rauf denktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rauf denktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2019 Pazar

Devlet, Şirket ve Beka Meselesi

 

Devlet, Şirket ve Beka Meselesi

 

 

Hakan Paksoy

 

 

Türk Cihan Devleti 20’nci yüzyıla hasta adam olarak girdi, savaştı ve iyileşti. 21’inci yüzyıla ise iyi girdi ve hastalandı. Yoksa bu kadar bekadan söz edilir miydi?

 

Türkiye zorlu bir süreçten geçiyor. Hemen hemen tamamı da yeni yüzyıla girdikten sonra ortaya çıkmış meseleler. Eskilerden beri gelenler de yeni ve farklı boyuta taşınmış, çok ama çok büyümüş problemler.


Suriye, Irak, Kıbrıs, Doğu Akdeniz, Ege Adaları, Sığınmacılar, Yunanistan’ın boyunun ölçüsüne bakmadan sesini yükseltmesi, AB ve ABD ile ilişkiler, Müslümanların devletleri ile ilişkiler vb… bu yüzyılda başımıza bela edilenler… Bölücü terör meselesi ise eskilerden, geçen yüzyıldan bugünlere bakiye.  



Stratejik müttefikimiz dediğimiz ABD’den tehdit dolu sesler geliyor, icraata geçiyorlar. Ama benzer davranışlar, bir zamanlar uğruna gündüz gözüne havai fişekler attığımız AB’den de hiç eksik olmuyor.



Siyasî kararların içinde Türkiye’ye uygulanacak yaptırımlar da var. Ama birisi çok pis bir şekilde şantaj kokuyor. Bizzat ismi ile Cumhurbaşkanı ve ailesinin mal varlığı ile ilgili araştırma yapılmasını istiyorlar. Elbette bir siyasetçinin mal varlığı konuşulabilir. Zaten yasalarımızda mal beyanı da var ve beş yılda bir veya yeni bir göreve başlarken verilmekte. Ancak uluslararası ilişkilere konu olması oldukça can sıkıcı. Olur, olmaz her şeye konuşan siyasetçinin buna suskun kalması ise kokuyu dayanılmaz kılıyor.



Bütün bunlar Türk devlet felsefesinin dışına çıkılarak, devleti bir anonim şirketgibi yapılandırmaya çalışmanın ve yönetmenin başımıza açtığı gaileler. Hâlbuki şirketler sadece kâr etmek amacıyla çalışan soyut sistemlerdir. Bugün birini yarın diğerini ya da diğerlerini kurabilirsiniz. Ama devlet kurmak hem kılıç hakkıdır hem de kan pahası gerektirir.



 Kahramanlık ve Rauf Denktaş
 

Milletlerin kahramanları vardır. Onlar ölümsüzdürler. Devlet adamlıklarının yanında söyledikleriyle, günlük hayatta davranışlarıyla hâsılı hayata karşı duruşlarıyla da örnek insanlardır. Toplumun rol modelidirler. Okulda ya da ailede çocuk yetiştirilirken onlar örnek verilir. Devlet yönetilirken veya kamu gücü kullanılırken onlar örnek alınır. Onlara özenilir, onlar gibi olmaya çalışılır. Onlara sevilir ve saygı duyulur.



Eğer ne kadar çok kahramanınız varsa ve ne kadar uzak tarihe kadar gidebiliyor ve böyle kahramanları örnek alabiliyorsanız, o kadar güçlüsünüz demektir. 



Eğer örnek almıyorsanız ve sadece ben varım diyorsanız, tarihi kesintiye uğratıyorsunuz demektir. Benden öncesi yoktu, benden sonra da olamaz demekle tarihe ancak, akşam ezanı okunması ile havanın kararması arasındaki süre kadar geçebilirsiniz.


Rahmetli Rauf Denktaş böyle kahramanlardan birisidir. Her ne kadar bir dönem Türkiye’de ne işi var, söyleyin gitsin denmiş olsa da bu gerçek hiç değişmez. O Türk tarihine Türk Milletinin ölümsüz evladı olarak geçmiştir.



Rahmetlinin hasta yatağından vasiyeti niteliğinde bir konuşması vardır. Yaklaşık dört dakikalık konuşmasında Türk devlet felsefesi tek cümle ile verilir. “Devlet demek hürriyet demektir.” 

 

Kıbrıs Türkleri üzerinden Türklüğe hitap eden konuşmada:



Başınız daima yukarıda olsun. Hiçbir şekilde Türklüğünüzden, Atatürk ilkelerinden taviz vermeyen sizler, gelecek yıllarda da taviz vermeme andınızı sürekli yenileyiniz ve ilerleyiniz.



Unutmayınız ki devlet demek hürriyet demektir, kendimize hâkim olmak demektir. Kimsenin boyunduruğu altına girmemek, ayakta durmak demektir.



Kimse bizi bu yurttan bu vatandan mahrum edemez. … 



Anavatanın bir ağacının yaprağına bile zarar gelmemesi için titiz davranınız, duygulu davranınız. Devlet haysiyettir, namustur. Ciddiyettir. Bir varlıktır. Evlat gibi varlıktır.”
 

Vasiyette bulunmuştur. Hastalığının en son aşamasında bile Türk Milletini ve onun devletlerini düşünmek, hatta Anavatan dediği Türkiye’yi kendi varlığından üstün tutmak, ancak bir kahraman ruhun yaşayabileceği husustur.



Bu cümleler duygudan daha fazla bilgi ve şuurun eseridir. Tarihi bilen, hasımlarını çok iyi tanıyan, hürriyet ve istiklâlin ne anlama geldiğini hayatının her anında yaşayan bir şuurun eseridir.


Telâffuzu kolay kavram: Beka meselesi

 

Cumhurbaşkanı’nın, 29 Ekim törenleri kapsamında Anıtkabir Özel Defteri’ne yazdıkları arasında Bağımsızlığımıza ve millî bekamıza yönelik saldırıların arttığı bir dönemde…” ifadesi var. Cumhurbaşkanlığı Sarayındaki kabul töreninde yaptığı konuşmada da benzer konular dile geldi. 



Geçtiğimiz seçimlerin ana konusu da beka meselesi idi. Sokakta, dergâhta, bârgâhta(Saray-yüksek divan) ve herkes tarafından konuşulmaya başlandı. Artık sıradanlaştı, kanıksandı ve günlük bir hâle geldi. Tıpkı bizim takımın dün akşamki attığı gol gibi konuşulur oldu. Bir taraf bal gibi gol, diğeri ise ofsayttı, hakem vermedi demeye başladı. İşte beka meselesi tam da bu.


Geçtiğimiz günlerde oluşu ve muhtevası üzerine düşünmemiz gereken bir şey oldu. Günlük hayatımız içinde sıradanmış gibi geldiğinden olsa gerek basında çok da yer bulmadı. Tarihimizde böyle bir yaşanmışlık var mı bilmiyorum. En azından benim tarihe dair okuduklarımda böyle bir nota rastlamadım. Tarih derken de sadece cumhuriyet tarihini de kast etmiyorum.



Cumhurbaşkanı 25 Ekim (2019) günü Cuma namazını İstanbul’daki Çamlıca Camisi’nde kılmış. Namazdan sonra caminin imamı Fetih Suresini okumuş ve Cumhurbaşkanı mikrofondan cemaate konuşmuş. On gün kadar önce de artık sadece milletvekili olan Binali Yıldırım sabah namazına Çamlıca Camisi’ne gitmiş. Namazdan önce Fetih Suresi okunmuş. Yıldırım da çıkışta gazetecilere açıklama yapmış. Sabah namazı, Fetih Suresi, gazeteciler… Ne kadar da tesadüf değil mi?



Camide böyle bir tablonun olması bir yana, Cumhurbaşkanı’nın söyledikleri bir hayli düşündürücü. Fetih Suresinden ayet okuyarak, “… O bizler kim? Muhammed ümmeti. Dolayısıyla kendi aramızda da merhametli olmamızı bize emrediyor. Kendi aramızda merhametli olacağız. Küffara karşı da şiddetli olacağız.”  Ve daha da ilginç olanı; “İnşallah Suriye'de rabbim bizlere vadetti; 'Nasrun minallahi ve fethun karib ve beşşiril mu'minin.[Saff Suresi 13 H.P]' Şu anda olduğunu gördük. Görüyoruz. Ve Allah'ın izniyle göreceğiz.”.



Bu ayet “Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah'tan yardım ve yakın bir fetih. Müminleri (bunlarla) müjdele.” demektedir. 

 

Eğer bu konuşma iç kamuoyu içinse merhamet gösterilecekler ile şiddet gösterilecekler kimler? Yok, Suriye içinse hem orada fethe gitmedik, hem küffarla değil Müslümanım diyenlere karşı gittik, hem de ABD ve Rusya ile yaptığımız anlaşmaların mürekkebi kurumadan ikisiyle de büyük sıkıntı yaşıyoruz. Ayrıca biz oraya beka ve güvenlik meselemiz için gitmedik mi?

 

Türk Cihan Devleti 20’nci yüzyıla hasta adam olarak girdi, savaştı ve iyileşti. 21’inci yüzyıla ise iyi girdi ve hastalandı. 


Yoksa bu kadar bekadan söz edilir miydi?



http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/hakan-paksoy/devlet-sirket-ve-beka-meselesi-442152m.html 

13 Ocak 2019 Pazar

KKTC’de Büyük Oyun Oynanıyor


 

 

KKTC’de Büyük Oyun Oynanıyor

 

 

Ata Atun 

 

 Dört koldan KKTC topraklarını ve Kıbrıslı Türkleri direkt veya endirekt olarak Rum egemenliği altına sokmak için organize bir şekilde Kıbrıs Türk halkı üzerinde oynanan bu oyunlara hep birlikte karşı koymamız gerekmektedir.

 



KKTC’de yaşayan Kıbrıs Türklerini Rum egemenliği altına sokmak için 17 yıl önce önce senaryosu yazılmış ve sonra da uygulamaya konulmuş, uzun vadeli sinsi bir plan, istikrarlı bir şekilde yürütülmekte.



Planın amacı Kıbrıs Türk halkını bölmek, Türkiye ve Türk halkı ile olan milli, dini, edebi, kültürel ve ırksal bağlarını koparmak, Kıbrıs adasını, KKTC toprakları dahil olmak üzere tümü ile birlikte Avrupa Birliği, diğer bir deyimle Hristiyan dünyasının egemenliği altına sokmak, adanın yer altı zenginliklerine el koymak ve coğrafi konumunu Hristiyan dünyasının çıkarlarının hizmetine sunmak.


 

Türkiye’yi Kıbrıs adasından çıkartmak için bu güne değin gerçekleştirilen yaptırımlar, konulan ambargolar, AB’ye girişi önüne çıkarılan engeller ve ekonomik yaptırımlara rağmen başarılı olunamayınca, çare, Kıbrıs Türk halkını Türkiye’ye karşı kışkırtmak ve uzun vadede Türkiye’ye karşı hasmane ve düşmanca duygular beslemelerini sağlayarak tereyağdan kıl çekercesine Türkiye’den kopartmak.

 


Son 17 yıl içinde, 2002 yılından beridir, Kıbrıslı Türkleri parçalamak, birbirine düşürmek ve anavatan Türkiye düşmanı haline getirmek için sinsice aşağıdaki uygulamalar yürürlüğe konmuş ve devam ettirilmektedir.

 
  • Orta Eğitimde Kıbrıs Türk Mücadele tarihinin ders kitaplarından çıkarılması,
  •  
  • Türkiyeli Türk, Kıbrıslı Türk ayırımının körüklenmesi,
  •  
  • Türkiye düşmanlığının yaratılması ve canlı tutulması,
  •  
  • Kıbrıslı Türklerde benlik ve aidiyet sorununun yaratılmaya çalışılması,
  •  
  • Bazı kesimlerce PPK terör örgütüne destek verilmesi,
  •  
  • Bazı kesimlerce dini inanç düşmanlığının ortaya atılması ve körüklenmesi,
  •  
  • Askerlik süresi, Vicdani Ret gibi konuların bilinçli bir şekilde gündeme sokularak Güvenlik Kuvvetlerimizin ve savunma sistemimizin yıpratılması,
  •  
  • Rumların için kuzeye yerleşimin kapısını açacak olan “Maronit’lerin KKTC’ye geri dönüşleri” nin gündeme sokulması,
  •  
  • 450 yıllık Vakıflar İdaremizin çeşitli dedikodularla yıpratılmaya çalışılması, Rumların çeşitli evrakta usulsüzlük yaparak geçmişte el koydukları toprakların sahipliliğini meşrulaştırmak,
  •  
  • Bazı çevrelerin kayıtsız şartsız Rum egemenliği altına girmenin adaya barış getireceği propagandasının yapılması,
  •  
  • KKTC toprakları üzerindeki kiliselerde, her yıl sayısı ve yeri artacak şekilde ayinlere isin verilmesi,
  •  
  • Türkiye’den su ve elektriğin gelmesine bilinçli bir şekilde karşı çıkılması,
  •  
  • Bazı kesimlerce sürekli olarak Türk Askerinin adadan gitmesinin talep edilmesi ve dile getirilmesi,
  •  
  • Bazı sendikaların KKTC’yi içten zayıflatıcı girişimlerde bulunması, yurtdışı gezilerinde Türkiye’nin kötülenmesi,
  •  
  • Müzakerelerde Türkiye’nin garantörlüğü ile TSK’nın adadaki varlığının tartışmaya açılması,
  •  
  • WRI örgütü tarafından, Lefkoşa’da BM’nin ara bölgedeki tesislerinde düzenlenen “Akdeniz Vicdani Ret Buluşması” toplantısında, “Rumların Kuzey’den sürüldükleri, KKTC’nin şiddet tekeli ile oluşturulduğu, Kuzey’in işgal altında, Türk askerinin ise işgalci olduğu” iddialarının ortaya atılarak basında ve medya da yer almasının sağlanması,
 
 
 
KKTC’de yaşamlarını sürdüren ve ataları 16’ıncı yüzyılda adanın Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilmesinden başlayarak günümüze kadar Anadolu’dan göç etmiş olan Kıbrıs Türk halkının bu büyük resmi görememesi ve uygulamada olan planın farkına varamaması için küçük küçük, dilimler halinde büyük planın parçalarını piyasaya sürülmekte, nifak tohumları ekilmekte, akıllar ve duygular bulandırılmakta ve bu halkımızı parçalamaya yönelik fikirler, güncel olayların üstüne bindirilerek veya da olayların içlerine sokularak kalıcı olmaları sağlanmakta.

 
 
Çok dikkate edilmesi gereken bir dönem içine girildiği kesindir.

 
 
Dört koldan KKTC topraklarını ve Kıbrıslı Türkleri direkt veya endirekt olarak Rum egemenliği altına sokmak için organize bir şekilde Kıbrıs Türk halkı üzerinde oynanan bu oyunlara hep birlikte karşı koymamız gerekmektedir.
 
 

29 Temmuz 2018 Pazar

Kıbrıs’ı Silah Atmadan Ele Geçirmek

 

Kıbrıs’ı Silah Atmadan Ele Geçirmek

 

Ata Atun

 

Hükümetlerimiz milli benliğin ve kültürün korunması yönünde radikal kararlar alıp uygulamaya koymaları ve Kıbrıs Türkünü bu planlı yozlaşmadan kurtarmaları gerekmektedir.

 

1974 Mutlu barış Harekatından sonra Türkiye’ye konan ambargolar, Birlemiş Milletlerin Rum yanlısı “hayali” kararları, AB’nin adanın Rumlara teslim edilmesi yönündeki baskıları, girişimleri, tehditleri ve şantajları para etmeyince, Hıristiyan kökenli üst akıl(lar) sonucu hemen değil ama uzun vadede alınacak bir planı önce senaryolaştırmış, sonra da uygulamaya koymuşlar.

Üst akıl tarafından uzun vadeli olarak planlanmış, 40 yıl evvel tezgaha konmuş sinsi bir oyun oynanıyor KKTC’de. Bu oyunun özü “Her tür ulusal ve uluslararası kuruluşlar vasıtası ile Türkiye’yi baskı, şantaj, hile, tehdit, yurt içinde içinde kargaşa çıkarmak, vekalet savaşları ile bunaltmak, kurtuluş için önüne Kıbrıs’tan vaz geçmeyi koyarak Kıbrıs’tan Türkiye’nin çıkmasını sağlamak, Kıbrıslı Türkleri Türkiye’ye karşı kışkırtmak ve Kıbrıs’ın tümünü Yunan egemenliği altına sokarak Hıristiyan toprakları içine katmak.
 

Bugün bölgemizdeki koşullar 40 yıl öncesine nazaran çok değişti ve bu farklılıklara şimdi Doğu Akdeniz’deki doğalgaz rezervlerinin bulunması da eklendi. Günümüzde Kıbrıs’ın jeopolitik konumu ve Kıbrıs adası üzerindeki egemenlik hakkı, 40 yıl öncesine nazaran iki veya üç misli değil, belki de on misli daha önem kazandı.

KKTC’de son 40 yıldır oynanan oyun aklıma Türkiye’nin ünlü şairi ve yazarı Peyami Safa’nın Türk Düşüncesi Dergisinin, Ağustos 1959, Sayı 59-8’da yayınlanan “Arap Harfleri” başlıklı yazısında ve “Eğitim-Gençlik-Üniversite” isimli eserinde yazdığı ünlü cümlesini getirdi;  
 
“Bir milleti yok etmek isterseniz askerî istilâya lüzum yoktur. Ona tarihini unutturmak, dilini bozmak, dininden soğutmak ve dolayısıyla mânevî değerlerini, ahlâkını soysuzlaştırmak kâfîdir.”

KKTC’de, tam da bu cümledeki içerikle birebir örtüşen sinsi bir plan yıllar önce uygulamaya kondu. Bu sinsi plan bilinçli olarak, manevi, dini ve milli duygularını aşağılamak ve kötülemek yöntemi ile gencecik evlatlarımızı, Türklüklerinden ve Müslümanlıklarından şüphe duyar hale getirerek beyinlerini bulandırmak hedefi ile öncelikle eğitim sektöründen başlatıldı. 
 
Bir kısım zayıf karakterli eğitmen ya satın alındı, ya da hile, şantaj, baskı, özellikle de Yunanistan kökenli Vakıfların verdikleri vaatler, paralar ve benzeri yollarla bu planın uygulama süreci içine dahil edildi. Genç beyinler, devletin parası ile milli, dini ve manevi değerlerinden, Türklüklerinden ve anavatanlarından uzaklaştırılmaya başlandı.

Söz konusu sinsi plan, eşzamanlı olarak ikinci bir sektörde daha uygulamaya kondu. Önce bazı köşe yazarları satın alındı, sonra da bunların kanalı ile medya kuruluşlarının içine sızıldı. Yazılı ve görsel medya kanalı ile halkımızın içinde yer alan bazı kesimler, marjinaller ve kişiler bu planın kapsamı içine çekildi ve planın doğrultusunda çalışmalar yapmaları sağlandı.

Bu planın, daha doğrusu bu çirkin tezgahın sonuçlarının ortaya çıkması çok zaman almadı. Eğer bu gün aramızda bol miktarda Grekofil (Yunan hayranı) ve bizlerin tümünün hayatlarını yüzlerce şehit vererek kurtaran “Türk Silahlı Kuvvetleri” ile yaşamımızın her döneminde, her zamanda ve her koşulda yanımızda olan anavatan Türkiye’mize utanmadan, sıkılmadan “düşmanlık duyanlar” varsa, kökeninde, büyük oranda bu planın sonuçları ve etkileri yatmaktadır.

Artık, dış kökenli üst akılların ülkemizde uzun vadeli bir çalışma sonrasında yaratmayı başardıkları bu yozlaşmadan kurtulmamız ve kendi özümüze, milli, dini ve manevi değerlerimize geri dönmemizin zamanı gelmiştir.

Mevcut hükümetimizi ve gelecekteki hükümetlerimizi bu yönde zor bir görev beklemektedir. Milli benliğin ve kültürün korunması yönünde radikal kararlar alıp uygulamaya koymaları ve Kıbrıs Türkünü bu planlı yozlaşmadan kurtarmaları gerekmektedir.