azerbaycan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
azerbaycan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2021 Salı

“Dil Yoksa Millet De Yoktur“ : Bahtiyar Vahapzade

 


 
 
Dil Yoksa Millet De Yoktur“ : Bahtiyar Vahapzade
 
 
 
Oğuzhan Er 
 
 

Bahtiyar Vahapzade, Rusların Azerbaycan'da ve Kafkaslarda hakimiyet kurmaya başladığı bir dönemde, 1925 yılında dünyaya gelmiştir.



Azerbaycan'da sosyal alanlarda değişiklere gidildiği bu dönemde Azerbaycan okullarında da çeşitli milletler arasında bağ kurmak ve Sovyetler Birliği içinde dostluğu sağlamlaştırmak adına Rus dili öğretiminde iyileştirmeye gidilir. Bütün yazarlar resmi ideolojiye uygun olarak yazmak zorunda kalmıştır. Bu "Sosyalist realizm" dir.
 
 

Bu tarihten itibaren milli edebiyat ve ana dil yerine Lenin'in dili, komünist dünyanın dili olan Rusça ön plana çıkarılmaya başlanmıştır. Rus edebiyatına "emekçinin, işçinin, inkılabın edebiyatı" nitelendirilmesi yapılmıştır.
 
 

Azerbaycan edebiyatının vazifesi bu dönemde Rusların edebiyatını örnek almak olmalıydı. Rejime karşı çıkan bir çok ilim adamı, gazeteci vb. bir şekilde yok ediliyordu. Vahapzade, çocukluk döneminde cereyan eden bu olaylardan oldukça etkilenmiştir. Gençlik dönemlerinde ise yazmış olduğu şiirleri saklamış, rejim karşısında bunları bastıramamıştır.
 
 

Vahapzade, ana dilini bilmeyen bir insanın o millete ait olduğunu iddia etmeye hakkı olmadığını söyler. Ona göre dilini bilmeyen, milli düşünce ve vatanperverlik bakımından onursuz olurdu. Onlar için vatan şahsi ev, millet düşüncesi de yakın akraba anlamına gelmektedir. 
 
 

O, bir milletin varlığı ve bekasını dil ile mümkün görürdü. Onun için dil yoksa millet de yoktur.
 
 

Vahapzade, 1959 yılında yazdığı "Gülistan'' şiirinden dolayı gözaltına alınır. Üniversiteden uzaklaştırılırken, kitabı da toplatılır. Bu dönemde çok zor günler geçiriren Vahapzade’ye halk, gizli gizli yardım eder. Bu olaydan sonra şair daha ihtiyatlı olmak durumundadır. Kendisi mercek altına alınmıştır. Sık sık sorguya tabi tutular ve ifadesi alınır.
 
 

Vahapzade, ana dili hususunda yapılan yanlışlıklara hiçbir zaman göz yummamıştır. Bu durumdan rahatsız olmuş ve şikayetini Milli Eğitim Bakanlığı'na bir dilekçe ile bildirmişir.
 
 

Dilinin layık olduğu değeri bulması için mücadele veren Vahapzade, kelimelerin de yerli yerince kullanılması tezini savunmuştur.
 
 

Vahapzade'nin ana dili üzerine yazdığı eserlerinde, yarım asrı geçen bir mücadelenin seyrini görmek mümkündür. Bu mücadele tehlikeli olduğu kadar heyecanlı, heyecanlı olduğu kadar onurlu bir baş kaldırış niteliği de taşımaktaydı.
 
 

40'ın üzerinde şiir kitabı, 11 ilmi eseri, 2 monografi, piyesleri, çevirileri ve yüzlerce makalesi bulunan Vahapzade, 13 Şubat 2009 tarihinde Bakü'de hayata veda etmiştir.
 


Bir ananın iki oğlu,

Bir amalın iki qolu.

O da ulu, bu da ulu

Azerbaycan-türkiye...
 







27 Ekim 2020 Salı

Ermenistan, insanlık suçu ve ikiyüzlülük!


 
 
 
 
Ermenistan, insanlık suçu ve ikiyüzlülük!

 
 
Prof. Dr. Özcan Yeniçeri
 
 


Hocalı’da Azerbaycan Türklerine yönelik olarak yapılan soykırım, Ermenistan’ın Azerbaycan kentlerindeki sivil halka karşı işlediği insanlık suçları, PKK’nın Türkiye içinde sivil halka karşı gerçekleştirdiği kitle katliamları Batı tarafından suya sabuna dokunmayan ifadelerle geçiştirilirken 1915’te yaşanan tehcir olayını “soykırım” yalanıyla yargılamaya kalkmanın ne kadar temelsiz olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır!



SSCB’nin dağılma sürecinde Rus güçlerinin yardımıyla Azerbaycan topraklarında Hocalı katliamı yaşanmış ve ülkenin %25’i Ermenistan tarafından işgal edilmişti. Yedi Reyon (bölge) ve Dağlık Karabağ 27 yıldır Ermenistan’ın istilası altındaydı. Ermenistan süreçte “daha fazla toprak almak için hazırlıklı olmak” stratejisi gereği tekrar tekrar Azerbaycan topraklarına saldırdı. 
 
 
 
Azerbaycanlı Mehmetçik gücünü sahaya sürünce Ermenistan’ın geleneksel vur kaç taktiğinin artık işe yaramadığı ortaya çıktı. İşgalci, istilacı, şımarık ve küstah Ermeni güçleri sahada Mehmetçik karşısında yenilgiyi tadarak çekilmeye başladı. İşgal altındaki Azerbaycan toprakları da bir bir özgürleştirildi.
 
 
 
 Sahada Mehmetçik karşısında tutunamayarak bozulan, dağılan Ermenistan ordusu tarihte en iyi bildiği terör oyunu oynamaya başladı. Sivil halkı, evleri, okulları, Pazar yerlerini kentleri Rusya’dan, aldığı Grad ve Balistik füzelerle vurmaya başladı.
 
 

Ermenistan’dan atılan füzelerle savaş hattının dışında olan kentler ve evlerinde uyuyan Azerbaycanlılar katledildi.



Savaşta kentlere, okullara, evlere daha rafine bir deyişle sivillere saldırmak bir insanlık suçudur. İnsanlığın geldiği bu aşamada insanlık suçu işleyenlerden yaptıkları yıkımın ve katliamın hesabı sorulmaktadır.
 
 

Ancak Batılılar suçun kim tarafından işlendiğine bağlı olarak yargılanma yaparlar. Minsk grubu, Batılı ülkeler işlenen insanlık suçlarıyla ilgili olarak bile riyakâr bir tutum takınmaktadır. Azerbaycan’da Ermenilerin işlediği insanlık suçları konusunda da ABD, Rusya ve AB aynı tavrı takınmıştır.
 
 

Azerbaycan’ın Gence kentinde sivillere yönelik Ermeni saldırısıyla ilgili olarak ortaya konulan tepki bunun kanıtıdır. Gence’de aralarında çocuklarında bulunduğu 13 sivilin katledildiği saldırı sonrası AB on altı saat sessiz kaldı. Sonunda Avrupa Konseyi sözcüsü, Ermenistan’ın işlediği savaş suçuyla ilgili bir ifade kullanmaksınız yaptığı açıklamada “AB, sivillerin ölmesine neden olan saldırılardan üzüntü duymaktadır” dedi.
 
 

Cephede Mehmetçik karşısında uğradığı bozgunun intikamını savaş sahasının dışındaki sivillerden, evlerden ve kentlerden alan Ermenistan’ın işlediği insanlık suçunu görmezlikten gelerek yapılan açıklamalardan birisini de Türkiye’de HDP Milletvekili Garo Paylan yapmıştır.
 
 

Bu zat TBMM’ye verdiği Meclis Araştırma Önergesinde “Karabağ’da süren savaşta, iki taraf da sivil yerleşim yerlerine saldırılar düzenliyor. Azeri ve Ermeni güçleri derhal sivil yerleşim yerlerine saldırıları durdurmalıdır” diye yazıyor. 
 
 
 
Ölen siviller Azerbaycan Türk’ü, füzelerle vurulan kentler Gence, Terter gibi Türk kentleridir. Savaş da Ermenistan tarafından işgal edilen Azerbaycan topraklarında yaşanıyor. Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarında askeri bir işgal yürütüyor ve sivil yerleşim yeri yoktur!
 
 

Bu üslup ve yaklaşım 1915 tehcirinden beri çok tanıdıktır.
 
 

İş buraya gelmişken yalnız Türk düşmanı değil aynı zamanda böceğin, kuşun, kaplumbağanın, suyun, toprağın, yeşilin de düşmanı olan PKK’nın geçtiğimiz günlerde Hatay’da yaktığı ormanlarla ilgili olarak HDP tarafından yapılan açıklamayı hatırlayalım.
 
 

HDP hamisi ve efendisi olan PKK’nın Hatay’da yaktığı ormanlarla ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştır. “Nerede ve hangi nedenle olursa olsun, doğaya karşı geliştirilen her türlü saldırı bütün insanlığa karşı yapılmış saldırılar kadar ağır bir suçtur. O nedenle doğaya yönelik her türlü saldırıyı, kimden gelirse gelsin kınıyoruz.”
 
 

Fail belliyken, adını belirtmeden “nereden gelirse gelsin”, “kim yakarsa yaksın”, “her iki tarafı da” ile başlayan cümleler haini korumaya yöneliktir.
 
 

Hocalı’da Azerbaycan Türklerine yönelik olarak yapılan soykırım, Ermenistan’ın Azerbaycan kentlerindeki sivil halka karşı işlediği insanlık suçları, PKK’nın Türkiye içinde sivil halka karşı gerçekleştirdiği kitle katliamları Batı tarafından suya sabuna dokunmayan ifadelerle geçiştirilirken 1915’te yaşanan tehcir olayını “soykırım” yalanıyla yargılamaya kalkmanın ne kadar temelsiz olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır!
 
 

 

14 Ekim 2020 Çarşamba

Kan Yaddaşı

 

 

 

Kan Yaddaşı

 

Ahmet B. Ercilasun 

 

 

Azerbaycan ordusunun ilerleyişi elbette bizi sevindiriyor. İşgal edilmiş Türk kasaba ve köylerinin bir bir geri alınışı elbette hepimizde sonsuz sevinç duyguları uyandırıyor. Fakat bende uyanan bir başka duygu, bir başka seziş daha var: 

 

 

Türk'ün kan yaddaşı kıpırdadı.

 

 

Azerbaycan Türkleri "gan yaddaşı" diyorlar. Yaddaş bir nevi "hafıza" demek, "bellek" demek. Beni asıl sevindiren, Türk kanının hafızasının harekete geçmiş olmasıdır. 

 

 

 En azından benim sezişim böyledir. Askerî harekât şöyle veya böyle sonuçlanabilir. İstediğimiz, arzu ettiğimiz kadar yeri alamamış olabiliriz. Hatta sahada kazandıklarımızın bir kısmını masada kaybedebiliriz. Ancak kıpırdamaya başlamış olan kan yaddaşı bunlardan çok daha önemlidir; çok daha kalıcıdır ve çok daha umut vericidir.

 

 

Nedir kıpırdamanın işaretleri? Türkiye'de… Halk ve gençler ve bütün kesimler Türklüğü âdeta yeniden hatırladı. Türkiye'de yaşayanlarla Azerbaycan'da yaşayanların aynı milletin mensupları olduğunu, hepsinin de adlarının Türk olduğunu herkes dile getirmeye başladı. 

 

 

Biz biriz, aynıyız, biz Azerbaycan'ız söylemleri gazetelerde, ekranlarda, her yerde yankılanıyor. Türkülerde, şarkılarda, mahnılarda, yazılarda, şiirlerde dile getiriliyor. Azerin, Türk sahnelerinin yıldızı oluyor; Ahmet Cevat'ın şiirini okuyor; "Türk'ün şanlı bayrağını Turan'a asacağız." diyerek insanları ayağa kaldırıyor. 

 

 

Azerbaycan'da… Bizim adımız Türk, Türkiye'de yaşayanların adı da Türk, onlar bizim gardaşımız söylemleri her yerde. Biz biriz ve aynıyız; Türk'ün kolu bükülmez haykırışları sokaklarda, küçelerde, meydanlarda, her yerde.

 

 

Güney Azerbaycan'da… İran hükümetinin Ermenistan'a gönderdiği yardım tırlarının önü kesiliyor, bazı tırlar ateşe veriliyor. Tebriz ve Tahran meydanları Türklerle dolup taşıyor. "Bakü, Tebriz, Ankara / Selam olsun Turan'a!" uranları (sloganları) atmosferin ve uzayın görünmez zerreciklerini aşıp evlerimize giriyor. 

 

 

Kıbrıs Türkleri, Irak Türkleri, Bulgaristan Türkleri, Gagavuz Yeri ses veriyor. Henüz yeterli olmasa da Özbekistan'dan, Kazakistan'dan sesler geliyor; kurumlardan, kuruluşlardan Azerbaycan'a destek bildirileri geliyor. 

 

 

Bütün bunlar, unutulmuş gibi olan geçmişteki bağların hatırlanmasıdır. Geçmişteki bağlar, beraberlikler, beynin bir işlevi olan hafızada sis perdeleri altına itilmiş olabilir, hatta yok olabilir, fakat gan yaddaşında asla yok olmaz. 

 

 

Ziya Gökalp'ın Turan şiirinde anlatmak istediği de buydu.  Nabızlarımda vuran duygular ki târihin / Birer derin sesidir…

 

 

  Evet, beyinde, hafızada değil, tarihin unutulmuş zannedilen sesleri nabızlarda vurmaktadır. Nabız, kalbin damarlardaki atışıdır. Gökalp, kalbinin çarpıntılarını damarlarındaki atışta duymaktadır. 

 

 

Güzîde, şanlı, necip ırkımın uzak ve yakın / Bütün zaferlerini kalbimin tanîninde ,/ Nabızlarımda okur, anlar, eylerim tebcil. Asil Türk ırkının zaferleri beynimizde, belleğimizde değil, kalbimizin tınlamasında, çarpıntılarında duyulmakta ve anlaşılmaktadır. 

 

 

Gökalp, tarihimizin geçmiş zaferlerini kalbinin derinliklerinde duymakta, okumakta ve ululamakta, yüceltmektedir. 

 

 

Nabızlarımda evet, çünkü ilm için müphem / Kalan Oğuz Hân'ı kalbim tanır tamâmiyle, / Damarlarımda yaşar şân ü ihtişâmiyle / Oğuz Han. İşte budur gönlümü eden mülhem: / Vatan ne Türkiye'dir Türklere, ne Türkistan / Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan! 

 

 

Oğuz Han, Türk birliğini temsil eden destan kahramanıdır. Oğuz Han'ın bütün Türk Dünyası'nı birleştiren ve eski dünyanın her köşesine uzanan zaferleri bütün görkemiyle Gökalp'ın damarlarında yaşamaktadır. Gökalp, Azerbaycan'daki gan yaddaşı deyimini neredeyse yakalamış gibidir. 

 

 

Geçmişteki birlikler ve zaferler damarlarda akan kanda, gan yaddaşında yaşamaktadır. Ve kandaki hafıza Gökalp'a "büyük ve müebbet ülke, Turan"ı hatırlatmakta, ilham etmektedir. Görüldüğü gibi son beyit, önceki mısralarla sıkı sıkıya bağlıdır. 

 

 

İsterseniz ilmî terimler de kullanabilirsiniz: Kolektif şuur altı, arşetip. Veya ilmî / entelektüel terimlerin daha yenilerini: Genetik kod, kültürel kod. Kıpırdayan Türk'ün damarlarındaki gan yaddaşıdır ve bu olgu, on gündür devam eden kazanımlardan çok daha önemlidir. 

 

 

Bugün kıpırdayan kan hafızası bütün Türkleri sarıp sarmaladığı zaman Kızıl Elma'ya çok yaklaşmış olacağız.     

 

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/kan-yaddasi-57088yy.htm

13 Ekim 2020 Salı

Acelemiz Var


 
 
 
Acelemiz Var 
 
 

A.Yağmur Tunalı
 
 

Ortada masa yok. 
 
 
Müzakere yok. 
 
 
O halde olacak bellidir. 
 
 
Azerbaycan ilerlemeye devam etmeli. 
 
 
Karabağ dışındaki bölgeleri geri almak için bir engel görünmüyor. 
 
 
Dünya zaten seyrediyor ama Rusya da buna göz yumacak gibi. 
 
 
Çekinmenin manası yok.


Bu tam anlamıyla bir ateşkes değildi.
 

Esir, ölü ve yaralı değişimi için bir ara ateşkes.
 

Ermenistan buna da uymadı.
 

Aksine sivilleri vurmak için fırsat saydı.
 

Yani topyekün bir ateşkes yok.
 

Bunu müzakerenin başladığı bir ateşkes gibi kabul etmemek lazım.
 

Ortada masa yok.
 

Müzakere yok.
 

O halde olacak bellidir.
 

Azerbaycan ilerlemeye devam etmeli.
 

Karabağ dışındaki bölgeleri geri almak için bir engel görünmüyor.
 

Dünya zaten seyrediyor ama Rusya da buna göz yumacak gibi.
 

Çekinmenin manası yok.

 
Durum açık.
 

Masa kurulacaksa daha güçlü oturmak için bunu yapmalıyız.

 
Yoksa bugüne kadar olan olur.
 

İki gün içinde oluşan tablo bu.
 

Arka planda daha farklı şeyler var mı diye bekledik.
 

Var ama ilerlemeye devam etmek için ciddi bir karşı duruş, Rusya tarafından gelmeyecek gibi görüyorum.
 

Neticede Rusya’nın esas maksadı belli:
 

Ermenistan’ı kucağına tam oturtmak istiyor.
 

Bu oldu, oluyor.
 

Biz devam edersek daha kuvvetle olacak.
 

Ayrıca, Rusya’nın Azerbaycan ve Türkiye’ye açıktan tavır almasına uygun bir zemin de yok.
 

Ermenistan ateşkesi hiç uygulamadığına göre bu dediklerim daha da önem kazanıyor.
 

Azerbaycan haklıydı, haklıdır.
 

Kendi topraklarımızı kurtaracağız.
 

Fetih peşinde değiliz.
 

Dün Los Angeles’ta 200 bin Ermeni yürümüş.

“Türkler yine çoluk çocuğu katlediyor.
 

Yine soykırım yapıyor” sloganları atılmış.
 

Şehrin valisi de onlara katılmış ve bu konuda bir tivit atmış.
 

Nasıl çarpıtıldığını, nasıl uydurulduğunu görüyorsunuz.
 

Bu kadar hayasız bir düşmanlık karşısındayız.
 

İftiranın bini bin paraydı, şimdi yine öyle.
 

Bunları da düşünmek ve çok yönlü hamleye girişmek lazımdır.
 

Azerbaycan bir kere daha kendini savunma mecburiyetiyle karşı karşıyadır.
 

Bunu ustalıkla uygulayacak bir siyaset ve diplomasiye ihtiyacımız var.
 

Ordumuz istim üzerindeyken, bu atılış heyecanını kırmanın manası yoktur.
 

Sanırım, yönetenlerimiz bunu değerlendiriyorlar.
 

Ancak, çabuk davranmak lazımdır.
 

Çok oyalanmadan karar vermek, çözümsüzlük oyununu bozar.
 

Acelemiz var.
 

Acelemiz var.
 

Acelemiz var.
 


 

19 Aralık 2017 Salı

Ay Yıldızlı Bayrağımız




Ay Yıldızlı Bayrağımız


Aygün Attar


Ay yıldızlı Azerbaycan Bayrağı ile Ay yıldızlı Türkiye Bayrağını birlikte görmekten rahatsız olanları rahatsız etmeye devam edeceğiz...


“Rüzgârlı Bakü’müzün onuru, Ermeni işgaline maruz kalmış topraklarımızın çığlığı, Karabağ’ımızın ahı,

Hocalı soykırımında yok edilen soyu sopu kurutulan ailelerin feryadı, “sesime ses verin” çağrısı var

Azerbaycan Bayrağı'nda... Hangi çılgın onu gönderden indirtirmiş, şaşarım! „


Ay yıldızlı, Türklüğü, İslamiyet’i, uygarlığı tanımlayan şerefli bayrağımız tüm Şark dünyasında ilk kere Cumhuriyet kuran Azerbaycan Devleti’nin simgesidir.

Yüz yıl önce yaşamları faaliyetleri ile Türk İslam coğrafyasına isimlerini silinmez izlerle yazdıran Türkçülüğün gelişmesinde, milli mefkûrenin oluşmasında müstesna hizmetleri olan Ali Bey Hüseynzade, Ahmed Ağaoğlu, Mehmet Emin Resulzade, Alimerdan Bey Topçubaşı, Feteli Han Hoylu gibi büyük düşünürler tarafından göndere çekilen mukaddes emanetimiz, Azerbaycan’ın 1920’de Sovyet Rusya’sı tarafından yetmiş yıllık işgalinin 1991’de son bulmasından sonra ikinci kere bağımsızlığımızla birlikte bizi dünyada temsil etmektedir.
Azerbaycan Devletinin müstakil olarak var olabilmesi için şahadete eren kahramanlarımızın kanı, milli mücadelemizin ruhu var o bayrakta...

Rüzgârlı Bakü’müzün onuru, Ermeni işgaline maruz kalmış topraklarımızın çığlığı, camileri şerefsiz düşmanın eliyle ahıra dönüştürülen yaralı Karabağ’ımızın ahı, Hocalı soykırımında yok edilen soyu sopu kurutulan ailelerin feryadı, “sesime ses verin” çağrısı var Azerbaycan Bayrağı'nda...

Batı dünyasının dalavereci tutumuna, dindaşımız olan bazı ülkelerin kalleşliğine, uluslararası hukukun işgalci Ermenistan’a kayırmacılık yapmasına rağmen vatanını azad etmek için her şeyi göze alarak ölümüne mücadele eden, fidan gibi delikanlılarını Hayıstan’ın (Ermenistan) kahpeliğinden dolayı şehit veren Azerbaycan’ın şerefi, şanı, onuru, namusudur Ay Yıldızlı bayrağımız...

O şerefli bayrağı temsil eden ülke olan Can Azerbaycan için Türkiye özdür, bir millet iki devlettir ve şartlar ne olursa olsun Türkiye’nin olduğu her yerde Azerbaycan onunla omuz omuzadır tıpkı Türkiye’nin Azerbaycan’ın yanında olduğu gibi.

Trump’ın Küdüs’le ilgili açıklamasının dünyayı sarstığı, vicdan sahibi olan herkesi isyan ettirdiği bir ortamda, Türkiye’nin inisiyatif kullanarak İstanbul’a davet ettiği İslam Ülkeleri toplantısında Azerbaycan Devlet Başkanı’nın ve sahnede Azerbaycan bayrağının boy göstermesinden rahatsızlık duyanlar olmuş ki bu zirvenin hemen akabinde Bursa’da bir öğretim üyesi farklı ülke bayraklarının bulunduğu yerleşkede Azerbaycan Bayrağı’nın indirilmesi talimatını verecek kadar ileri giderek bayrağı söktürmüş...

Olaya itiraz eden öğrencilerle Ermenistan bayrağı pazarlığını yapmış... "Azerbaycan bayrağını asarsam, Ermenistan bayrağını da asarım" demiş.

Hatırlayacaksınız, yıllar önce gene Bursa’da Azerbaycan bayrağı polisler tarafından çöpe atılmıştı, televizyonlar bu görüntüleri defalarca göstermişlerdi ve bunun devamında Azerbaycan’da nahoş olaylar olmuştu, 15 Temmuz sonrasında o dönem Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini türbülansa sokmak isteyenlerin FETÖ’cü olduğu Türkiye basınında yer aldı.

Erdoğan, Küdüs zirvesi için 57 İslam ülkesine davette bulundu ama Aliyev’i bizzat telefonla aradı. 

Bu telefon, Can Azerbaycan’ın o zirvede bulunmasına yönelik Türkiye Cumhurbaşkanı’nın haklı beklentisiydi ve nitekim gerçekleşti.

Devlet Başkanı Aliyev, Karabağ meselesinde Ermenistan’ı desteklemesi nedeni ile Filistin’e kırgın olan (kırgınlardan biri de benim) Azerbaycanlılara ve iyi ilişkiler içerisinde olduğu ülkelere rağmen ona yakın İslam ülkesinin korkudan katılmadığı o zirvede Türkiye Cumhurbaşkanı ile omuz omuza verdi... 

Tıpkı 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında, Ankara’da gerçekleşen kalleş terör olayı sonrasında yaptığı gibi…

Bursa’da Uludağ Üniversitesi’nde Azerbaycan Bayrağını indirten kişinin İslam tarihi profesörü olması olayın vahametini net bir şekilde ortaya koymaktadır.

İslam Dünyasının Küdüs meselesi nedeniyle birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde, bırakınız bir İslam tarihi profesörüne hiç bir kimseye yakışmayacak davranışla Azerbaycan Devletinin bağımsızlık, hürriyet sembolü olan bayrağına karşı bu saldırı neyi amaçlıyor?

Bir İslam tarihi profesörü, Müslümanların mukaddes ibadethanelerini ahıra çeviren, kız kadınlarını esir eden, mezarlıklarına hürmetsizlik yapan, Kuran-ı Kerim’i yakan Hıristiyan Ermeni Devletinin bayrağını neden bir millet iki devlet olarak gördüğümüz kardeş Azerbaycan’ın Bayrağı ile eşleştirme gayretine girerek Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya çalışır?

Profesör ünvanına sahip bu hoca(!) İstanbul’da İslam Ülkeleri İşbirliği Zirvesi yapılırken Ermenistan’ın TC ile ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik Zürih Protokolünü iptal ettiğine dair Türkiye aleyhinde yaptığı zehir zemberek açıklamalardan haberdar değil midir?

Türkiye’nin nezdinde Azerbaycan’ı Ermenistan ile aynı kefeye koyma hadsizliği gösteren bu İslam tarihi profesörünün Türk tarihinden habersiz olması, makul karşılanabilir mi? 

Peki Kafkas İslam Ordusu’nun tam yüz yıl önce Azerbaycan’daki faaliyetinden de bihaber midir?

1918’de mübarek Kurban Bayramı’nda Bakü şehrinin silahsız, eli yalın Müslümanların Bayram Namazı için bulundukları camilerde katlederek masum Türk nüfusun kanını kurbanlık hayvanlarının akan kanlarına karıştıran Ermeni çetelerine Allah Allah naralarıyla saldıran, intikam alan İslam ordusunun kahraman Mehmet’inin kurduğu kardeşlik bağının tarihini bilmeyen tarihçiye söyleyecek laf bulmakta zorlanıyorum.

Anadolu’nun zor günlerinde yardıma koşan Azerbaycan Türklerinden habersiz tarihçi hiç olmazsa Birinci Cihan Savaşı’nda Ruslar tarafından esir edilerek Nargin Adası’nda tutulan Türklerin İslami kurallarla hayatlarını idame ettirmeleri için Sovyet istibdadına rağmen Azerbaycanlıların kurdukları Hayriye Cemiyetleri’nin faaliyetlerini incelemiş olsaydı Müslüman kardeşliğinin o şartlarda nasıl fedakârlıkla yürütüldüğünden ders alırdı...

O hoca(!), bayrağına saygısızlık yaptığı Azerbaycan’ın 90 sene önce İngiltere’ye kafa tuttuğunu ve ancak Malta adasında tuttuğu Osmanlı esirlerini azat bırakması karşılığında Büyük Britanya’ya petrol sattığını bilmez...

Yakın tarihimizde Erovizyon şarkı yarışmasında birinciliği kazanan Azerbaycanlı gençlerin Azerbaycan bayrağıyla birlikte Türkiye’mizin Ay Yıldızlı Bayrağını da sahneye çıkardıklarını bilmez.

Türkiyeli güreşçimizin iki ülke bayrağıyla boy gösterdiği ringde zaferini işgal altındaki Karabağ’a armağan ettiğini bilmez.

Uluslararası siyasi platformlarda iki ülkenin ortak diplomatik mücadelesini bilmez...

Tarihten habersiz olan böyle tarihçiler onu da bilmezler ki Azerbaycan ile Türkiye arasındaki ilişkiler pamuk ipliğine bağlı değil, ülke yöneticilerinin güdümünde değil; bir millet olan iki Devletin halklarının canında kanında ruhunda, henüz doğmamış bebeklerimizi oluşturan hücrelerimizdedir...

Ortak tarihimizde ortak kaderimizde ortak varlığımızdadır.

Zaman zaman her iki taraftan bu eşi benzeri olmayan birlikteliği bozmak için fırsat kollayanlar oluyor, sinek misali mide bulantısı yaratmak isteyenler oluyor.

Arabozucular işte ancak midemizi bulandırabiliyor, kalplerimize nüfuz etmeleri imkânsız.

İki ülkenin arasını bozma çabaları beyhude...

Azerbaycan Bayrağına Uludağ Üniversitesi Hocası tarafından yapılan saygısızlığa gelince: Bayrak, devlet egemenliğini, bağımsızlığını ve şerefini temsil ettiğinden, bayrağa saygı, o devlet vatandaşları ve o ülkede bulunan yabancılar için bir ödevdir.

Bayrağımıza saygısızlık yapan birilerinin ödevini yapmadığı zaten apaçık ortada. 

Ben eğitimci olarak vazifemi yapıyorum ve Azerbaycan (himninden) Milli Marşı’ndan bir parçayı sunuyorum:

“Azərbaycan! Azərbaycan!
Ey qəhrəman övladın şanlı Vətəni!
Səndən ötrü can verməyə cümlə hazırız!
Səndən ötrü qan tökməyə cümlə qadiriz!"

Ay yıldızlı Azerbaycan Bayrağı ile Ay yıldızlı Türkiye Bayrağını birlikte görmekten rahatsız olanları rahatsız etmeye devam edeceğiz...