türk milliyetçisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türk milliyetçisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ağustos 2019 Perşembe

Mustafa Kafalı Hocayı kaybettik

 






Mustafa Kafalı Hocayı kaybettik 

 

Büyük Türkçü ve tarihçi Mustafa Kafalı dün  akşam 19.30 sularında evinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etti. 



Uzun süredir tedavi gören Mustafa Kafalı, 85 yaşındaydı. 



 Mustafa Kafalı kimdir ?



Mustaf Kafalı, 70'li yıllardan beri Türkçü hareketin içerisinde yer aldı. 


Başta Nihâl Atsız ve Alparslan Türkeş olmak üzere Türkçü-Milliyetçi fikir adamlarıyla derin dostluklar kurmuş, bu harekete uzun yıllar hizmet vermişti. 




1934 yılında Konya'da doğan Kafalı, Yüksek tahsilini Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümünde yaptı. 



1960 Aralık ayında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin Umumî Türk Tarihi Kürsüsüne asistan olarak giren Kafalı, "Ötemiş Hacı'ya Göre Cuci Ulusu'nun Tarihi" adlı tezi ile Aralık 1965 yılında doktor unvanını aldı. 



1971-1972 yıllarında bir yıl, üniversite kontenjanıyla Londra'ya giderek ilmi incelemelerde bulunan Kafalı, ülkeye dönüşünde tamamladığı "Altın-Orda Hanlığı'nda Sayın Han Sülalesi Devri (1227-1360)" adlı tezi ile 1973 Kasımı'nda doçentlik unvanını aldı.



 Kafalı, 1974 Kasımı'ndan itibaren, mensub olduğu Türk Tarihi Kürsüsünün 3-6. sömestr öğrencilerine, sırasıyla: Altın-Orda ve Çağatay Hanlıklarıyla, İlhanlı Devleti; 7-8. sömestr talebelerine ise, Timur ve Timurlular tarihi; ayrıca Tarih Metodu derslerini verdi; "Kaynaklar" ve "Osmanlıca Metinler" üzerine seminer çalışmaları yaptı.



 1975-1977 ders yıllarında Bağdat Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde, davetli öğretim üyesi olarak tedrisatta bulundu. Profesörlük takdim tezi olarak sunduğu "Çağatay Hanlığı (1227-1345)" adlı eseriyle 24 Mayıs 1982'de bu unvanı aldı. 



Türk Tarih Kurumu üyesi olan Kafalı, İngilizce ve Rusça biliyordu. 



Mekanı Cennet olsun İnşallah ....

23 Ağustos 2019 Cuma

Büyük Türkçü Türk Milliyetçisi Ebulfez Elçibey kimdir?

 
 
 
 
 
Büyük Türkçü ve Türk Milliyetçisi Ebulfez Elçibey kimdir? 
 
 
 
Ebulfez Elçibey Nahçıvan'ın Keleki kasabasında 1938 senesinde dünyaya geldi. Asıl adı Ebulfez Kadir Güloğlu Aliyev'dir. Azerbaycan Bakü Devlet Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olmuştur.
 
 

SİYASİ HAYATI
 
 

1970'li yıllarda, eski SSCB topraklarına dahil olan Azerbaycan'ın bağımsızlığı için mücadele etmeye başlayan Elçibey 1976 senesinde Sovyetler'e karşı propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklanmıştır. 1978 senesinde şartlı olarak serbest bırakılmıştır.
 
 

1988-1989 seneleri arasında Azerbaycan halkına bağımsızlık mücadelesi yolunda öncülük etmiş ve halkından büyük destek görmüştür. Aktif siyasi hayatına 1989 senesinde, Azerbaycan Halk Cephesi Partisi'nin (AHCP) başına geçerek başlamıştır.
 
 

Azerbaycan, SSCB'nin 1990 yılında dağılmasının ardından 18 Ekim 1991 tarihinde bağımsızlığını resmen ilan etmiş ve Ayaz Muttalibov'un kısa süren cumhurbaşkanlığının ardından, Ebulfez Elçibey 7 Haziran 1992 tarihinde bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ikinci cumhurbaşkanı olmuştur.
 
 

Daha önce "Milli Kahramanlık Ödülü"nü verdiği Suret Hüseyinov'un Haziran 1993 senesinde ayaklanmasından sonra cumhurbaşkanlığı görevini terk ederek doğum yeri olan Keleki'ye geri dönmüştür.
 
 

31 Ekim 1997 tarihinde Keleki'den Bakü'ye dönmüş ve AHCP'nin başında aktif siyasi hayatına devam etmiştir. Elçibey, 1998 senesinde yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerine, "demokratik ve adil olmadığı" gerekçesiyle boykot ederek katılmamıştır.
 
 

Elçibey, zaman zaman Haydar Aliyev iktidarına karşı verdiği sert demeçlerle kamuoyunun dikkatlerini üzerine çekmiştir.
 
 

Azerbaycan'da 5 Kasım'da yapılacak olan 2. dönem parlamento seçimlerine katılma kararı alan Elçibey, bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin parlamentosuna girebilmek için ilk defa milletvekilliğine adaylığını koymuştur.
 
 

Yaşamı boyunca, Türk dünyasının birleşmesi ve kardeşliği için mücadele etmiş ve bu yönde "Bütün Azerbaycan Yolunda" isimli bir kitap çıkarmıştır.
 
 

İki çocuk babası olan Ebulfez Elçibey, 22 Ağustos 2000'de tedavi için bulunduğu Ankara'da 62 yaşında yaşamını yitirmiştir.
 
 
 
 Türk Dünyasının hiçbir zaman unutmayacağı Büyük Türkçü Ebulfez Elçibey'i vefatının yıldönümünde rahmet,minnet ve sevgiyle anıyoruz. 
 
 
Mekanı Cennet olsun İnşallah...
 
 
 

6 Kasım 2018 Salı

Seni Kimler Yönetiyor Türkiye?

 

Seni Kimler Yönetiyor Türkiye?

 

Özcan Yeniçeri 

 

Her türlü insani ve ahlaki dengeyi kaybetmiş bu tür insanlar, nasıl oluyor da Atatürk’ün kurduğu ülkenin kurumlarında yönetici oluyor? 

 

Abartı, kutsamak, övgü ne denli aldatıcı ise yergi, lanetlemek ve yüceltmek de o denli yanıltıcıdır.

Marifetin iltifata tabi olduğu doğrudur.

Ancak habbeyi kubbe yapmak, doğal meziyetleri dini kavramlarla sunmak da tehlikelidir.

Abartı şaşırtır, çok abartı çok daha fazla şaşırtır.

Adam profesör yani ilmi kariyeri var.  Aynı zamanda bir Üniversite’nin Rektörüdür. 


Kendisini o makama atayan Sayın Cumhurbaşkanı için şöyle diyor, ona “itaat etmek farz-ı ayn'dır. 

Karşı gelmek de harpten kaçmak manasına gelir, haramdır. 

Biz itaat ediyoruz” diyorsa sözün bittiği yerdeyiz demektir.

Bir bilim adamı kendisini bulunduğu göreve atayan makamı bu tür ifadelerle kutsarsa sıradan vatandaşa ne diyeceksiniz?

Her alanda soğukkanlılığı ve sağduyuyu kaybetmek tehlikelidir.

İnsanlarla ilgili yapılan değerlendirmelerde ihtiyat her zaman iyidir.

Övgü ya da sövgü, ifrat ya da tefrit kaçınılması gereken tutumlardır.

Tabandakini tepmek tavandakine tapmak bilim adamlarının değil zayıf ve sefil insanların yapacağı bir iştir.

Nitekim YÖK bu konuda ‘söz ve fiillerinin ölçülü, makul, ilmi çerçevede ve toplumun hassasiyetlerini gözetir şekilde olmasına azami dikkat gösterilmelidir’ şeklinde açıklama yapmak zorunda kalmıştır.

Sonunda bu değerlendirmeyi yapan rektör de görevinden ayrılmak zorunda kalmıştır.
  

Atatürk’e saldırmak!

Adı lazım değil bir Üniversite’nin Sağlık Kültür Spor Daire Başkanlığını yapan zat, Atatürk’e, sosyal medya hesaplarından hakaret ve küfürler yağdırdığı medyaya düştü.

Bu durumun duyulmasından sonra da Üniversite rektörlüğü tarafından bu zatın görevden uzaklaştırıldığı açıklandı.

Türkçe’de “Eceli gelen...” kelimeleriyle başlayan bir deyim var. Bu deyimi atalar tam da bu tür zatlar için söylemiş!

Her zaman seksen milyonluk bir ülkede gaflet, dalalet ve hiyanet içinde olanlar bulunacaktır. Varlıklarını borçlu oldukları Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna dil uzatanlar da çıkacaktır.

Zira düşmana sığınan, düşmanla işbirliği yapan, ihaneti meslek edinen sayısız haine bu ülkede rastlanmıştır.

Bağımsızlığını, egemenliğini, şerefini, namusunu daha da ötesi vatanını kurtaran iradeye saldırmak akıl sağlığı yerinde olanların yapacağı bir iş değildir!

Her türlü insani ve ahlaki dengeyi kaybetmiş bu tür insanlar, nasıl oluyor da Atatürk’ün kurduğu ülkenin kurumlarında yönetici oluyor?

Cevabı verilmesi gereken soru budur!

Bunların sayısı sanıldığı kadar az da değildir.


Bir büyükelçi faciası!

Adam Türkiye Cumhuriyeti’nin Uganda büyükelçisidir. Türkiye’nin Uganda Büyükelçiliğinin 29 Ekim resepsiyonuna büyükelçi hazretleri Yunan mitolojik tanrılarının kıyafetiyle katılıyor.

Büyükelçinin Yunan mitolojisinde uğruna Truva Savaşı çıkan Helen'e, başkatibin baştanrı Zeus'a benzeyen kıyafetler içinde resepsiyona katılıyor. Resepsiyona katılan Ugandılar bile bu duruma şaşırmış ve hayretler içinde büyükelçiye bakıyor.

Amman doğumlu, ABD’de çokca bulunmuş bu büyükelçi muhtemelen mehter takımının giydiği kıyafetlerden, Alpaslan’ın Malazgirt’te giydiği kıyamet gömleğinden haberi yoktur. 


Kıyafeti ve medeniyeti Helen’den Zeus’tan ibaret görüyor.

Bir büyükelçinin Türkiye’nin milli gününde başka ülkelerin simgeleriyle arzı endam etmesi ilginç ötesidir.

Kıyafette Helen’e benzeyenler icraatta da muhtemelen kıyafetini giydikleri kültüre uygun davranırlar.

Bu tam anlamıyla bir büyükelçilik faciasıdır.  


Türkiye’yi dışarıda kimlerin temsil ettiğinin de kanıtıdır.
 

Bu tür adamların sanıldığı gibi yalnız kıyafetlerinin değil zihniyetlerinin Türkiye’ye yabancı olduğu açıktır.

Bu zihniyetle mi büyükelçi hazretleri ülkenin çıkarlarını koruyacak.

Üniversitenin başına her türlü ölçüyü kaçırmış bir rektör gelebiliyor.

Bir başka üniversitenin Sağlık Kültür Spor Daire Başkanlığına sağlıksız, kültürsüz, küfürbaz bir adam olabiliyor.

Ülkeyi dışarıda temsil eden bir büyükelçi Yunan kültürüne ait kıyafetlerle sözüm ona Türkiye’yi orada temsil edebiliyor.

Seni kimler temsil ediyor Türkiye!


http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/ozcan-yeniceri/seni-kimler-yonetiyor-turkiye-441033m.html 

8 Mayıs 2018 Salı

KİMLER TÜRK MİLLİYETÇİLERİNİN İKTİDARINA ENGEL OLUYOR?

 

 

KİMLER TÜRK MİLLİYETÇİLERİNİN İKTİDARINA ENGEL OLUYOR? 

  

Sabri Şenel

 

Türk milliyetçiliği, Osmanlının son dönemlerinde başlayan binlerce yıllık Türk tarihinin özlü yeşeren yeni Çınar fidanı olarak ortaya çıkan, 19.asrın sonunda Haçlı istilasına karşı direniş ruhunun adıdır. Bu özden ve mayadan, Çanakkale, Kurtuluş Savaşı, Sakarya Meydan Savaşı ve Kıbrıs Barış Harekatı ruhu çıkmış; asrın başında Türkiye Cumhuriyeti devleti ile taçlanmıştır.

İmparatorlukların birer birer sahneden çekildiği; dünkü Selçuklu ya da Osmanlı devletlerini kuran fakat ifade edilmeyen, Türk'ün sarsılmaz mührü ve iradesidir.

Devletin adı TC; başkenti Ankara; dili Türkçe olarak tanımlanmış olup, kurulan bu devlet dünyada "zafer" kelimesinin Türkler tarafından yeniden yazılışının tescilidir.


Dünyada herkes kendi milli kimliği ile devlet kurup ayakta kalmaya çalışırken; İngiliz, Fransız, Alman vb hoşgörülmüş ama maalesef bizim Türk kimliğimiz önce ırkçılık, sonra etnik kimlik olarak bölücü bir propagandaya maruz kalmıştır.

Hitler, Mussolini vb benzetmeler ile; ırkçı suçlaması İle, en büyük Türk milliyetçileri Bozkurt Atatürk ve Başbuğ Türkeş iftira, karalama ve itibarsızlaştırmanın hedefi olmuştur.

Atatürk dönemi sonrası, İnönü'nün ABD İle yaptığı gizli ve açık anlaşmalarla, ülke ABD rotasına oturtulmuş; darbeler serisi ile sürekli müdahalelere hazır hale getirilmiş ve hayatımızın her alanı gözetim altına alınmıştır.

Emperyalistlerin ülkeye bir tehlike olarak ithal etmek istediği komünizmle mücadeleye Başbuğ Türkeş sayesinde öncelik verilmiş; kuruluş ruhu Ülkücüler ile vatan millet bekası koruyuş destanına dönüşmüştür.

12 Eylül öncesi efsane direniş, bir kahramanlık destanı haline gelmiş; şeytanın bile aklına gelmeyecek fitne ihanet zincirine kahramanca karşı koyulmuştur.

İşte bu asil ve asıl ruhun temsilcisi olan Türk Milliyetçileri,  niçin adı İle sanı ve şanı İle iktidara gelemez?

Ülkücüler önce ANAP'ta vitrin süsü olmuştur. Lideri Başbuğ siyasi yasaklı iken;  kahramanları idam sehpalarında şehit olmuştur..Daha sonra DYP'ye vb diğer partilere dolgu malzemesi olmuştur. 


Ülkücüler sevilen insanlar... Türk'ün son dünya markası olarak algı operasyonları İle suçlanmış, mahkum edilmiş ve iftiraya uğramışlardır. Fakat bir türlü ülke Ülkücülere teslim edilmek istenmemiş; sisteme yama ve takviye yapılmak istenmiştir.

Türk Milliyetçilerinin koalisyonları sinsi ve gizli komplolara hedef olmuş; kin, iftira ve düşmanlık hiç bitmemiştir. Türk milliyetçileri iktidar olamaz algısı, zihinlere adeta koro halinde çakılmıştır. O yüzden hep başka formüller devreye sokulmuştur.

Ülke dara düşünce "gelin" denilen Ülkücüler, FETÖ'nün yolu açılırken itilmiş ve kakılmışlardır. Ülkücü Hareket Devletten hep tasfiye görmüştür..

Çok ilginç... daha dün yeni kurulan üniversitelerden birine bile hareketin lideri Türkeş'in ismi çok görülmüştür! buna itiraz eden etkili ve yetkili bir tek kimsenin bile sesini duyamaz olduk!

Türkiye’yi var eden Türk milliyetçileri, niçin görünmeyen ve ilan edilmeyen yasaklılardır?

Bugün "biz iktidar olamayız", "bizi iktidar yapmazlar" fısıltıları dilden dile dolaşıp, sürekli ittifak arayışları gündeme geliyor... dün DSP ile koalisyon suçlaması, CHP den AKP ye  savrulmalar... En son Cumhurbaşkanlığı seçiminde adayımız olan Ekmeleddin İhsanoğlu, şimdi rakibi Erdoğan'a destek veriyor! ittifaklar yüzünden sürekli "onun bunun kucağına oturdunuz" suçlamalarına uğradık. Ortaya atılan iddia, iftira ve karalamalar, gerçekten çok büyük siyasi travma ve hayal kırıklığına dönmüştür.

Şimdi Ülkücülerin umudu ya Cumhur İttifakı ya da Türk milliyetçiliği Ülkücü vurgusundan imtina edilen "biz Ülkücü parti değiliz Ülkücülerin kurduğu partiyiz" denilen adreslere savrulmuştur. Adeta Türk milli kimliği, etnik milli kimlik seviyesine inerek, Kürtler, Araplar, Arnavutlar ve Romanlar bize oy vermez kaygısıyla, Türk milliyetçiliği endirekt aşağılanmaya maruz bırakılmıştır.

Hani nerede kaldı Atatürkün ”Ne mutlu Türküm diyene” sözü? Türk milliyetçiliği etnik kimlik, Hitler, Mussoloni vb. benzetmesi ile ırkçılık muamelesi görüyorsa, bunun sorumlusu ya da suçluları kimlerdir?  


Elbette şehitlerin kanının toprakla buluştuğu her yere, onların emanetini, dilini, davasını, dil bayrağını götürmek için mücadele etmeyen, ter, emek vizyon ve misyon yoksunu olanlardır!

Ülkenin her tarafında, yediden yetmişe Ülkesi için farklı sıfatlarla Kızıl Elma vb diyerek sahneye çıkan kahramanların davasının bayrağı, siyaset vb her alanda zaferle taçlanmalıdır. Bunu başaracak öz güven, irade, potansiyel ve milli hafıza Milliyetçi Ülkücü harekette vardır.

21. Asır Türk asrı ve Türk milliyetçilerinin iktidar dönemleri olacaktır inşallah. TC'yi Bozkurt Atatürk’le kuran ve taçlandıran; Başbuğ Türkeş’le koruyan şanlı hayat kaynağımız MİLLİYETÇİLİK, 21.asrın diriliş kurtuluş ideolojisi değilse, zaten son derece hüzün vericidir!

Türk milliyetçiliği, Osmanlı’ya ve Haçlı işgaline son veren TC'nin kuruluş ideolojisi paradigması; Komünist dayatmaya karşı Ülkücü efsane direniş ise, ülkenin yeniden diriliş umudu ve çıkış yolu olmuştur!

Türk milletinin partiler üstü en büyük ortak değerlerinin başında Türk milliyetçiliği gelir.

Türk milliyetçiliği, milyonlarca millet evladının umudu olamamışsa; bu son derece hüzün vericidir!


Şehidin kanının toprakla buluştuğu yere, davası şehitlerin davası olanların teri gözyaşı düşmüyorsa; onlara layık olma iddiası inandırıcı olamaz. 


Büyük davalar bedel ister! Nur içinde yat şehidim!

http://www.haberalp.com/m/?id=84882

4 Ekim 2017 Çarşamba

TÜRKÇÜLÜK NEDİR ?




TÜRKÇÜLÜK NEDİR ?

Türkçü kendi soyunu üstünlüğünü savunur ama diğer soylarında bağımsız yaşama hakkına saygı gösterir.

» Türk bir vazife için yaratılmıştır. O vazife kainat güzelleştiği zaman biter.

» Türkçü; eyyamcı ve dalkavuk olamaz. Sert yaşamaktan hoşlanır ve en büyük sertliği de nefsine karşı gösterir.

» Türkçü; hiç şüphesiz Türk‘den olur. Fakat her “Türkçüyüm” diyen Türk, Türkçü değildir. Samimi olması ve Türkçülüğün şartlarına uyması lazımdır.

» Türkçüler bugünlük ancak Türkçü karakteri olan partileri tutarlar. Türkçülük‘den sapan veya taviz veren hiç bir parti Türkçüler’ce tutulmaz, tutulamaz.

» Türkçüler, dayanışmalı yaşamaya mecburdur. Dayanışma, az kuvvetle çok iş görmenin tek ve değişmez çaresidir. Dayanışma olmayan yerde, için için bir çekişme var demektir.

» Türkçüler için İzmir’i kurtarmak için yapılan savaşla Kıbrıs’ı kurtarmak için yapılacak savaş arasında hiç bir fark yoktur. Çünkü Türk Milleti bir bütün olduğu için Türkçülük ancak ve yalnız bütün Türkler‘i içine alan bir milliyetçilik davasını ülkü edinir.

» Türkçüler’in ilk işi, görevlerini arınmış gönül ve inanmış yürek ile yapmaktır.

» Türkçüler! Sıkı saflar halinde birleşerek ve başka her düşünceyi geride bırakarak, ateş yağmuru altında döküle döküle, fakat bir an durmadan Moskof’a karşı Köprüköy saldırısını yapan Türk alayı gibi ülküye doğru ilerleyiniz. Bu ilerleme sırasında düşenlere bakmak için bile bir an kaybetmeyiniz. Onları mukadderata, tarihin şeref yaprağına ve Tanrı’ya bırakarak yürümekte devam ediniz ve en büyük kahramanlığı yapsanız bile en küçük karşılığını beklemeyiniz.

» Türkçülük, bir fikir olduğu kadar da inançtır. İnanç olduğu için de tartışmasız, tenkitsiz kabul olunur. Onun tartışılacak ve tenkit olunacak tarafı temeli, esası değil, ayrıntılarıdır.

» Türkçülük bir ülkü, siyaset ise iktidara geçme taktiğidir. Bu sebeple bir ana inanç ve ana düşünce olan ülkü asla değişmediği halde siyaset yani taktik her zaman değişir.

» Türkçülük bugün siyasi değildir. Fakat bir gün siyasi bir kuruluş durumuna gelirse bütün Türkler‘i kurtarıp birleştirecek bir program ile ortaya çıkacaktır. O zaman, şüphesiz çağı, durumu ve ortamı kollamakla beraber bunlara bağlanıp kalmayacak, bu kaygıların üstüne çıkacaktır.

» Türkçülük, büyük Türk ilinde Türk uruğunun kayıtsız-şartsız hakimiyeti ve istklali ile Türklüğün her yönden bütün milletlerden ileri ve üstün olması ülküsüdür.

» Türkçülük dün bir kaynaktı, bugün bir çaydır. Yarın coşkun bir ırmak
olacak ve önünde yabancı duygu ve düşüncelerden gelen bütün engeller yıkılacaktır.


- Türkçülük insanlara hiç bir vaatte bulunmuyor, maddi veya manevi bir şey vermiyor. Yalnız istiyor… Fedakarlık ve feragat istiyor.

» Türkçülük, Türk ırkının ruhunda, kanında, beyninde yaşayan hayat prensiplerinin fikir haline gelmiş şeklidir.

» Türkçülük, yükselmek için değil, yükseltmek içindir.

» Türkçü, milli çıkarları şahısların üstünde tutan, milli mukaddesata ve geçmişe saygı gösteren, görev ahlakı yüksek olan, haksızlıklarla savaşta korkusuz bir insandır.

» Türkçü, milliyetçi Türk soyunun üstünlüğüne inanmış olan kimsedir.

» Türkçü‘nün en büyük vazifesi Türklüğe hizmettir.

Irkî asaletimiz, enerjimiz ve insanlık meziyetlerimize dünya milletleri ve büyükleri hayran kalırken, bizim kendi milletimizi hiçe saymamız ve kendi kabiliyetlerimizden ümit kesmemiz eğer fena bir kasda makrunsa alçaklık, böyle bir niyete matuf olmadan inanılmış ise kör gözlü bir budalalıktır.

Ümit, en sonra terk olunan şeydir.Ümitlerimiz kırık değildir. Uğrunda çalışanlar, ızdırap çekenler, ölenler bulundukça Türkçülük mutlaka zafer olacaktır.

Bu sözler Büyük Türkçü HÜSEYİN NİHAL ATSIZ'a aittir.