eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2020 Cuma

Üniversite Eğitiminde Nerelerdeyiz?

 

 

Üniversite Eğitiminde Nerelerdeyiz?

 

Nazım Peker

 

 

Geçtiğimiz yıl, “Dünyanın en iyi 300 üniversitesi” sıralaması yapıldı. Listede İsrail: 3, S. Arabistan: 3 üniversiteyle temsil ediliyor. 

 

Biz mi? 

 

Ne yazık ki bizi listede göremedim.

 

 Ülkelerin geleceği; öğretmenlerin niteliği ve verilen eğitimin kalitesi ile doğru orantılıdır.



Ülkeler, eğitime yaptıkları yatırımın karşılığını yıllar içinde alırlar. Eğitime yapılan yatırımın hesabı olmaz.

 

Üniversitelerimiz ne kadar başarılı, üniversitelerimizde nasıl bir eğitim veriliyor? Eğitimde kalite ve liyakat esas olmalıdır.

 

 Benim adamım, benim siyasi görüşüme uygun mantığı ile rektör, dekan, bölüm başkanı atanırsa; eğitimde nal topladığımızın resmidir.



Basit bir örnek verecek olursam; hukuk fakültelerimizin 19 tanesinin rektörü hukukçu değil. Kimi hukuk fakültelerimiz; Veteriner, doktor, iktisatçı, ziraatçı rektörlerce yönetilmekte!.  


Son yıllarda hukukun ve yargının içler acısı hali, verilen çelişkili kararların nedeni anlaşılıyor değil mi? Anladınız sanırım!



Dünyada çeşitli kuruluşlar, ülkelerin eğitim karnelerini hazırlarlar. Türkiye üniversitelerinin dünya üniversiteleri içindeki yeri nedir sorusuna; anlamlı bir cevap vermek pek de olası değil.

 

Geçtiğimiz yıl, “ Dünyanın en iyi 300 üniversitesi” sıralaması yapıldı.

 

Ben dahil hepiniz merak ediyorsunuz Türkiye’den kaç üniversite sıralamaya girdi diye değil mi?
 

 

Ben dünyanın en iyi 300 üniversitesine dünyadan hangi devletlerden kaç tane girdiğini yazayım da siz düşünün.

 

ABD’den tam tamına 58 üniversite. Kalkınma ve çağı yakalama öyle kolay olmuyor. ABD’de üniversiteler yönetim olarak da ilim ve ders programı olarak da oldukça bağımsızlar.

 

İngiltere’den 35 üniversite. İngiltere de öğretim çağdaş da ondan.

 

Avusturalya’dan 18,

 

Almanya’dan 18 er üniversite. Neden kalkınmış olduklarını ve neden yabancı işçi çalıştırdıklarının gerekçesi ortada değil mi?
 

 

Çin:12, Kanada: 12, Hollanda: 12 şer üniversite ile sıralamadalar. Çin’in dünyaya ekonomi ve teknoloji olarak katkısını bir düşünün.



Japonya 11,  Fransa 10 üniversitesi ile sıralamada yerlerini almaktalar.



Sırayı İsviçre: 7,İspanya: 7, Hindistan:6,Malezya: 5 üniversite ile almaktalar. Hindistan ve Malezya’nın neden son yıllarda teknoloji ihraç ettiğini sanırım kavramış oluyoruz değil mi?



Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere: Listede İsrail: 3, S.Arabistan: 3 üniversiteyle temsil ediliyor. Birisi savaş ekonomisi yaşarken diğeri de rejim ve hurafe ideolojisi ihracı peşinde.



Batı’nın sömürge ekonomisinden kurtulmaya çalışan G. Afrika Cumhuriyeti 1 üniversite ile listeye girerken:



Biz mi?



Ne yazık ki bizi listede göremedim.



Bir sayın(!) vekil: “Eğitim düzeyi arttıkça ve hür düşünceli nesiller yetiştikçe bizim oy oranımız azalıyor.” Demişti. Bir rektörümüz de, “Ben cahil halkın ferasetine güveniyorum” diyerek cehalete övgüler düzmüştü. Belki de istenen budur.



Gerekçesi, Organik hoşaf mı yoksa deve sidiği mi ya da şeriat isteme hayalleri ile her yeri İmam-Hatip yapma gayretkeşliği mi anlayamadım. Belki de yandaş rektörlerin, üniversitelerimizi tek tip, biat eden nesiller yetiştirme gayreti mi  onu da çözemedim.

 

Umarım siz anlamış ve çözmüşsünüzdür.


  Kaliteli, çağdaş, özgür, hür düşünceli, bilim ve insan eksenli, milli eğitim şart.
  

 

Esen kalınız.

 

http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/nazim-peker/universite-egitiminde-nerelerdeyiz-442478m.html 

12 Ocak 2019 Cumartesi

Cehaletten Kim Sorumlu?

 

 

Cehaletten Kim Sorumlu?

 

H.Nurcan Yazıcı

 

 

Cehaleti bir kültür haline getirenler, yine bu kültürden beslenen insanlar olmakta.

 

 

Gün geçmiyor ki basında yer alan bir cehalet haberi ve insanların kandırılma olayı ile sarsılmayalım…

 

 

Sahte hocalar, sahte evlilikler, tacizler, terk edilmiş çocuklar… 

 

 

Her olayın nedeni ise aynı; CEHALET!

 

 

Geçtiğimiz hafta ülkemizin en derin sorunu; “cehalet ve duyarsızlık” diyerek kaleme almıştım. Bugün ise cehaletin çok daha vahim bir yanına, “kullanılmasına” dikkat çekmek istiyorum.

 

 

Olay; Bazılarının toplum cehaletinden faydalanarak, kazanç, güç ve makam elde etmesi… Dolayısıyla “cehaletin” bazı insanlar ve guruplar tarafından, bazen açık, bazen gizli destekleniyor olması.

 

 

Bugün artık, “sanki insanlarımız kasıtlı olarak cahil bırakılıyor” diyebilmekteyiz.
 

 

 

Son yıllarda (bazı alanlar tarafından) topluma verilen mesajlar hep aynı, “Biz sizlerin yerine düşünüyor ve hareket ediyoruz.” Bu da insanlarımızı kolaycılığa, teslim olmaya,  “cehalet mutluluktur” inancına daha fazla bağlamakta.

 

 

Bu “sözde mutluluk” toplumumuzu öyle sarıp sarmalamış durumda ki, aydınlarımız bile, doğruların peşine düşmek, sorgulamak ve araştırmak ve de toplumu aydınlatmak gayretinde bulunmamakta.

 

 

Böyle olunca toplumda duyulan en yüksek ses; yanlışın ve karanlığın yani cehaletin sesi olmakta.

  

 

Cehalet, mutluluk değil kayboluştur.”
 

 

 

Derken olay, toplum hafızasının yok olmasına,  inançsızlığa ve insanın kendi olmaktan vazgeçilmesine kadar varıyor.

 

 

Bugün yaşananların neticesinde görmemiz gereken, sadece cehaletin karanlığı değil, bu cehaletten istifade eden alanların varlığını hala rahatlıkla sürdürüyor olmasıdır.

 

 

Çünkü, cehaleti bir kültür haline getirenler,yine bu kültürden beslenen insanlar olmakta.
 

 

 

Cehalet bu kadar destek görürken insanlara, cehaletin ne kadar kötü bir şey olduğunu; “sormayan, sorgulamayan, bilgilenmeyen, hakkını ve hukukunu bilmeyen toplumun her zaman birilerinin kirli ve karanlık planına alet olacağını” kandırılacaklarını anlatamıyorsunuz.

 

 

Sonuç olarak; bütün kötülüklerin başı, şu talihsiz “cehaletten” kurtulmak adına, neler yapabileceğimizi artık açık açık konuşmalı, “din adamları, siyasiler ve aydın kimlikler dâhil” aklı başında herkes, görmezden gelmek yerine, cehalete karşı savaşmalıdır.

 

 

İnsanlara okumanın, merak etmenin, gözlem yapmanın, verilen bilgilerle yetinmeyip araştırmanın, sorgulamanın ve farklı düşüncelere saygı duymanın gereği anlatılmalı, cehaletin kullanım alanları, “medya dâhil, üniversiteler ve bütün sivil toplum örgütleri tarafından” takibe alınmalı, takipçi olmakla da kalmayıp, yanlışlar yüksek sesle dile getirilmelidir.

 

 

Yoksa, aklı ve iradesi başkalarının kullanımında olanlar yüzünden, hiç bir sorunumuzun üstesinden gelemezken, yarın koskoca ülke, CEHALETİN karanlığında boğulur gideriz.

 

 

Çünkü, “Cehalet ateşinin yakmadığı orman yoktur.”

 

 

 http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/h-nurcan-yazici/cehaletten-kim-sorumlu-441258m.html

11 Ocak 2019 Cuma

Cinnet emareleri

 

 

Cinnet emareleri

 

 

Özcan Yeniçeri

 

 

İnsanların bugünkü davranışları büyük ölçüde aldıkları ya da alamadıkları bu eğitimin sonucudur. 

 

 Eğitim düzeni hasta olan bir toplumun hiçbir sistemi sağlıklı değildir. 

 



Hayvanlara, kadına, sağlık mensuplarına yönelik şiddette istikrar sürmekteyken bunlara bir de eğitim mensuplarına karşı gösterilen şiddet eklenmiştir.Hayvanlara yönelik saldırılar zaten ekranlardan hiç eksik olmamaktadır. 


Haberlerde ikinci sırayı ise kadına yönelik şiddet almaktadır. Bunları sağlık personeline yönelik saldırılar takip etmektedir.  Sağlık personeline yönelik şiddete bakıldığında hemen her olgunun şiddet nedeni olarak kullanıldığı görülmektedir.

 


Sağlık personeline yönelik şiddetle ilgili olarak haberlere düşen birkaç neden: “Hasta yakını iki kadın doktoru dövdü.” “Ölen hastanın yakınları doktoru dövdü.” “Randevuya geç kalan hasta doktoru dövdü.” “Sıra bekleyen hasta doktoru dövdü.”,  “Muayene sırasını kaçıran hastanın yakını doktoru dövdü.” “Hasta yakınları kadın doktoru dövdü.” “Bu kez doktor hastayı dövdü.” “İstanbul'da tepesi atan bir doktor İngiliz anahtarıyla hasta yakınını dövdü.” “Doktor ameliyat masasında ‘ücret’ için hastayı dövdü.
  


Kopya çekemeyince öldürüyor!

 

Son zamanlarda eğitim/öğretim mensuplarına karşı gösterilen şiddette ciddi bir artış vardır. Eğitim mensuplarını tartaklamalar, dövmeler,  yaralamalar ve öldürmeler sıradanlaşmıştır.

 

Okullara eğitim materyalleri değil aynı zamanda silah sokmanın da ne kadar kolay olduğunu son yaşanan olaylar kanıtlamaktadır.

 

Psikopat tipler bir yana bazı veliler bile çocuklarının karşılaştıkları sorunlar için çözüm yolu olarak fiziki güç kullanmayı görmektedir.  Bu durum cinnetin toplumsal boyutunu göstermektedir.

 


Son günlerde eğitim kurumlarında meydana gelen şiddetle ilgili birkaç olay şöyledir:
 

 


Ceren Damar Şenel, hayatının baharında pırıl pırıl bir araştırma görevlisidir. Bir öğrenci kıyafeti giymiş psikopat tarafından fakültedeki odasında katledilmiştir.

 


Katil bir öğrenciydi. Yatay geçiş yaptığı okula 2. Sınıftan başlaması gerekirken birinci sınıftan başlatılarak haksızlığa uğratıldığını düşünüyordu.

 


Eğitim/öğretimin kurallarına uymak yerine, eğitim ve öğretimi kendine uydurmaya çalışıyor.

 


Dersleri yoğun olduğu için üniversiteye sınavdan sınava gittiğini söylüyor.

 


Sınavlardan geçebilmesi için kopya çekmek zorunda olduğuna inanıyor.

 


Sınav sırasında kopya çekerken yakalanıyor.

 


Ceren Damar Şenel’in, kopya çekerken onu yakalaması ve hakkında tutanak tutmasını katil içine sindiremez.

 


Eve gider babasının silahını alır ve görevini yapan öğretim görevlisinin odasına girerek ona 2 el ateş eder, yetmez bıçakla da saldırarak onu öldürür.

 


Ardından tabancayı başına dayar ve intihar etmek ister onu başaramaz!

 


Katil öğrencinin kopya çekmeyi bir hak olarak gördüğü, yatay geçişte kendisini bir üst sınıfa kaydedilmeyerek haksızlığa uğratıldığını düşündüğü, sınavdan sınava okula gitmenin yeterli olduğu kanaatini taşıdığı görülüyor.

 


Görevini yapan öğretim görevlisini bıçaklamayı ve silahla ateş etmeyi becerebildiği ama intihar için silahı kendisine döndürdüğünde bunu başaramadığı anlaşılıyor.

 


Bir diğer olayda ise lise ikinci sınıf öğrencisi, devamsızlık yüzünden tartıştığı öğretmenini, gitar kutusu içinde okula getirdiği tabancayla bacaklarından vurur. Yaralanan öğretmen hastaneye kaldırılır.

 


Bir başka okulda ise 14 yıllık bir öğretmen bir öğrenci velisi ve dört yakını tarafından dövülür. Öğretmenin bu saldırıda boyun kemiği kırılır. Hayati tehlikesi nedeniyle yoğun bakım ünitesine alınır.

 


Adı lazım değil bir lisede öğrencileri arasında “yan baktın” kavgası çıkıyor. Kavgada bıçakla yaralanan lise öğrencisi, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybediyor.

 


İşin ilginç yanı üç olay da bu ülkede on gün içinde meydana gelmiştir.

 

Bütün belirtiler son zamanlarda örgütlü eğitimin giderek irtifa kaybettiğini göstermektedir. Formaliteye indirgenmiş bir eğitim sisteminden söz edilir olmuştur. İnsanların bugünkü davranışları büyük ölçüde aldıkları ya da alamadıkları bu eğitimin sonucudur. Davranışların, tutumların, alışkanlıkların ve inançların hemen hepsi eğitim sisteminin rahminde büyür. Eğitim düzeni hasta olan bir toplumun hiçbir sistemi sağlıklı değildir.

 

Tedaviye buradan başlamak lazımdır!



http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/ozcan-yeniceri/cinnet-emareleri-441256m.html 

30 Kasım 2018 Cuma

Herşey Siyaset Değildir!

 

 

 

Herşey Siyaset Değildir!

 

Özcan Yeniçeri 

 

Kimse şiddet ve kabalığa karşı sigortalı değil. Öldürülen, tokatlanan, yerlerde süründürülen gerçekte insanlar değil ahlaktır.

  

Günümüz dünyasında insanın insanla ilişkisi bir nesnenin bir başka nesneyle ilişkisine dönüşmüş durumdadır. İnsanlar zamanlarının büyük bir kısmını televizyonun, bilgi sayarın, telefonun, internetin yüzüne bakarak geçirmektedir. Silikon suratlılar, botoks vücutlular, hormonik bünyeler organik ve doğal bünyeyi tehdit etmektedir. Yapay zekâ, sanal yaşam giderek organik insanı dünyanın dışına itmektedir.

Bütün bu gelişmeler tehlikeli gidiş siyasetin gölgesinde kalmaktadır. Türkiye’de gündem Cumhur ittifakı, Kaşıkçı cinayeti, yerel seçimler, siyaset, belediye başkan adaylıkları tarafından kapatılmıştır. Bu durum toplumu zıvanadan çıkaran olayların görülmesini büyük ölçüde engellemektedir.
 
Son zamanlarda kadına yönelik şiddette ciddi artışlar vardır. Çoğu anlamsız intihar, boşanma ve cinayetler her gün gazete sütunlarını, televizyon ekranlarını işgal etmektedir. İnsanlık sınırı her anlamda fena halde zorlanmaktadır.
 
Cinayet çocuk ya da ihtiyar dinlemiyor. Eğitilmiş/eğitilmemiş, zengin/fakir, anne/baba, eş/koca, doğu/batı fark etmiyor.En ufak bir tartışma bir anda cinayetle sonuçlanabiliyor.
 
Birkaç günlük suç ve suçlu envanterine bakılınca durumun ne denli vahim olduğu anlaşılacaktır :


Henüz 15 yaşında bir lise öğrencisi, İstanbul Bahçelievler'de sokakta yürüdüğü sırada aynı okulda daha önce kavga ettiği arkadaşı olan 15 yaşındaki bir başka çocuk tarafından pompalı tüfekle üç el ateş edilerek öldürülüyor. Katil çocuk arkadaşına kavga olayından dolayı “kin tuttuğunu” söylemiş, cinayeti de bunun için işlemiş. 
 
Bu çocuk pompalı tüfek bulabiliyor, onu kullanmasını öğrenebiliyor, pompalı tüfekle sokağa çıkabiliyor ve fırsatını bulup cinayet işleyebiliyor!
 
-İstanbul Sarıyer'de 85 yaşındaki bir adam, sosyal medya hesabı yüzünden tartıştığı 76 yaşındaki eşini bıçaklayarak öldürüyor. Ardından da intihar girişiminde bulunuyor.
 
Seksen beş yaşındaki dedeyle 76 yaşındaki nine sosyal medyayla ne zaman tanışır, buluşur ve nihayet bu tanışmadan bir cinayet bir de intihar nasıl çıkarırlar anlaşılır değildir.
 
İzmir’in Bornova ilçesinde yaşayan kadın kıskançlık nedeniyle çıkan tartışmada kendisini 7 yerinden bıçaklayan ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan eşini ‘Çocuklarımın babası’ diyerek affeder.
 
Yedi yeri bıçaklı kadın bu defa bir şans daha kocaya veriyor. Bir kez daha bıçaklı adamı denemeye karar veriyor. Çünkü ölümün denenemez olduğundan haberi yoktur.
 
-Öz oğlu yanına aldığı bir kişiyle annesinin evini basar. Annesinin birlikte yaşadığı adamı iple boğarak öldürür. 72 yaşındaki annesini ise yanında götürdüğü arkadaşına , ‘Benim annem olduğu için ben öldüremem, sen öldür’ demesi üzerine arkadaşı annesine iple boğarak öldürür.
 
-Antalya’da adam ambulansı kaçırır yakalandığında o gece de hastanede uyuduğunu belirterek, "Üşüdüğümden dolayı ambulansı görünce içine girdim. Ambulans çalışır vaziyetteydi. Aracı çaldığımı hatırlamıyorum" diye ifade verir.
 
-Samsun’un Bafra ilçesinde Beyin Cerrahi Uzman bir hastanın ameliyatı konusunda tartıştığı aynı hastanedeki Üroloji Uzmanı’nı darp eder.
 
-İstanbul Sultanbeyli’de eczaneden ilaç alan bir kişi ve oğlu eczacı kalfasının kendilerine fazladan 40 liralık vitamin hapı sattığını iddia ederek babasıyla birlikte eczaneye döner, eczacı ve kalfasını tekme-tokat bayılıncaya kadar dövüp yerlerde sürüklerler. Eczacı başına yediği tekmeyle baygınlık geçirir.
 
-Tuzla'da bir öğretmen daha önce uyarılmasına rağmen okula makyajlı gelen öğrencisinin disiplinsiz davranışlarını okul aile birliğine bildirir. Bunun üzerine öğrencinin abisi okula gelir. Okulun merdivenlerinde öğretmenle karşılaşan abi, öğretmeni darp eder.
 
Anne, ambulans, doktor, öğretmen ve eczacı fark etmiyor. 
 
Şiddet her yanı, her mesleği sarmış durumdadır.
 
 Kimse şiddet ve kabalığa karşı sigortalı değil. 
 
Öldürülen, tokatlanan, yerlerde süründürülen gerçekte insanlar değil ahlaktır. 
 
Toplumun rehabilitasyona ihtiyacı var. 
 
Her şey siyaset değildir biraz da topluma bakın!
 
 

6 Eylül 2018 Perşembe

Altın Nesil mi Geliyor?

 
 
Altın Nesil mi Geliyor?
 
 
Nazım Peker 
 
 
Vatan nedir, bayrak nedir pek ilgi alanlarına girmiyor. 
 
Dedelerinin bu vatan ve bayrak için döktüğü kandan verdiği candan habersizler.
 
Kim istemez, istemeyenin iki gözü de kör olsun.
 
“Veriler ve sokaklar hiç de öyle söylemiyor. 
 
Eğitim de nal toplayan, sevgi ve saygı da geri vitese takan bir gençlikle karşı karşıyayız.
 
Hayatın gerçeklerinden habersiz, dünya ve Türkiye gerçeklerine duyarsız, duyarsız ve egoist bir gençlik var elimizde.
 
Ne şehitten haberi var, ne dul kalmaktan ne de yetim nedir bilmeyen bir gençlik.
 
Ne savaşlar, ne bu savaşlarda ölenler, ne yıkılan ve alt üst olan şehirler onları, hiç mi hiç ilgilendirmiyor, duygulandırmıyor, üzmüyor.(Bazılarını)
 
Onları ilgilendiren tek şey; günü yaşamak; odaklandıkları tek şey kendi bencillikleri!...
 
Ders çalışmak, ana babaya azıcık yardım etmek, bir bardak su vermek onlara büyük bir acı ve dayanılmaz bir işkence gibi.
 
Eve gelen ekmekten, sofraya konan zeytinden, yoğurt ve peynirden sadece görsel ve tat olarak ilgileniyorlar. 
 
Nasıl yetişiyor, kim yetiştiriyor, sofraya gelene kadar kimlerin emeği ve alınteri var, umurlarında değil.
 
Kıymet ve değer bilmiyorlar. Saygıdan nasipsizler, vefasızlar. Sanıyorlar ki kendilerinden başka herkes onlara hizmet için yaratılmışlar. Size bakışları, onlara verdiğiniz emek ve hizmet kadar.
 
Hepsinin elinde nasıl ve kaça alındığını bilmedikleri akıllı ve markalı telefonlarla, lüks döşenmiş kafelerde bir fincan kahve içmenin, nargile fokurtmanın derdindeler.
 
Vatan nedir, bayrak nedir pek ilgi alanlarına girmiyor. 
 
Dedelerinin bu vatan ve bayrak için döktüğü kandan verdiği candan habersizler.
 
Bizde sayıları 500 lere dayanan bilmem ne Star denen kahvelerde bir fincan kahveyi 15 TL’ye içmeyi marifet ve sınıf atlama sayan bir hesap bilmez gençlikle karşı karşıyayız.
 
En lüks evlerde oturmak, lüks arabalara binmek, lüks kahvelerde ve mekânlarda dolaşmak, hayatı TV dizilerinden ibaret sanmak, akıllı telefon kullanmayı hayat sanan bir nesil geliyor.
 
Yaşlı bir eğitimci olarak, ülkem adına üzülüyorum.
 
Nasıl üzülmem, bu gençler; 15-20 yıl sonra ana-baba ve ülkenin kaderinde yönetici olacaklar.
 
Aileyi nasıl yönetecekler, ülkeyi nasıl yönetecekler, ülkeyi nasıl savunacaklar?
 
Hayat başka, çocuklar başka telden çalıyor. Hayattan bihaberler.
Altın kafeslerde çocuklar yetiştiriyoruz, tıpkı uçmayı bilmeyen kafes kuşları gibi.
 
Pek çoğu bakkaldaki ekmeğin fiyatını bilmiyor. Her istedikleri alınan bir ucube gençlik!.”
 
Oysa çocuklarımızı, iyi günde de, kötü günde de ayakta durabilecek direnç ve şuurda yetiştirmemiz gerekmiyor muydu?
 
Suç kimde acaba?
 
Biraz da kendimizi sorgulasak olmaz mı? Her istediği alınan, her istediğine kavuşan bir gençlikte biz ana-babaların suçu ne kadar, düşündük mü?
 
Yarının yetişkinleri olacak bu gençlerin, böyle yetişmesinde neden ısrar ve inat etmekteyiz?
 
Göz bebeklerimize böyle mi bakmalıyız? Müstesna olanları tenzih ederek!.
 
Altın nesil böyle mi yetişecek?
 
Her şeye rağmen bu gençlik bizim gençlik ve bu gençliğe güvenmek zorundayız. 
 
Ülkeyi yine onlarla kurtaracağız.
 
Esen kalınız.