milliyetçi hareket partisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milliyetçi hareket partisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ocak 2019 Çarşamba

ÜLKÜCÜ RUH

 
 
 
 
ÜLKÜCÜ RUH 
 
 
Ali Bademci 



Bizler imkânı olmayan kalabalık âilelerin Anadolu çocuklarıydık; orta öğretim döneminde gözlerimizi “Ülkücü” olarak açtık! 
 
 
Zaten eğitim dediğimiz de amca, teyze, ağabey evlerinde emânet çocuklardık! Fazla yük olmamak için ana azıklarımızı da emânet kaldığımız âilelelere taşırdık! 
 
 
Para yoktu; o kantin önlerinde bir simit almak için dahi sıraya giremezdik, bu iş memûr çocuklarının işiydi! Hemen hemen topraktan veya köyden gelen simit müşterisi yoktu! 
 
 
Şahsen rahmetli anam dört yıl 20 km.uzaklıkta olan köyden “Satıl”ile ayranlı veya sütlü “Bulgur Pilâvı” gönderir bunu üç öğün yerdik; babalarımız keçiler çobansız kaldığı için katiyyen okumamızı istemezdi, o sebeble beş kuruş baba parası boğazlarımızdan geçmedi!


Karşıt görüşler edebiyatı başladığı zaman bizler artık bulunduğumuz mahalle veya okulların gazileriydik, halkı komünizmden koruyorduk!
 
 
 İşte o yıllarda bakanımız arttı ve bizleri evine davet edip sıcak yemek ikrâm edenler çoğaldı! Bir anlamda “ülkücülük” taban ediniyordu ki halkla beraberlikten “evlâtlık” gibi bir olgu meydana geldi ve bir çoklarımız orta öğretimi böyle tamamladı! 
 
 
Çoğu zaman da okuyan gençler o âilenin kızları ile evlendiler ve “Ülkücü âileler” teşekkül etti! İşte şimdilerde yeminli ülkücü dediğimiz kesim bunlardır.
 
 
 Peki ya yüksek öğrenim! Birçok arkadaşımız devam edemeyerek âile kurdular ve şehirli oldular, çoğumuz ise birer gazi olarak üniversite şehir sokaklarında kendimizi bulduk! O zaman her ili bırakın her bölge merkezinde bile “Üniversite” yoktu!


İşte bu yeni mekânlarda partileştik, düşman cepheler oluşturduk: “Sağcı” veya “Solcu” diye cepheler kuduk! İki taraf da vatan diyordu ama sokaklara bakılırsa aralarında sanki kan dâvâsı vardı!
 
 
 Yıllar böyle geçti ve pusuda bekleyen “komitacılar” biraz daha kan akarak “olgunlaşma”yı beklemişler: Hey gidi günler! 
 
 
Olmayası cenaze merasimleri uzun kortejler oluştururdu, sloganlar savaş çığlıklarından beterdi! Sür’atle mahalleler ayrlıyordu ve semtten semte göç başlamıştı: “Kurtarılmış Bölgeler”! Öyle ya neyi kimden kurtarıyordun!

Herhalde solda da öyleydi, onların da kahramanları vardı! Bizler bu oyunun “Sağcı” yani ülkücü kanadında idik! Esasında sağda onlardan başka mücadele eden kalmamıştı ve bugünün kahramanları o zaman “Daha cihad zamanı gelmedi” diyorlardı. 
 
 
İşte o çılgın ortamda bir “Ülkücü Ruh”teşekkül etti, ilginçtir ki bugün bile ayakta duruyor! Onlar para, pul, menfaat bilmeyen evliyâdan insanlardı! 
 
 
Hunharca katledilen birçok ülkücünün cebinden beş kuruş çıkmamış, işin daha ötesi 12 Eylül günü hangarlara doldurulduğumuzda karınlarımız açtı! 
 
 
İçeride o günün kavgalarının yegâne sebebi bir sigara izmariti idi! O namussuz da en çok hapishanede aranıyordu vesselam! 
 
 
 
Dışarıda-içeride o yılların ülkücülüğü kardeşlikten çok daha ötede idi, bir ülkücü belki babası için vermeye tereddüd edeceği canını arkadaşı için seve seve verirdi! 
 
 
O günlere özlenir mi, aranır mı bilmiyoruz ama herhalde derin dersler alınması ve dâima hatırlanması gerekiyor!


Ve aradan yıllar geçti, “komiteciler”in kandırdığı, yargılamalarda “itirafçı” yaptığı güya ülkücüler çıktı! 
 
 
Bunların bir kısmı zamanın dış operasyonlarında kullanılırken az-çok sâkin olanlara da siyasette yol verildi! 
 
 
Dolayisyla ilk paralı ülkücüler ortaya çıktı! Sen misin paraya bulan diye düşünen bir kısım uzantılı gençler de “çek-senet” işine düştüler! 
 
 
İlginçtir ki bu rahatsızlığın da ilk mağduru ülkücü âilelerdir; yani dün onları himaye edenler! Ülkücü adlı şereften yoksun insanların soyduğu ve olayın mahkemelere kadar düştüğünü pek iyi biliyoruz! 
 
 
Yine ilginçtir ki hasbelkader içeriden çıkan birçok ülkücü şahısın yine kendine ülkücü diyenler tarafından taciz ve tehdid edildiğine şahid olmuşuzdur. Yazıktır ki bunların hiç peşine düşülmedi ve yaptıkları pislikler yanlarına kâr kaldı!


Köprünün altından çok sular aktı, meşrû veya gayrî meşrû yollardan birçok ülkücü düzen kurdu ve zengin oldu. 
 
 
Yine çok ilginçtir ki gayrî meşrûyu bir yana bırakın da meşru (en azından yasal olarak) yoldan zengin olanlar bile “Ülkücülük” ve “Ülkücüler”i basamak yaptılar! 
 
 
Şimdi ister siyaset içinde isterse siyaset dışında çok büyük imkânlara sahip ve hâlâ kendilerine ülkücü diyenler var! 
 
 
Oturdukları zaman bir dönümden fazla yer kirletiyorlar! Bakalım bir yemeğe kaç lira veriyorlar, arabalarında yaktıkları akaryakıt ile neler alınmaz ki! 
 
 
Peki o ülkücü ruh ne oldu diyecekseniz, açlığa ve yokluğa devam ediyor! 
 
 
“Çile” bir günlük iş değildir ancak ömür boyu olana öyle denir! 
 
 
Allah onlara vicdan ve merhamet versin!


Allaha Emanet Olun.


18 Temmuz 2018 Çarşamba

Dokuz Işık Ne Demekte?

 

Dokuz Işık Ne Demekte?

 

Nazım Peker 


Neden ülkücü hükümet olmasın? Neden Ülkücü bir vekil TBMM başkanı olmasın? Olsa ayıp mı olur? Ama birileri hep bunlardan kaçmakta!

 Makamı cennet olsun Başbuğ Türkeş, Türkiye’nin kalkınmasını, çağı yakalamasını, modern ve hukuk devleti olmasını : “Dokuz IŞIK” dediği dokuz umdede toplamıştı.

Sn. Bahçeli’nin başında bulunduğu MHP, bunun neresinde?

 

Dokuz IŞIK’ı bir hatırlatmak isterim. Sanırım unutanlar var.

 
1-MİLLİYETÇİLİK: Kişi mensubu olduğu milletini ve ırkını sevmek, onun refahı ve yücelmesi için çalışmak, gayret etmek,

2- ÜLKÜCÜLÜK:  Her Türk evladının ülkü ve idealleri vardır. Bu ülkü ve idealler, mensubu bulunduğu devletin ve milletin kalkınması için olmalıdır.

3-AHLAKÇILIK: Her Türk evladı mükemmel bir ahlak ile donanımlı olmalı, sevilmeli, sevmeli, haram ve helali bilmeli, lüks ve israftan kaçınmalı. Tanrı dağı kadar Türk, Hıra dağı kadar Müslüman olmalıdır.

4- İLİMCİLİK: Her Türk ilimle nasiplenmeli. Hurafe ve teslimiyetçi olmaktan uzak olmalı. Çağı yakalamalı ve hatta ilerisine geçmelidir. İlimsiz insan boş kovan gibidir.

5- TOPLUMCULUK: Her birey toplumun bir ferdidir. Toplumsal yardımlaşma, kalkınma ve her çaba toplumun yükselmesi için olmalıdır. Toplum kalkınmışsa ülke kalkınmış ve refahı yakalamıştır. Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.

6- KÖYCÜLÜK: Köylü milletin efendisidir. Köylü her türlü destek ve yardımı hak eder. Köylü üretiyorsa, ülke rahat ve huzurludur. Onun için kalkınma köy ve köylüden başlamalıdır.

7-HÜRRİYETÇİLİK VE ŞAHSİYETÇİLİK: Türk insanı mert ve kişilik sahibidir. Onun için bozkurdu sembol yapmıştır. Hürriyetine düşkün, şahsiyet ve kişilik sahibidir. Emir almayı ve birilerine payanda olmayı sindiremez.

8-GELİŞMECİLİK VE HALKÇILIK:        Türk insanı yapı olarak gelişmeye açıktır. Halkı sever, halkının refahı için çalışır. Halk çeşitli duygu ve bağlarla birbirine bağlanmıştır.

9- ENDÜSRİ VE TEKNİKÇİLİK: Türk insanı yaratılış olarak yeniliklere ve tekniğe açıktır. Asla tutucu ve bağnaz değildir. Fikri hür, vicdanı hürdür. Onun için de gelişmişliğin şartı olarak endüstri ve tekniğe inanır ve uygular.

Seçim kazanma, iktidar olma arzu ve hevesi olmayanların, siyasette pasif kalmanın, “DOKUZ IŞIĞI” hükümet ederek icra konumuna getiremeyenlerin ve getirmek için de bir çabası olmayanların durumu sizce nedir?

Ülkücüler hep muhalefette olmak ve onun bunun himmetine kalmak zorunda mı?
 

Neden ülkücü Cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, müsteşar, rektör, vali, Anaysa ve yüksek mahkemede yargıç olmasınlar?

Neden belediyeler de ülkücü arkadaşlar başkan olmasınlar?

Neden ülkücü hükümet olmasın?  Neden Ülkücü bir vekil TBMM başkanı olmasın? Olsa ayıp mı olur? Ama birileri hep bunlardan kaçmakta!

Ülkücülerin mevcut ile iktidar olma şansı var mıdır? Neden “BEKA” sorunu diye uyutulmak istenmekte?
 

Şöyle bir hatırlatayım istedim
 

8 Nisan 2018 Pazar

MHP’DE TAVAN TABAN AYRIŞMASI

 
 
 
 
MHP’DE TAVAN TABAN AYRIŞMASI
 
 
Hamza Alparslan


Önce tarifi yapalım: tavan Genel Merkez ve icâzetli teşkilât yöneticileri demek! Peki icâzetli yöneticiler kim? Hemen onu da söyleyelim, Genel Merkez’in antenleri veya genel olarak menfaat gurupları! Böyle teşkilât sayısı fazla değildir, özellikle delegesi fazla olan İl Teşkilâtları! Bu babda Genel Merkezde de kalabalık bir danışman ordusu var; bunlar az veya çok maaşlı kişiler ve geçimlerinin eksik kalan kısmını kurum nüfûzu kullanarak belediyelerden karşılarlar! Bir de küçük veya büyük belediyelerin ihalelerinden nemalan gurup, yani yükleniciye iş temin edenler veya bizzat yüklenici olan devirlik ülkücü görülenler! Genel Merkezde belediyelerle iş kuran, kirli işler çeviren, yetkili veya yetkisiz, yahud da durumdan vazife çıkaran bir gurup var; var ise onları da tavan saymak gerekiyor! Peki Genel Başkan bu akçeci adamları biliyor mu; sanmıyoruz! Öğrendiği zaman herhalde sıkıştırıyor ki öte partiye kaçtılar! Temizlendi mi, mümkün değil! Su’istimalden 5 yıla mahkum o malum Büyükşehir Belediye Başkanı bir daha aday yapılırsa şaşmayınız! Bizim partide olmaz diye bir şey yok; her şey olabilir! Onun için yukarıdaki başlığı kullandık!


Peki taban nedir, bu deyimden ne anlıyoruz! Taban siyasi parti veya oluşumların en büyük servetidir; o olmadan hiçbir şey olmaz! Elbette MHP’nin üzerine bina edildiği hedef kitle ülkücülerdir ve en az 50 yıl geçmişi vardır!  
 
Bu oluşum için başta ölümsüz lider Türkeş Bey olmak üzere dünyanın çilesi çekilmiştir! Bugünkü kuşakların bunu anlayabilmesi için düzgün insanlardan dinlemesi ve bu konuda yazılan eserleri karıştırması gerekiyor!  
 
Hareket içine maksatlı maksatsız her türlü insan girmiş, fakat ülkücülük denen ma’şeri vicdan bu engelleri yüzünün akı ile aşmıştır! Zamanın iktidarları ve 1980 komitecilerinin can ile imtihanları bile kimseyi caydırmamış ve yolundan döndürmemiştir! 
 
Dünyada hiçbir hareket bu kadar uzun bir zaman kellesi ile imtihan veremez! İşte MHP’in tabanı budur!


Soru: Günümüz MHP’sinde neden “tavan ve taban farklıdır” diyorlar! Çok ciddi kalemlere konu oluyor, açık oturumlarda açık seçik dile getiriliyor! Neden üzerinde durmuyoruz! Neden konuşmuyoruz? Fikre yasak konur mu?  
 
Bu yazı yazılırken öğrendik: bir vakıf olan gençlik örgütü lideri, ”Konuşanın dilini keseriz” mealinde tehditler savuruyor! Hiç ülkücüye yakışıyor mu? Onların gücü gariban ülkücüye yetebilir; ama, ellerinde böyle bir güç varsa bağıra bağıra aynı şeyi ifade eden ana muhalefet partisi gurup başkanına aynı şeyi yapsalar ya!  
 
3 Nisan 2018 tarihli bu açıklama bile MHP’de tavan ile tabanın ne kadar farklılaştığını ispata yetmiyor mu? Böyle şeyler yazarken yine de dikkatli davranıyor ve ihtiyatı elden bırakmıyoruz! Ne kadar suçlanırsak suçlanalım, yine de onlara lâf gelsin istemiyoruz? Neden? Acaba:


Biz kendi adımıza konuşuyoruz; elli yıldan beri kalem oynatan ülkücüyüz ve MHP’liyiz! Şartlar ne olsun bu çemberin dışına çıkılmasına taraftar değiliz! Varsın giden gitsin, bu kadar hengameye karşılık Sinan Oğan duruyor! Tanımıyoruz, siyaseten bir ilişkimiz de yok, ama doğru yapıyor! Onu bu pozisyonundan kim caydırabilir! Kusura bakmayın yazmaya devam edeceğiz! Neden taban ve tavan farklıymış diye araştırsınlar, eğer araştırıp tedbir almıyorlarsa, dilimiz varmasa da bilerek yaptıklarını düşüneceğiz!  
 
Bu kadar büyük bir vebalin alında girilir mi? Ülkücü böyle bir yükü taşıyamaz! Lafa gelince “Hakkını helâl et” diyorlar! Kim hakkını helâl eder? İnsanlarla dalga mı geçiyorsunuz?


Bize gelmiş o kadar mesaj var ki, birer satırla bahsetmeye kalksak bu sayfalar yetmez! Kuvvetli MHP parti çatısı dışındadır! Mesele şu parti bu parti meselesi değildir! Parçalana parçalana görülmeyecek hâle gelmiş ülkücülüğü bu durumdan kurtaracak çareler aranmayacak mı? Bu her ülkücünün görevi değil mi? 
 
Arık şu “bekaa” meselsine de karnımız doydu; çünkü yaşadık ve gördük ki bu “bekaa” işinin son durağu Mamak oldu! 
 
 Artık çocuk yaşta insan kalmadı, herkes herşeyi biliyor! Gençler eskiden olduğu gibi yarım eğitimli değil, hep yüksek lisanlı! Eski usulle olmuyor artık! Zaman da değişti, ülke de! Hepsinden önemlisi toplum değişti, insanlar değişti, kafalar değişti, mücadele kuralları değişti!


Neden tenkide dayanılamadığını anlayabilmiş değiliz! Ülkücü genç A.K. diyor ki: ”İyi Partili değilim ve olamam, rey de vermem! AKP’li hiç olmadım, yine rey vermem, CHP’li asla! Eğer partimiz bize de rey vermeyin diyorsa canları sağolsun! Bu dünya kimseye kalmamış! Bu da gelir bu da geçer! Yanlış hesap her zaman Bağdad’tan döner! 
 
Bu davanın gerçek sahibi bir takım bacaksızlar değil, biziz! Şimdiden liste hesapları yapanlarla elbette işimiz olmaz! Eğer yine o listelerle seçime gidilirse kimse enayi değildir! 
 
Ülkücü oylar ne satılık ne de kiralıktır. Kimse üçkağıtçıya, yeteneksize, kabadayıcılık oynayanlara, Belediye haramzadelerine rey vermeye mecbur değildir.”


İşte o kadar; sağlıcakla kalın.

3 Nisan 2018 Salı

BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ'İ ANIYORUZ



BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ'İ ANIYORUZ 






TÜRK MİLLİYETÇİLERİNİN LİDERİ , TÜRK MİLLETİNİN SON BAŞBUĞU , TÜRK DÜNYASININ BÜYÜK LİDERİ BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ'İ ARAMIZDAN AYRILIŞININ YILDÖNÜMÜNDE , SAYGI  ,SEVGİ VE MİNNETLE ANIYORUZ.
(MEKANI CENNET OLSUN İNŞALLAH)

14 Ocak 2018 Pazar

Ülkücüler ve MHP Yönetimi


 

Ülkücüler ve MHP Yönetimi

 

Mehmet Sayın

 

Hiç bir şey zoruma gitmiyor ama aptal yerine konmak çok ağırıma gidiyor!..



Şimdi yeni moda MHP'den ayrılanların kurduğu İYİ partiye İP diyerek dalga geçmek;
 

Bunu yaparken bizim balık hafızalı olduğumuzu zannediyorlar herhalde;


Hemen belirteyim ben hiçbir partiye üye değilim ve bundan sonra da üye olmayı düşünmüyorum.
 

Bir kere MHP'den ayrılanların hiçbiri kendi istekleriyle ayrılmadılar;
 

Önce onların liderleri kovuldu;
 

Arkadan MHP'nin 81 il teşkilatının 60 tanesi kapatıldı yüzlerce ilçe teşkilatı da arkadan geldi ve bütün bunlar da binbir tane hakaret ve tehditle yapıldı.
 

İnsanların nesebini bile sorguladınız ve onlara "nesebi gayri sahihler" dediniz.
 

Her salı günü bağıra çağıra söylenen "ezeriz geçeriz çiğneriz geçeriz" tehditleri de cabası.
 

Bütün bunlar unutulacak mı sandınız?

Ya bir günde 180 derece çark ederek AKP'nin başkanlık sistemine destek verdiğinizinin sebebini sormayacağımızı mı zannettiniz?
 

Üç gün önce sözlerinizle saldırdıklarınıza üç gün sonra destek vermenizi kabul edeceğimizi mi zannettiniz yoksa?
 

Sizi seçerken iyi çocuklar olan MHP kurultay delegelerinin sizden desteklerini çekince ''kötü çocuklar ''olduğunu da mı görmeyecektik?
 

Galiba sizler bizi biatçı diğer partilerin seçmenleriyle karıştırdınız.


Şimdi de "Ülkücülük MHP de olur" diyorsunuz?
 

Hem de herkesi kovduktan sonra;
 

Hem de 7 sene seçimlere tek başınıza girmeyeceğinizi ve AKP'yi desteklediğinizi ilan ettikten sonra.
 

Sizler bizi kurşun asker mi zannettiniz?
 

Ensesine vurunca ağzından lokması alınacak boynu bükük ezikler olduğumuzu mu zannettiniz?
 

Öyle olmadığımızı biliyorsunuz ve bundan sonra da göreceksiniz.


Biz bir partinin varolma sebebinin iktidara talip olmak ve seçimlere tek başına girmek olduğunu da biliyoruz;


Söyler misiniz ?
 

Siz rakip partiyi desteklediğinizde insanlar size neden oy versin?
 

O oyları doğrudan desteklediğiniz partiye vermezler mi?


HİÇ BİR ŞEY ZORUMA GİTMİYOR AMA APTAL YERİNE KONMAK ÇOK AĞIRIMA GİDİYOR!..


http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/mehmet-sayin/ulkuculer-ve-mhp-yonetimi-440116m.html 

10 Ocak 2018 Çarşamba

KÜLAHIMA ANLATIN SİZ ONU



KÜLAHIMA ANLATIN SİZ ONU



Mehmet Sayın



Bildiğiniz gibi MHP genel başkanı dün başkanlık seçimlerinde Erdoğanı destekleyeceklerini söyledikten sonra genel seçimlere de katılmayacaklarını ve 2024'e kadar AKP'yi destekleyeceklerini ilan etti;


Bazı aklıevveller bunu koalisyon yaptı olarak yorumladılar.


Benim "çok kısa " yorumum dükkanı kapatmaktır.


Şimdi laf söyleme sırası bana geldi ;


Seçimlere girmemek bir partinin kuruluş gerekçesine aykırıdır.


"Yani iktidara talip olmak ve tabii bunun için seçimlere girmek" bir partinin varlık sebebidir.''


Bana göre başka partiyi destekleyen bir parti parti bile sayılamaz .


Bu bir;


İkincisi seçime girmeden başkasını destekleyenlerin koalisyon yapması söz konusu bile olamaz.


Bu durumu "ama başbuğ da koalisyona girmişti" şeklinde yorumlayanlara da bir çift sözüm var;


O koalisyonda MHP'nin üç milletvekili vardı ve başbuğ o üç milletvekilliği ile iki bakanlık almıştı "çünkü onun bir ağırlığı vardı" sizde o ağırlığın zerresi bile yok.


Ayrıca AP 'li bakanın bakan olduğu milli eğitim bakanlığında da müsteşar yardımcısı Veli Soysaldı idi ve bakanlıkta onun ağırlığı vardı.


Unutanlara hatırlatırım.


Bu da iki ;


Üçüncüsü kendilerini haklı çıkartmak için başka partilere suç atmaları yok mu işte bu tam akıllara ziyan bir durum.


"Velev ki yanlış yapmış olsa bile" o partinin yanlış yapması sizi doğru yapmaz ;


Yani daha açık söylemek gerekirse Meral Akşener yanlış yapmış olsa bile onun yanlışı sizi doğru yapmaz.


Bu da üçüncüsü.


Kendi sözlerine kendileri bile inanmayanlar;


Bu sözlerinizi siz benim külahıma anlatın .


Yalanı sizin söylememeniz de yetmez yalanlara inandıkça sizin de burnunuz uzuyor haberiniz olsun.


Bu da dördüncüsü.

5 Ekim 2017 Perşembe

BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞİN HAYATI



 BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞİN HAYATI

Yıl 1860 Orta Anadolu'da, Kayseri'nin, Pınarbaşı ilçesi'nin Yukarı Köşkerli Köyünde meskun Avşar Obalarından Koyunoğlu ailesi bir toprak meselesi yüzünden kavgaya girişince Sultan Abdülaziz'in fermanıyla Kıbrıs’a sürgün edilir.

Yıl 1917 ve Kasım’ın 25'i, öğle vakti.. yer, Lefkoşe. Haydarpaşa Mahallesi Kirlizade sokağı 13 numaralı mütevazi evde, Kıbrıs’a yerleşen Koyunoğlu soyuna mensup Tuzlalı Ahmet Hamdi Bey ve esi Fatma Zehra Hanimin Ali Arslan adini verdikleri oğulları dünyaya gelir.

Yıl 1921 ve 4 yıl 4 ay 4 günlük Ali Arslan, annesi tarafından yıkanır, yeni elbiseler giydirilir ve devrin âdetince fesi mücevherler ile süslenerek Sarayönü ilkokul'una (Sıbyan Mektebi) gönderilir. Sarıklı ve mübarek bir Osmanlı Uleması olan Hoca Efendi'nin dizi dibine çöken Ali Arslan'ın ağzından çıkan ilk söz bir euzü besmeledir. Ey Rahman ve Rahim olan Allah’ım, annem beni yetiştirdi bu mektebe yolladı, okuyup yetişip, milletime hizmet etmek istiyorum dermişçesine bir besmeledir, Ali Arslan'ın ağzından dökülen..

Birbirinin ardısıra gelen ilkokul ve Rüştiye yılları ve her biri birbirinden daha değerli Hüsnü Bey, Selahattin Bey, Mehmet Asim Bey, Ragıp Tüzün Bey, Turgut Bey, Osman Zeki Bey ve Faiz Kaymak gibi Türklük ve Türkçülük şuuruyla bilenmiş birer hançer olan hocalarından feyz alır. 

Onlar Ona müfredatın yanısıra Kıbrıs Türklerinin yalnız olmadığını Devlet-i âli Osman bakiyesi hür ve müstakil Türkiye'nin yanısıra yeryüzünde kendileri gibi bahtsız esaret altında milyonlarca Türk olduğunu da öğretirler. 

Dahası Osman Zeki Bey Ali Arslan'ın adini adeta senin adin "Alparslan olsun" ve Sultan Alpaslan'a denk bir yiğit Türk ol, diyerek değiştirir.

Küçük Alparslan’ın doğup, yetiştiği o yıllarda, Piyale Pasa yadigârı Kıbrıs, sevgili Yeşilada'mızın tamamı İngiliz işgali altındadır ve Türk'ün istiklâlini kaybetmesinin ne demek olduğu Onun ruhunun derinliklerine şuurunun uyanmağa başladığı günden, çocukluk yıllarının başlangıcından başlayarak siner. O her gece Türkiye'ye gidip asker olmayı ve gelip ata-baba ocağını kurtarmanın düşüyle uyur, uyanır.

Yıl 1933 ve Alparslan’ın artik işgal altında, esaret altında yasamaya dayanacak gücü kalmamıştır. Babası Ahmet Hamdi Bey'i ve Annesi Fatma Zehra Hanım’ı ikna eder, aile mallarını satıp savar yanlarında oğulları Alparslan ve kızları Dervişe olduğu halde, ak toprakların, hür toprakların, Türk'ün Türk olduğundan utanmadığı, boynunun eğik olmadığı toprakların, anavatanın, Türkiye'nin yoluna düşerler; Viyana vapuru ve.. ver elini İstanbul...

Ailesi İstanbul’a yerleşince Alparslan’ın ilk isi Kuleli Askeri Lisesi'ne kayıt olmak olur. Artık O yüreğinin Onu çağırdığı yerde ve düşlerinin peşindedir. O düşlerini düşleyen başkaları da vardır İstanbul’da... Derlenip toparlanmışlar, Türklük, Türkçülük ülküsünün O bir daha hiç inmeyecek olan bayrağını açmışlardır. 

O Yüce Dilek, O aziz Ülkü, O muhteşem düşler, özellikle, bir Ülkü devi olan Atsız Hoca’nın can evinde, ocağında pişer ve sohbetlerle, şiirlerle, dergilerle, romanlarla mektuplarla Türk aydınlarının gönlüne cemre cemre düşmekte ve yayılmaktadır. Onlarla tanışır, buluşur, Alparslan Türkeş.

Yıl 1936 Kuleli Askeri Lisesi'ni pekiyi derece ile asteğmen olarak bitirince Ankara ve Harp Akademisi yılları baslar. 1938'de Harbiye'den mezun olur, artik O Türk Ordusu'nun genç bir teğmenidir ve Türk Milleti'nin emrindedir.

Yıl 1940 Isparta'da gönlünü Muzaffer Ana'ya kaptırır ve evlenirler. Ayzit, Umay, Selcen, Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adli çocuklarla çiçeklenir bu evlilik ve bozkurtların Muzaffer Ana’sının 1974 yılında elim kaybından sonra 1976 yılında, Sevâl Hanım’la yaptığı ikinci evliliğinde de Tanrı Onu Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adli iki evlât daha vererek sevindirecektir.

Yıl 1944 3 Mayıs.. Ankara'da eski tabirle bir nümayiş yani gösteri veya yürüyüş vardır. Türk'ün, Türklüğün ölmediğini, ölmeyeceğini ve yükselen Türkçülük bayrağının bir daha hiçbir şekilde inmeyeceğini gösteriyorlar. Hem dosta hem düşmana... hem devlet hizmetindeki gafillere hem de yurda sızmaya çalışan hainlere, Asya bozkırlarında yaratılan bozkurt soyluların bozkurt torunlarının, bir kaç çakalın günü birlik menfaatleri için göz yumdukları kızıl yılanın farkında ve onun başını ezme azminde olduklarını gösterirler.

Şâirin öz yurdunda garipsin, özyurdunda parya dediğince tutuklanır Türkçüler... Devrin dalkavuk iktidarının uyduruk nedenlerle açtığı Türkçülük-Turancılık Davası baslar. Türkçüler tabutluklara atılırlar, işkencelere uğrarlar. 

Türkiye'de Türk Milliyetçisi olmanın bedelidir bu... Genç Üsteğmen Alparslan Türkeş’te bunlar arasındadır. 20 Ekim 1944'te kendisini "vatan hainliği" suçlamasıyla sorgulayan mesnetsiz Savcıya "Diğer sanıklar gibi bana da vatan hainliği isnat edilmiştir. Bunu şiddetle redderim. Ben yeryüzünde her şeyden çok milletimi ve vatanimi severim." diye haykırır. Ancak mahkeme tarafından, 9 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılır ve bir yıldır hücre hapsi yattığı için tahliye edilir. 

Kendisine verilen cezada daha sonra Askeri Yargıtay tarafından bozulur ve 2. numaralı mahkemede beraat eder. Bu onun Türk Milliyetçisi olduğu için zindanlara ilk atilisidir ve son olmayacaktır. 

Ülkücü olmak çileye talip olmaktır, nimete, ikbale değil. O da Türklük Ülküsü için zaman zaman şiddeti artan çileyi bir ömür boyu bir an bile tereddüt etmeksizin ve yakınmaksızın, çekmiş ve çile çekmeyi şeref bilmiştir.

Yıl 1947 Alparslan Türkeş ve 15 diğer Türk subayı, A.B.D. Kara Harp Akademisi ve Piyade Okulunda iki yıllık bir süre eğitim görürler. Bu arada ülkemizden Kars ve Ardahan civarıyla Boğazlardan üs talep eden Sovyetler Birliği’nin Komünizm maskesi ardına saklanmış, o eski ve değişmez "Moskofluğu" ayan beyan ortaya çıkar. 

Bu atmosferde yurda dönen Alparslan Türkeş Gelibolu ve Çankırı’daki görevlerinden sonra 1951 yılında Kurmaylık sınavını kazanır ve 1955 yılında Harp Akademisi'nden Kurmay Binbaşı olarak mezun olur.

Yıl 1955 dış görev için açılan sınavı kazanarak A.B.D. Pentagon'da NATO Türk Temsil Heyeti üyeliğine atanır. Bu arada ... Üniversitesinde Uluslararası Ekonomi eğitimi görür. 1957 yılında Türkiye'ye döner.

1959 yılında Almanya'ya Atom ve Nükleer Okulu'na gönderilir ve bu okulu basarıyla bitirir. O artik bir Kurmay Albaydır.
Yıl 1960, tarih 27 Mayıs öteden beri örgütlenen ve memlekette kardeş kavgasını önleyerek bazı reformlar yapmayı hedefleyen Milli Birlik Komitesi'nin ülke yönetimine el koyduğunu açıklayan bildiriyi radyodan okuyan kişi ve "ihtilâl'in kudretli Albayı”dır. 

Kurmay Albay Alparslan Türkeş ihtilâl hükümetinde Başbakanlık Müsteşarlığı görevini üstlenir. Bu vazifesi esnasında Devlet Planlama Teşkilatı, Devlet istatistik Enstitüsü ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü gibi kurum ve kuruluşları kurar.

Ancak Milli Birlik Komitesi arasında ortaya çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle, 13Kasim 1960'ta Kurmay Albay Alparslan Türkeş ve "ondörtler" olarak bilinen arkadaşları Komite'nin diğer üyelerince emekliye sevk edilerek tasfiye edilirler ve zorla evlerinden alınıp yurtdışında görevlendirilmek suretiyle sürgün edilirler. O da 19 Kasım’da Türkiye'nin Hindistan Büyükelçiliği müşaviri sıfatıyla sürgüne gönderilir.

1961-62 1963 yılına kadar 2,5 yıl, yönetimi elinde bulunduranlarca Alparslan Türkeş’in Türkiye'ye dönmesine müsaade edilmez.

Yıl 1963 tarih 23 Mart Alparslan Türkeş sürgünden yurda döner.
Dava arkadaşlarıyla birlikte kadro oluşturup partileşmek amacıyla "Huzur ve Yükseliş Derneği" adli bir dernek kurar.
Kısa bir süre sonra Talat Aydemir'in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiası ile tutuklanır ve Mamak Askeri Cezaevinde dört ay hücre hapsinde yatar, yargılanır ve beraat eder.

Tarih 31 Mart 1965 saat 11.00 de Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ne katılır.

Tarih 1 Ağustos 1965 Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Büyük Kurultay’ında Genel Başkanlığına seçilir. Aynı yıl yapılan genel seçimlerde Ankara milletvekili seçilir.

Yıl 1969 Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nin adi Milliyetçi Hareket Partisi amblemi de Üç Hilâl olarak değiştirilir. O yıl yapılan genel seçimlerde Adana milletvekili olarak seçilir.

İlki, 31 Mart 1975 -13 Haziran 1977 yılları arasında ve ikincisi de 1 Ağustos - 31 Aralık 1977 tarihleri arasında Süleyman Demirel başkanlığında kurulan koalisyon hükümetlerinde MHP Genel Başkanı olarak, Başbakan Yardımcılığı ve Devlet Bakanlığı yapar.

Ülkü Ocakları, Büyük Ülkü Derneği ve diğer mesleki örgütlenmeler baslar.

1968 Yılından itibaren Marksist ve bölücü gençlik hareketleri üniversitelerde yuvalanır ve üniversite özerkliğinden istifade ederek buraları silah, cephane deposu haline getirerek "Komünist Devrim" için üs haline koyarlar. Üniversiteler işgal altındadır. Her yer Lenin'in Stalin'in Mao'nun resimleri ve komünist sloganlarla doludur. Komünist yeraltı örgütleri "şehir gerillası" mı "kır gerillası" mi tartışmaları yapmakta okullara kendilerine tabi olanlardan başka hiç kimseye hayat hakkı tanımamaktadırlar. 

Bunun üzerine Başbuğ Alpaslan Türkeş toplanan çok az sayıdaki gence verdiği seminerlerle onları komünizm konusunda aydınlatmaya ve alternatif olarak da Türk Toplumculuğunu, Türk Milliyetçiliğini anlatır. Kısa zamanda çoğalan gençler örgütlenmeye başlarlar. Doktriner Türk Milliyetçiliği safhası başlamıştır. Türk Milliyetçileri Dokuz Işık, dokuz prensip etrafında toplanırlar.

Bu gelişmelerden rahatsız olan Türklük ve Türkçülük düşmanları özellikle de Komünist örgütler kendilerine okulda, fabrikada, köyde, kentte, dağda her yerde ama her yerde karşı çıkıp mücadele eden Ülkücü Hareket'e karşı savaş ilan ederler ve 12 Eylül 1980'e kadar 5000 civarında Ülkücüyü şehit ederler. 

Devlet'in zaaf içinde olduğu düşünülen "zinde güçlerdi bir şeylerin yani ihtilâlin şartlarının "olgunlaşması" için daha fazla kanın akmasını beklemektedirler.

 Başbuğ için 1978, 1979, 1980 yılları bir çoğunu bizzat kendisinin yetiştirdiği binlerce ülküdaşının Komünist çetelerce katledildiğini gördüğü, kan ağlayan bir yürekle her şeye rağmen kaybetmediği soğukkanlılığıyla bir iç savaşı önlediği ızdırap dolu yıllardır.

 12 Eylül 1980 sabahı pusudakiler yeterince olgunlaşan şartların neticesi ihtilâllerini yaparlar. Başbuğ Alparslan Türkeş ve Türkiye'nin komünist bir ihtilâle kurban olmasını engelleyen Ülkücü Hareket sanık sandalyesinde, idam sehpalarındadır. Mamaklar ve C5'ler bu sürecin şekillendiği mekanlardır.

 Başbuğ 12 Eylül'den üç gün sonra teslim olur. Cunta tarafından tutuklanan Başbuğ, önce 1 ay Uzunada'da daha sonrada Ankara Askeri Dil Okulu'nda ve hastalandığı dönemde de Mevki Hastahanesi’nde 4,5 yıl hapis yatar. O ve 218 Ülkücünün idamı istenir, 9 Nisan 1985'de tahliye olur ve beraat eder.

Tarih 6 Eylül 1987.. Yapılan referandum neticesi diğer siyasilerle birlikte Başbuğ’a da konulan siyaset yapma yasağı kalkar ve Başbuğ Milli Ülküyü iktidar yapmak davayı kitlelere anlatmak için yine meydanlardadır.

Tarih 4 Ekim 1987.. Milliyetçi Çalışma Partisi olağanüstü kongresinde Genel Başkanlığa seçilir.

Tarih 20 Ekim 1991.. Genel seçimlerde MÇP'nin RP ve IDP ile yaptığı seçim ittifakı neticesi Yozgat milletvekili seçilir. Başbuğ, son kez T.B.M.M.dedir. Bu dönemde ülkemizi kasıp kavuran bölücü teröre karşı en etkili mücadeleyi O gerçekleştirir.

Tarih 27 Aralık 1992.. Oniki Eylül'ün kapattığı partilerin tekrar açılabilmesini sağlayan değişiklikler neticesi toplanan MHP'nin son kurultay delegeleri, MHP'nin isim ve amblemini MÇP'nin kullanabilmesine karar verirler.

Tarih 24 Ocak 1992 MÇP'nin 4. Olağanüstü kurultayı toplanır ve partinin adini MHP amblemini Üç Hilal olarak değiştirir.

Yıl 1997... tarih 4 Nisan ..............