libya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
libya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Haziran 2019 Salı
S 400 Alımına ABD Neden Karşı Çıkıyor?
Ortadoğu’da hiç bir terör faaliyeti, finansal saldırı, ekonomik yaptırım, gizli veya açık sabotaj ve tehdit yoktur ki ABD/İsrail etkisi dışında gerçekleşsin. Aynı şekilde Ortadoğu’da hiç bir terör örgütü, fraksiyon, cemaat, etnik, mezhep itilafı yoktur ki orada ABD/İsrail parmağı olmasın.
Bir yerde bir terör örgütü varsa orada en az iki tane CIA/Mossad ajanı vardır.
Diğer yandan İslam ülkelerinin birbirlerine karşı mevzilendirilmesi olgusu da ABD/İsrail projesidir. Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi, Arap Baharı vb hareketler doğrudan doğruya ABD/İsrail ürünüdür.
Savaş kimin işine yarıyor?
Her iki ülkenin de uyguladığı strateji, Bölge ülkeleri arasında ‘iç savaş çıkart, milli/yerel güçleri birbirleriyle çatıştırarak güçten düşürparçala yönet,toplumsal yapıları birbirlerine karşı mevzilendir, milli yapıları birbirlerinden ayır, sonra da onlara buyur.
ABD/İsrail ajanları, Ortadoğu’daki ayaklanmalar, iç isyanlar, savaşlar, iç savaşlar, darbeler, etnik ve mezhep çatışmaların ya arkasında ya da önündedir. Bu nedenle Ortadoğu’daki her savaş, her bölünme ve her güçten düşme ABD/İsrail’in işine yaramaktadır.
Mısır’ı mecalsiz birakan Suudi Arabistan’ın istikametini kaybetmesine sağlayan, Irak ve Libya’yı paramparça eden ABD/İsrail stratejileridir.
Irak/İran savaşı ne Irak’ın ne İran’ın işine yaramıştır. Aksine ABD/İsrail’in çıkarlarına hizmet etmiştir. Irak’ın Kuveyt’i işgali de ne Irak’ın ne de Kuveyt’in işine yaramıştır tam aksine ABD bunu gerekçe yaparak Irak’a saldırmasına neden olmuştur.
Sonuçta bölgede ABD/İsrail bloku tarafından evcilleştirilmiş Arabistan, Mısır, BAE gibi ülkelerle parçalanmış Libya, Irak ve Suriye gibi ülkeler ortaya çıkmıştır.
Türkiye ve İran’ı bölmek istiyorlar!
Bölgede ABD/İsrail hegemonyasına karşı çıkan bütün İslam/Arap ülkeleri ya iç savaşla ya da başka yöntemlerle parçalanmışlardır.
Bölgede etkili, bütün ve egemen iki ülke kalmıştır: İran ve Türkiye...
ABD/İsrail, Türkiye ve İran’a açıkca “ya bize boyun eğeceksiniz ya da savaş/iç savaşla bölüneceksiniz!” diyor. ABD/İsrail’in PKK/PYD/DEŞ desteğinin nedeni budur.
ABD/İsrail’in yörüngesinde bulunan S. Arabistan, Mısır, BAE’nın Türkiye/İran düşmanı politikalar yürütmesinin nedeni budur.
Suudi Arabistan’ın İsrail/ABD yanlısı İran ve Türkiye karşıtı politikası dikkat çekicidir. Suriye’ye giden Suudi bakan, SDG güçlerine başkaldıran Arap aşiretleri ile görüşüyor. Onlardan SDG’ye destek vermelerini istiyor.
Bu aşiret liderlerini Türkiye ve Katar ile yakınlaşmamaları konusunda uyarıyor.
ABD açıkca kendi yörüngesinde bulunan ülkeleri Türkiye ve İran üzerine yoğunlaştırmış bulunmaktadır.
Her iki ülkenin bölünmesi ABD/İsrail’in nihai amacıdır.
ABD/İsrail’in böylece bölgedeki petrolün, su kanallarının ve Filistin topraklarının üzerinde mutlak hâkimiyeti tesis edilmiş olacaktır.
Bugünlerde İran’a karşı ambargo ve petrol tankerlerine yönelik saldırılarla ilgili suçlamaların altında da bu amaç vardır.
ABD/İsrail’in egemen bir devlete saldırmak için herhangi bir meşru gerekçeye ihtiyaç yoktur.
Hatırlanacağı üzere 11 Eylül saldırılarından sonra ABD ortada somut hiç bir neden yokken Irak’ı suçladı. Bilindiği gibi Irak’ın işgaline ve bölünmesine giden süreç böylece başladı.
Küresel konjonktür uygun olduğu an ABD/İsrail ikilisi bölgede İran odaklı, Türkiye’nin de dahil olacağı büyük bir savaş çıkaracağı kesindir.
Hesaplar böyle bir savaş sonrasında her iki ülkenin de bölünmesini sağlamak üzerine yapılmıştır. ABD’nin Türkiye’ye S 400 konusundaki tepkisi de bununla ilgilidir. Kendi kontrolü dışında bir silah sistemine Türkiye’nin sahip olmasını istemiyor. Yarın bu silahları Türkiye’nin ABD uçaklarına karşı kullanacağını biliyor, tedbiri baştan alıyor!
10 Şubat 2019 Pazar
Ben Kötü Bir Dış Güç Olsaydım
Ben Kötü Bir Dış Güç Olsaydım
Nazım Peker
Ben bir kötü dış güç olsam bu işleri sırasıyla yapardım Peki de dışgüçlerin bunu benim ülkemde yapılmasını sağlayanlara ne demeliyiz?
Çoktandır düşünmekteyim, neden BATI ve Dışgüçler, BOP projesini, “Arap Baharı” diye baştanbaşa Kuzey Afrika ve hemen hemen de Ortadoğu’da uyguladıkları halde Türkiye’de halen başaramadılar?”
Karşımıza Atatürk gibi bir önder ve onun sağlam kurum ve kurallarıyla kurduğu kalın duvarlar gibi Türkiye Cumhuriyeti çıktı.
Türkiye’yi federasyonlara ayırmanın önündeki en büyük engel; Atatürk ve onun kurduğu cumhuriyet çıkmakta. Öyleyse ne yapmalıyım?
Şu noktalardan hareket etmem gerekirdi:
1- Önce TBMM’nde ses çıkarmayacak birbiriyle çelişecek, kalabalık bir vekil olmasını sağlardım. Meclis’in işler ve diri yapısını bozardım. 400’lerden başlayıp sayısı son yıllarda 600’leri bulan vekilin karar vereceği işleri tek bir adamın karar vereceği hale taşırdım.
Öyle ya 600
kişinin içerisinde bana karşı durabilecek birileri çıkıp diğerlerini de
etkileyebilirdi. Kim uğraşmak isterdi 600 vekille? Tek adamın yetkisi, tüm meclisin yetkisinden daha büyük olmalıydı. Uğraşır ve bunu mutlaka yapardım.
2- TSK’nın bu işe karşı olacağı biliniyordu. Bu yüzden onu da hareketsiz
kılmak lazımdı. TSK üzerinde asılsız astarsız kumpaslar kurar, milletin
5.000 yıllık destanlarının adı ile anılan, “Peygamber Ocağı” bilinen bu yapıya operasyonlar
tezgâhlar, onun yatak odasına girer, en mahrem bilgilerini, kozmik
odasını filan uluorta açığa çıkarır, yılların emeğini hiç, sonra da ordunun temeli, gözdesi olan askeri liselerini, GATA gibi hayati sağlık kurumlarını darmadağın ederdim!..
3- Hukuk sitemiyle oynar, önce hukukun yansız yapısını bozar, sonra hukuku güvenilmez ve istediğim gibi karar çıkmasını sağlardım. Böylece Türk insanın hukuka güvenini sarsar, korku ve endişe ortamı oluşmasını başarırdım.
Bu üç şıkkı yapınca devlet hareket edemez hale gelirdi. Geriye bu işe
sokakta tepki koyabilecek halk yığınları ile bazı topluluklar kalırdı.
Sokakta
bu işe karşı koyacak yapıların en dinamik olanı yıllardır sistemli bir
teşkilat yapısı oluşturmuş, ülkesini karşılıksız seven ve onun için
canını verebilecek Anadolu’nun yiğit evlatlarından oluşan; ülkenin 57.
Alayı konumunda olan ÜLKÜCÜLER ve ÜLKÜ OCAKLARI vardı.
Son aşamada bu dirençli yapıya müdahale ederdim. Ya kapatır, ya dönüştürür, ya parçalara ayırır, amma neticede mutlaka hareketsiz hale getirirdim.
Ülkücü birliği dağıtırdım. MHP’li, İYİ PARTİ’li, BBP’li
ülkücü oluştururdum.
Erciyes Zafer Kurultayı, Konya Yaka-Manastır Kurultayı,
Bursa Kocayayla Kurultayı, Mersin Taşeli Kurultayı gibi kurultayları
iptal ettirerek MHP’yi Türkiye genelinde etkisiz kılar; “Ülkücüleri
sokaktan ve terörden çekiyorum” gerekçesiyle de sokakları boş, ülkeyi de
dirençsiz bırakırdım.
Şimdi Türkiye’nin haritasına bir bakın bakalım. Siz bir kötü dışgüç olsaydınız bunları yapmaz mıydınız?
Söyledim ya! Ben bir kötü dış güç olsam bu işleri sırasıyla yapardım.
Peki de dışgüçlerin bunu benim ülkemde yapılmasını sağlayanlara ne demeliyiz?
Allah’ım! Cümlemizi, vatanımızı ve laik, sosyal üniter yapımızı kötü dış güçlerden ve dahi kötü içgüçlerden korusun inşallah.
Amin!...
Esen kalınız.
http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/nazim-peker/ben-kotu-bir-dis-guc-olsaydim-441349m.html
16 Nisan 2018 Pazartesi
Esad Salak mı? ABD'nin BOP Projesi
Esad Salak mı? ABD'nin BOP Projesi
Nazım Peker
Dün sabah (14.04.2018) Fransa ve İngiltere destekli ABD jetleri Suriye’ye müdahale etti ve söylentiye göre bazı hedefleri vurdu.
Gerekçe, Esat yönetiminin Guta ve Duha’da kendi halkına kimyasal silah kullandığı iddiası.
Esad, Suriye’de iç karışıklık başladığından beri en güçlü dönemini yaşamaktadır. Bildiğim kadarı ile Esad diplomalı ve diş doktorudur.
Esad, salak ya da aptal mı ki, en güçlü anında elini zayıflatacak böyle bir akılsızlık yapsın? Eğer Esat kimyasal silah kullandı ise hayatının hatasını yapmıştır. Bu, düşmanlarının eline koz vermek kendi ayağına da kurşun sıkmaktır.
Rusya, “Suriye’de böyle bir kimyasal saldırıyı Esat’ın yaptığına dair kanıt yok” derken ve uluslararası bir heyetin, Suriye’de bu alanda bir araştırma yapması kararlaştırılmış ve Esat yönetiminin de buna “EVET” demesine rağmen ABD, neden böyle bir operasyon yapmış olabilir?
Biz, bu filmi daha önce Irak ve Libya’da görmüştük.
Irak ve Saddam, aynı suçlarla suçlanarak işgal edilmiş ve Saddam’da öldürülmüştü. Görüldü ki, Saddam’ın denildiği gibi kimyasal silah üreten tesisleri yokmuş.
Sonuç; Irak parçalandı, merkezi otorite zayıflatıldı ve BOP yürürlüğe sokuldu. Güney sınırlarımız güvensiz hale getirildi, güney bölgemizde de “Hendek” savaşları başlamıştı. Kahraman ordumuz, jandarmamız ve polislerimiz sayesinde can ve kan pahasına bölge temizlendi.
Suriye güçlü olursa, İsrail’in güvenliği zarar görecektir. Suriye’de Irak gibi parçalanırsa; İsrail daha güvende olacaktır. Tıpkı Irak ve Libya’da olduğu gibi Suriye’nin enerji kaynakları (petrolü) ABD ve Batı’nın kontrolüne girecektir. ABD’nin, hava harekatını destekleyen ve Esad’ın gitmesini isteyen Türkiye, Esad sonrası nasıl bir Suriye öngörmekte? Esad’ın yerine kimi getirebilecektir ve bunu yapabilecek güç ve siyaseti var mıdır?
Hiç endişelenmeye gerek yok. Eğer akıl devrede ise asla bir III. Dünya Savaşı olmaz. Çünkü hem ABD hem de Rusya iyi bilirler ki, “Hiçbir savaşın kesin galibi yoktur. Az zararı göreni ile çok zarar göreni vardır.” Ne der atasözümüz, “İki testi çarpışınca; birisi kırılırsa diğeri de çatlar.”
Ama bizim gibi cemaat, tarikat ve mezhep sarmalında boğulan İslam dünyasının; birbirinin boğazına sarılıp kanını dökmek gibi bir zararımız olur o kadar.
Türkiye bu işin neresinde?
Türkiye ne acıdır ki, iki arada bir derde kalmış politikalarında. Hem Rusya ve İran yanında hem de Esad takıntısı ile ABD, İngiltere ve Fransa yanında politikası takip etmeye çalışıyor ki, asla tutarlı değildir. Ümmetin lideri, nasıl olur da ümmetin emperyalistlerce bombalanmasını ister?
Esat halkına zalimdir, insanlık suçu işlemektedir. Bu doğru ve gerçektir/olabilir.
Ama bizim doğru ve gerçeğimiz, ülkemizin ve asil milletimizin menfaat ve çıkarlarıdır. Atatürk diyor ya; “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır.
ABD ve Batı, BOP projesinden vaz geçmiş değildir. Söz konusu Arapların, Müslümanların ve Türklerin karakaşı, kara gözü değildir. Enerjinin kontrolü ile İsrail’in güvenliğidir.
Ne Rusya ne ABD ne de Batı ve İran, bizim ülkemizin çıkarları olmalıdır. Yurtta barış, dünya da barış politikası ile Arapların iç işlerine karışmadan, çıkarlarımızı koruyabilmemizdir.
Akıllı ve akılcı siyaset, “Yâr zülfine dokunmadan zülfiyare dokunmaktır.”
Devlet adamlığı ve akılcı siyaset bu günlerde gereklidir.
Devletlerin sonsuza dek dostluk ve düşmanlıkları olamaz. Çıkarları söz konusudur. Hele hele bir operasyonun arkasında İngiltere varsa, iki kez düşünmek gerekir.
Esen kalınız.
http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/nazim-peker/esad-salak-mi-abd-nin-bop-projesi-440427m.html
Etiketler:
abd,
bozkurt,
Esad Salak mı? ABD'nin BOP Projesi,
ırak,
ingiltere,
israil,
libya,
mısır,
rusya,
savaş,
sur,
turan,
türk milleti,
türk ordusu,
türkiye,
usa,
yaşadıkça türkçüyüz,
ye
10 Nisan 2018 Salı
İsrail'in mi yanındasınız mağdurun mu?
İsrail'in mi yanındasınız mağdurun mu?
Arslan Bulut
ABD, Fransa ve Türkiye yönetimleri, Suriye'nin Doğu Guta bölgesinde kimyasal silâh kullandığı iddiasıyla harekete geçti.
Trump, Esad için "hayvan" kelimesini kullandı ve "bedelini ağır ödeyecek" dedi! Fransa, BM Güvenlik Konseyi'ni toplantıya çağırdı. Türkiye ise Cumhurbaşkanı bakanlar ve hatta muhalefet liderleri düzeyinde olayı kınadı.
Tayyip Erdoğan, "Doğu Guta'da maalesef çocuklar şehit edildi. Ey Batı neredesin?" diye sordu! Bekir Bozdağ, "Umarız Suriye yönetiminin bu seferki kimyasal saldırısı karşılıksız bırakılmaz." dedi.
Esad, kimyasal silah kullandığı iddialarını kesinlikle reddetti. Rusya ise iddiaları yalan haber üretmekle tanınan ABD destekli "Beyaz Baretler"in ortaya attığını belirterek Suriye'deki kuvvetlerini en yüksek alarm durumuna geçirdi.
Guta'daki olaylardan bir ay önce, Yurt gazetesinde yazan Hüsnü Mahalli, "Irak ve Suriye'den gelen haberlere bakılırsa ABD karanlık işler peşinde. IŞİD'çiler Irak'ın birçok yerinde Haşdi Şabi'ye saldıracak. Nusra ve müttefiki gruplar Doğu Guta ya da İdlip'te kimyasal kullanıp 'Esad kullandı' diyecekler. Bekleyin görün" iddiasında bulunmuştu.
Mahalli, "Doğu Guta 2013'ten bu yana başta Nusra olmak üzere terör gruplarının işgali altında. Burada her türlü ağır silahı olan ve çoğunluğu Suriyeli olmayan 20 bin ruh hastası yabancı katil var. Bunlar her gün 50-60 havan topu ile Şam'ı rastgele bombalıyor ve sürekli insanlar ölüyor.
2013'ten bu yana 15 bin defa Şam'ın tepesine bombalar yağıyor ama dünya sesini çıkarmıyor. Ama Suriye devleti bu teröristlerden kurtulma kararı alınca kıyamet kopuyor. Rezil medya D. Guta'da 'Esad'ın katliamlarından' söz ederken teröristlerin pisliklerini görmemezlikten geliyor" diye yazmıştı.
Burada bir mihenk taşı var; İsrail!
İsrail kimden cesaret alarak Suriye'yi bombalıyor?
ABD, Fransa, İsrail ve Türkiye yönetimlerinden değil mi?
İsrail'in müttefikleri kimlermiş şimdi daha net anlaşıldı mı?
Türkiye'deki sözde İslâmcılar buna da bir mazeret uyduracak ve konumlarını korumak için başlarını kuma gömerek bu yalanlara inanmış gibi görünecektir ama gerçekler ortadadır.
Erdoğan, "Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarında kontrol altına aldığımız 4 bin kilometrekarelik alanı birileri küçümseyebilir. Halbuki biz, bu vesileyle arka plandaki büyük oyuna can alıcı iki darbe vurduk. Terör örgütlerini ve onları maşa gibi kullananları açtıkları çukurlara gömmeden, kurdukları tuzakları başlarına geçirmeden bize bu vatanda rahat yok, huzur yok, gelecek yok." diyor ama ABD'nin Suriye'ye kurduğu terör tuzağında Türkiye'nin nasıl yardımcı unsur olarak kullanıldığına hiç değinmiyor!
"Suriye'de, Irak'ta, Mısır'da, Libya'da, Yemen'de yaşananlara bakıp da hâlâ Türkiye'yi eleştirenler demokrasiden, özgürlükçü düşünceden nasibini almamış olanlardır." diye de bu ülkelerin karışmasında sanki hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi konuşuyor.
Yine "Bölgemizdeki insanlık trajedilerini kendi silah tüccarlarının, kendi iç siyasi hesaplarının, at pazarlığının malzemesi haline dönüştürenlere yazıklar olsun" diyor...
Güzel de Irak'a yapılan saldırılarda Türk hava sahası ve İncirlik Üssü kullanılmıştır.
Arap Baharı, Türkiye'de tezgâhlanmıştır.
Libya'daki iç savaşa Türkiye'den askeri eğitimciler gönderilmiştir.
Libya bombalanırken İzmir hava üssü komuta merkezi kullanılmıştır.
Yemen'e bile silâh gönderilmiştir.
Suriye sınırı uzun süre yol geçen hanı gibi bırakılmış, bu ülkeye on binlerce teröristin akın etmesine göz yumulmuştur.
Sonra da buna karşı sözde tedbir alınmış ve ABD ile birlikte "eğit donat" programları uygulanmıştır.
Bunlar bilinenler... Bir de pek bilinmeyenler var ki insanlığınızdan utanırsınız!
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/israilin-mi-yanindasiniz-magdurun-mu-46984yy.htm
Etiketler:
abd,
akp,
esad,
fırat kalkanı,
guta,
ırak,
ısid,
iran,
İsrail'in mi yanındasınız mağdurun mu,
libya,
mısır,
recep tayyip erdoğan,
rusya,
suriye,
trump,
usa,
yaşadıkça türkçüyüz
3 Nisan 2018 Salı
Emperyalizmin Arap Dostları
Emperyalizmin Arap Dostları
Özcan Yeniçeri
ABD’ye bölgeden “gitme” diye çağrıda bulunan Muhammed bin Selman’ın siyonizmin basit bir aparatı haline geldiği anlaşılıyor.
Trump, “Suriye'den çok yakında çıkacağız" açıklamasını yapar yapmaz bir taraftan Fransa diğer taraftan Suudi Arabistan büyük bir heyecana gark oldu. Türkiye’de yandaş kesim “ABD dize geldi” türünden açıklamalar yaptı.
ABD bölgeye iyice yerleşiyor!
Daha dün Kudüs konusunda İsrail lehine İslam aleyhine bütün dünyaya meydan okuyan Trump’ın bugün Suriye’den çıkmak istemesi formel mantığa aykırıdır. Kaldı ki Suriye’de Rusya’yla yıllardır karşı karşıya mevzilenmiş alanı terk etmek ABD için aklın alacağı bir şey değildir.
Münbiç’ten çekilmemek için kırk dereden su getiren ABD’nin birden bire Rusya’yla küresel bilek güreşi yaptığı Suriye’nin bütününden çekilmek talebi mantığın kabul edeceği bir şey de değildir.
Bölgedeki terör örgütüne verilen beş bin TIR silahtan, bölgeye yapılan onlarca hava alanından, Türkiye düşmanı terör koridor oluşturma girişiminden ABD’nin bir anda vaz geçmiş olması düşünülemez!
Dahası İran’ı çerçeveleme hedefinden de ABD’nin geriye adım atmasını düşünmek fazlaca saflık olur. Çünkü İran’ın Doğu Akdeniz’e uzanan nüfuzunu engellemek Amerika’nın temel stratejilerinden biridir.
Diğer yandan ABD’nin “Suriye’den çekiliyoruz” sözüne İsrail ne diyecektir. İsrail’in istemediği bir adımı ABD’nin atması bölgenin tarihi ve teopolitik gerçeklerine aykırıdır.
ABD bölgeye iyice yerleşiyor Trump’ın uçun bir sözünün şehvetine kapılıp bir yerlere mesaj vermiş olması kimsenin rehavete kapılmasına neden olmamalıdır.
Fransa’nın rol kapma merakı!
Bir süre önce Erdoğan ve Macron arasındaki telefon görüşmesinde Fransız liderin Ankara’nın “çözüm sürecine” dönmesi ve YPG ile ilişkileri normalleştirmesi konusunda bir nabız yokladığı biliniyor.
Bundan birkaç gün sonra da Trump ve Macron konuştu, bu konuşmada Fransız askerlerinin IŞİD karşıtı koalisyon adına Münbiç’de konuşlandırılması gündeme geldi. Amerikalılar çıkacağı bölgelere Fransızları yerleştirmek amacında oldukları açıktır.
Fransa işi birkaç adım daha ileri götürerek PKK/PYD’nin devamı SDG ile Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Macron görüşmüş. Görüşmekle de kalmayıp SDG Fransa’dan destek ve Münbiç’e asker sözü almışlar.
Tam bu sırada Macron bir de Türkiye ile terör örgütü arasında arabuluculuk yapmayı önermiş!
Bütün bunlardan Fransa’nın ABD’nin bıraktığı ya da bırakacağı boşluğu doldurmaya çalıştığı anlaşılıyor. Fransa bir anda ABD’den rol kapma sevdasına kendisini kaptırmıştır. Aslında Fransa’nın bölgede askerleri var. YPG kontrolündeki bölgelerde uzun süredir Fransızların bulunduğu biliniyor.
Fransa’nın kimi zaman Ermenileri, kimi zaman Arapları, kimi zaman Kürtleri kullandığı ve kışkırttığı bilinmektedir. Bu ülkenin politikalarından dünden bugüne bir değişiklik olmadığı görülmektedir.
Suudi Arabistan “Gitme ABD” diyor!
Suudlu Muhammed bin Selman ise ‘gitme bölgeden ABD’ diye neredeyse ağıt yakma sevdasındadır. ABD’nin bölgeden gitmemesi için Bin Selman da adeta İsrail’den rol kapıyor.
Selman, "Amerikalı askerlerin Suriye'de orta vadede kalması gerektiğine inanıyoruz. Suriye'deki ABD gücü, Washington'ın bu ülkenin geleceğinde söz hakkına sahip olmasına da imkân verecektir." diye konuşmuş.
İran'ın "vekil" milisleri ve bölgesel müttefikleri aracılığıyla Beyrut'tan Tahran'a kadar Suriye ve Irak üzerinden etkisini kullanmaya çalıştığını kaydeden Selman, "Eğer Suriye'den askerlerinizi çekerseniz(İran'a karşı) bu kontrol noktalarını kaybedersiniz ve bu koridor bölgede birçok şeyin yaşanmasına yol açabilir." değerlendirmesini yaptı.
ABD’ye bölgeden “gitme” diye çağrıda bulunan Muhammed bin Selman’ın siyonizmin basit bir aparatı haline geldiği anlaşılıyor. Nitekim bu Selman, İsrail ile dostluk mesajları verirken İran’la savaştan bahsediyor: "Muhtemelen 10-15 yıl içinde İran'la savaşacağız" diyor.
Bin Salman ve benzerleri emperyalizmin Arap dostları olarak bir kez daha tarihe geçmiş bulunmaktadır.
AKP iktidarı ümmet/memet hesabını bu gerçekler üzerinden yapmalıdır.
http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/ozcan-yeniceri/emperyalizmin-arap-dostlari-440388m.html
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




