejisinin ürünüdür.


Yalnız Suudi Arabistan değil Mısır, BAE ve diğer birçok bölge ülkesi de Türkiye'ye karşı ciddi bir tavır içindedir.


Türkiye, Doğu Akdeniz'deki çıkarları AB/ABD, Mısır, Yunanistan, Suudi Arabistan gibi ülkelerin tehdidi altındadır. Bunu görmemek kuru sıkı laflarla sorunu geliştirmeye çalışmak son derece tehlikeli ve yanlıştır.


Kıbrıs Rum Kesimi'nin başkenti Lefkoşa'da yapılan bir toplantıda konuşan İsrail Büyükelçisi, Rumların tek taraflı doğalgaz aramasına tepki gösteren Türkiye'nin davranışlarını tahrik olarak nitelemiş, "Türk tehditleri nedeniyle İsrail'in askeri müdahalede bulunmak zorunda kalmamasını temenni ederim" ifadelerini kullanmıştı.


Mısır Büyükelçisi de "gerekirse Türkiye'ye karşı askeri güç kullanmaktan çekinmeyecekleri" tehdidinde bulunmuştu.


Artık ne Arap ne de İslam dünyası eskisi gibi değildir. 


Türkiye'ye yönelik olarak İsrail/ABD organizatörlüğünde özellikle Ortadoğu'da ciddi bir örgütlenme vardır. Bunu görmek gerekir.


Doların 6 lirayı geçtiği bir zamanda "Dünya beşten büyüktür" söylemlerinin hiç bir yerde hiçbir karşılığı yoktur. 


S 400 ile F 35 Sorunu!


Amerikan haber kaynaklarına göre ABD, Türkiye'ye Rusya ile S-400 füze savunma sistemini satın almak için yaptığı anlaşma hakkında son kararını vermesi için iki haftadan daha az bir süre tanımış. 

CNBC, verdiği haberde, Rusya'dan S-400 sistemini satın almak için yaptığı anlaşmaya sadık kalması durumunda Türkiye'nin yaptırımlarla karşı karşıya kalacağını belirtiyor.


BBC'nin verdiği habere göre Türkiye, Haziran ayının ilk haftasında Rusya'yla yaptığı anlaşmayı iptal edip ABD'den Patriot hava ve füze savunma sistemleri satın alamaya karar vermezse, Türkiye'nin F-35 savaş uçağı programından çekilmesi gerekecek, 


Amerikan yaptırımlarına maruz kalabilecek ve NATO'nun tepkisiyle karşı karşıya kalacak.


Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, S-400 gerilimine ilişkin "ABD 'Ertele' diyor, biz 'Bitti' diyoruz" şeklinde açıklama yapmıştır. "Türkiye'nin, CAATSA yaptırımlarına da hazırlık yaptığını" ifade etmiştir.


Hatırlanacağı üzere ABD, İran'a karşı ambargo kararı alındığında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "İran'dan gaz alımında kararlıyız" diyerek ambargoya uymayacağı mesajını vermişti. 


Halbuki gelinin aşamada Türkiye'nin İran'dan gaz ve petrol alımı sıfırlanmıştır.


Türkiye'nin S 400 konusunda da sonuna kadar haklıdır. Ancak S 400 konusu S 400'den ibaret değildir. Bölgede başta Türkiye aleyhine büyük bir kırılma yaşanıyor. Filistin, Arap ülkeleri tarafından kaderiyle başbaşa bırakılmıştır. 


İsrail/ABD ile Filistin'e "yüzyılın anlaşması"nı dayatarak Filistin topraklarının üzerine para karşılığı oturmaya çalışıyor. Parayı da Arap ülkelerinden tahsil edeceklerdir.


ABD'nin İsrail ile birlikte bölgede Türkiye aleyhtarı ciddi bir örgütlenme gerçekleştirdiğini görmek gerekir. Bölgedeki Arap ülkelerinin çoğu Filistin'in değil İsrail'in yanındadır.


Türkiye'ye dışarıdan ciddi bir tehdit var. Ekonominin kırılganlığı bu tehdidi daha da artırmaktadır.  


İktidar olanı biteni bir şaka görmektedir.  


Bir an evvel durumun ciddiyetini kavramalı ve gerçekci stratejileri devreye sokmalıdır.


http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/ozcan-yeniceri/saka-degil-durum-ciddidir-441685m.html 

3 Nisan 2018 Salı

Emperyalizmin Arap Dostları

 

Emperyalizmin Arap Dostları

 

 Özcan Yeniçeri

 

ABD’ye bölgeden “gitme” diye çağrıda bulunan Muhammed bin Selman’ın siyonizmin basit bir aparatı haline geldiği anlaşılıyor.

 Trump, “Suriye'den çok yakında çıkacağız" açıklamasını yapar yapmaz bir taraftan Fransa diğer taraftan Suudi Arabistan büyük bir heyecana gark oldu. Türkiye’de yandaş kesim “ABD dize geldi” türünden açıklamalar yaptı.



ABD bölgeye iyice yerleşiyor!

Daha dün Kudüs konusunda İsrail lehine İslam aleyhine bütün dünyaya meydan okuyan Trump’ın bugün Suriye’den çıkmak istemesi formel mantığa aykırıdır. Kaldı ki Suriye’de Rusya’yla yıllardır karşı karşıya mevzilenmiş alanı terk etmek ABD için aklın alacağı bir şey değildir.

Münbiç’ten çekilmemek için kırk dereden su getiren ABD’nin birden bire Rusya’yla küresel bilek güreşi yaptığı Suriye’nin bütününden çekilmek talebi mantığın kabul edeceği bir şey de değildir.

Bölgedeki terör örgütüne verilen beş bin TIR silahtan, bölgeye yapılan onlarca hava alanından, Türkiye düşmanı terör koridor oluşturma girişiminden ABD’nin bir anda vaz geçmiş olması düşünülemez!


Dahası İran’ı çerçeveleme hedefinden de ABD’nin geriye adım atmasını düşünmek fazlaca saflık olur. Çünkü İran’ın Doğu Akdeniz’e uzanan nüfuzunu engellemek Amerika’nın temel stratejilerinden biridir.

Diğer yandan ABD’nin “Suriye’den çekiliyoruz” sözüne İsrail ne diyecektir. İsrail’in istemediği bir adımı ABD’nin atması bölgenin tarihi ve teopolitik gerçeklerine aykırıdır.

ABD bölgeye iyice yerleşiyor Trump’ın uçun bir sözünün şehvetine kapılıp bir yerlere mesaj vermiş olması kimsenin rehavete kapılmasına neden olmamalıdır.
  

Fransa’nın rol kapma merakı!

Bir süre önce Erdoğan ve Macron arasındaki telefon görüşmesinde Fransız liderin Ankara’nın “çözüm sürecine” dönmesi ve YPG ile ilişkileri normalleştirmesi konusunda bir nabız yokladığı biliniyor. 


Bundan birkaç gün sonra da Trump ve Macron konuştu, bu konuşmada Fransız askerlerinin IŞİD karşıtı koalisyon adına Münbiç’de konuşlandırılması gündeme geldi. Amerikalılar çıkacağı bölgelere Fransızları yerleştirmek amacında oldukları açıktır.

Fransa işi birkaç adım daha ileri götürerek PKK/PYD’nin devamı SDG ile Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Macron görüşmüş. Görüşmekle de kalmayıp SDG Fransa’dan destek ve Münbiç’e asker sözü almışlar.

Tam bu sırada Macron bir de Türkiye ile terör örgütü arasında arabuluculuk yapmayı önermiş!

Bütün bunlardan Fransa’nın ABD’nin bıraktığı ya da bırakacağı boşluğu doldurmaya çalıştığı anlaşılıyor. Fransa bir anda ABD’den rol kapma sevdasına kendisini kaptırmıştır. Aslında Fransa’nın bölgede askerleri var. YPG kontrolündeki bölgelerde uzun süredir Fransızların bulunduğu biliniyor.

Fransa’nın kimi zaman Ermenileri, kimi zaman Arapları, kimi zaman Kürtleri kullandığı ve kışkırttığı bilinmektedir. Bu ülkenin politikalarından dünden bugüne bir değişiklik olmadığı görülmektedir.


Suudi Arabistan “Gitme ABD” diyor!

Suudlu Muhammed bin Selman ise ‘gitme bölgeden ABD’ diye neredeyse ağıt yakma sevdasındadır. ABD’nin bölgeden gitmemesi için Bin Selman da adeta İsrail’den rol kapıyor.

Selman, "Amerikalı askerlerin Suriye'de orta vadede kalması gerektiğine inanıyoruz. Suriye'deki ABD gücü, Washington'ın bu ülkenin geleceğinde söz hakkına sahip olmasına da imkân verecektir." diye konuşmuş.

İran'ın "vekil" milisleri ve bölgesel müttefikleri aracılığıyla Beyrut'tan Tahran'a kadar Suriye ve Irak üzerinden etkisini kullanmaya çalıştığını kaydeden Selman, "Eğer Suriye'den askerlerinizi çekerseniz(İran'a karşı) bu kontrol noktalarını kaybedersiniz ve bu koridor bölgede birçok şeyin yaşanmasına yol açabilir." değerlendirmesini yaptı.

ABD’ye bölgeden “gitme” diye çağrıda bulunan Muhammed bin Selman’ın siyonizmin basit bir aparatı haline geldiği anlaşılıyor. Nitekim bu Selman, İsrail ile dostluk mesajları verirken İran’la savaştan bahsediyor: "Muhtemelen 10-15 yıl içinde İran'la savaşacağız" diyor.

Bin Salman ve benzerleri emperyalizmin Arap dostları olarak bir kez daha tarihe geçmiş bulunmaktadır.
 

AKP iktidarı ümmet/memet hesabını bu gerçekler üzerinden yapmalıdır.


http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/ozcan-yeniceri/emperyalizmin-arap-dostlari-440388m.html 

16 Mart 2018 Cuma

ABD’nin Uzun Vadeli Oyunu!

 

ABD’nin Uzun Vadeli Oyunu!

 

Özcan Yeniçeri

 

Trump, Ortadoğu’da birlik, bütünlük ve barış içinde bir İslam devleti bırakmamaya kararlıdır. 

 

Bunun için geçmişte SSCB’ye karşı sürdürülen politikanın aynısını İslam ülkelerine karşı devreye sokmuştur.

 ABD’nin başında İslam düşmanı bir başkan var. Patavatsız, dengesiz, frensiz ve sigortasız Başkan Trump İsrail’den daha fazla Arz-ı Mevut’cudur. Kudüs’ü İsrail’in üç binyıllık başkenti olarak görmektedir. Yalnız İslam dünyasını değil bütün dünyayı karşısına alma pahasına Kudüs’ü İsrail başkenti yapma inadını sürdürmektedir.

Trump, Ortadoğu’da birlik, bütünlük ve barış içinde bir İslam devleti bırakmamaya kararlıdır. Bunun için geçmişte SSCB’ye karşı sürdürülen politikanın aynısını İslam ülkelerine karşı devreye sokmuştur. Bu bağlamda İslam ülkeleri birbirine karşı kullanılmaktadır. Sünni İslam ile Şii İslam’ı karşı karşıya getirip çatıştırarak İslam ülkelerini güçten düşürmek temel ABD politikasıdır.

Bu bağlamda ABD arkasına taktığı Mısır, Suudi Arabistan ve BAE vb. ülkeleri İsrail lehine İslam aleyhine kullanmaktadır. PKK/PYD/DAEŞ gibi terör örgütlerini de bölgeyi dizayn etme için alt yapıyı hazırlamada bir gerekçe olarak kullanmaktadır. Bu nedenle ABD’ye ‘dostun ya da stratejik müttefikin kim?’ türünden sorular sormak anlamsız lakırdılardır.

Hedef ülkeler: Türkiye ve İran!
 

İslam ülkeleri arasında Türkiye ve İran hedefe oturtulmuş iki güçlü ülkedir. Son zamanlarda Türkiye/İran ve Suriye arasındaki Soçi görüşmeleri ve Astana Süreci ABD’nin kimyasını bozmuştur.

Türkiye’nin S-400’leri Rusya’dan alma girişimi ise ABD’yi çıldırtmıştır. Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtı ise ABD ve kara gücü olarak kullandığı PYD’yi çileden çıkarmıştır.

ABD açıkça “İslam’ı vur, İsrail’i kur” stratejisini devreye sokmuştur. Bu amaç için ABD ilk önce güdümündeki İslam ülkelerini kullanmaktadır.

Düşünün bir kez, İsrail’in sesi konumundaki Birleşik Arap Emirlikleri’nden “Tahran ile Ankara'nın bölgedeki hırslarıyla mücadele etmek için Arap âlemi birleşmelidir” çıkışı gelmiştir.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Enver Gargaş, “Arap dünyası Tahran ve Ankara tarafından yönetilmeyecektir.” paylaşımında bulunmuştu.

Sahibinin sesi Suudi prens Salman bin Muhammed bölge ülkeleri Türkiye ve İran ile Katar'ı şeytan üçgeni olarak tanımlamıştır.

Salman bin Muhammed’nin Türkiye’ye saldırmak için gerekçesi de hazırdır: “Erdoğan'ın yönettiği Osmanlılar, Müslüman Kardeşleri de kullanarak halifeliği yeniden getirmek istiyor. İran ideolojik devrimini yaymak istiyor.” Bu ülkelerin Müslümanlığı bu kadardır.

Bunlar çoğu zaman Filistin’in değil İsrail’in yanında tavır ortaya koyuyorlar. Kudüs’ü işgal altında tutanlarla değil İran’la savaşmanın yollarını arıyorlar. Şimdi açıktan İran’ın yanına Türkiye’yi de koymuş bulunmaktadırlar.

Türkiye’de birileri “ümmet…ümmet” diyor da ümmet’in kalbi sayılacak coğrafyalarda yaşayan Müslümanlar İslam’ın değil ABD’nin peşindedir. 

 Birinci Dünya Savaşı sırasında da Osmanlı’nın değil İngiltere’nin yanındaydılar. 

 Bugün Afganistan ya da Suriye’den gelen mülteciler serbest bırakılsa tamamına yakını İslam ülkelerine değil Avrupa’ya gidecektir!

ABD’nin uzun vadeli intikam planı!

Saddam Irak’ına Türkiye’ye yığacağı on binlerce ABD askeriyle müdahale etmek amacını 1 Mart tezkeresiyle engelleyen Türkiye’ye karşı ABD’nin öfkesi yıllarca dinmemiştir. 

Süleymaniye’de Mehmetçiğin kafasına çuval geçirme, PKK’yı Türkiye’ye karşı koruma ve kullanma ile Türkmenleri yok sayma ABD’nin Irak’ta uyguladığı taktiklerden bir kaçıdır.
 

Gelinen aşamada Türkiye’nin İran’la yakınlaşması, Rusya ile ilişkilerini sıklaştırması, S-400 alımı, BM’deki Kudüs kararı ABD’yi sanılan da ötesinde öfkelendirmiştir. Dahası her şeyi göze alarak Suriye’deki terör yuvalarına karşı harekete geçen Türkiye’ye karşı ABD uzun vadede elinden gelen ne varsa hepsini yapacaktır.

ABD’de devlet kadroları giderek daha da fanatik İran ve Türkiye karşıtlarıyla dolduruluyor. Önümüzdeki süreçte akıl ve sağduyusunu iyice yitirmiş ABD’nin entrikalarına karşı Türkiye hazır olmalıdır. Türkiye yönünden Trump geçici bir fenomen değil kurumsal bir ABD politikasının gerçeğidir. Türkiye hesabını buna göre yapmalıdır.

 

http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/ozcan-yeniceri/abd-nin-uzun-vadeli-oyunu-440332m.html 

3 Ocak 2018 Çarşamba

Arabistanlı Lawrence

 

 

Arabistanlı Lawrence

 
 
Lawrence dünyaca ünlü İngiliz casusudur. 
 
Hakkında kitaplar yazılan, filmler çekilen Lawrence, birinci dünya savaşında, Arabistan ve çevresinde yaptığı casusluk faaliyetleri ile Arap coğrafyasını Osmanlı topraklarından koparmış bu nedenle dünyanın en büyük casuus olarak görülür.
 
1888 yılında Galler'de doğan Lawrance, Oxford üniversitesinde arkeoloji bölümünü bitirmiştir. 
 
Ardından orduya giren Lawrence, kısa zamanda dikkatleri üzerine çekmiş,1914 yılında birinci dünya savaşı başladığı sırada ise Filistin'de bulunuyordu.

Ardından istihbarat bölümü geçen Lawrence, cebine altınları doldurup, çöl kıyafetleri giyerek Arap çöllerinde İngiltere adına casusluk faaliyetlerine başlamıştır.
 
Mekke Emiri Hüseyin şerif 'i altınlarıyla baştan çıkaran Lawrence, bağımsız Arabistan zehrini vererek, Osmanlı'ya karşı ayaklandırmıştır. 
 
Oluşturduğu Arap ordusuyla birlikte Osmanlı imparatorluğu'na karşı gerilla faaliyetleri sürdürmüş ve bütün Arap halklarını yanında toplamayı başarmıştır.
 
Savaştan önce Arapçayı ve Müslümanların yaşam tarzını ve Arap adetlerini çok iyi öğrenen Lawrence, kıvrak zekası ile birlikte cebindeki altınlarla, çöl iklimine ayak uydurarak, Osmanlı'ya karşı büyük bir mücadeleye girişmiştir.
 
Mısır, Arabistan, Ürdün ve Filistin bölgelerinde oluşturduğu fitneci timlerle, Müslümanı Müslümana kırdırmıştır.
 
Ne yazıktır ki Müslüman Araplar, Osmanlı'nın onlara verdiği değer ve birlik duygusunu hiçe saymış, Osmanlı'nın onlar için hediye ettiği hicaz demir yoluna her gün bombalar yerleştirerek binlerce Müslümanın ölmesine neden olmuş ve bu yapılanların hepsi Lawrence' nin talimatıyla yapmışlardır.
 
Bugün yaşanan olaylara baktığımızda, geçmişte Lawrence' nin talimatıyla yaşanan oyunları aklımıza getirmektedir.
 
Ardından 1918 yılına gelindiğinde, savaşın bitmesine yakın zaman içerisinde, Bağdat'ın bölünmesi sağlanmıştır. 
 
Bununla birlikte büyük bir şey başardığı sanılan Lawrence, Araplar tarafından halk kahramanı olarak görülmüş, Demir Emir lakabı takılmıştır.
 
Savaşın ardından şövalyeliği reddetmiş, ancak İngiltere tarafından çok sayıda madalya verilmiştir. 
 
Bizim açımızdan, büyük bir tezgahçı ve kötü biri olmasına rağmen, tek başına bu kadar büyük bir coğrafi bölgeyi kontrol etmesi ve büyük bir imparatorluğun parçalanmasında parmağının olması, Lawrence' nin halen dünyanın en büyük ve en ünlü casuslarından biri olarak anılmasını sağlamıştır.
 
Savaşın ardından Lawrence, 1930 yılında Anadolu topraklarında ki Kürt ayaklanmalarında parmağı olduğu, yine aynı tarihlerde Afganistan ve Asya'da çeşitli casusluk faaliyetlerine katıldığı bilinmektedir. 
 
Ayrıca Afganistan'da meydana gelen taht değişikliğine de sebep olmuştur.
 
İngilizler için büyük bir halk kahramanı olarak anılsa da, bizler için ise topraklarımıza yerleştirilen fitne ve fesadın ne kadar büyük olduğunu, bugün tarihe baktığımızda bize apaçık göstermektedir. 
 
Bölgede bulunan Müslüman halkların saflığından yararlanarak, zayıf kişileri çeşitli vaatlerle kandırmış, bir büyük ümmetin parçalanmasına sebep olmuştur. 
 
O zamanki halifenin (Osmanlı Padişahının) Cihad çağrısına rağmen, Arap halklarının bu çağrıya uymalarını engelleyerek onları sahte vaatlerle koparmıştır.
 
Hakkında çekilen filimde iddia edildiği gibi, Mısır'da Osmanlı paşalarının tecavüzüne uğradığı şeklinde kesin bir bilgi yoktur. 
 
Lawrence inanılmaz derecede bulunan yalan yeteneğiyle de ünlüdür. 
 
Lawrence yıllarca Arap çöllerinde ve tehlikeli ortamlarda başına bir şey gelmeden rahatça gezmesine karşın, 1935 yılında Londra'da bir motosiklet kazasında ölmüştür. 
 

2 Ocak 2018 Salı

Ortadoğu’da Oyun Büyük Oynanıyor!


 

Ortadoğu’da Oyun Büyük Oynanıyor!

  

Özcan Yeniçeri

 

ABD/İsrail ve Suudlular ellerini ovuşturmuş sonucu bekliyorlar.

Ortadoğu coğrafyasında büyük bir oyun oynanıyor. Bölge ülkelerinin tamamına yakını darbe, ayaklanma, iç karışıklık ve kargaşa içine itilmiştir. Meydana gelen bütün olaylar birbiriyle ilişkili olup büyük bir stratejinin küçük parçaları niteliğindedir.

Hatırlanacağı üzere Büyük Ortadoğu’da 23 ülkenin sınırları, rejimleri değişeceğini zamanın ABD Diş İşleri Bakanı söylemişti. Bu söylemlerin ardından Arap Baharı adlı kargaşa ve kaos başlamıştı.

Göç, ayaklanma ve çatışma!

Küresel güç işe Afganistan’ı bombalayarak Irak’ı da işgal ederek başladı. Ardından Tunus, Libya, Mısır, Yemen gibi ülkelerde iç kargaşa yaşandı. Süreç içinde ABD/İsrail karşıtlığıyla bilinen Kaddafi Libya’da ve Saddam Irak’ta öldürüldü. Mısır’da ayaklanma sonucu yapılan seçimlerle Mursi iş başına geldi darbeyle indirilerek hapishaneye tıkıldı.

Sıra Suriye’ye gelmişti. Küresel unsurlarca üretilmiş olan IŞİD adlı cani örgütün Suriye’de önü açıldı. Bu ithal örgütün ardından da ABD adım adım bölgeyi dizayn faaliyetlerine başladı.PYD’yi koçbaşı olarak kullanan ABD bu terör örgütünü silaha boğdu. Suriye halkının neredeyse yarısı mülteci durumuna düştü, ülke halen kan ağlıyor ve kan sızıyor.

Suriye olaylarına paralel olarak Türkiye’ye karşı harekete geçildi.  Dışarıdan CIA koordinatörlüğünde BAE/Mısır/Suud finansı/istihbaratı içeride işbirlikçi FETÖ’cü unsurlar devreye sokularak 15 Temmuz kanlı darbe girişimi gerçekleştirilir.

Kuzey Irak’ta Barzani “bağımsızlık referandumu” adı altında Irak’ı parçalamak için harekete geçer. Türkiye/İran ve Suriye’nin müdahalesiyle Barzani’nin oldubittisi başarısız kılınır.


İran ve Türkiye hedef ülkeler!

Suud yönetimi birden bire durumdan vazife çıkararak “ılımlı İslam”a geçmek istediklerini açıklar. Ardından Arabistan’da yolsuzluk tutuklamaları birbirinin peşi sıra sökün eder.

Suudi Arabistan teröre destek olma, İran’la işbirliği yapma gibi daha önce kendisini ABD’nin suçladığı suçla Katar’ı suçlar ve birkaç Arap ülkesiyle birlikte bu ülkeye karşı ambargo kararı alır.

Suudi Arabistan ziyareti sırasında Lübnan Başbakanı Saad Hariri,  İran ve Hizbullah’a sert suçlamalar yönelterek hayatının tehlikede olduğu gerekçesiyle istifa ettiğini duyuruyor. Bir ülkenin başbakanının bir başka ülkede istifa açıklaması ilk kez yaşanmıştı. Saad Hariri, ülkesine dönünce istifadan vaz geçer.

Şu sıralarda Ürdün karıştırılmaya çalışılıyor. Ürdün Kralı 2. Abdullah, önlem olarak kardeşlerinin de içinde bulunduğu bir kliği Suudi Arabistan liderliğinde kendisine darbe yapacağı şüphesiyle eve hapsine aldırır.

Türkiye’nin Suriye’de Rusya ve İran ile aldığı inisiyatif Suudi Arabistan başta olmak üzere ABD/İsrail ikilisini ürkütür. Trump’ın Kudüs konusunda attığı imzayı BM’de mahkûm ettirilmesinde büyük rol oynayan Türkiye’nin bu tavrı hem ABD/İsrail hem de Suud/Mısır ikilisi tarafından not edilir.

Birleşik Arap Emirliklerinin Devlet Bakanı Enver Gargaş’ın “Arap dünyası Tahran ve Ankara tarafından yönetilmeyecektir” diye bir çıkış yapar. Bu bakan, “Bölgedeki jeostratejik yarış Kahire ve Riyad merkezli güçlendirilmiş bir Arap birliğini gerekli kılıyor” diyerek, Türkiye ve İran'ın bölgedeki etkisine karşı Suudi Arabistan ve Mısır'a birleşme çağrısında bulunur.

Bu defa kargaşa İran’a sıçrar. “Yolsuzluk” ve “yaşam tarzı” gerekçesiyle Kirmanşah ve İsfahan gibi pek çok İran kentinde gösteriler başlar. Bazı binalar ateşe verilir. Gösterilerin ortak özelliği Barzani referandumuna destek veren, İran’ın elini Suriye ve Irak’tan çekmesine yönelik istemlerin ön plana çıkmasıdır.

Meşhed kentinde başlayan olaylar Kirmanşah, Reşt, İsfahan ve Kum'un ardından başkent Tahran’a sıçradı. Azadi meydanında toplanan binlerce kişi, hükümet binalarını ateşe verir. Oniki kişi ölür.

ABD/İsrail ve Suudlular ellerini ovuşturmuş sonucu bekliyorlar.

Bölgede oyun büyük oynanıyor. Her şeyden daha çok bu oyuna gelmemek lazımdır.

10 Aralık 2017 Pazar

Hangi İslam Ülkesiyle Birlik Beraberlik? ‎

 

 

Hangi İslam Ülkesiyle Birlik Beraberlik? ‎



Hüseyin Yeğin


Başka yerde değil!.. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde...
Bildiri dağıtmışlar ve demişler ki "Müzik Haramdır."

Dediklerinin öyle ipe sapa gelmez söz yığını olmadığını kanıtlamak için sözde bilimsel kaynaklı verileri dayanak almışlar... 

Dayanakları da bir takım sorulara, yine kendilerinin verdiği cevaplar imiş!.. 

Yani soru soran kendileri, bu soruları cevaplayan kendileri ve bunların dayanak olduğunu söyleyen yine kendileri...

Örneğin: "Müzik Neden Haramdır?" sorusunu sormuşlar. Başkasının bu soruya cevap vermesini engelleyip yine kendileri cevap vermişler. Hem de epey söz sıralamışlar... Anlaşılmaz dizi dizi...

"Müzik Neden Haramdır?" sorusuna verdikleri cevabın sadece 11'inci sırasındaki gerekçeye değinmek isteriz. Derler ki: "Allah-u teala ve Rasulu (sav) haram kıldığı için..."

İslamiyet'in tek değişmez kaynağı Kur'an-ı Kerim'dir. Elbette hadisler de bir kaynaktır. Ama uydurulmayan, gerçek olduğunda kuşku duyulmayan hadisler... Kur'an-ı Kerim'de "Müzik haramdır" diye bir açıklama yok...

Burada olmayanları doğruymuş gibi gösterip Allah ve peygamber adına ahkâm kesenler dine en büyük kötülüğü yapmış olmaktadır. 

Dine yapılan kötülük, aynı zamanda o dine inananlara yapılan kötülüktür. 

İslam dünyasından hiç eksilmeyen savaşların, kan gövdeyi götürürcesine akan kanların haddi hesabı yok! 

Bu kapsamda kötülüklerin kaynağı yukarıdaki gibi uydurulan sözler yığınıdır...

Dinin gerçek kaynaklarını yeterli görmeyip bunların üzerine eklemeler yapmak suretiyle kişisel çıkar temin edenlerin de haddi hesabı yok!..

İki yakası bir araya gelmeyen İslam Dünyası'nın içinde bulunduğu bocalamanın sebebi asıl kaynaklardan kopup mezhep, tarikat, cemaat gibi gruplara ayrılmakta yatmaktadır. 

Bu öyle bir ayrılık ki aynı mezhep ve aynı tarikata mensup olanların dahi ayrı cemaatlere ayrılması yüzünden de kanlar akıp durmaktadır.

Bireysel gelişmeye kapılarını daima kapalı turan bu ayrılıklar, ait oldukları toplumlara genellikle huzursuzluk ve sıkıntı getirmektedirler.

İşte size Kudüs!..

Müslümanlar birleşip tek ses, tek yürek olarak dünyaya seslerini duyurmak istiyorlar ama...

Her kafadan bir ses çıkıyor...

Nerede birlik, nerede beraberlik ve nerede tek ses ve tek yürek?

İslam İşbirliği Teşkilatı 13 Aralık Çarşamba günü İstanbul'da toplanacak.

Böyle bir girişimin ses getirmesi gerekmez mi?

Göreceksiniz, büyük bir ihtimalle dünyaya bir balon gibi görüntü sergileyecekler... Ya şişmeyen fos bir balon ya da fazla şişmekten patlayıp yok olan bir balon!..

Birlik beraberlik kiminle sağlanacak ki?

ABD ile 110 milyar Dolarlık silah anlaşması yapan Suudi Arabistan'la mı?

Yahut durmaksızın birbirini yiyen Suriye, Irak, Yemen, Mısır ve Libya ile mi?

Her an büyük bir mezhep çatışmasına gebe İslam Dünyası'nın öncelikle kendisine yeterli olacak bir görüntü sergilemesi gerekir. 
Kendi içinde çelişkiler örgüsü ile kaplanmış bir alandan kimseye hayır geleceğine inanmıyoruz.

Arapların İsrail karşısında yenik duruma düştüğünü söyleyen Cübbeli: “Bir avuç Yahudi’nin karşısında rezil olduk” demiştir. Kendi içinde çelişkilerle dolu olsa bile bu söz, durumu açıklar niteliktedir.

Karşımızda bir başka gerçek kendini göstermeye başlamıştır.

İslam Dünyası'nın yakın gelecekte birlik ve beraberlik sergilemesi mümkün görülmemektedir.

"Kudüs meselesi bizim kırmızı çizgimizdir. Kudüs Müslümanların kırmızı çizgisidir." diyen Sayın Cumhurbaşkanımız için daha iki yıl önce:

"Mısır'daki askeri darbeden bu yana Türkiye karşıtı kampanya yürüten Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Rusya ve İran'ın da desteğiyle bir darbe girişimi tezgâhlıyor." denmemiş miydi?

Öte yanda İsrail bildiğini okuyor yine!..

İsrail'in daha önce yaptığı saldırıları bir yana bırakıp unutsak bile, 1,5 ay önce Suriye'yi bombalaması unutulmadı ki!.. 

Lübnan'a saldırıları da öyle...

 Lübnan'ı zaman zaman bombalamayı alışkanlık hâline getiren İsrail'in İran'ı da bombaladığını unutmayalım. İran'ı bombalamasının üzerinden henüz bir hafta geçti...

Kısaca Kudüs'ü başkent ilan eden İsrail savunmayı değil, bombalamayı, saldırmayı ve taarruz etmeyi ilke edinmiştir.

Gerçek bu iken "Müzik haramdır" diyenler nasıl birlik ve beraberlik sergileyebilirler ki?