kuzey kıbrıs türk cumhuriyeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kuzey kıbrıs türk cumhuriyeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2019 Cuma

Şaka değil durum ciddidir!


 

 

Şaka değil durum ciddidir!

 

Prof.Dr. Özcan Yeniçeri



Prens Faysal bin Bandar bin Abdülaziz, Suudi Arabistan'da Riyad Valisidir. O, "Bugün, bir Suudi vatandaşı olarak Türkiye bize yönelik politikasını değiştirmediği sürece Türkiye'de üretilen, hatta Türk gümrüklerinden geçmiş tüm ürünleri boykot edeceğimi ilan ediyorum. Ne bizim, ne de hükümetimizin Türklere ve ürünlerine ihtiyacı var" diyor.


Suudlu Prens Selman'ın Kaşıkçı'yı öldürtmesine ABD, İsrail hesabına göz yumdu. Prens Salman'a da "Kaşıkçı cinayetinden kurtulmak istiyorsan ABD'ye 450 milyar dolarlık yatırım yap, gerisine karışma" mesajı verdi.


 Dahası ABD Başkanı Trump, Suudi Arabistan Kralı Selman'dan bir telefonla nasıl 500 milyon dolar aldığını da geçtiğimiz günlerde kamuoyuyla paylaşılmıştı.


Önce şu tespiti yapmamız gerekiyor: Suudluların ve Mısır'ın Türkiye'ye karşı tavrı İsrail/ABD stratejisinin ürünüdür.


Yalnız Suudi Arabistan değil Mısır, BAE ve diğer birçok bölge ülkesi de Türkiye'ye karşı ciddi bir tavır içindedir.


Türkiye, Doğu Akdeniz'deki çıkarları AB/ABD, Mısır, Yunanistan, Suudi Arabistan gibi ülkelerin tehdidi altındadır. Bunu görmemek kuru sıkı laflarla sorunu geliştirmeye çalışmak son derece tehlikeli ve yanlıştır.


Kıbrıs Rum Kesimi'nin başkenti Lefkoşa'da yapılan bir toplantıda konuşan İsrail Büyükelçisi, Rumların tek taraflı doğalgaz aramasına tepki gösteren Türkiye'nin davranışlarını tahrik olarak nitelemiş, "Türk tehditleri nedeniyle İsrail'in askeri müdahalede bulunmak zorunda kalmamasını temenni ederim" ifadelerini kullanmıştı.


Mısır Büyükelçisi de "gerekirse Türkiye'ye karşı askeri güç kullanmaktan çekinmeyecekleri" tehdidinde bulunmuştu.


Artık ne Arap ne de İslam dünyası eskisi gibi değildir. 


Türkiye'ye yönelik olarak İsrail/ABD organizatörlüğünde özellikle Ortadoğu'da ciddi bir örgütlenme vardır. Bunu görmek gerekir.


Doların 6 lirayı geçtiği bir zamanda "Dünya beşten büyüktür" söylemlerinin hiç bir yerde hiçbir karşılığı yoktur. 


S 400 ile F 35 Sorunu!


Amerikan haber kaynaklarına göre ABD, Türkiye'ye Rusya ile S-400 füze savunma sistemini satın almak için yaptığı anlaşma hakkında son kararını vermesi için iki haftadan daha az bir süre tanımış. 

CNBC, verdiği haberde, Rusya'dan S-400 sistemini satın almak için yaptığı anlaşmaya sadık kalması durumunda Türkiye'nin yaptırımlarla karşı karşıya kalacağını belirtiyor.


BBC'nin verdiği habere göre Türkiye, Haziran ayının ilk haftasında Rusya'yla yaptığı anlaşmayı iptal edip ABD'den Patriot hava ve füze savunma sistemleri satın alamaya karar vermezse, Türkiye'nin F-35 savaş uçağı programından çekilmesi gerekecek, 


Amerikan yaptırımlarına maruz kalabilecek ve NATO'nun tepkisiyle karşı karşıya kalacak.


Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, S-400 gerilimine ilişkin "ABD 'Ertele' diyor, biz 'Bitti' diyoruz" şeklinde açıklama yapmıştır. "Türkiye'nin, CAATSA yaptırımlarına da hazırlık yaptığını" ifade etmiştir.


Hatırlanacağı üzere ABD, İran'a karşı ambargo kararı alındığında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "İran'dan gaz alımında kararlıyız" diyerek ambargoya uymayacağı mesajını vermişti. 


Halbuki gelinin aşamada Türkiye'nin İran'dan gaz ve petrol alımı sıfırlanmıştır.


Türkiye'nin S 400 konusunda da sonuna kadar haklıdır. Ancak S 400 konusu S 400'den ibaret değildir. Bölgede başta Türkiye aleyhine büyük bir kırılma yaşanıyor. Filistin, Arap ülkeleri tarafından kaderiyle başbaşa bırakılmıştır. 


İsrail/ABD ile Filistin'e "yüzyılın anlaşması"nı dayatarak Filistin topraklarının üzerine para karşılığı oturmaya çalışıyor. Parayı da Arap ülkelerinden tahsil edeceklerdir.


ABD'nin İsrail ile birlikte bölgede Türkiye aleyhtarı ciddi bir örgütlenme gerçekleştirdiğini görmek gerekir. Bölgedeki Arap ülkelerinin çoğu Filistin'in değil İsrail'in yanındadır.


Türkiye'ye dışarıdan ciddi bir tehdit var. Ekonominin kırılganlığı bu tehdidi daha da artırmaktadır.  


İktidar olanı biteni bir şaka görmektedir.  


Bir an evvel durumun ciddiyetini kavramalı ve gerçekci stratejileri devreye sokmalıdır.


http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/ozcan-yeniceri/saka-degil-durum-ciddidir-441685m.html 

13 Ocak 2019 Pazar

KKTC’de Büyük Oyun Oynanıyor


 

 

KKTC’de Büyük Oyun Oynanıyor

 

 

Ata Atun 

 

 Dört koldan KKTC topraklarını ve Kıbrıslı Türkleri direkt veya endirekt olarak Rum egemenliği altına sokmak için organize bir şekilde Kıbrıs Türk halkı üzerinde oynanan bu oyunlara hep birlikte karşı koymamız gerekmektedir.

 



KKTC’de yaşayan Kıbrıs Türklerini Rum egemenliği altına sokmak için 17 yıl önce önce senaryosu yazılmış ve sonra da uygulamaya konulmuş, uzun vadeli sinsi bir plan, istikrarlı bir şekilde yürütülmekte.



Planın amacı Kıbrıs Türk halkını bölmek, Türkiye ve Türk halkı ile olan milli, dini, edebi, kültürel ve ırksal bağlarını koparmak, Kıbrıs adasını, KKTC toprakları dahil olmak üzere tümü ile birlikte Avrupa Birliği, diğer bir deyimle Hristiyan dünyasının egemenliği altına sokmak, adanın yer altı zenginliklerine el koymak ve coğrafi konumunu Hristiyan dünyasının çıkarlarının hizmetine sunmak.


 

Türkiye’yi Kıbrıs adasından çıkartmak için bu güne değin gerçekleştirilen yaptırımlar, konulan ambargolar, AB’ye girişi önüne çıkarılan engeller ve ekonomik yaptırımlara rağmen başarılı olunamayınca, çare, Kıbrıs Türk halkını Türkiye’ye karşı kışkırtmak ve uzun vadede Türkiye’ye karşı hasmane ve düşmanca duygular beslemelerini sağlayarak tereyağdan kıl çekercesine Türkiye’den kopartmak.

 


Son 17 yıl içinde, 2002 yılından beridir, Kıbrıslı Türkleri parçalamak, birbirine düşürmek ve anavatan Türkiye düşmanı haline getirmek için sinsice aşağıdaki uygulamalar yürürlüğe konmuş ve devam ettirilmektedir.

 
  • Orta Eğitimde Kıbrıs Türk Mücadele tarihinin ders kitaplarından çıkarılması,
  •  
  • Türkiyeli Türk, Kıbrıslı Türk ayırımının körüklenmesi,
  •  
  • Türkiye düşmanlığının yaratılması ve canlı tutulması,
  •  
  • Kıbrıslı Türklerde benlik ve aidiyet sorununun yaratılmaya çalışılması,
  •  
  • Bazı kesimlerce PPK terör örgütüne destek verilmesi,
  •  
  • Bazı kesimlerce dini inanç düşmanlığının ortaya atılması ve körüklenmesi,
  •  
  • Askerlik süresi, Vicdani Ret gibi konuların bilinçli bir şekilde gündeme sokularak Güvenlik Kuvvetlerimizin ve savunma sistemimizin yıpratılması,
  •  
  • Rumların için kuzeye yerleşimin kapısını açacak olan “Maronit’lerin KKTC’ye geri dönüşleri” nin gündeme sokulması,
  •  
  • 450 yıllık Vakıflar İdaremizin çeşitli dedikodularla yıpratılmaya çalışılması, Rumların çeşitli evrakta usulsüzlük yaparak geçmişte el koydukları toprakların sahipliliğini meşrulaştırmak,
  •  
  • Bazı çevrelerin kayıtsız şartsız Rum egemenliği altına girmenin adaya barış getireceği propagandasının yapılması,
  •  
  • KKTC toprakları üzerindeki kiliselerde, her yıl sayısı ve yeri artacak şekilde ayinlere isin verilmesi,
  •  
  • Türkiye’den su ve elektriğin gelmesine bilinçli bir şekilde karşı çıkılması,
  •  
  • Bazı kesimlerce sürekli olarak Türk Askerinin adadan gitmesinin talep edilmesi ve dile getirilmesi,
  •  
  • Bazı sendikaların KKTC’yi içten zayıflatıcı girişimlerde bulunması, yurtdışı gezilerinde Türkiye’nin kötülenmesi,
  •  
  • Müzakerelerde Türkiye’nin garantörlüğü ile TSK’nın adadaki varlığının tartışmaya açılması,
  •  
  • WRI örgütü tarafından, Lefkoşa’da BM’nin ara bölgedeki tesislerinde düzenlenen “Akdeniz Vicdani Ret Buluşması” toplantısında, “Rumların Kuzey’den sürüldükleri, KKTC’nin şiddet tekeli ile oluşturulduğu, Kuzey’in işgal altında, Türk askerinin ise işgalci olduğu” iddialarının ortaya atılarak basında ve medya da yer almasının sağlanması,
 
 
 
KKTC’de yaşamlarını sürdüren ve ataları 16’ıncı yüzyılda adanın Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilmesinden başlayarak günümüze kadar Anadolu’dan göç etmiş olan Kıbrıs Türk halkının bu büyük resmi görememesi ve uygulamada olan planın farkına varamaması için küçük küçük, dilimler halinde büyük planın parçalarını piyasaya sürülmekte, nifak tohumları ekilmekte, akıllar ve duygular bulandırılmakta ve bu halkımızı parçalamaya yönelik fikirler, güncel olayların üstüne bindirilerek veya da olayların içlerine sokularak kalıcı olmaları sağlanmakta.

 
 
Çok dikkate edilmesi gereken bir dönem içine girildiği kesindir.

 
 
Dört koldan KKTC topraklarını ve Kıbrıslı Türkleri direkt veya endirekt olarak Rum egemenliği altına sokmak için organize bir şekilde Kıbrıs Türk halkı üzerinde oynanan bu oyunlara hep birlikte karşı koymamız gerekmektedir.
 
 

29 Temmuz 2018 Pazar

Kıbrıs’ı Silah Atmadan Ele Geçirmek

 

Kıbrıs’ı Silah Atmadan Ele Geçirmek

 

Ata Atun

 

Hükümetlerimiz milli benliğin ve kültürün korunması yönünde radikal kararlar alıp uygulamaya koymaları ve Kıbrıs Türkünü bu planlı yozlaşmadan kurtarmaları gerekmektedir.

 

1974 Mutlu barış Harekatından sonra Türkiye’ye konan ambargolar, Birlemiş Milletlerin Rum yanlısı “hayali” kararları, AB’nin adanın Rumlara teslim edilmesi yönündeki baskıları, girişimleri, tehditleri ve şantajları para etmeyince, Hıristiyan kökenli üst akıl(lar) sonucu hemen değil ama uzun vadede alınacak bir planı önce senaryolaştırmış, sonra da uygulamaya koymuşlar.

Üst akıl tarafından uzun vadeli olarak planlanmış, 40 yıl evvel tezgaha konmuş sinsi bir oyun oynanıyor KKTC’de. Bu oyunun özü “Her tür ulusal ve uluslararası kuruluşlar vasıtası ile Türkiye’yi baskı, şantaj, hile, tehdit, yurt içinde içinde kargaşa çıkarmak, vekalet savaşları ile bunaltmak, kurtuluş için önüne Kıbrıs’tan vaz geçmeyi koyarak Kıbrıs’tan Türkiye’nin çıkmasını sağlamak, Kıbrıslı Türkleri Türkiye’ye karşı kışkırtmak ve Kıbrıs’ın tümünü Yunan egemenliği altına sokarak Hıristiyan toprakları içine katmak.
 

Bugün bölgemizdeki koşullar 40 yıl öncesine nazaran çok değişti ve bu farklılıklara şimdi Doğu Akdeniz’deki doğalgaz rezervlerinin bulunması da eklendi. Günümüzde Kıbrıs’ın jeopolitik konumu ve Kıbrıs adası üzerindeki egemenlik hakkı, 40 yıl öncesine nazaran iki veya üç misli değil, belki de on misli daha önem kazandı.

KKTC’de son 40 yıldır oynanan oyun aklıma Türkiye’nin ünlü şairi ve yazarı Peyami Safa’nın Türk Düşüncesi Dergisinin, Ağustos 1959, Sayı 59-8’da yayınlanan “Arap Harfleri” başlıklı yazısında ve “Eğitim-Gençlik-Üniversite” isimli eserinde yazdığı ünlü cümlesini getirdi;  
 
“Bir milleti yok etmek isterseniz askerî istilâya lüzum yoktur. Ona tarihini unutturmak, dilini bozmak, dininden soğutmak ve dolayısıyla mânevî değerlerini, ahlâkını soysuzlaştırmak kâfîdir.”

KKTC’de, tam da bu cümledeki içerikle birebir örtüşen sinsi bir plan yıllar önce uygulamaya kondu. Bu sinsi plan bilinçli olarak, manevi, dini ve milli duygularını aşağılamak ve kötülemek yöntemi ile gencecik evlatlarımızı, Türklüklerinden ve Müslümanlıklarından şüphe duyar hale getirerek beyinlerini bulandırmak hedefi ile öncelikle eğitim sektöründen başlatıldı. 
 
Bir kısım zayıf karakterli eğitmen ya satın alındı, ya da hile, şantaj, baskı, özellikle de Yunanistan kökenli Vakıfların verdikleri vaatler, paralar ve benzeri yollarla bu planın uygulama süreci içine dahil edildi. Genç beyinler, devletin parası ile milli, dini ve manevi değerlerinden, Türklüklerinden ve anavatanlarından uzaklaştırılmaya başlandı.

Söz konusu sinsi plan, eşzamanlı olarak ikinci bir sektörde daha uygulamaya kondu. Önce bazı köşe yazarları satın alındı, sonra da bunların kanalı ile medya kuruluşlarının içine sızıldı. Yazılı ve görsel medya kanalı ile halkımızın içinde yer alan bazı kesimler, marjinaller ve kişiler bu planın kapsamı içine çekildi ve planın doğrultusunda çalışmalar yapmaları sağlandı.

Bu planın, daha doğrusu bu çirkin tezgahın sonuçlarının ortaya çıkması çok zaman almadı. Eğer bu gün aramızda bol miktarda Grekofil (Yunan hayranı) ve bizlerin tümünün hayatlarını yüzlerce şehit vererek kurtaran “Türk Silahlı Kuvvetleri” ile yaşamımızın her döneminde, her zamanda ve her koşulda yanımızda olan anavatan Türkiye’mize utanmadan, sıkılmadan “düşmanlık duyanlar” varsa, kökeninde, büyük oranda bu planın sonuçları ve etkileri yatmaktadır.

Artık, dış kökenli üst akılların ülkemizde uzun vadeli bir çalışma sonrasında yaratmayı başardıkları bu yozlaşmadan kurtulmamız ve kendi özümüze, milli, dini ve manevi değerlerimize geri dönmemizin zamanı gelmiştir.

Mevcut hükümetimizi ve gelecekteki hükümetlerimizi bu yönde zor bir görev beklemektedir. Milli benliğin ve kültürün korunması yönünde radikal kararlar alıp uygulamaya koymaları ve Kıbrıs Türkünü bu planlı yozlaşmadan kurtarmaları gerekmektedir.