iran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Haziran 2019 Salı
S 400 Alımına ABD Neden Karşı Çıkıyor?
Ortadoğu’da hiç bir terör faaliyeti, finansal saldırı, ekonomik yaptırım, gizli veya açık sabotaj ve tehdit yoktur ki ABD/İsrail etkisi dışında gerçekleşsin. Aynı şekilde Ortadoğu’da hiç bir terör örgütü, fraksiyon, cemaat, etnik, mezhep itilafı yoktur ki orada ABD/İsrail parmağı olmasın.
Bir yerde bir terör örgütü varsa orada en az iki tane CIA/Mossad ajanı vardır.
Diğer yandan İslam ülkelerinin birbirlerine karşı mevzilendirilmesi olgusu da ABD/İsrail projesidir. Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi, Arap Baharı vb hareketler doğrudan doğruya ABD/İsrail ürünüdür.
Savaş kimin işine yarıyor?
Her iki ülkenin de uyguladığı strateji, Bölge ülkeleri arasında ‘iç savaş çıkart, milli/yerel güçleri birbirleriyle çatıştırarak güçten düşürparçala yönet,toplumsal yapıları birbirlerine karşı mevzilendir, milli yapıları birbirlerinden ayır, sonra da onlara buyur.
ABD/İsrail ajanları, Ortadoğu’daki ayaklanmalar, iç isyanlar, savaşlar, iç savaşlar, darbeler, etnik ve mezhep çatışmaların ya arkasında ya da önündedir. Bu nedenle Ortadoğu’daki her savaş, her bölünme ve her güçten düşme ABD/İsrail’in işine yaramaktadır.
Mısır’ı mecalsiz birakan Suudi Arabistan’ın istikametini kaybetmesine sağlayan, Irak ve Libya’yı paramparça eden ABD/İsrail stratejileridir.
Irak/İran savaşı ne Irak’ın ne İran’ın işine yaramıştır. Aksine ABD/İsrail’in çıkarlarına hizmet etmiştir. Irak’ın Kuveyt’i işgali de ne Irak’ın ne de Kuveyt’in işine yaramıştır tam aksine ABD bunu gerekçe yaparak Irak’a saldırmasına neden olmuştur.
Sonuçta bölgede ABD/İsrail bloku tarafından evcilleştirilmiş Arabistan, Mısır, BAE gibi ülkelerle parçalanmış Libya, Irak ve Suriye gibi ülkeler ortaya çıkmıştır.
Türkiye ve İran’ı bölmek istiyorlar!
Bölgede ABD/İsrail hegemonyasına karşı çıkan bütün İslam/Arap ülkeleri ya iç savaşla ya da başka yöntemlerle parçalanmışlardır.
Bölgede etkili, bütün ve egemen iki ülke kalmıştır: İran ve Türkiye...
ABD/İsrail, Türkiye ve İran’a açıkca “ya bize boyun eğeceksiniz ya da savaş/iç savaşla bölüneceksiniz!” diyor. ABD/İsrail’in PKK/PYD/DEŞ desteğinin nedeni budur.
ABD/İsrail’in yörüngesinde bulunan S. Arabistan, Mısır, BAE’nın Türkiye/İran düşmanı politikalar yürütmesinin nedeni budur.
Suudi Arabistan’ın İsrail/ABD yanlısı İran ve Türkiye karşıtı politikası dikkat çekicidir. Suriye’ye giden Suudi bakan, SDG güçlerine başkaldıran Arap aşiretleri ile görüşüyor. Onlardan SDG’ye destek vermelerini istiyor.
Bu aşiret liderlerini Türkiye ve Katar ile yakınlaşmamaları konusunda uyarıyor.
ABD açıkca kendi yörüngesinde bulunan ülkeleri Türkiye ve İran üzerine yoğunlaştırmış bulunmaktadır.
Her iki ülkenin bölünmesi ABD/İsrail’in nihai amacıdır.
ABD/İsrail’in böylece bölgedeki petrolün, su kanallarının ve Filistin topraklarının üzerinde mutlak hâkimiyeti tesis edilmiş olacaktır.
Bugünlerde İran’a karşı ambargo ve petrol tankerlerine yönelik saldırılarla ilgili suçlamaların altında da bu amaç vardır.
ABD/İsrail’in egemen bir devlete saldırmak için herhangi bir meşru gerekçeye ihtiyaç yoktur.
Hatırlanacağı üzere 11 Eylül saldırılarından sonra ABD ortada somut hiç bir neden yokken Irak’ı suçladı. Bilindiği gibi Irak’ın işgaline ve bölünmesine giden süreç böylece başladı.
Küresel konjonktür uygun olduğu an ABD/İsrail ikilisi bölgede İran odaklı, Türkiye’nin de dahil olacağı büyük bir savaş çıkaracağı kesindir.
Hesaplar böyle bir savaş sonrasında her iki ülkenin de bölünmesini sağlamak üzerine yapılmıştır. ABD’nin Türkiye’ye S 400 konusundaki tepkisi de bununla ilgilidir. Kendi kontrolü dışında bir silah sistemine Türkiye’nin sahip olmasını istemiyor. Yarın bu silahları Türkiye’nin ABD uçaklarına karşı kullanacağını biliyor, tedbiri baştan alıyor!
18 Şubat 2019 Pazartesi
Erdoğan'ın egemenliği ve Mart'ın sonu
Cahit Armağan Dilek
Türkiye'yi yönetenler bölgede Türkiye'ye rağmen yeni bir dizayn olmaz diyor ama sahadaki gelişmeler aksini gösteriyor.
Özellikle 2011'den sonraki hesapsız, öngörüsüz politikalar ve tarafları idare etme yaklaşımı Türkiye'yi açmazlara sürüklemiş, bertaraf olmamak için taraf seçmek noktasına getirmiştir.
Erdoğan Temmuz'da S-400'leri alacağız derken Pence'in müttefiklerimizin doğudan silah almasına seyirci kalamayız açıklaması karar anının çok yaklaştığını gösteriyor. İpi koparmaya cesaret edilebilecek mi göreceğiz.
Soçi'de gördük. Rusya ve İran, Türkiye'nin yeniden Suriye'ye girmesine karşı. Bunun için de Adana Mutabakatı'nı ortaya koyuyorlar. PYD/YPG'nin mücadelesini takdir ediyorlar ve yeni Suriye'de haklarını almasını destekliyorlar. Zirvedeki bu çıkış zirvede olmasalar da PYD'yi Soçi zirvesinin kazananı yapıyor.
Erdoğan yönetimi ise anlaşılmaz bir şekilde mutabakatın Suriye'ye girmeye cevaz verdiğini, bunu kullanacağını söylüyor. Hal böyle olunca Astana'nın diğer ortaklarının Türkiye'ye yönelik kaygıları iyice artıyor. Erdoğan son yaptığı, Suriye yönetimini tanımıyoruz açıklamasıyla ipleri iyice koparıyor. Mutabakat ortak iş birliği ve karardan bahsediyor. Tanımadığınız yönetimle ortak imzaladığınız mutabakatı nasıl işleteceksiniz? İşletmeden yapacağınız her hareket işgal suçlamasıyla karşılaşacaktır.
Ayrıca siz Fırat'ın doğusunu ve Menbic'i gündemin başına koymak isteseniz de Rusya/İran ve Suriye için ana öncelik İdlib. İdlib'de Halep-Lazkiye kara yolunun güneyinde çatışmalar gittikçe yoğunlaşıyor.
Rusya/Suriye operasyonları sınırlı olsa da an meselesi. Türkiye bunları görmezden gelip karşı politikalar geliştiremezse hem Fırat'ın doğusunu, hem de batısında tamamen kaybedecek.
İşgal demişken Amerikan dokümanlarına bakmak gerekiyor. Irak ve Suriye'deki operasyonlara ilişkin Ocak 2019'da Kongre'ye sunulan raporda Türkiye'nin Fırat Kalkanı (FK) ve Afrin bölgelerini işgal ettiği yazılı. Son olarak Kongre Araştırmalar Merkezi'nin (CRS) Türkiye-ABD ilişkilerine ilişkin 09 Şubat tarihli raporunda da FK ve Afrin operasyonları işgal olarak tanımlanıyor.
CRS raporunda başka ilginç ifadeler de var. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yönetimini otoriter ve kutuplaştırıcı olarak belirtip Türkiye'deki iç politikanın değerlendirildiği bölümde Erdoğan's Rule başlığı altında incelenmesi manidar. Normal şartlarda yönetimi/idareyi adminstration veya government kelimeleriyle, demokratik olmayan otoriter tek adam yönetimlerini de regime (rejim) olarak tanımlıyorlar.
Raporda geçen rule (egemenlik, düzen) ise yönetim ile rejim arasında bir yere oturuyor. Bu haliyle de ABD'nin Türkiye'ye bakışını gösteriyor ve ABD'nin Türkiye karşıtı politikaları olarak sahaya yansıyor. Çok ilginçtir bu karşıtlık Suriye'de Rusya ve İran'ın tutumlarıyla paralellik gösteriyor. Yani Türkiye, hem batı hem de doğudaki ortaklarınca iş birliği yapılıyor algısı üzerinden bölgeden dışlanıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekibi ısrarla "Trump iyi, çevresi kötü" anlayışını savunsalar da aslında Trump'ın, çevresinden farklı olmadığını, çevresiyle birlikte hareket ettiğini görmek istemiyor.
Trump'ın 19 Aralık 2019daki çekilme kararından sonra senatör Graham'ın arabulucu ve adeta gizli başkan gibi olduğunu görüyoruz. Trump, artık mesajlarını Graham üzerinden veriyor. Bu anlamda Münih Güvenlik Konferansı'nda Suriye bağlamında söyledikleri çok dikkat çekici.
Graham söylediklerini Trump'la detaylı olarak konuştuklarını belirtip "Trump yakında size gelecek ve yardımınızı isteyecek ve siz de umarım ki 'evet' diyeceksiniz ve buna karşılık ise sadece ABD'ye has kabiliyetlerimiz de Suriye'deki savaşta kalmaya devam edecek" diyor.
Peşinden de baklayı ağzından çıkarıyor: "Biz oyun kurmazsak Türkiye, Suriye'ye girer ve YPG tehdidiyle ilgilenir". Oyunu ABD Svn. Bak. Vekili Shanahan şöyle açıklamıştı: Suriye'nin kuzeydoğusunda Batılı ülkelerden oluşacak izleme görevi yapacak bir gözlem gücü kurulması.
WP gazetesi de detayları paylaştı. Batılı ülkeler 1500 civarında güç oluşturacak, ABD de 200 civarında askerle katılacak. CENTCOM Votel da ABD'nin Suriye'de belirli sayıda asker bırakabileceğini ifade etmişti. Shanahan bunu NATO toplantısına getirdiğine göre bu gücün liderliğini NATO'nun yapması büyük olasılık. Çünkü Trump, Avrupa'yı terörle tehdit ediyor: İş birliği yapmazsanız Avrupalı esir IŞİD'lileri serbest bırakırız.
Ve asıl bomba dün Jeffrey'den geldi: ABD, rejimin Suriye kuzeydoğusunda kontrolü ele almasını istemiyor.
Ve ekliyor: Çekilmemiz ani, hızlı olmayacak, safha safha olacak. Yani iş sürüncemeye bırakılıyor. Türkiye'yi oyunda saf dışı bırakacak plan için 31 Mart seçimlerini bekliyorlar. Çünkü ekonomik krizin patlayacağını düşünüyorlar. Trump'ın ekonominizi mahvederiz twitini unutmayın.
ABD'li yetkililer tek bir ağızdan konuşuyor. Koordine edilmiş ABD planı devrede. Siz halen günde en az 15 yalan söyleyen Trump'ın iyi olduğunu, Türkiye'ye verdiği sözleri tutacağını düşünüyor musunuz?
İçeride durum malum. Ama dış politikada da Mart'ın sonu Türkiye için karakış.
10 Şubat 2019 Pazar
Ben Kötü Bir Dış Güç Olsaydım
Ben Kötü Bir Dış Güç Olsaydım
Nazım Peker
Ben bir kötü dış güç olsam bu işleri sırasıyla yapardım Peki de dışgüçlerin bunu benim ülkemde yapılmasını sağlayanlara ne demeliyiz?
Çoktandır düşünmekteyim, neden BATI ve Dışgüçler, BOP projesini, “Arap Baharı” diye baştanbaşa Kuzey Afrika ve hemen hemen de Ortadoğu’da uyguladıkları halde Türkiye’de halen başaramadılar?”
Karşımıza Atatürk gibi bir önder ve onun sağlam kurum ve kurallarıyla kurduğu kalın duvarlar gibi Türkiye Cumhuriyeti çıktı.
Türkiye’yi federasyonlara ayırmanın önündeki en büyük engel; Atatürk ve onun kurduğu cumhuriyet çıkmakta. Öyleyse ne yapmalıyım?
Şu noktalardan hareket etmem gerekirdi:
1- Önce TBMM’nde ses çıkarmayacak birbiriyle çelişecek, kalabalık bir vekil olmasını sağlardım. Meclis’in işler ve diri yapısını bozardım. 400’lerden başlayıp sayısı son yıllarda 600’leri bulan vekilin karar vereceği işleri tek bir adamın karar vereceği hale taşırdım.
Öyle ya 600
kişinin içerisinde bana karşı durabilecek birileri çıkıp diğerlerini de
etkileyebilirdi. Kim uğraşmak isterdi 600 vekille? Tek adamın yetkisi, tüm meclisin yetkisinden daha büyük olmalıydı. Uğraşır ve bunu mutlaka yapardım.
2- TSK’nın bu işe karşı olacağı biliniyordu. Bu yüzden onu da hareketsiz
kılmak lazımdı. TSK üzerinde asılsız astarsız kumpaslar kurar, milletin
5.000 yıllık destanlarının adı ile anılan, “Peygamber Ocağı” bilinen bu yapıya operasyonlar
tezgâhlar, onun yatak odasına girer, en mahrem bilgilerini, kozmik
odasını filan uluorta açığa çıkarır, yılların emeğini hiç, sonra da ordunun temeli, gözdesi olan askeri liselerini, GATA gibi hayati sağlık kurumlarını darmadağın ederdim!..
3- Hukuk sitemiyle oynar, önce hukukun yansız yapısını bozar, sonra hukuku güvenilmez ve istediğim gibi karar çıkmasını sağlardım. Böylece Türk insanın hukuka güvenini sarsar, korku ve endişe ortamı oluşmasını başarırdım.
Bu üç şıkkı yapınca devlet hareket edemez hale gelirdi. Geriye bu işe
sokakta tepki koyabilecek halk yığınları ile bazı topluluklar kalırdı.
Sokakta
bu işe karşı koyacak yapıların en dinamik olanı yıllardır sistemli bir
teşkilat yapısı oluşturmuş, ülkesini karşılıksız seven ve onun için
canını verebilecek Anadolu’nun yiğit evlatlarından oluşan; ülkenin 57.
Alayı konumunda olan ÜLKÜCÜLER ve ÜLKÜ OCAKLARI vardı.
Son aşamada bu dirençli yapıya müdahale ederdim. Ya kapatır, ya dönüştürür, ya parçalara ayırır, amma neticede mutlaka hareketsiz hale getirirdim.
Ülkücü birliği dağıtırdım. MHP’li, İYİ PARTİ’li, BBP’li
ülkücü oluştururdum.
Erciyes Zafer Kurultayı, Konya Yaka-Manastır Kurultayı,
Bursa Kocayayla Kurultayı, Mersin Taşeli Kurultayı gibi kurultayları
iptal ettirerek MHP’yi Türkiye genelinde etkisiz kılar; “Ülkücüleri
sokaktan ve terörden çekiyorum” gerekçesiyle de sokakları boş, ülkeyi de
dirençsiz bırakırdım.
Şimdi Türkiye’nin haritasına bir bakın bakalım. Siz bir kötü dışgüç olsaydınız bunları yapmaz mıydınız?
Söyledim ya! Ben bir kötü dış güç olsam bu işleri sırasıyla yapardım.
Peki de dışgüçlerin bunu benim ülkemde yapılmasını sağlayanlara ne demeliyiz?
Allah’ım! Cümlemizi, vatanımızı ve laik, sosyal üniter yapımızı kötü dış güçlerden ve dahi kötü içgüçlerden korusun inşallah.
Amin!...
Esen kalınız.
http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/nazim-peker/ben-kotu-bir-dis-guc-olsaydim-441349m.html
29 Ocak 2019 Salı
Başımıza geçirilen yeni çuvallar !!!
Başımıza geçirilen yeni çuvallar !!!
Cahit Armağan Dilek
Yunanistan; Ege ve Doğu Akdeniz'de Türkiye karşıtı kumpaslarını, ABD'yi de içerecek askerî ittifaklara dönüştürmekte epey mesafe aldı. Geçen haftalarda hükümetinde değişiklikler oldu.
İstifa eden Savunma Bakanı Kammenos'un yerine Genelkurmay Başkanı Ora. Apostolakis getirildi.
Çipras bu atamanın hem yerel hem de dış politika açısından bir mesaj olduğunu söyledi.
Yunanistan'ı bir arada tutan ana unsurların başında Türk düşmanlığı gelir. Bu bağlamda dış politikadaki mesajın Türkiye'ye olduğu aşikâr.
Apostolakis'in yabancı diplomatlarla ilk görüşmesinde ABD'nin Atina büyükelçisinin seçilmesi de tesadüf değil.
Kıbrıs, Ege ve Yunanistan'da siyasi ve askerî tüm faaliyetlerde boy gösteren, adeta bir Yunanlı gibi konuşan ABD'li büyükelçinin ziyaretinde Yunanistan-ABD ikili savunma iş birliği ve güvenlik konularının görüşülmüş, Türklerin Ege ve Doğu Akdeniz'de kural tanımayan kışkırtıcı davranışları şikâyet edilmiş!
Kammenos bile kendisini değiştiren Apostolakis'e destek veriyor. SAT komandosu olan Apostolakis'in Kardak'ın öcünü alma ve orada yeni bir senaryo gerçekleştirmek üzere Kammenos'tan vasiyet almış olabileceğini söylersek hiç de abartmış olmayız.
Eski Bakan Kammenos, Kardak krizinin her yıl dönümünde kayalıklara yakın bölgeye çelenk atıyor, Yunanistan'ın işgal ettiği 18 Türk adası dahil Ege'nin doğusundaki adalarda sürekli varlık gösterip devlet uygulaması yaptırıyordu.
Yeni Savunma Bakanı da onu aratmıyor. İlk yaptığı da aynı Kammenos gibi aralarında işgal altındaki adalarımız dahil Türk kıyılarına yakın adalara çıkmak oldu.
Apostolakis'in Doğu Ege adalarına yaptığı ziyaretlerde Averof Zırhlısı'nın büyük boy bir maketini dikiyor. Geçtiğimiz hafta Sakız adasına dikilen maketin aynısı Midilli, İpsara ve diğer adalara da dikilecek.
Gemi maketinde ne var demeyin. Yunan donanmasının amiral gemisi olan Averof Zırhlısı'nın 1910'dan itibaren Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı esnasında yaptıklarına bakıldığında Türk düşmanlığına dayanan Yunan kimliğinin oluşmasında ne kadar önemli olduğunu görürsünüz.
Doğu Ege'deki adaların işgal edilmesinde Yunanlar açısından önemli görevler icra eden Averof, Mondros Mütarekesi sonrasında İstanbul'a demirleyen işgal kuvvetleri donanması arasında yer almış ve zaman zaman Karadeniz'e açılarak Türk topraklarını bombalamıştır.
Bugün Pire limanında müze olarak kullanılan Averof Zırhlısı'nın maketinin Doğu Ege adalarına dikilmesi Yunanistan'ın işgalci ve yayılmacı emellerini göstermesi açısından dikkat çekici.
Yunanistan bu adalara tabii ki sadece maket yerleştirmiyor. Özellikle Doğu Ege Adaları'nın hava savunma imkân kabiliyetinin artırılması maksadıyla 100 adet Rheinmetall Mk 20 RH 202 topunu geçen haftalarda bu adalara konuşlandırdı.
Kaçıncı kez söyleyeceğiz bilmiyorum ama bu adalar; Lozan ve diğer uluslararası anlaşmalarla silahsızlandırmış adalar statüsünde.
Bu, askerimizin başına çuval geçirmenin başka bir versiyonu değil mi? Türkiye'yi yönetenler bunlara daha ne kadar sessiz kalacak acaba?
Bu sessizlik ve tepkisizlik sadece Ege'de değil. Irak kuzeyinde sınırımıza yakın Şeladize'deki üs noktamıza yapılan baskın sonrasında kabul edilemez görüntüler ortaya çıktı.
Yetkililer bunu PKK provokasyonu olarak anlatıp gerekli tedbirlerin de Barzani yönetimince alınacağını söyledi.
Erdoğan "İşte bugün Kuzey Irak'ta yanlış yapmaya kalktılar, uçaklarımız, silahlı insansız hava araçlarımız havalandı, dağıldılar" dedi.
Sosyal medyada paylaşılan görüntülere bakılırsa üssümüz tamamen yakılmış yıkılmış. Bunu sadece "hata" olarak değerlendirmek mümkün değil. Nedense "müzik notası mı?" sorusunu hatırlattı.
Sınır ötesindeki askerî üssümüzün basılıp yakılıp yıkılmasına yol açan nedenleri, Akdeniz'den İran'a kadar cephe hattına dönüşmüş bir tehdit ortamında bu saldırılara karşı gerekli üs güvenlik tedbirleri ve angajman kurallarının olup olmadığı iyi incelenmeli.
Olay sadece "PKK'nın provokasyonu var"la geçiştirilemez.
Hele hele Barzani yönetiminin de "provokasyon var sorumlular yakalanacak" vs.. açıklamalarına hiç güvenilemez.
Barzani'nin Şubat 2008'de, benzer şekilde, operasyona katılacak oradaki birliklerimizi aynen engellediği ortadayken.
Bu olay Irak'ta ikinci çuval geçirme olarak tarihte yerini alacaktır.
Birincisinde ABD güdümünde Talabani+PKK vardı şimdi yine ABD güdümünde PKK+Barzani ortaklığı var.
Bu şer ittifakına yarın Bağdat da eşlik eder diye yazacaktım ki Bağdat Türkiye'yi uyardı, kınadı haberi düştü bile.
İkinci çuvaldır çünkü, bu Suriye'de olduğu gibi Irak'ta da Türkiye'yi operasyon yapamaz hale getirme projesidir.
Bu aynı zamanda Suriye'de Türkiye gözetiminde güvenli bölge olamazın gösterilmesi operasyonudur.
Yarın ABD de olup bitenden habersizmiş, hiçbir şey bilmiyormuş gibi arabulucu olarak devreye girer, taraflar arasında mekanizma kurar, yol haritası verir!
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/basimiza-gecirilen-yeni-cuvallar-50566yy.htm
Etiketler:
abd,
akdeniz,
amerika,
Başımıza geçirilen yeni çuvallar,
bölücü örgütler,
ege,
ırak,
iran,
israil,
mısır,
ortadoğu,
suriye,
türk askeri,
türk ordusu,
türkiye,
yaşadıkça türkçüyüz,
yunanistan
7 Ocak 2019 Pazartesi
Türkiye’ye Karşı Oynanan Oyun!
Türkiye’ye Karşı Oynanan Oyun!
Özcan Yeniçeri
Türkiye’ye karşı ABD’nin oynadığı bu yeni oyun bozulmalıdır.
Bunun yolu da Fırat’ın doğusundaki stratejik hedeflere karşı bir an önce harekete geçmekle mümkündür.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, önce “bir gece ansızın gelebiliriz” dedi. Sonra da Aralığın 12’sinde “Fırat’ın doğusundaki harekâta birkaç gün içinde başlayacağız” diye açıklama yaptı.
Birlikler sınıra kaydırıldı, kafileler halinde zırhlı araçlar bölgeye taşındı. Hazırlıklar tamamlandı ve emir beklenmeye başladı.
Bu arada Suriye içindeki Türkiye’ye müzahir unsurlar
harekete geçirildi. YPG/PKK mevzilerine özellikle Münbic ve Tel
Rıfat’ta ÖSO pozisyon alındı.
İşte tam bu aşamada Başkan Trump’tan “Suriye'de bulunmamızın amacı DEAŞ'ı yenmekti. DEAŞ'ı yendik... çekiliyoruz” açıklaması geldi.
Aynı zaman diliminde de Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada “Suriye'den çekilmeye başladık” denildi.
Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump görüştü.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşme sonrasında ‘bir kaç gün içinde başlayacak’ dediği Fırat'ın doğusuna yönelik askeri harekâtın yakın zamanda yapılmayacağını açıkladı.
Cumhurbaşkanı “Trump'la
yaptığımız telefon görüşmesi, gerek diplomasi ve güvenlik
birimlerimizin temasları, gerekse Amerikan tarafından yapılan
açıklamalar, bizi bir müddet daha beklemeye yöneltti, tabi bu ucu açık
bir bekleme süreci değildir.” Dedi.
PYD’ye zaman ve müttefik kazandırmak!
ABD Başkanı Trump’ın niyeti ise daha başkadır.
O, açık açık ‘Suriye'den çekilmeyi zamana yayacaklarını ve Kürt güçlerini koruyacaklarını’ söyledi.
Dahası Suriye için de, “Kum ve ölümden söz ediyoruz. Büyük bir zenginlikten söz etmiyoruz” diyerek gerçek niyetini ortaya koymuş oldu Dış işleri Bakanı Mıke Pompeo da ”Sadece çekilme değil...
Türklerin Kürtleri katletmemelerini sağlamak” gibi küstah bir ABD misyonundan söz etmiştir.
Gelinen aşamada “Suriye’den çekiliyoruz” diyen ABD’nin gerçekte Türkiye’yi oyalayarak PYD’ye zaman kazandırmak istediği açıktır.
Nitekim bunda da başarılı olmuştur.
ABD’nin “Suriye’den çekiliyoruz” açıklaması “bir kaç gün içinde” harekâta başlayacak olan Türk birliklerinin sınırda tutulmasına neden olmuştur.
Türkiye’nin operasyonu yapmasının geçiktirilmesi, YPG’ye zaman ve müttefik kazandırmak amaçlıdır.
Suriye’nin kuzeyinden ABD’nin çekilmesiyle oluşacak güç
boşluğunu Türkiye’nin doldurmaması için Suudi liderliğindeki blok,
ABD’nin yönlendirmesiyle harekete geçmiş bulunmaktadır.
Suudiler bir yandan Esad rejimi ile iyi ilişkiler kurarak, diğer yandan Suriye’nin kuzeyindeki YPG’yi parayla satın alarak Türkiye ve İran’a karşı onları kullanmayı düşünmektedir.
Nitekim PYD yöneticileri ABD'nin Suriye'nin kuzeyinde YPG'nin olduğu alanlara Arap devletlerini yerleştirmeye çalıştığını açıklamışlardır.
Trump'ın ABD'nin çekileceği bölgelere Arap ülkelerinin askerlerini konuşlandırmak istediğini, bu amaçla Mısır ve BAE subaylarının Menbiç'te incelemelerde bulunduğunu da İsrailli istihbarat kaynakları açıklamaktadır.
Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, Suriye'den çekilmek isteyen ABD Başkanı Donald Trump'ın, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Amerikan askerlerinin yerine Mısır ve Körfez Arap krallıklarının askerlerinin konuşlanması için temaslar yürüttüğünü yazdı.
Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, kısa süre önce Mısır
İstihbarat Servisi Başkan’ından Suriye'ye Arap gücü planına Mısır'ın
katkıda bulunmak isteyip istemediğini sorduğu, açıklandı.
Trump yönetimi açıkca Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar'dan bölgeye asker göndermelerini talep etmektedir.
Konuyla ilgili olarak Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükri de Mısır'ın
Suriye'ye Arap askeri gönderilmesi olasılığını diğer ülkelerle
görüştüğünü açıkladı.
“Şükri, Suriye'deki durumla ilgili olarak, ülkedeki askerlerin Arap askerlerle değiştirilmesinin olasılık dahilinde olduğunu” söyledi.
Şükri, “Bu öneri sadece medya tarafından tartışılmıyor aynı zamanda bu fikirlerin Suriye'de istikrarı sağlamaya nasıl katkı yapabileceğini tartışan ve müzakere eden çeşitli ülkelerin yetkililerince de ele alınıyor” diyor.
Türkiye’ye karşı ABD’nin oynadığı bu yeni oyun
bozulmalıdır.
Bunun yolu da Fırat’ın doğusundaki stratejik hedeflere karşı bir an önce harekete geçmekle mümkündür.
ABD’nin bölgeyi Türkiye karşıtı güçlerle doldurmasına daha fazla izin verilmemelidir.
http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/ozcan-yeniceri/turkiye-ye-karsi-oynanan-oyun-441241m.html
Etiketler:
abd,
amerika,
bop projesi,
deaş,
fırat'ın doğusu,
ırak,
iran,
istail,
mısır,
ortadoğu,
öso,
pkk,
pyd,
suriye,
türk ordusu,
Türkiye’ye Karşı Oynanan Oyun,
yaşadıkça türkçüyüz,
ypg
31 Aralık 2018 Pazartesi
Orta Doğu Yeni Oluşumlara Gebe
Orta Doğu Yeni Oluşumlara Gebe
Ata Atun
Tüm bu hesapları bozacak tek durum, Ankara ile Şam’ın yakınlaşması.
1914 yılında yaşanan I. Dünya Savaşında emperyalist (yayılmacı) Avrupalıların bitmeyen hırsları ve açgözlülükleri nedeni ile asırlardır huzur ve barış içinde yaşayan Orta Doğu’da uzun zamandan bu yana kan akmakta. Akan kana ilaveten de huzursuzluk, düşmanlık, katliamlar ve göçmenlik hat safhada, insanlığın doğduğuna inanılan bu coğrafyada.
Batı
dünyasında ve Doğu’da Orta Doğu derken akla gelen ülkeler Lübnan,
Suriye, Irak, Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri,
Katar ve Kuveyt. Sudan, duruma göre bazen Orta Doğu’nun bir parçası,
bazen de değil. Bu devletlerin tümü de I. Dünya Savaşından
sonra emperyalist Avrupalıların kurdukları ve sınırları dönemin
İngiltere’nin Orta Doğu’dan sorumlu personeli MI5 ajanı Gertrude Bell adlı kadın ajan tarafından cetvelle çizilmiş Arap kabilelerinden oluşan yapay devletler. Bu sınırları harita üzerinde çizerken Gertrude
Bell’in hedefi, Filistin kıyılarından Orta Doğu’ya ayak basan İngiliz
Kuvvetlerinin Basra Körfezine kadar karadan İngiltere’nin kontrolü
altındaki (yapay) devletlerin topraklarından kolayca geçebilmeleriydi. Nitekim de istedikleri aynen gerçekleşti.
İsrail, Türkiye ve İran, Orta Doğu kapsamının dışında bırakılmış Arap olmadıkları için. Nedense Batılı, Doğulu ve Afrikalılara, “Türkiye, İran veya İsrail Orta Doğu’da mıdır?” diye sorarsanız, yanıtı ezici çoğunlukla “hayır” olmakta zira akıllarda Orta Doğu hep, Akdeniz’in doğusunda Arapların yaşadığı bölge olarak yer etmiş.
Biraz tarihe göz atacak olursak;1914 yılından 1956 yılındaki Arap-İsrail ve baryaları (Kıbrıs Türkçesinde yakın dost demektir) Süveyş Krizi savaşına kadar Orta Doğu’daki hakimiyetlerini keyifle sürdüren İngiltere ve Fransa, bu savaştan sonra, İsrail ile birlikte Mısır ordusunu hezimete uğratmış ve savaşı kazanmış olmalarına rağmen ABD’nin baskısı ile boyunları bükük olarak bölgeden ayrıldılar. Orta Doğu’nun hakimiyeti de bu tarihten sonra ABD’nin eline geçti.
Günümüzde Orta Doğu’nun kaderini belirleyen emperyalist güç İsrail. Tüm Yahudilerin kalplerinde ve akıllarında “Hittin Sendromu” adeta genetik bir olgu gibi Yahudilere sirayet etmiş. (1187 yılında, Salahaddin Eyyubi’ nin haçlı ordusunu çembere alıp kelime anlamıyla “yok ettiği”, Kudüs kralını esir aldığı, Haçlıların tümünü de denize döktüğü savaşın gerçekleştiği yerdir “Hittin.” Bu savaşın adı da “Hittin Savaşı”dır.)
Bu sendromla Yahudiler, birgün Arapların gene bir komutanın
liderliğinde birleşeceği ve İsrail ordusunu yenerek tüm Yahudileri
denize dökeceği korkusunu içlerinde taşımaktalar.
1948 ve 1967’de yaşanan Arap-İsrail savaşlarında İsrail galip gelmiş olmasına rağmen 1973 yılında yaşanan Yom Kippur savaşında
İsrail ordusu hezimete uğramış ve Tel Aviv’e doğru çekilmeye
başlamışken, İsrail son çare olarak nükleer silah kullanmak kararını
alınca, ABD savaşa müdahale etmiş, bir hava köprüsü kurmuş ve
İsrail’e her tür askeri yardımı yaparak, Suriye, Mısır, Ürdün ve Irak’ın
birlikte oluşturdukları “Arap Ordusu”nu yenmesini sağlamıştı.
Belli ki Yom Kippur Savaşı ABD ve İsrail yöneticilerine büyük bir ders
verdiğinden şimdilerde Orta Doğu’ya hakim olma hedefleri biraz farklılık
içeriyor. Bu ülkeler, Arap Orduları ile hiç bir zaman
bitmeyecek savaşlar yapmak yerine Arap ordularını yönetmeyi ve ellerine
ABD’ye ve İsrail’e karşı kullanamayacakları silahlar vermeyi
planlamışlar. Bu dahiyane plan uzun vadeli ve 7 aşamalı.
Yapılan uzun vadeli stratejik planın birinci aşaması gerçekleşti ve kadife bir darbe ile Suudi Prens Muhammed Bin Salman Suudi Arabistan’ın başına getirildi.
İkinci aşama, Arap NATO’su olarak anılan Orta Doğu Stratejik İttifakı’nı ODSİ’yi (Middle East Stratejic Alliance-Orta Doğu Stratejik İttifakı ) kurmak ve parasal gücünü kullanarak bu örgütün yönetimin başına Genel Sekreter olarak Muhammed Bin Salman’ı getirmek.
Üçüncü aşama ise ODSİ Genel Sekreteri olarak Muhammed Bin
Salman’ı Filistin-İsrail sorununu çözmekle görevlendirmek ve parasal
gücünü kullanıp, Filistinlilerinin bazılarını paraya boğarak, bazılarını
satın alarak Filistin-İsrail Barış Planını kalıcı olarak
sonuçlandırmasını sağlamak. Barış Anlaşmasından sonra da Muhammed Bin Salman’ı Arap dünyasının lideri yapmak.
Dördüncü aşamada ODSİ’ye üye ülkelerden oluşan ve adı “İslam Ordusu” olacak bir orduyu kurdurmak ve bu ordunun Başkumandanlığına da Muhammed Bin Salman’ın getirilmesini sağlamak.
Beşinci aşamada İslam Ordusu’nun tüm silahlarını, -Başkomutan
vasıtası ile- çoğunlukla ABD ve İsrail’den, istihbarat yazılımları ve
malzemelerinin tümünün İsrail’den alınmasını sağlamak. İslam
Ordunun kullanacağı vurucu gücü yüksek olan savaş uçağı, tank, balistik
füzeler ve benzeri silahların yazılımlarında İsrail ve ABD dost ülke
olarak yer almasını ve İslam Ordusunun hiçbir zaman ve koşulda İsrail ve ABD’ye karşı kullanılamamasını sağlamak.
Altıncı aşamada Türkiye’nin güçlenmesi ve Orta Doğu’da söz
sahibi olması yaptırımlarla önlenirken, İran’ın da ambargo ile pasifize
edilerek ses çıkarmamasını sağlamak.
Yedinci ve son aşama ise İsrail’in güvenliğini daha da pekiştirebilmek için sınırlarını büyütmesini gerçekleştirmek.
Bu planın gerçekleşmesinin önündeki en büyük engel Türkiye ve Suriye. ABD ve İsrail için Ankara-Şam yakınlaşması, bölgede yeni bir denge ve cephe oluşmasına yol açacak, devamı olarak da Türkiye-İran-Rusya ve Suriye’den oluşacak dörtlü
cephenin, belki de Sudan ve Katar’ın katılımıyla da “Altılı Cephe”nin
ortaya çıkmasına yol açacak ve İsrail’in büyük Kürdistan projesi ile
sınırlarını genişletmek planının suya düşmesine neden olacaktır.
Tüm bu hesapları bozacak tek durum, Ankara ile Şam’ın yakınlaşması.
Ankara ile Şam yeniden yakınlaşırsa Orta Doğu’daki dengeler alt üst
olacak ve uzun vadede kazananların başında da Türkiye ve Suriye gelecek
gibi görünüyor.
http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/ata-atun/orta-dogu-yeni-olusumlara-gebe-441214m.html
Etiketler:
amerika,
bop,
bop projesi,
ırak,
iran,
israil,
katar,
kuveyt,
lübnan,
mısır,
Orta Doğu Yeni Oluşumlara Gebe,
sudan,
suriye,
suudi arabistan,
türk milleti,
türkiye,
ürdün,
yaşadıkça türkçüyüz
27 Aralık 2018 Perşembe
‘’ABD Çekiliyor,’’ Falan Filan!
‘’ABD Çekiliyor,’’ Falan Filan!
Selami Yıldırım
ABD çekilmedi!..
Eğitip donattığı 30 000 YPG-PKK’yı kendine piyade yaptı.
‘’ABD çekiliyor,’’ falan filan
‘’ABD, YPG-PKK’yı yüz üstü bıraktı,’’ falan filan !..
Hiç düşünmüyorlar;
ABD, aylardır eğittiği YPG-PKK’nın düzenli bir ordu haline getirdiğini,silah ve mühimmat dolu 5 000 TIR ile de donattıklarından hiç söz etmiyorlar.
-Kime karşı eğitildiler-donatıldılar?..
-IŞİD’e ha!..
-AB-D’nin kendi kurduğu ve eleman sağladığı IŞİD’e karşı ha!..
-Hani şu ‘’yendik’’ dedikleri IŞİD ha!..
Kendi kurdukları terör örgütünü mü yendiler?..
Yapmayın ya, yapmayın ya!..
ABD çekilmedi!..
Eğitip donattığı 30 000 YPG-PKK’yı kendine piyade yaptı.
Onlar savaşır, AB-D savaş ekonomisinden geçimini sağlar.
AB-D’nin piyadesi YPG-PKK kimle savaşacak?
Yakında hep birlikte, ABD’nin, hangi ülkeye (!) ‘’demokrasiyi getirdiğinin’’ müadalesini görürüz.
ABD çekildi ha!..
Irak’tan da defalarca çekildiğini unuttuk de mi!..
Niye Irak ?.. . Niye Suriye ? ...
Irak’ın Kuzeyinde uyguladığının başka bir versiyonu Suriye’nin Kuzeyinde uygulanıyor.
‘’Dört ülkeden tek devlet; B. Kürtistan!’’
Hatırladık mı bir yerlerden bu cümleyi?..
ABD ve koalisyona katılan ülkeler, YPG-PKK’yı eğitip-donatırken; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetenler ne yapıyordu?
‘’Fırat’ın Doğusuna’’ müdale ettiğimizde karşımıza bir YPG-PKK mı olacak?
Biz müdale ederken diğerleri seyredecekler değil mi?..
Biz, YPG-PKK eğitilir-donatılırken seyrettiğimiz gibi ha!..
21 Aralık 2018 Cuma
ABD, Sevr ve BOP
ABD, Sevr ve BOP
Mehmet Sayın
Ben ABD'nin "Büyük Orta Doğu projesi" yani "BOP" tan asla vazgeçmeyeceğini düşünenlerdenim.
Sevr o zamanki adıyla “Düvel-i Muazzama”nın yüz yıl önceki planıydı dedelerimiz o planı yırttı ve tarihin çöplüğüne attı.
Ama onlar plandan hiç vazgeçmediler vazgeçmedikleri de Lozan'da Amerika’nın Türkiye'nin sınırlarını tanımamasından belliydi.
Planın en önemli maddelerinde biri de Kürdistan projesiydi;
İşte bu oyun yüz yıl sonra BOP adıyla yeniden sahneye kondu, ben normal şartlar altında Türk devletinin bu oyunu da akamete uğratabilecek güçte olduğuna inanıyorum;
Ama normal şartlarda tabii bu şartlardan neleri kast ettiğimi de biraz sonra göreceksiniz;
İki gün önce Amerika başkanı Trump askerlerini Suriye'den çekeceğini açıkladı ve çekmeye başladıklarını da söyledi.
Bu durum bana
göre de memnuniyet vericidir ve Türkiye'nin kararlı davranmasının
sonucunda da alınmıştır.
Ve Türkiye için bir başarıdır da;
Peki bu Amerika’nın taktik anlamda bir geri çekilmesi de olabilir mi?
Olabilir tabii o da mümkündür,
bana göre olayların sıcaklığı içerisinde yapılacak yorumlar her zaman
kendi hata paylarını da içinde taşır, bundan dolayı benim bu noktada
yazdıklarımı da "fikir jimnastiği" olarak kabul edebilirsiniz.
Ben ABD'nin "Büyük Orta Doğu projesi" yani "BOP" tan asla vazgeçmeyeceğini düşünenlerdenim;
Bu projenin en önemli halkası da "Dört parçalı Büyük Kürdistan" projesidir.
Yani Türkiye, Irak, Suriye ve İran toprakları üzerinde oluşturulabilecek muhayyel Kürdistan.
Bu proje emperyalizmin yüz yıllık hayalidir aynı zamanda.
Bu projeyi askeri güç yoluyla uygulayamazlar ise başka yolları deneyeceklerinden de emin olabilirsiniz;
Peki o yollar hangileridir;
Aşağıda o yolları ve o yolların uygulanabilmesi için gerekli şartları açıklayacağım;
Bundan 12 sene öncesiydi o zamanki Samanyolu TV kanalında "Açı" programı
vardı programda merhum Mahir Kaynak'ın ağzından şu sözleri duymuştum;
"Türkiye mutlak surette büyümek zorundadır büyümezse küçülür"
Mahir Kaynak sözlerinin devamında da Irak'tan koparılacak Kürdistan
parçasının Türkiye'nin himayesine verilmesinin ve Türkiye'nin de federal
bir yapıya dönüşmesinin gerekli olduğunu savunuyordu.
Tuzak işte bu "federal yapı" sözündeydi ve bu söz Türkiye'nin büyümesi gibi ağzımıza çalınan bir parmak bal ile gizlenen bir tuzak ve bir dayatmaydı.
Türkiye bu tuzağa düşmedi ama hemen ardından da Türk ordusuna kurulan Ergenekon ve Balyoz kumpasları geldi.
O tuzakların hepsinin ardında da 15 Temmuz kalkışmasını yapan Fetullah
Gülen çetesinin ardında da Amerika vardı ve bu apaçık bir gerçekti.
Planı uygulayamadılar ama Türk askerini yıpratmayı başardılar.
Başaramadıkları planı şimdi başka yollar kullanarak uygulamayı deneyeceklerinden de emin olabilirsiniz;
Yukarıda normal şartlar altında uygulayamayacakları plandan bahsettim;
Bir de olağanüstü şartlar var tabii;
O şartlar da bir ekonomik kriz ve maddi zorluklar ortamıdır.
Bu ortamın oluşma ihtimali de çok yüksektir ve "şayet bu ortam oluşursa"
ülkemizin yukarıda yazdığım dayatmalara maruz kalacağından da emin
olabilirsiniz;
Bunun ön hazırlıkları da ortadadır;
Oslo görüşmeleri türünden
görüşmelerin el altından yürütüldüğü ve aynı zamanda birilerinin
federal sistemi araştırdıkları dedikoduları da ayyuka çıkmış hatta
dedikodunun da ötesine geçmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti üniter ve milli devlettir ve bu devlet Gazi Mustafa
Kemal önderliğindeki milli kuvvetler tarafından emperyal güçlere ve
onların uşaklarına karşı güç kullanarak kurulmuştur.
Bu devleti kahraman dedelerimiz kurdu;
Korumak
da bizim boynumuzun borcudur Türk milliyetçiler ve bütün vatanseverler
için Üniter ve milli devleti korumak, namusumuzu korumaktır.
Bizler de namusumuzu koruyacağız ve federatif dayatmalara da direneceğiz.
http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/mehmet-sayin/abd-sevr-ve-bop-441186m.html
Etiketler:
abd,
akp,
amerika,
bop projesi,
chp,
hdp,
ırak,
iran,
istail,
iyi parti,
mhp,
mısır,
ortadoğu,
pkk,
pyd,
saadet partisi,
Sevr ve BOP,
suriye,
trump
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







