ülkücü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ülkücü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Kasım 2020 Pazartesi

Ülkü, Ülkücü, Ülkücülük

 

 
 
 
Ülkü, Ülkücü, Ülkücülük
 

Aziz Dolu Atabey
 
 

Ülkü, ülkücü, ülkücülük sözcükleri Türkçedir. 
 
 
Ülkü, Batı dillerinde idea (ideal) demektir. 
 
 
Ülkücü, bir ideanın (ideal) peşinde koşan kişi yani idealist anlamına gelir. 
 
 
Bu durumda ülkücülük de idealism (idealizm) oluyor. Peki, bunları kim söylüyor? Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan Türk Dil Kurumunun yayınladığı Türkçe sözlükler söylüyor. 
 
 
Ülkünün, Arapçadaki karşılığı ise mefkûre sözcüğüdür. Yine Türkçe emel, istek, murat gibi gündelik işler için kullanılan daha bir dar anlamdaki sözcükler için de Arapların dilinde gaya/gaye, kasıt/maksat gibi sözcükler vardır.
 

Ülkü sözcüğü, Devlet-i Âli’nin (Osmanlı?) son yıllarında duyulmaya başlanır. Cumhuriyetin ilânından sonra da yıldan yıla yaygınlaşır. 
 
 
Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’ün üvey (manevî) kızına Ülkü adını koyması ile de taçlanır. Başına “millî” sıfatının eklenmesi de yine bu yıllardadır. Kısacası (vel’hasıl) dilde sadeleşme çabalarının, çalışmalarının simgesi olmuş birkaç sözcükten biridir.


Cumhuriyetle birlikte yaygınlaşan ülkü sözcüğü ilk başlarda duygusal (romantic) esintiler, sonrasında Atatürk, Ziya Gökalp, Nihal Atsız gibi kişilerin bilimle süsledikleri düşünce ufuklarında bir tür güneş gibi algılanır.
 
 
 1960’ların sonu, 1970’lerin başında ise siyasallaşmaya başlar. Bunun nedeni ise -başına geçtiği CKMP’nin adını MHP olarak değiştiren- Alparslan Türkeş ile -başta Dündar Taşer olmak üzere- yol arkadaşlarınca partinin gençlik örgütlenmesinin adının Ülkü Ocakları olarak belirlenmesidir. 
 
 
Ülkü Ocaklarının 12 Eylül darbesinden önceki son genel başkanı rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’dur bu arada..
 

1911’de Genç Kalemler adıyla kurulup, 1912’de şimdiki adını alan ve Atatürk’ten Ziya Gökalp’a, Fevzi Çakmak’tan İsmet İnönü’ye kadar neredeyse bütün Kuva-yı Millîyecilerin bir şekilde yollarının kesiştiği yer olan Türk Ocakları ile başlayan süreçte ülkü nedir?
 
 
 Kimi zaman Turan’dır, kimi zaman Kızıl Elma..
 
 
 Kimi zaman da Kızıl Elma’nın (cihan hâkimiyeti) kılık değiştirmiş hali olan çağdaş uygarlığın zirvesi…
 
 
 Özetle (hülasa) Türklük davasıdır. 
 
 
Ülkücü kimdir? 
 
 
Türklük davasını dünya görüşü olarak belirleyen, benimseyen kişidir. 
 
 
Ülkücülük nedir? 
 
 
Davanın kuramsallaştırılmasıdır. Aynı zamanda eğitimden sanayiye, sanattan siyasete her alanda atılacak adımlarla kurumsallaştırılmasıdır da..
 

Evet, canlar!.. Dememiz odur ki bazı kavramları, sözcükleri, terimleri işinize geldiği gibi algılayıp; aklınıza estiği gibi yorumlayamazsınız. 
 
 
Aksi halde bu tür aymazlıkların, ahmaklıkların sorumluluğu da sonuçları da ağır olur. 
 
 
Bu çağın Pîr Sultan Abdal’ı olan Ozan Ârif’ten bir dörtlükle taşı gediğine koyalım:
 

Köylü bile öküz alsa işine

Dişine bakıyor önce dişine

Ülkücülük her hıyarın peşine

Bir avuç tuz alıp koşmak değildir.



Aziz Dolu Atabey

Serik- 28.11.2020

 

12 Eylül 2020 Cumartesi

12 EYLÜL BİR AMERİKAN PROJESİDİR








12 EYLÜL BİR AMERİKAN PROJESİDİR !!!





Bugün 12 Eylül ihtilalinin 40.yıldönümüdür.




Amerikan güdümündeki 12 Eylül  Cuntasının yaptığı bu ihtilal Türkiye'deki siyasal İslamı iktidara taşımak için yapılan çok boyutlu bir projenin temelini oluşturur.





Kenan Evren'le başlayan bu proje Turgut Özal'la devam etmiş ve günümüzde de Akp'nin 20 seneye yakın iktidarı ile de zirveye ulaşmıştır.



 Bu  yirmi sene içerisinde Türkiye Cumhuriyetinin bütün temel değerlerine dinamit konmuş,Türkiye Cumhuriyeti Devleti siyasi,askeri,ekonomik,ahlaki olarak tarihinin en büyük çöküşüne uğratılmıştır.




Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk'ten bu yana yapılan bütün fabrikaları,barajları,köprüleri ve her  türlü ekonomik birikimleri yok pahasına elden çıkarılmış,ekonomik açıdan da Türk Milleti çok büyük çöküntüye uğratılmıştır.






20 senedir Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bütün kurumlarını işgal eden Siyasal İslam zihniyeti,kendisi için en büyük engel gördüğü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve Türk Milletinin göz bebeği olan Türk ordusunu,Ergenekon,Balyoz ve son olarak Fetö kumpasları ile çökertmişler,Türk Milletini düşmanlara karşı savunmasız bırakmışlardır.



Türk Ordusunun terörle mücadele için yetişmiş ve terör örgütünü 1999 da acı bir yenilgiye uğratmış en kaliteli,en kıymetli ve en tecrübeli komutanları , personelleri,uydurma suçlarla cezaevlerine atılmış,onurları ile oynanmış,yedi sülaleri mağdur edilmiş,Türk Ordusu başsız bırakılmıştır. 



Çocuk tecavüzlerinin en üst seviyeye çıktığı ülkemizde,her gün kadınlar öldürülmekte,hırsızlıklar,rüşvetler,adam kayırmalar toplumu ahlaken çökünüye uğratmaktadır. 



Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devletinin en büyük '' Beka '' sorunu,devletin bütün kurumlarını ele geçiren ve tecrübesiz,liyakatsız,hiç bir işten haberi olmayan,ne yaptığını bilmeyen,sadece günü kurtarıp cebini doldurmayı düşünen ve gerçek İslamla uzaktan yakından ilişkileri olmayan siyasal İslamcılardır....


Saece kendi siyasi geleceklerini ve şahsi menfaatlerini düşünerek bunlara destek verenlerde de bu vebale ortaktır .


50 senelik bir Davayı Saraya çırak edenlerin , Akp zihniyetine monte edenlerin ,Ülkücü Hareketin Şehitlerine kabir azabı çektirenlerin bugün yaptıkları 12 Eylül paylaşımlarını pek de samimi bulamıyorum ...



1973 den beri bu hareketin içinde olan ,bu davanın bir gazisi,bir taş medreselisi,bir Ülkücü Şehit abisi olarak ,50 senelik bir davayı saraya,akp'ye monte edenlere bütün hakkımı haram ediyorum.



Yazımızı sonlandırırken Ülkücü Hareketin Şehitlerine ve Türk Milletinin bütün Şehitlerine Allah'tan rahmet diliyoruz.


Mekanları Cennet olsun İnşallah.


Allah Türk Milletini ve Türk Yurtlarını her türlü felaketlerden korusun ......

9 Haziran 2020 Salı

BÜYÜK ÜLKÜ

 
 
BÜYÜK ÜLKÜ 
 

Prof. Dr. Cihan Dura
 
 
 
‘Ülkü’ nedir? 
 
 
Ülkü akıl ve yürekle benimsenmiş yüksek bir amaçtır, ulaşılmak istenen kutsal bir hedeftir. 
 
 
Bir kılavuzdur. 
 
 
Ülkü, “ideal” sözcüğünün Türkçesidir.
 

-Atatürk ‘ülkü’ sözcüğünü birtakım sıfatlar vererek sık kullanır: ‘Büyük Ülkü’ der, “Millî Ülkü’, ‘Ulusal Ülkü’, ‘Yüksek Ülkü’ der. Bu kavram günümüzde neredeyse unutulmuştur, Oysa Atatürkçü düşüncenin son hedefidir.
 

Millî Ülkü Türkiye’de, Türkiye’den başka hiçbir şey düşünmemektir. Bilinmelidir ki, her türlü esenlik ve mutluluk hedeflerine ancak bu anlayışla ulaşılabilir.
 

● Hayat kısa, yapacak iş çoktur. İnsan, beyniyle ve kalbiyle candan inandığı bir fikre kuvvetle bağlanmalı, o fikirde durmalıdır. O fikir ve amaç uğrunda ısrarla, geri adım atmadan sonuna kadar mücadele etmelidir, yoksa savrulur durur. Bir millet için de böyledir.
 

Millî Ülkü yüksek bir fikir, vatana hizmet, büyük bir tutku, hayatın prensibidir. Atatürk ne diyor: Ben hep yüksek fikirlerin tutkunu oldum. Çok büyüktü tutkularım. Fakat bu tutkular yüksek mevkiler elde etmek veya büyük paralara sahip olmak gibi maddî emellerin tatminiyle ilgili değildi. Ben bu tutkularımın gerçekleşmesini vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da liyakatle ifa edilmiş bir görevin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyordum. Benim hayatımın prensibi hep bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu muhafaza ettim.
 

● Atatürk’ün tanımladığı Büyük Ülkümüz her şeyden önde gelir: Milletimiz egemen ve bağımsız olacak, ebedi yaşayacak. Güçlü ve gönençli olacak, yurdumuz bayındır olacak! Büyük Ülkü en büyük davasıdır milletimizin. Varlığıyla en uygar, en gönençli ve güçlü, özgür bir millet olarak yükselecek. Büyük Ülkü, bir devrim yapmış olan büyük Türk ulusunun dinamik idealidir. Türk milletine çok yakışan bir ülküdür.


Milli Ülkü bilimin ve ahlakın kurallarına uyum sağlamaktır. İnsanlarımızı karakter, çalışkanlık, zekâ bakımından yükseltmektir. Milletimizin bilime bağlılığını, ahlakını, güzel sanatlara sevgisini güçlendirmek, ilerleme tutkusunu, egemenlik ve millî birlik duygusunu sürekli geliştirmektir.
 

Bu büyük idealimizin belkemiği ekonomik kalkınmadır. Büyük ülkü Türkiye’yi az zamanda kalkındırmak, halkımızı en yüksek gönenç ve mutluluğa kavuşturmaktır. 
 
 
Nasıl bir şeydir o Türkiye? 
 
 
O öyle bir Türkiye’dir ki her tarafında fabrikalar… ekilmiş tarlalar, düzgün yollar, elektrikle donanmış köyler, küçük, fakat canlı tertemiz, sağlıklı insanların yaşayabileceği evler, büyük yemyeşil ormanlar… 
 
 
Gürbüz çocukların, iyi giyimli çocukların yüzleri sararmamış, dalakları şiş olmayan çocukların okuduğu okullar… 
 
 
Her tarafta uygarlık her tarafta gelişmişlik, bayındırlık…
 

● Kutsal Millî Ülkümüz ulusal zaferimizi sağlamlaştırdı, daha sağlamlaştıracak, devamlı kılacaktır. 
 

Her düşünce, her iş Milli Ülkümüzün ışığında başlayıp gelişecektir. 
 

Türk milletinin Büyük Ülküsünün, insanlık boyutu da vardır. O dünyada gerçek barış ve huzurun sağlanmasında, kendine düşen uygar görevi yapar ve bunda başarılı olur. İnsanlığı düşünmek zaten Atatürkçü ahlakın bir gereğidir. Bütün insanlık mutlu olacak ki, onun bir parçası olan milletimiz de mutlu olsun.
 

● Peki, kimlerdir Millî Ülkü için çalışanlar, çalışması gerekenler? Mustafa Kemallerdir onlar. Gençler ve öğretmenlerdir. Ordumuzdur, tüm yurttaşlarımız, kadınlarımızdır.
 

Atatürk ve arkadaşları durmadılar, dinlenmediler, Büyük Ülkü için çalıştılar, çok işler yaptılar. Ancak insan ömrü tüm işleri başarabilecek kadar uzun değil ki… eserin tamamlanmasını gelecek kuşaklara bıraktılar.


Türk ulusunun bağrından doğan, o ‘biz’ olan, o ölümsüz Mustafa Kemaller... Büyük Öncü’nün izinde yürüyenler… O aydın, o mücadeleci topluluk… Ülkemizin her köşesinde yeni fikir ve yeni hayat için çalışırlar, Büyük Ülkü için uğraşır, didinirler. 
 

● Ve siz milliyetçi topluluk, gençler… Büyük Ülkü’yü halkın kalbinde bir fikir haline, bir duygu haline getirin. Onu halkımıza anlatmak, benimsetmek özellikle sizin görevinizdir, halkçılık nedir, demokrasi nedir. Millî egemenliği, tam bağımsızlığı anlatın. Cumhuriyet’in gereklerini anlatın.
 

Sizler, yeni Türkiye’nin genç evlatları, sizlersiniz Vatan’ı asıl kurtaracak olanlar. Hep Atatürk’ü takip edeceksiniz. Amaca, yüksek ideale durmadan, yorulmadan yürüyeceksiniz. Hep ileriye, hep Yüksek Ülkü’ye!... Vatan ve gerçek aşkıyla dolu, hep ışık serpin çevrenize. Ve ışık aramayı sürdürün! Bu sayededir ki, sizler bugünden daha mutlu günler yaşayacaksınız. Bizim göremeyeceğimiz yüksek mutluluklara erişeceksiniz.
 

Türk çocukları! Yürüdünüz, yürüyorsunuz, yürüyünüz! Her bir adımınız sizi Yüksek Ülkü’ye yakınlaştıracaktır. Mutluluk, gönenç, sevinç ve dünyaya karşı yüksek bir gurur sizi bekliyor. Durmayın, yürüyün, andınızı yeniden söyleyerek: Yurdumu milletimi özümden çok severim. Ülküm yükselmek ileri gitmektir. Büyük Atatürk’ün açtığı yolda, kurduğu ülküde, gösterdiği amaçta hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
 

● Ve kültür ordumuzu yetiştiren, yeniden yaratan kutsal öğretmenlerimiz… Millî Ülkü’ye ulaşılmamızda birinci yapıcı unsurdur öğretmenler. Onların her telkini Büyük Ülkü’ye paha biçilmez hizmetler eder.
 

Ya ordumuz? Cumhuriyet ordumuz millî ülküyü, millî varlığı ve devrimi kollar ve korur. Türk milleti ne zaman yükselmek için adım atmak istemişse bu adımların önünde daima önder olarak, yüksek millî ideali gerçekleştiren hareketlerin öncüsü olarak kahraman çocuklarından oluşan ordusunu görmüştür.
 

Sonra, halkımız… Büyük Ülkü’ye erişmemiz her şeyden önce halkımıza bağlıdır. Ne zaman ki, yapılması lazım olan şeyler için yurttaşlarımız maddî ve manevî varlığını hazır tutar, Büyük Ülkü’ye erişmemiz ancak o zaman mümkün olur. Özellikle kadınlarımız… Bütün toplum hizmetlerine ortak oldukları ölçüdedir ki, milletimiz Milli Ülkü’ye tek başına ve bağımsız olarak yürümek yeteneğini kazanmış olacaktır. 
 

● Büyük Ülkü yolunda nasıl başarılı oluruz, 
 
 
Büyük Ülkü’yü en kısa zamanda nasıl gerçekleştiririz? 
 
 
Örneğin şunları yaparak:
 

Millî Ülkü’ye tam iman ve onun gereklerini duraksamadan yerine getiririz. Fikir ve hareketi, yani teori ve pratiği birlikte yürütürüz. Millî ülkü etrafında kuvvetli bir teşkilat kurar, en akılcı bir şekilde planlı olarak çalışırız.
 

Kullanılacak temel araç Devletçiliktir. Devlet Milli Ülkü’nün gerektirdiği teknik elemanların yetişmesini sağlar. Ülke davalarının ideolojisini bilip anlayacak, yaşatacak bireyler yetiştirir.
 

Türk dili zihnimizdir, kalbimizdir, Onu günün en ileri bilgi dili yapmak için çalışmalıyız. Bizi Millî Ülkü’ye ulaştıracak olan odur. Öz dil yolunda şaşmaz büyük adımlarla yürürüz.
 

Tarımımızı geliştirmek, sanayileşmek en büyük ulusal davalarımızdandır. En başta vatan savunması olmak üzere, kaynaklarımızı değerlendirmek ve en kısa yoldan Büyük Ülkümüze, en ileri ve gönençli Türkiye idealine ulaşmak için bu bir zorunluluktur. Değişmez bir gerçektir, Türkiye devletçi olmadan sanayileşemez.
 
 
 








8 Haziran 2020 Pazartesi

Türk Dünyasının Bilge Başbuğu: Alparslan Türkeş

 
 
Türk Dünyasının Bilge Başbuğu: Alparslan Türkeş 


Mehmet Volkan Balbay
 
 

Bir dava ve siyaset adamını tanımak ancak onun fikirlerini ve hedeflerini idrak etmekle mümkündür. Bu yüzden Alpaslan Türkeş’in yaşam serüvenine geçmeden önce, gençlik temsilcilerine yaptığı bir konuşmasında dile getirdiği şu sözleri anlamak, yaşamını Türk milletinin varlığına adayan Başbuğ’u anlamayı kolaylaştıracaktır. Alparslan Türkeş diyor ki:
 

“Gaye Türk Milletini, insanca usullerle, en kısa yoldan, kendi gücüyle ayakta durabilecek, kuvvetli, müreffeh, mutlu, hak ve şereflerine sahip bir millet hâline getirmek ve modern uygarlığın en ön safına geçirmektir.”
 
 

Alparslan Türkeş Kimdir? 
 

Alparslan Türkeş'in Mücadelelerle Geçen Hayatı 
 


Türk milletinin siyasi birliğini tamamlama sürecinde ciddi emeği olan Alpaslan Türkeş, 25 Kasım 1917 Pazar günü öğlen ezanının lahuti sesi Kıbrıs camilerinden yankılanırken dünyaya gelmiştir. Baba tarafı aslen Kayseri Pınarbaşı’lı olan Türkeş’in büyük dedesi Kıbrıs’a göç etmeye karar vermiş ve bu sebeple Alparslan Türkeş’in babası Kıbrıs’ta dünyaya gelmiştir. 
 
 

Babasının adı Ahmet Hamdi annesinin adı Fatımatül Zehra’dır. İlk ve ora öğrenimlerini Kıbrıs’ta tamamlayan Türkeş, 1933 yılında Kuleli Askerî Lisesi’ne kaydoldu. Askeri liseyi bitirdikten sonra 1936 yılında Kara Harp Okuluna kaydını yaptırdı. Askeri eğitim ve öğretim sürecinin ardından önce Piyade Atış Okulu’na piyade asteğmen rütbesi ile ataması yapıldı. 1939’da teğmen rütbesine, 1942’de ise üsteğmen rütbesine yükselen Alpaslan Türkeş 1944 yılında aralarında Nihal Atsız’ın da bulunduğu 23 sanıklı bir davadan dolayı tutuklandı. 
 
 
 
Türk'ün vatanında, Türk’ün haklarını savunmak yasakmış gibi “Türkçü – Turancı Örgüt Kurmak” suçlamasıyla idamla yargılandı. Yargılama sonucu ceza alan Türkeş, Tophane Askeri Hapishanesinde 9 ay 10 gün kaldıktan sonra Askeri Yargıtay kararı ile tahliye edildi ve 1947 yılında davadan beraat ederek, yüksek yargı tarafından masumiyeti tescillendi.
 
 

Beraatının ardından ordudaki görevine dönen Alpaslan Türkeş; çeşitli rütbelerde eğitimler aldı ve yararlı hizmetler sunduktan sonra 1959 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığı NATO Şube Müdürlüğü görevine getirildi. Türkeş, 27 Mayıs 1960’ta Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen darbenin bildirisini radyodan okumuş ve Milli Birlik Komitesi içinde yer almıştır. 
 
 

Türkeş; çok partili hayata geçtiği günden beri Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşadığı müzmin sorunların çözümünün, uzun süreli askeri yönetim ile mümkün olduğunu düşünüyordu. Savunduğu bu fikir, 27 Mayıs darbesinden kısa bir süre sonra kendisinin Hindistan’a sürgün edilmesine sebep olacaktı. Milli Birlik Komitesi içinde yaşanan bu görüş ayrılıkları sonucu Komite Başkanı Orgeneral Cemal Gürsel tarafından Milli Birlik Komitesi lağvedilmiş ve Türkeş ile beraber 14 subay daha çeşitli ülkelere sürgüne gönderilmiştir.
 
 

Türkeş’e yaşatılan Hindistan Sürgünü iki açıdan önemlidir. İlki bu sürgünün Alpaslan Türkeş’e duyulan sevgiyi artırması ve taraftarlarının çoğalmasıdır. Nitekim 1963 yılında yurda döndüğünde milliyetperverlerin coşkulu hoşamedisiyle karşılanmıştır. 
 
 
 
 İkincisi ise Türkeş’in sağlam karakterinin daha iyi anlaşılmasına sağladığı katkıdır. Zira sürgündeyken dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’e yazdığı ve Adnan Menderes başta olmak üzere tüm siyasi suçlularla ilgili verilecek idam kararlarının infazının meşru olmayacağı yönündeki fikirlerini içeren mektup bu açıdan çok değerlidir.
 
 


Alpaslan Türkeş 1963 yılında Türkiye’ye dönüş yaparak Türkiye Huzur ve Yükselme Derneği’ni kurdu. İki yıl sonra ise eski subay arkadaşları ile birlikte Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nde siyasi mücadeleye başladı. Aynı yıl partinin başkanlık koltuğuna oturan Alpaslan Türkeş “9 Işık Doktrini” adını verdiği milliyetçiliğin ana ilkelerini tespit ettiği çalışmasını parti tüzüğüne ekledi.  
 
 
 
1969 yılına gelindiğinde gerçekleşen olağanüstü kongrede CKMP’nin ismi Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirildi.
 
 
 

Alpaslan Türkeş iki dönem milletvekilliği yapmış, Milliyetçi Cephe olarak adlandırılan koalisyon hükümetlerinde başbakan yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur. 12 Eylül 1980 darbesine doğru giden süreçte yaşanan sağ – sol çatışmalarından sorumlu tutulanlardan birisi de kendisi olduğu için darbeden sonra idamla yargılandı ve yargılama sürecinde dört buçuk yıl tutuklu kaldı. 1985 yılında yargılandığı davadan beraat ederek aklandı.
 
 
 

Darbeden sonra MHP’nin de içinde bulunduğu tüm partiler kapatıldığı için yeni kurulan Milliyetçi Çalışma Partisine katıldı ve katıldığı yıl parti başkanlığına seçildi. 1993 yılından MÇP’nin adı Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirildi. 
 
 
 
Sonsuzluğa yürüdüğü 4 Nisan 1997 yılına kadar ülkücü – milliyetçi siyasetin lokomotifi olan Başbuğ Alpaslan Türkeş’in otuzdan fazla yazılı eseri bulunmaktadır. Bilge lider Türkeş'in mezarı Ankara Beştepe’dedir.
 
 
 
 



16 Nisan 2020 Perşembe

Alparslan Türkeş ve Dokuz Işık






Alparslan Türkeş ve Dokuz Işık 


Ahmet B. ERCİLASUN
 



Türkeş’i 04 Nisan 1997’de kaybettik. 23 yıl geçmiş ama daha dün gibi. Milyonların yürüdüğü o karlı günde konvoya ben de katılmıştım. Kırgızların ak kalpağı başımda, Millî Kütüphane önünden konvoyu bir süre seyretmiş, sonra da arka sıralardan yürümeye başlamıştım. Eski Türk kağanlarının yoğ töreni aklımdan çıkmıyordu.



 Tam bir yas günü idi. Milyonların gizli açık hıçkırıklarından yayılan, görünmez fakat yürekleri paralayacak kadar şiddetli bir akım, havanın karlı beyaz atmosferine karışıyordu.



 Türkeş’i hatırlamak, 1944’leri, 1960’ları ve 1980’leri hatırlamak demektir. Türk milliyetçilik tarihine damga vurmuş bir siyaset ve ülkü adamını hatırlamak demektir. 



18-20, hatta bazen 14-15 yaşlarındaki gençlerin, Anadolu’nun küçük şehir ve kasabalarındaki orta yaşlı insanların heyecan ve ümitlerini hatırlamak demektir. 



Milliyetçilik fikrinin dernek odalarından ve dergi sayfalarından çıkıp şehir ve köy meydanlarına kadar yayılmasını hatırlamak demektir.



Türkeş bunu nasıl yaptı? Azmiyle, iradesiyle ve fikir kuvvetiyle bunları başardı. 12 Eylül’de öldü zannedilen bir hareketi, sıfırdan başlatıp yeniden dirilten azim ve kararlılık sayesinde bugün milliyetçilik duygusu insanlarımızın büyük çoğunluğunun yüreklerine sinmiş durumdadır. 



Alparslan Türkeş bir ülkü adamı idi. Türkiye’yi çağlar üstünden sıçratıp bütün ülkelerin en önüne koymak istiyordu. Tarihte Türk nice kez dünyayı yönetmişti, bugün de yönetebilirdi, yönetmeliydi. 


Bunun için ortaya millî bir doktrin koydu: Dokuz Işık.



Milliyetçilik, Ülkücülük, Ahlakçılık, Toplumculuk, İlimcilik, Hürriyetçilik, Köycülük, Gelişmecilik ve Halkçılık, Endüstricilik ve Teknikçilik. 



Dönem, sosyalist ve komünist doktrinleri işleyen dergilerin, kitapların, yazıların havada uçuştuğu bir dönemdi. Aydın olmak için sosyalist olmak gerektiği düşüncesinin zihinlere kazındığı bir dönemdi. 



Gençlerin ellerine silah alıp banka soyduğu, adam kaçırdığı, üniversite öğrencilerinin, hatta köylerin ve kasabaların örgütlendiği bir dönemdi. 



Silahlı bir devrim, millî demokratik devrim yapılacaktı. Mitinglerde, sokak yürüyüşlerinde Marks’ın, Lenin’in posterleri taşınıyordu. 



Devrimci duvar yazılarına orak çekiç imzası konuyordu. Latin Amerika’daki komünist devrimcilerin gerilla kitapları tercüme ediliyor, kaldırımlarda satılıyordu. O kitaplardaki gerilla taktiklerine göre kurtarılmış bölgeler oluşturuluyor ve aynı taktiklerle, mesela arabalar devrilerek sokaklar korunuyordu.



Gençleri ve aydınları, hiç olmazsa onların bir kısmını, dış güçlere bağlı bu akımdan kurtarmak gerekiyordu. İnsanlarımıza millî bir doktrin lazımdı. Türk tarihinde ve Türk düzeninde zaten var olan özellikleri millî bir doktrin hâlinde gençlerimize ve aydınlarımıza sunmak gerekiyordu.



Türklerin destanları ve tarihleri, milliyetçilik ve ülkücülük örnekleriyle doluydu. Türk, ahlaklı idi; komşusu açken rahat uyuyamayan bir vicdana sahipti; yani ahlakçı ve toplumcu idi. Tarihimizin yükseliş dönemlerinde bilimi, gelişme ve ilerleme dileğini baş tacı ediyorduk. 



İlimci, gelişmeci ve teknikçi idik. Esarete tahammülümüz yoktu, hürriyetçi idik. Ve köylerimiz doktorsuz, öğretmensiz, geri bir vaziyette kalamazdı, üstelik Atatürk’ün dediği gibi köylü milletin efendisi idi; köycü idik.



Meydan nutuklarıyla, salon toplantılarıyla, parti merkezlerinde, öğrenci yurtlarında ve ülkü ocakları binalarında birer dershane hâline getirdiği odalardaki seminerlerle bu fikirleri işledi, yaydı.


 Gerektiği zaman üç kişiye, beş kişiye seminer verdi, bu düşünceleri işleyip yaydı. Eğitimciler topluluğu oluşturdu; eğitimciler başka eğitimcileri yetiştirdi, yeni yetişen eğitimciler Türkiye sathına yayıldı; bu fikirler işlendi, yüreklere, beyinlere kazındı.



Devlet gibi haftalık gazeteler, Töre gibi aylık dergiler çıkarılmasını destekledi; eli kalem tutanları, genç bilim adamlarını yazı yazmaya yönlendirdi. Gençler için Bozkurt dergisinin çıkarılmasını istedi; gençlerin düşünmesini, yazmasını, fikir üretmesini sağlamaya çalıştı. 



Alparslan Türkeş hareketi içinde şu veya bu seviyede yer almış her milliyetçi, ülkücü bunları hatırlar ve kendisinin de mutlaka bu faaliyetlerin en az birinin içinde bulunduğunu bilir.



Türk siyasi tarihinde, arada kısa kesintiler ve farklı isimlendirmeler olsa da, 1965-1997 yılları arasında 32 yıllık bir Milliyetçi Hareket Partisi dönemi vardır. 


Bu dönemde Türk milliyetçiliği vatanın en ücra köşelerine kadar ulaşmıştır. 


Bugün parça parça görünse de Türk milliyetçiliği Türkiye’nin kurtuluş ümidi olmaya devam etmektedir.




https://www.yenicaggazetesi.com.tr/alparslan-turkes-ve-dokuz-isik-55444yy.htm