fuhuş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fuhuş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2019 Pazartesi

Ahlaksızlık, bir milli güvenlik sorunudur!





Ahlaksızlık, bir milli güvenlik sorunudur! 



Ahmet B. Ercilasun 




Ahlaksızlık, az sayıda kişilerle sınırlı olursa bir millî güvenlik sorunu hâline gelmeyebilir. Ancak ahlaksızlık bütün toplum katmanlarına yayılırsa ciddi bir güvenlik sorunu hâline gelir.



Ahlak toplumların en önemli değerlerinden biridir. Toplumdan topluma değişen ahlak anlayışları vardır ama bütün toplumlarda ortak olan, ortak olması gereken, evrensel ahlak değerleri de vardır.


Yalan söylemek, hırsızlık yapmak, rüşvet almak bütün toplumlarda ahlaksızlık sayılır. Ahlakı sadece cinsî konulara indirgeyen; hırsızlık, yalancılık gibi ahlak dışı hareketleri hafife alan toplumlar çürümeye yüz tutmuş toplumlardır. 


Batının cinsî konulardaki serbestliğini vahim ahlaksızlıklar olarak gören toplumumuz ne yazık ki aynı hassasiyeti diğer konularda göstermiyor. 


Son yıllarda yaygın olarak işitilen "Çalıyor ama çalışıyor." söylemi bu duyarsızlığın en tipik göstergesidir.


Müslümanlığı en iyi temsil etme iddiasında olan bir örgüt yıllarca soru çalmış, soru çalarak kendi adamlarını üniversitelere ve harp okullarına yerleştirmiş, böylece on binlerce insanın da hakkını yemiştir. Örgütün yöneticileri ve bağlıları bütün bunları normal saymışlar, hatta sevap işlediklerine inanmışlardır.


Yıllarca süren bu hırsızlıkları görmek, önlemek ve suçluları cezalandırmak mevkiinde bulunan yöneticiler de "Alınları secdeye değiyor." diye düşünerek bunları görmemişler, gördülerse de göz yummuşlardır.



Alınları secdeye değen ama hırsız ve sahtekâr olan bu örgüt sonunda gerçekten bir millî güvenlik sorunu olmuş ve alçakça bir darbe teşebbüsünde bulunmuştur.


 Ancak 250 şehide mal olduktan sonra örgüt mensupları cezalandırılmaya başlanmıştır. 


Benzer örgütler bugün de vardır. Yalan dolanla insanları kandırmanın, üstelik bunu din kisvesi altında yapmanın dinle de ahlakla da ilgisi yoktur. 


Tarihimizde olumlu rolleri de bulunan tasavvuf cereyanlarıyla da ilgisi yoktur. Filan tarikatın veya cemaatin mensubu olduğu için, başka insanların haklarının yenmesi pahasına işe alınan, belli mevkilere getirilen kişiler belki ahlaksızlık yaptıklarını düşünmüyorlar. Belki "ideal"leri uğruna sevap işlediklerini de sanıyorlar. Ama yaptıkları düpedüz ahlaksızlıktır. 


Buna yol verenler, buna müsaade edenler de aynı ahlaksızlık girdabının içindedirler. Çünkü ortada hakları yenen insanlar vardır. Liyakatsiz oldukları hâlde kayırılan insanların, başında bulundukları işleri bozmaları, devleti zarara sokmaları vardır. Neresinden bakarsanız bakın, hak yemek, liyakatsiz insanları iş başına getirmek ve bütün bunlara müsaade etmek ahlaksızlıktır.


Ahlaksızlığın en vahimi din görüntüsü altında yapılanıdır. 


Dinler, özellikle bizim dinimiz ahlak kavramı üzerine kurulmuştur. 


Ahlak, Müslümanlığın en önemli kavramlarından biridir. 


Neredeyse bütün emirler ve yasaklar ahlak kavramı için vardır. 


Namaz kılmak da oruç tutmak da öyledir.


 İbadet, kötülüklerden, ahlaksızlıklardan arınmak için yapılır. 


Sadece Allah'ın kulu olduğunuzu bilirsiniz. 


Başkalarına kulluk etmezsiniz. 


Kul hakkı yemekten korkar, Allah'a sığınırsınız.


 Böyle bir dinin mensubu olan, bununla gurur duyan insanlar başkalarının hakkını yer mi, yalan söyler mi, insanların malına, hele hele devletin malına el uzatır mı?


Eğer bir ülkede bu tür ahlaksızlıklar toplumda mazur görülür, hele hele insan kayırmalar, devlet malına el uzatmalar, yönetim kademelerinde aşağıdan yukarıya veya yukarıdan aşağıya doğru yayılırsa o zaman ahlaksızlık gerçekten bir millî güvenlik sorunu hâline gelir. 


Düşününüz ki bir ülkenin millî varlıkları ona buna peşkeş çekiliyor, stratejik değeri olan tesisler yabancılara satılıyor, devlet bankalarından hakkı olmayan iş adamlarına krediler veriliyor, "Sen benim için şunları yap, ben de sana şunları sağlayayım." deniliyor… Böyle bir durum millî güvenlik sorunu sayılmaz mı?


Yazarların hüküm cümlesi yerine soru cümleleri kurmak zorunda kalmaları bile ciddi bir sorunla karşı karşıya kaldığımızın belirtisidir.
 
 
Telefonumuza, televizyonumuza güvenemiyoruz. 

Topumuza, tankımıza, tüfeğimize güvenemiyoruz. 

Hangi ihalede hangi iş adamına ne verildi acaba, diye şüpheler içinde kalıyoruz. 

Şüphe insanı kemirir. 

Toplumun büyük çoğunluğunda böyle şüpheler varsa toplumdaki birlik ve güven duygusu da kemiriliyor demektir. 

Ahlaksızlığın yol açtığı bu durum da başlı başına bir millî güvenlik sorunudur.     



https://www.yenicaggazetesi.com.tr/ahlaksizlik-bir-milli-guvenlik-sorunudur-54004yy.htm 

31 Mart 2019 Pazar

Suriyeliler

 

 

Suriyeliler

 

Yusuf Dülger

 

 

Suriyeliler (kadınlar-kızlar, aracı olan erkekler) bizim nüfus, milli güvenlik ve ekonomik yapımızdan başka bir de ahlak ve aile yapımızı bozmaktalar.

 

 

 Başta Prof. Dr. Ümit Özdağ olmak üzere Türkiye’de birkaç kişi yurdumuzdaki Suriyelilerinbir süre sonra nüfusumuz, milli güvenliğimiz ve ekonomik yapımız üzerinde büyük sıkıntılar yaratacağını söylüyor. Ancak ciddiye alan yok; dinleyip geçiyoruz, konuya yoğunlaşmıyoruz.



Ben Suriyelilerin nüfusumuz, milli güvenliğimiz ve ekonomimiz üzerinde yarattıkları ve yaratacakları sakıncalardan söz etmeyeceğim; Suriyelilerin aile ve ahlakî yapımıza vermekte oldukları yıkıntılardan söz edeceğim.


SURİYELİLER HAKKINDA KONUŞULANLAR:
 

 

Bir tanıdığım anlattı, yeğeni Suriye sınırımızdaki gümrük kapılarımızın birinde askerlik görevini bitirip gelmiş. Askerin anlattığına göre, Suriyeliler Türkiye’ye geçiş yapabilmek için askerlerimize para ve hatta eşlerini, kızlarını teklif ediyorlarmış.

 

Elli yıllık bir tanıdığım, sohbet aralarında iki-üç kez yakındı; Suriyeli ayak kadınları eski garaj yakınlarında (Akçeşme İlköğretim Okulu’nun çevresinde) kaldırımlarda, güneşin battığı sıralarda müşteri bekliyorlarmış. Bu tutumun Larende Yokuşu çevresinde de olduğunu duydum, o çevreden bir tanıdığıma sordum, doğruladı.

 

Bir sohbet sırasında tanıdıklarımdan birisi, Konya’da bazı esnaf ve sanayicilerin Suriyeli kadınları-kızları, “İMAM NİKÂHI” ile sahiplendiklerini anlattı.

 

Emekli bir devlet memurunun, bir miktar para ile, Suriyeli bir bayanı ikinci eş olarak “İMAM NİKÂHI” kıydırıp evlendiğini, bu bayanın kısa bir süre sonra kaybolduğunu o devlet memurunu tanıyan bir arkadaşım söyledi.

 

Tebdil-i kıyafet ile anlatımlara yerinde tanık olmayı düşündüm. Bir dostum: “Yapma, başına iş açarsın” dedi. Uyarıyı doğru ve yerinde buldum, düşüncemden caydım.
  


İMAMLAR VE KÖŞE MÜFTÜLERİ ŞEHVET MALZEMESİ OLAMAZ:
 

 

Toplumumuzda eskiden beri “İMAM NİKÂHI” denen bir uygulama var. Buna göre yasa dışı evlilik yapmak isteyen bir bay-bayan, kenar-köşedeki bir imama yahut “HOCA” kılıflı birisine gidiyorlar, kendilerine göre iki şahit bularak “DİNİ NİKÂH” (?) kıydırıyorlar. Sonra bayanlar mağdur oluyor, doğan çocuklar resmi nikâhlı kadının üzerine yazdırılıyor…

 

Bu “İMAM NİKÂHI” ile yerli kadınlarımız ve çocuklarımız büyük acılar ve yıkımlar yaşarken şimdi bir de Suriyeli (yabancı) kadınlar için “İMAM NİKÂHI” çıktı karşımıza. Görünen o ki, bu yeni maskeli hovardalık bize çok ağıra mal olacak. Peki, ne demek istiyorum? Demek istediğim şu:

 

Esas İslam’da, sağduyuda, töremizde ve aile hukukumuzda “İMAM NİKÂHI” diye bir nikâh yoktur. Nikâhta esas olan aleniyet (o evliliğin herkes tarafından bilinmesi), şahitlendirilmesi, her iki tarafın hukukunu koruyacak nitelikte olması, ergenlik çağı ve baskısız olmasıdır.Kanunen nikâh kıyma yetkisi olan makamların alenen ve kayıtlı olarak yaptıkları evlilik işleminden sonra bir de, “İMAM NİKÂHI, DİNİ NİKÂH” yoktur, resmi nikâh yeterlidir.

 

Durum bu iken: Emekli yahut çalışan imamlardan bazıları ile “köşe müftüleri” denen kişiler hala “DİNİ NİKÂH” kıyıyorlar. Bunu niçin yapıyorlar? Hadlerini bilmediklerinden, cahilliklerinden, üç-beş kuruş nikâh (DUA PARASI/RUHBANLIK GELİRİ) parası almak için, dinî dilencilik yapmak için.

 

Burada çekinmeden, onun-bunun hatır ve gönlünü hesaba katmadan rahatlıkla şunu söyleyebiliriz: İmam nikâhı kıyanlar şehvetlerine yenilmiş kişilerin maşası olmaktalar. Demek bu imam nikâhını kıyanlar, bu işi her yaptıklarında seks malzemesi oluyorlar.


BU NOKTADA DİYANET:  

 

Bu yazdıklarımın dinen ve hukuken doğru olduğunu Diyanet’in Başkan, Başkan Yardımcıları, Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri, Müftüler, Vaizler ve İmamlar bilirler, bilmezlerse bilmeleri ve bu yanlışı düzeltmeleri gerekir. Ama düzeltmiyorlar, halkımızı aydınlatmıyorlar, ahlaksızlara alet oluyorlar. Olayın en acı yönü esasen budur.
 

 

Diyanet doğruyu söylemeli, halkı aydınlatmalı, bu yanlışı düzeltmelidir. Düzeltmezse şehvet malzemesidir.


AHLAK VE AİLE YAPIMIZ AÇISINDAN SURİYELİLER:

 

Görüldüğü gibi ülkemizdeki bir kısım Suriyeliler (kadınlar-kızlar, aracı olan erkekler) bizim nüfus, milli güvenlik ve ekonomik yapımızdan başka bir de ahlak ve aile yapımızı bozmaktalar. Türk milleti olarak bunu asla unutmayalım, ona göre tutum alalım.


SURİYELİLER VE UYGUR TÜRKLERİ:

 

 Dinlediğim bir program ve edindiğim bilgilere göre Türkiye’nin mevcut yönetimi, Türkiye’de oturum almak, T.C. vatandaşı olmak için Doğu Türkistan’dan gelen Uygur Türklerine Suriye’den gelen Araplara gösterdiği kolaylığı göstermemekte, daha zor vize vermektedir. 

 

Bu çok acıdır, Arapçılıktır, Türk karşıtlığıdır.
 

 

 Şu yıllarda Türkiye’de, siyaseten yaşanan bir milliyetçilik krizi var. Bu kriz her geçen gün ağırlaşmakta, emperyalistlerin ve siyasal ümmetçilerin işine yaramaktadır. Bugün Türkiye’de siyaseten Türk milliyetçiliğini temsil ettiğini iddia edenler; ilkeli, köklü ve bağımsız değiller. Bir sıkıntımız da bu. Son söz: Türkiye’de siyaseten dürüst bir Türk milliyetçisi olmak için, DEVLET BAHÇELİ MİLLİYETÇİSİ olmaktan çıkmak gerekiyor.

 

 

http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/yusuf-dulger/suriyeliler-441502m.html 

11 Ocak 2019 Cuma

Cinnet emareleri

 

 

Cinnet emareleri

 

 

Özcan Yeniçeri

 

 

İnsanların bugünkü davranışları büyük ölçüde aldıkları ya da alamadıkları bu eğitimin sonucudur. 

 

 Eğitim düzeni hasta olan bir toplumun hiçbir sistemi sağlıklı değildir. 

 



Hayvanlara, kadına, sağlık mensuplarına yönelik şiddette istikrar sürmekteyken bunlara bir de eğitim mensuplarına karşı gösterilen şiddet eklenmiştir.Hayvanlara yönelik saldırılar zaten ekranlardan hiç eksik olmamaktadır. 


Haberlerde ikinci sırayı ise kadına yönelik şiddet almaktadır. Bunları sağlık personeline yönelik saldırılar takip etmektedir.  Sağlık personeline yönelik şiddete bakıldığında hemen her olgunun şiddet nedeni olarak kullanıldığı görülmektedir.

 


Sağlık personeline yönelik şiddetle ilgili olarak haberlere düşen birkaç neden: “Hasta yakını iki kadın doktoru dövdü.” “Ölen hastanın yakınları doktoru dövdü.” “Randevuya geç kalan hasta doktoru dövdü.” “Sıra bekleyen hasta doktoru dövdü.”,  “Muayene sırasını kaçıran hastanın yakını doktoru dövdü.” “Hasta yakınları kadın doktoru dövdü.” “Bu kez doktor hastayı dövdü.” “İstanbul'da tepesi atan bir doktor İngiliz anahtarıyla hasta yakınını dövdü.” “Doktor ameliyat masasında ‘ücret’ için hastayı dövdü.”
  


Kopya çekemeyince öldürüyor!

 

Son zamanlarda eğitim/öğretim mensuplarına karşı gösterilen şiddette ciddi bir artış vardır. Eğitim mensuplarını tartaklamalar, dövmeler,  yaralamalar ve öldürmeler sıradanlaşmıştır.

 

Okullara eğitim materyalleri değil aynı zamanda silah sokmanın da ne kadar kolay olduğunu son yaşanan olaylar kanıtlamaktadır.

 

Psikopat tipler bir yana bazı veliler bile çocuklarının karşılaştıkları sorunlar için çözüm yolu olarak fiziki güç kullanmayı görmektedir.  Bu durum cinnetin toplumsal boyutunu göstermektedir.

 


Son günlerde eğitim kurumlarında meydana gelen şiddetle ilgili birkaç olay şöyledir:
 

 


Ceren Damar Şenel, hayatının baharında pırıl pırıl bir araştırma görevlisidir. Bir öğrenci kıyafeti giymiş psikopat tarafından fakültedeki odasında katledilmiştir.

 


Katil bir öğrenciydi. Yatay geçiş yaptığı okula 2. Sınıftan başlaması gerekirken birinci sınıftan başlatılarak haksızlığa uğratıldığını düşünüyordu.

 


Eğitim/öğretimin kurallarına uymak yerine, eğitim ve öğretimi kendine uydurmaya çalışıyor.

 


Dersleri yoğun olduğu için üniversiteye sınavdan sınava gittiğini söylüyor.

 


Sınavlardan geçebilmesi için kopya çekmek zorunda olduğuna inanıyor.

 


Sınav sırasında kopya çekerken yakalanıyor.

 


Ceren Damar Şenel’in, kopya çekerken onu yakalaması ve hakkında tutanak tutmasını katil içine sindiremez.

 


Eve gider babasının silahını alır ve görevini yapan öğretim görevlisinin odasına girerek ona 2 el ateş eder, yetmez bıçakla da saldırarak onu öldürür.

 


Ardından tabancayı başına dayar ve intihar etmek ister onu başaramaz!

 


Katil öğrencinin kopya çekmeyi bir hak olarak gördüğü, yatay geçişte kendisini bir üst sınıfa kaydedilmeyerek haksızlığa uğratıldığını düşündüğü, sınavdan sınava okula gitmenin yeterli olduğu kanaatini taşıdığı görülüyor.

 


Görevini yapan öğretim görevlisini bıçaklamayı ve silahla ateş etmeyi becerebildiği ama intihar için silahı kendisine döndürdüğünde bunu başaramadığı anlaşılıyor.

 


Bir diğer olayda ise lise ikinci sınıf öğrencisi, devamsızlık yüzünden tartıştığı öğretmenini, gitar kutusu içinde okula getirdiği tabancayla bacaklarından vurur. Yaralanan öğretmen hastaneye kaldırılır.

 


Bir başka okulda ise 14 yıllık bir öğretmen bir öğrenci velisi ve dört yakını tarafından dövülür. Öğretmenin bu saldırıda boyun kemiği kırılır. Hayati tehlikesi nedeniyle yoğun bakım ünitesine alınır.

 


Adı lazım değil bir lisede öğrencileri arasında “yan baktın” kavgası çıkıyor. Kavgada bıçakla yaralanan lise öğrencisi, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybediyor.

 


İşin ilginç yanı üç olay da bu ülkede on gün içinde meydana gelmiştir.

 

Bütün belirtiler son zamanlarda örgütlü eğitimin giderek irtifa kaybettiğini göstermektedir. Formaliteye indirgenmiş bir eğitim sisteminden söz edilir olmuştur. İnsanların bugünkü davranışları büyük ölçüde aldıkları ya da alamadıkları bu eğitimin sonucudur. Davranışların, tutumların, alışkanlıkların ve inançların hemen hepsi eğitim sisteminin rahminde büyür. Eğitim düzeni hasta olan bir toplumun hiçbir sistemi sağlıklı değildir.

 

Tedaviye buradan başlamak lazımdır!



http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/ozcan-yeniceri/cinnet-emareleri-441256m.html