iki devlet tek millet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iki devlet tek millet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2020 Çarşamba

Kan Yaddaşı

 

 

 

Kan Yaddaşı

 

Ahmet B. Ercilasun 

 

 

Azerbaycan ordusunun ilerleyişi elbette bizi sevindiriyor. İşgal edilmiş Türk kasaba ve köylerinin bir bir geri alınışı elbette hepimizde sonsuz sevinç duyguları uyandırıyor. Fakat bende uyanan bir başka duygu, bir başka seziş daha var: 

 

 

Türk'ün kan yaddaşı kıpırdadı.

 

 

Azerbaycan Türkleri "gan yaddaşı" diyorlar. Yaddaş bir nevi "hafıza" demek, "bellek" demek. Beni asıl sevindiren, Türk kanının hafızasının harekete geçmiş olmasıdır. 

 

 

 En azından benim sezişim böyledir. Askerî harekât şöyle veya böyle sonuçlanabilir. İstediğimiz, arzu ettiğimiz kadar yeri alamamış olabiliriz. Hatta sahada kazandıklarımızın bir kısmını masada kaybedebiliriz. Ancak kıpırdamaya başlamış olan kan yaddaşı bunlardan çok daha önemlidir; çok daha kalıcıdır ve çok daha umut vericidir.

 

 

Nedir kıpırdamanın işaretleri? Türkiye'de… Halk ve gençler ve bütün kesimler Türklüğü âdeta yeniden hatırladı. Türkiye'de yaşayanlarla Azerbaycan'da yaşayanların aynı milletin mensupları olduğunu, hepsinin de adlarının Türk olduğunu herkes dile getirmeye başladı. 

 

 

Biz biriz, aynıyız, biz Azerbaycan'ız söylemleri gazetelerde, ekranlarda, her yerde yankılanıyor. Türkülerde, şarkılarda, mahnılarda, yazılarda, şiirlerde dile getiriliyor. Azerin, Türk sahnelerinin yıldızı oluyor; Ahmet Cevat'ın şiirini okuyor; "Türk'ün şanlı bayrağını Turan'a asacağız." diyerek insanları ayağa kaldırıyor. 

 

 

Azerbaycan'da… Bizim adımız Türk, Türkiye'de yaşayanların adı da Türk, onlar bizim gardaşımız söylemleri her yerde. Biz biriz ve aynıyız; Türk'ün kolu bükülmez haykırışları sokaklarda, küçelerde, meydanlarda, her yerde.

 

 

Güney Azerbaycan'da… İran hükümetinin Ermenistan'a gönderdiği yardım tırlarının önü kesiliyor, bazı tırlar ateşe veriliyor. Tebriz ve Tahran meydanları Türklerle dolup taşıyor. "Bakü, Tebriz, Ankara / Selam olsun Turan'a!" uranları (sloganları) atmosferin ve uzayın görünmez zerreciklerini aşıp evlerimize giriyor. 

 

 

Kıbrıs Türkleri, Irak Türkleri, Bulgaristan Türkleri, Gagavuz Yeri ses veriyor. Henüz yeterli olmasa da Özbekistan'dan, Kazakistan'dan sesler geliyor; kurumlardan, kuruluşlardan Azerbaycan'a destek bildirileri geliyor. 

 

 

Bütün bunlar, unutulmuş gibi olan geçmişteki bağların hatırlanmasıdır. Geçmişteki bağlar, beraberlikler, beynin bir işlevi olan hafızada sis perdeleri altına itilmiş olabilir, hatta yok olabilir, fakat gan yaddaşında asla yok olmaz. 

 

 

Ziya Gökalp'ın Turan şiirinde anlatmak istediği de buydu.  Nabızlarımda vuran duygular ki târihin / Birer derin sesidir…

 

 

  Evet, beyinde, hafızada değil, tarihin unutulmuş zannedilen sesleri nabızlarda vurmaktadır. Nabız, kalbin damarlardaki atışıdır. Gökalp, kalbinin çarpıntılarını damarlarındaki atışta duymaktadır. 

 

 

Güzîde, şanlı, necip ırkımın uzak ve yakın / Bütün zaferlerini kalbimin tanîninde ,/ Nabızlarımda okur, anlar, eylerim tebcil. Asil Türk ırkının zaferleri beynimizde, belleğimizde değil, kalbimizin tınlamasında, çarpıntılarında duyulmakta ve anlaşılmaktadır. 

 

 

Gökalp, tarihimizin geçmiş zaferlerini kalbinin derinliklerinde duymakta, okumakta ve ululamakta, yüceltmektedir. 

 

 

Nabızlarımda evet, çünkü ilm için müphem / Kalan Oğuz Hân'ı kalbim tanır tamâmiyle, / Damarlarımda yaşar şân ü ihtişâmiyle / Oğuz Han. İşte budur gönlümü eden mülhem: / Vatan ne Türkiye'dir Türklere, ne Türkistan / Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan! 

 

 

Oğuz Han, Türk birliğini temsil eden destan kahramanıdır. Oğuz Han'ın bütün Türk Dünyası'nı birleştiren ve eski dünyanın her köşesine uzanan zaferleri bütün görkemiyle Gökalp'ın damarlarında yaşamaktadır. Gökalp, Azerbaycan'daki gan yaddaşı deyimini neredeyse yakalamış gibidir. 

 

 

Geçmişteki birlikler ve zaferler damarlarda akan kanda, gan yaddaşında yaşamaktadır. Ve kandaki hafıza Gökalp'a "büyük ve müebbet ülke, Turan"ı hatırlatmakta, ilham etmektedir. Görüldüğü gibi son beyit, önceki mısralarla sıkı sıkıya bağlıdır. 

 

 

İsterseniz ilmî terimler de kullanabilirsiniz: Kolektif şuur altı, arşetip. Veya ilmî / entelektüel terimlerin daha yenilerini: Genetik kod, kültürel kod. Kıpırdayan Türk'ün damarlarındaki gan yaddaşıdır ve bu olgu, on gündür devam eden kazanımlardan çok daha önemlidir. 

 

 

Bugün kıpırdayan kan hafızası bütün Türkleri sarıp sarmaladığı zaman Kızıl Elma'ya çok yaklaşmış olacağız.     

 

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/kan-yaddasi-57088yy.htm

13 Ekim 2020 Salı

Acelemiz Var


 
 
 
Acelemiz Var 
 
 

A.Yağmur Tunalı
 
 

Ortada masa yok. 
 
 
Müzakere yok. 
 
 
O halde olacak bellidir. 
 
 
Azerbaycan ilerlemeye devam etmeli. 
 
 
Karabağ dışındaki bölgeleri geri almak için bir engel görünmüyor. 
 
 
Dünya zaten seyrediyor ama Rusya da buna göz yumacak gibi. 
 
 
Çekinmenin manası yok.


Bu tam anlamıyla bir ateşkes değildi.
 

Esir, ölü ve yaralı değişimi için bir ara ateşkes.
 

Ermenistan buna da uymadı.
 

Aksine sivilleri vurmak için fırsat saydı.
 

Yani topyekün bir ateşkes yok.
 

Bunu müzakerenin başladığı bir ateşkes gibi kabul etmemek lazım.
 

Ortada masa yok.
 

Müzakere yok.
 

O halde olacak bellidir.
 

Azerbaycan ilerlemeye devam etmeli.
 

Karabağ dışındaki bölgeleri geri almak için bir engel görünmüyor.
 

Dünya zaten seyrediyor ama Rusya da buna göz yumacak gibi.
 

Çekinmenin manası yok.

 
Durum açık.
 

Masa kurulacaksa daha güçlü oturmak için bunu yapmalıyız.

 
Yoksa bugüne kadar olan olur.
 

İki gün içinde oluşan tablo bu.
 

Arka planda daha farklı şeyler var mı diye bekledik.
 

Var ama ilerlemeye devam etmek için ciddi bir karşı duruş, Rusya tarafından gelmeyecek gibi görüyorum.
 

Neticede Rusya’nın esas maksadı belli:
 

Ermenistan’ı kucağına tam oturtmak istiyor.
 

Bu oldu, oluyor.
 

Biz devam edersek daha kuvvetle olacak.
 

Ayrıca, Rusya’nın Azerbaycan ve Türkiye’ye açıktan tavır almasına uygun bir zemin de yok.
 

Ermenistan ateşkesi hiç uygulamadığına göre bu dediklerim daha da önem kazanıyor.
 

Azerbaycan haklıydı, haklıdır.
 

Kendi topraklarımızı kurtaracağız.
 

Fetih peşinde değiliz.
 

Dün Los Angeles’ta 200 bin Ermeni yürümüş.

“Türkler yine çoluk çocuğu katlediyor.
 

Yine soykırım yapıyor” sloganları atılmış.
 

Şehrin valisi de onlara katılmış ve bu konuda bir tivit atmış.
 

Nasıl çarpıtıldığını, nasıl uydurulduğunu görüyorsunuz.
 

Bu kadar hayasız bir düşmanlık karşısındayız.
 

İftiranın bini bin paraydı, şimdi yine öyle.
 

Bunları da düşünmek ve çok yönlü hamleye girişmek lazımdır.
 

Azerbaycan bir kere daha kendini savunma mecburiyetiyle karşı karşıyadır.
 

Bunu ustalıkla uygulayacak bir siyaset ve diplomasiye ihtiyacımız var.
 

Ordumuz istim üzerindeyken, bu atılış heyecanını kırmanın manası yoktur.
 

Sanırım, yönetenlerimiz bunu değerlendiriyorlar.
 

Ancak, çabuk davranmak lazımdır.
 

Çok oyalanmadan karar vermek, çözümsüzlük oyununu bozar.
 

Acelemiz var.
 

Acelemiz var.
 

Acelemiz var.
 


 

30 Eylül 2020 Çarşamba

Karabağ Yüreğimde Bir Şahdamardır


 
 
 
 
Karabağ Yüreğimde Bir Şahdamardır


Süleyman Pekin
 
 

Kapanmayan 28 yıllık yaramız Karabağ’la ilgili Nisan 2016’da şöyle yazmışız: “Ha Karabağ, Ha Karaman!” Sınır çatışmalarındaki münferit kahramanlıklar ve birkaç köyün geri alınması tesellilerini bir kenara koyarsak ilk kez ‘İşgal Altındaki Azerbaycan Toprakları’nın önemli bir bölümünün kurtarılması gibi bir tarihî eşikteyiz. 
 
 
 
100 yıl önce Kâzım Paşa’nın ve 102 yıl önce Nuri Paşa’nın Eylül ayındaki kutlu seferlerine/zaferlerine inşallah bir yenisi eklenmek üzere...
 
 
 

90’lı yılların başlarında Karabağ, Bosna, Çeçenistan Savaşlarını, Katliamlarını 20’li yaşlarımızda birebir heyecanla yaşadık. Hep birşeyler yapmak için çırpındık durduk ve fakat sonuca tesirsizlik ruhumuzu tarumar etti. Belki de bu yüzden şiire sığındım, belki de bu yüzden “şiirlerinde çok fazla mermi, namlu, şarjör, bomba vs. var” eleştirisi almaktayım.
 
 
 

Kapanmayan 28 yıllık yaramız Karabağ’la ilgili Nisan 2016’da şöyle yazmışız: “Ha Karabağ, Ha Karaman!” Sınır çatışmalarındaki münferit kahramanlıklar ve birkaç köyün geri alınması tesellilerini bir kenara koyarsak ilk kez ‘İşgal Altındaki Azerbaycan Toprakları’nın önemli bir bölümünün kurtarılması gibi bir tarihî eşikteyiz. 100 yıl önce Kâzım Paşa’nın ve 102 yıl önce Nuri Paşa’nın Eylül ayındaki kutlu seferlerine/zaferlerine inşallah bir yenisi eklenmek üzere…
 
 
 

Neticede askerî üstünlüğün masada da sürdürülmesi şart. Bu noktada Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz’deki dengelerin de mönüde olacağı kesin. Seçim arifesindeki ABD’de klasik Yahudi, Rum ve Ermeni Lobiciliğine[1] yönelik tribün şovları saymazsak görünen rakibimiz Fransa, görünmeyeni İran ve dengeleştirici/muvazenetör Rusya. Bir Türkiye + Azerbaycan ortak zaferine karşı nüfusunun yarısı Türk olan bir İran İslam Cumhuriyeti, dindaşı ve mezhepdaşı olmanın ötesinde haklılığı BM Güvenlik Konseyi’nce bile tescil edilen (Bkz. 822, 853, 874 ve 884 nolu Kararlar) Azerbaycan’ı değil de Ermenistan’ı destekliyorsa stratejik çıkarların her şeyin önünde gelmesindendir. Kasım Süleymanî’nin Karabağ Savaşı’nın başından beri Ermenilere yardımları hâlâ kayıtlardadır.
 
 
 

Bizim gibi sürekli dış kaynaklı soğuk veya sıcak hava dalgasıyla beraber büyüyen, biraz da Türk-İslam Dünyasının sorunlarıyla hemhâl olan nesillerin dış politika uzmanlığı monşer veyahut yandaş büyükelçilerden çok daha iyidir. Hele de tarih derslerinde okulu kırmadıysanız ya da aykırı teşekküllerin propagandasına mâruz kalmadıysanız…
 
 
 

Dış politikada ideolojik yaklaşımlar da çıkar endekslidir. Amma velâkin milletlerin olaylara ve olgulara temel yaklaşımı er yada geç devletlerini hizaya sokar veya kökünden sarsar. Böyle günlerde sağduyunun dışında bir frekans yayanlar tarihî hafızaya not edilir. Haktan, haklıdan yana olmak bir ilkedir; kardeşliğin hakkını vermek de bir ilkedir lâkin hakkı savunurken haksızlık yapmamak da aynı ilkenin çeperidir. TBMM Başkanı’nın Ermenistan’ı bir “Terör Devleti” nitelemesi çok doğrudur ama bu Ermeni Halkını nitelemez. İçte ve dışta bu tip genellemelerden günahtan kaçınır gibi kaçınmak gerek.
 
 
 

Anamuhalefet Partisi’nin Genel Başkan Yardımcısı’nın Bakü Büyükelçiliği yapmış olmasına rağmen ilk anda ettiği sözler gözden kaçırılmamalıdır ama Meclis’te İktidar ve Anamuhalefet ile ekürilerinin Ortak Deklarasyonu o bir kişinin yâvelerinin çok üzerinde tutulmalıdır. Ortak Bildiri’ye katılmayı bırak açıktan Ermenistan’ı tutan, sözde Ermeni Soykırımı’nı diline pelesenk eden ve adını zikrettiği kimlikten çok başka bir kimliğin mücadelesini veren bir Politik-Terörik Yapı’nın duruşuna sövmek yerine stratejik çıkarsamalarla önleyici politika üretmek gerekir.
 
 
 

Lobiciliğin Türkiye’yi de nüfuz alanında tuttuğunu bilirseniz bu tiplerin birçok Partide varolduklarını hatta zaman zaman Türkiye’nin iç veya dış politikasını bu minvalde etkilediklerini yakın tarih örnekleriyle görebilirsiniz. Dahası Bölücülük yalnızca etnik bir kimlik üzerinden değil ideolojik ve politik kimlikler üzerinden de sergileniyor. Bkz: Sosyal Medya. Dolayısıyla birleştirmeyen bizden değildir; her alanda ve her fırsatta ayrımcılık yapan “kalleştir”.
 
 
 

Bırakın da çeyrek asır sonra bir Zafer Kutlaması yapalım, Sınırlı Sorumlu olarak.



[*] Yazı başlığının orijinali: “Azerbaycan Yüreğimde Bir Şahdamardır” (Yavuz Bülent BAKİLER)

[1] Dünyanın en şımartılmış ülkesinin İsrail, Avrupa’nın en şımartılmış ülkesinin Yunanistan ve Ön Asya’nın en şımartılmış ülkesinin Ermenistan olmasına biraz da bu Lobiciliğin hakkı olarak bakmak lâzım…
 
 

 

23 Ağustos 2019 Cuma

Büyük Türkçü Türk Milliyetçisi Ebulfez Elçibey kimdir?

 
 
 
 
 
Büyük Türkçü ve Türk Milliyetçisi Ebulfez Elçibey kimdir? 
 
 
 
Ebulfez Elçibey Nahçıvan'ın Keleki kasabasında 1938 senesinde dünyaya geldi. Asıl adı Ebulfez Kadir Güloğlu Aliyev'dir. Azerbaycan Bakü Devlet Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olmuştur.
 
 

SİYASİ HAYATI
 
 

1970'li yıllarda, eski SSCB topraklarına dahil olan Azerbaycan'ın bağımsızlığı için mücadele etmeye başlayan Elçibey 1976 senesinde Sovyetler'e karşı propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklanmıştır. 1978 senesinde şartlı olarak serbest bırakılmıştır.
 
 

1988-1989 seneleri arasında Azerbaycan halkına bağımsızlık mücadelesi yolunda öncülük etmiş ve halkından büyük destek görmüştür. Aktif siyasi hayatına 1989 senesinde, Azerbaycan Halk Cephesi Partisi'nin (AHCP) başına geçerek başlamıştır.
 
 

Azerbaycan, SSCB'nin 1990 yılında dağılmasının ardından 18 Ekim 1991 tarihinde bağımsızlığını resmen ilan etmiş ve Ayaz Muttalibov'un kısa süren cumhurbaşkanlığının ardından, Ebulfez Elçibey 7 Haziran 1992 tarihinde bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ikinci cumhurbaşkanı olmuştur.
 
 

Daha önce "Milli Kahramanlık Ödülü"nü verdiği Suret Hüseyinov'un Haziran 1993 senesinde ayaklanmasından sonra cumhurbaşkanlığı görevini terk ederek doğum yeri olan Keleki'ye geri dönmüştür.
 
 

31 Ekim 1997 tarihinde Keleki'den Bakü'ye dönmüş ve AHCP'nin başında aktif siyasi hayatına devam etmiştir. Elçibey, 1998 senesinde yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerine, "demokratik ve adil olmadığı" gerekçesiyle boykot ederek katılmamıştır.
 
 

Elçibey, zaman zaman Haydar Aliyev iktidarına karşı verdiği sert demeçlerle kamuoyunun dikkatlerini üzerine çekmiştir.
 
 

Azerbaycan'da 5 Kasım'da yapılacak olan 2. dönem parlamento seçimlerine katılma kararı alan Elçibey, bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin parlamentosuna girebilmek için ilk defa milletvekilliğine adaylığını koymuştur.
 
 

Yaşamı boyunca, Türk dünyasının birleşmesi ve kardeşliği için mücadele etmiş ve bu yönde "Bütün Azerbaycan Yolunda" isimli bir kitap çıkarmıştır.
 
 

İki çocuk babası olan Ebulfez Elçibey, 22 Ağustos 2000'de tedavi için bulunduğu Ankara'da 62 yaşında yaşamını yitirmiştir.
 
 
 
 Türk Dünyasının hiçbir zaman unutmayacağı Büyük Türkçü Ebulfez Elçibey'i vefatının yıldönümünde rahmet,minnet ve sevgiyle anıyoruz. 
 
 
Mekanı Cennet olsun İnşallah...
 
 
 

19 Ağustos 2019 Pazartesi

Azerbaycan'ın Yemek Kültürü ve En Meşhur Azerbaycan Yemekleri

 
 
 
Azerbaycan'ın Yemek Kültürü ve En Meşhur Azerbaycan Yemekleri
 
 
Yusuf Güldür


 
 
Azerbaycan Hakkında Genel Bilgiler

 
 
Azerbaycan, 1991 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nden ayrılarak bağımsızlığını ilan etmiştir. Azerbaycan coğrafi olarak; Rusya, İran, Gürcistan, Ermenistan ve Türkiye ile sınır komşusudur. 
 
 

66 vilayet ve Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nden oluşan Azerbaycan'ın başkenti Bakü'dür. 86 bin kilometrekare toprak büyüklüğüne sahip Azerbaycan'ın resmi dili ise Azerbaycan Türkçesidir.
 
 

Azerbaycan'ın Yemek Kültürü
 
 

Azerbaycan Mutfağı, Anadolu Türk mutfağıyla bir çok yönden ortak özelliklere sahiptir. Azerbaycan’da özellikle etli, sebzeli ve hamur işli yemekler beslenme kültürlerinin temelini oluşturuyor. Çorba ve pilav çeşitlerinin büyük bir zevkle tüketildiği Azerbaycan mutfağında, farklı tariflerle yapılan 100 çeşitten fazla pilav türü bulunmaktadır.
 
 

Gelişmiş yemek kültürleriyle 100 farklı pilav yapılan ülkede, dolma ve sarmanın da 30’dan fazla türü damakları şenlendiriyor. Şimdi dilerseniz Azerbaycan'ın en ünlü yemekleri hangileri bir bakalım.
 
 
Azerbaycan’ın En Meşhur Yemekleri
 

Düşbere 
 
 
 
 

 
 
Azerbaycan yemekleri arasında en bilinenlerden olan Düşbere, mantıya benzer bir teknikle yapılıyor. Çok ufak kesilen yufkaların içine dana ya da kuzu eti konularak katlanır ve suda pişirildikten sonra sirke ve sarımsak karışımlı sosla yenir. Bir anlamda Düşbere, Azerbaycan mantısıdır denilebilir.


 
Piti 
 
 
 

 
 
Azerbaycan’ın meşhur yemekleri arasında olan Piti de Anadolu’nun pek çok yerinde yapılan etli güvece benzeyen bir yemek türüdür. Özellikle Şeki Şehri’nde ün yapan bu yemek, özel tasarlanmış bir güveçte kuzu eti, erik kurusu, nohut, patates, domates ve çeşitli baharatlar konularak yapılan ve yaklaşık 8 saat kadar pişirildikten sonra servis edilen bir yemek türüdür
 
 

Şah Pilavı 
 
 
 
 

 
 
Azerbaycan'ın pilav çeşitleri içerisinde belki de en bilineni olan bu pilav türü, pilavların şahı olarak kabul edildiği için bu isimle anılmıştır. Şah pilavında pirincin içine kuru kayısı, kuzu eti, kuru erik, kuru üzüm, kestane gibi malzemeler bulunmakta ve bu pilav, bir dış perdeyle çevrilmektedir. Bu hâliyle adeta Osmanlı mutfağının bir ürünü olan Şah Pilavı, yapılması bir hayli zor ama lezzeti emsalsiz bir Azerbaycan yemeğidir.
 
 
 

Yaprak Dolması
 
 
 

 
Azerbaycan dolması Anadolu'da yapılan dolmaya göre çok daha küçük sarılır ve muhakkak etli yapılır. Kıymanın içine karıştırılan kuyruk yağı biraz tadını ağırlaştırsa da hiç de fena olmuyor. Dolma servis edilirken zerine sarmısaklı yoğurt dökülüyor. Yanında ise soğan, domates-salatalık söğüş ve tandır ekmeği olmazsa olmazı.
 


Levengi
 
 
 

 
Özellikle iran sınırına yakın astara bölgesinde her gün tüketilen bir yemek dersek abartmış olmayız. En çok balıkla yapılan bu yemek, kaz ve tavukla da yapılıyor. Yemeğe hakim olan lezzeti alça turşusu denilen erik ekşisi sağlıyor. Salça, erik ekşisi, ceviz içi ve karabiberle doldurulan et fırına veriliyor. Farklı bir lezzet olsa da bizim damak tadımıza oldukça uygun. 
 
 

Bunların dışında Azerbaycan Mutfağı’nda çeşit çeşit dolmalar, Qoğal, Dovğa, Qutab gibi farklı türlerde lezzetler vardır ki, her birisi Azerbaycan Mutfağı’nın ne denli zengin olduğuna ayrı ayrı birer kanıttır. Siz siz olun, yolunuz birgün Azerbaycan’a düşerse, bu yemekleri tatmadan dönmeyin.