cumhur ittifakı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cumhur ittifakı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Nisan 2019 Cuma
Parti devletinin sonu mu geldi?
Parti devletinin sonu mu geldi?
Batuhan Çolak
31 Mart'ın en önemli sonucu, Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlıklarının muhalefetin eline geçmesiydi.
İktidar partisi açısından son derece sancılı olan bu süreç, Cumhur İttifakı noktasında da yeni sorunların kapısını aralıyor.
Mehmet Özhaseki'nin "zoraki evlilik" çıkışıyla başlayan söylemler, aslında görünen krizin çok ötesinde.
Anadolu'daki AK Parti seçmeni partisine kızıp birçok ilde MHP'ye yönelmiş durumda.
Kentli milliyetçi seçmenin adresi ise İYİ Parti oldu.
Dolasıyla partilerin seçmen kitlesinde ciddi sapmalar yaşandı.
AK Parti seçmeninin Anadolu'da ikinci adresi MHP haline gelirken, MHP ve CHP'ye kızan milliyetçi seçmenin adresi ise İYİ Parti oldu.
Cumhur İttifakı'nda en büyük kriz AK Parti'de yaşanıyor.
Hem kritik belediyeler gidiyor hem de parti içindeki rahatsızlık artıyor.
AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı çevreleyen ve kendilerine "başkan" üzerinden güç oluşturan grup, AK Parti içindeki rahatsızlığın en temel çıkış noktası.
Kimilerinin "Pelikancı" olarak nitelendirdiği bu oluşumun ciddi bir menfaat birlikteliği olduğu görülüyor.
Özellikle Ankara ve İstanbul'un seçilmiş belediye başkanlarına hakaret etmeleri, seçim sonuçlarını kabul etmemeleri dikkat çekiyor.
Ciddi bir kaynak akışı kesilmiş gibi.
Dahası bu durumu kanıtlayan belgelere de ulaşmamız çok yakın gibi görünüyor.
Bunu, bizler kadar Erdoğan da görüyordur.
Ancak Erdoğan'ın seçim sonrasında o isimleri tam kadro uçağında ağırlaması "ben bu ekipten memnunum" mesajını veriyor.
Zaten AK Partililerin en çok kızdıkları nokta tam da burası…
Parti içinden "Hatalardan ders çıkartılmadığı ve belirli kişilere fazla krediler tanındığı için bu noktaya geliyoruz" yorumları yapılıyor.
Ankara ve İstanbul'da tansiyon yükselebilir
Seçimlerin üzerinden geçen 18 gün gösteriyor ki, Türkiye'de yeni bir siyaset oluşuyor.
Muhalefet artık ciddi bir şekilde oyun kurmaya ve gündemi yönlendirmeye başladı.
Ankara'da Mansur Yavaş'ın yetki çıkışı ve belediye meclisini halka açması ilk gelen hamleler.
İstanbul'da ise Ekrem İmamoğlu'nun takibi ve teşkilatını kenetlemesiyle mazbatayı alması psikolojik üstünlüğü de kurmalarına imkân sağladı.
Her iki başkan ve ekibi sosyal medyayı çok doğru kullanıyor.
Kendilerine yer vermeyen yayın organları karşısında alternatifler oluşturuyorlar.
Sosyal medya da bunların başında geliyor.
Her şeyden önemlisi ise bugüne kadar sadece AK Partili kadroların hakim olduğu belediyelerin iç düzenleri…
Hiç bilmediğimiz, hiç duymadığımız kişi ve kurumlara kaynak aktarımları göze çarpıyor.
İmamoğlu'nun dün paylaştığı bir video ise son derece önemli.
Belediyenin yemekhane görevlileriyle şöyle bir diyalog geçiyor:
"İmamoğlu: Bugün yemekte ne var?
Görevli: Ezogelin çorba, musakka ve sizin için antrikot yaptık.
İmamoğlu: Benim için? Neden?
Görevli: Öyle hazırlanıyordu…
İmamoğlu: Olmaz, yanlış… Bana özel, başkasına farklı yemek çıkmayacak. Bundan sonra herkes eşit."
Bu diyalog, belediyelerde kurulan saray düzeninin örnekten tüme varımı açısından küçük ama bir o kadar da çarpıcı bir örnek.
İlerleyen günlerde kamuoyuna çok daha farklı içeriklerin, belgelerin, ihalelerin açıklanacağı mutlak.
Şaşırtıcı ilişkiler ağıyla ve dokümanlarla karşılaşacağız.
İşte bunu çok iyi bilen Cumhur İttifakı sözcüleri, kararlı bir şekilde başta Mansur Yavaş başta olmak üzere Ekrem İmamoğlu ve diğer belediye başkanlarını hedef almaya başladılar.
AK Partililerin bile rahatsız olduğu "Pelikancı grup" ise bu girişimlere çok başlamış durumda.
Yayın organları üzerinden açıkça hakaret ediyor, yalan söylüyor, hedef gösteriyorlar.
Bu bilinçli, programlı bir ön alma projesidir.
Yolsuzluklar ortaya çıktıkça işi sulandırmaya çalışacaklar ve
"Siyasi davranıyorlar" denilerek konuyu geçiştirmek isteyecekler.
İşte tam da bu noktada yargıya büyük görevler düşüyor.
31 Mart gecesi sandık iradesine, sonuçları yanlış açıklayarak darbe yapmak isteyenlere karşı henüz harekete geçmeyen bir adalet sistemimiz var.
Bu sistem, belediyelerin geçmiş dönem yolsuzluklarının üzerine de gitmezse sorun çok daha aşılamaz hale gelebilir.
Özetlemek gerekirse;
AK Parti içindeki rahatsızlık artarak devam ediyor,
Psikolojik üstünlük muhalefetin eline geçmiş durumda,
Büyükşehir belediyelerinin geçmiş dönemlerine ilişkin yolsuzluklar günden güne ortaya çıkacak,
31 Mart gecesi olanlara sessiz kalan Yargı'nın neler yapacağı merak konusu,
Türkiye'de siyaset oldukça hareketli bir döneme giriyor,
Hepsinden de önemlisi belediyelerde başlayan normalleşme süreci kurumlara da yansırsa parti devletinin sonuna gelmiş bulunuyoruz.
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/parti-devletinin-sonu-mu-geldi-51601yy.htm
3 Mart 2019 Pazar
İşte Size Beka Sorunu!..
İşte Size Beka Sorunu!..
Hüseyin Yeğin
Toplumu kesin çizgilerle ayrıştırmanın,
Kendilerinden yana olmayanların ülkeye İHANET ettiğinin,
Kurdukları ittifakın dışında kurulan ittifakın ZİLLET ittifakı olduğunun,
Açıklanması hiç bu denli söz ve yazıya dökülmemişti.
Din sömürüsünün.
Dinden yana görünüp de din düşmanlığının.
İslamiyet ilke ve değerlerine saldırmanın.
Allah'la aldatmanın.
Örnekleri, hiç bu denli birbiri ardına sökün edercesine söz ve yazıya dökülmemişti.
Olağanüstü bir şeyler olmalı.
İyi gitmeyen, yoluna koyamadıkları.
Bununla birlikte büyük bir tehlike içinde olmalılar.
Başa çıkamadıkları, korkudan şaşırıp kaldıkları!..
İktidarın yaptığı işler kötüye gittikçe.
Birileri: "İşin ehli gelsin otursun!" demedikçe.
Üst üste yığılan yalanlardan yapılacaktır kale duvarları.
Kodamanların kârları.
Dökülmedikçe cüzdanlardan.
Cıyak cıyak ötüp duracaktır canlar cananlar, her an her saniye içi yanıp duranlar.
Amacımız, yer yer her yanda dağınık hâlde bulunan karabasanları toplayıp önünüze getirmek değil.
Hortlak görmüş gibi pusanların görüntülerini yansıtmak da değil.
Uydurma, kaydırma ve dürtüklemelerle yahut kopyalayıp yapıştırmalarla ortalıkta bunalım yaratmak hiç değil…
Ama ülkenin kötüye gidişini.
Din düşmanının karanlıktaki işini.
Mezarda yatanların dirilişini.
İktidarın bunalıp da işleri yokuşa sürüşünü.
Demokrasinin katledilişini.
Elbette anlatacağız.
Yurtiçinde işler:
Karmakarışık hesapların sayısız toplamını bilemeyecek kadar düzensiz.
Yurtdışında ise:
Her şey zaten anlamsız ve dengesiz…
Esen rüzgârın günlük değişimleri ülkemizin geleceğini yapılandıracak görüntüden hayli uzak.
Türkiye'nin her geçen gün çehresi biraz daha değişiyor.
Uygarlığın, bilimin ve insan olarak ihtiyaçlarımızın gösterdiği yönde değil bu değişimler!..
Ne varsa görünen, hep birlikte gayya kuyusuna doğru açılmışlar, saçılmışlar!.. Sergilenenler kötü gidişin sevimsiz bir ikizi…
Anlamsız ve dengesiz bir arayışla eşleştirmek istedikleri gelecek hepimize zarar verecek.
Bataklığın içinde yol aldığımızı söyleyenler yanılgı içinde değiller…
Masum ve mağdurların sayısını artırdıkça siyaset ortamı, kabulleri zorlayacak ölçüde değişimden değişime yol alınacaktır.
Çevremizde dönüp duran bunca olumsuzluk ve sorumsuzluğun kaynağı nedir?
Yılgınlık mı, yorgunluk mu?
Hani kendilerinin ad taktıkları: Metal yorgunluğu mu?
Adına ne derseniz deyiniz, hepsinde ortak olan ve dışa yansıyan; ürkmüş bir atın korkuyla büyüyen gözlerindeki çaresizlik var.
Siyasetin odağında çöreklenenler sağduyudan kaçarcasına hareket ettikçe, sanki bilinmeyen bulaşıcı bir hastalık bedenleri sarıp sarmalıyor. Acımasız ve insafsız bir hızla yayılan bu hastalık aklın egemenliğini eline alıp yerini korkuya bırakıyor.
Yönetim erkinin ellerinden kayıp gideceği endişesi ve evhamı, kafatasını çatlatacak ağrılara sebep oluyor.
Yerel seçimler için partiler adaylarını belirledi. İttifaklar kuruldu.
Ama tahammülsüzlük had safhada!..
Adaylar benzeri görülmemiş bir hızın eşliğinde kaygı verici bir gidişe doğru sürükleniyor ve rakiplerini yerin dibine batırmaktan zevk alıyorlar.
Kimin ne yapacağı belli değil!..
Hemen her güç kullanılıyor!..
İnsanca olmayan, dostça sayılmayan, anlaşmalarla bağdaşmayan acayip bir tuhaflık var.
Sapmalar alabildiğine…
Karın ağrıtırcasına bir kör dövüşü var…
Alabildiğine din sömürüsü devrede.
Öyle ki korkulu, öyle ki iğrenç, yanlış ve sapkın…
Demokrasinin vazgeçilmezleri, saptırılmış dini değerlerin ayakları altına alınıyor.
Yalanlar, uydurmalar, aldatmalar ve yine yalanlar.
Yalanlar girilmeyen köşe bucaklara bile girip çıkıyor…
Sayın Cumhurbaşkanı kanaat önderlerini topluyor. Anlatılanlara bakın:
“Bizi davet ettiler. Neden çağrıldığımızı bilmiyorduk. Gittiğimizde Cumhurbaşkanının misafiri olduğumuzu söylediler.Bir çok alim, kanaat önderi, medrese hocaları, şeyhler ve aşiret liderleri gelmişti.”
Ötede Süleymancılar Cemaati:
Cemaat lideri Alihan Kuriş'in uhrevi güçlere sahip olduğunu anlatıp Kur'an-ı Kerim'den ayet örnekleri vererek: "Kıyamet Günü Sırat Köprüsü'nün ancak Cemaat Lideri Alihan Kuriş ile birlikte geçilebileceğini," söylüyorlar. Cemaat liderleriyle birlikte geçebilmek için de "Onun emirlerine uymanın ön şart olduğunu," anlatıyorlar.
Daha ötede Cumhur İttifakı'nın Kula Belediye Başkan adayı MHP’li Hüseyin Tosun Millet İttifakını kastederek:
"Bu ittifaka atılacak oyların haram olacağını söyler."
Biraz daha ötede sarıklı ve cübbeli din düşmanının biri:
BU SEÇİMLER İSLAM'LA KÜFRÜN SAVAŞIDIR. Bu seçimde İslam’ın galip çıkmasını nasip eyle yarabbi, kâfir güruhuna fırsat verme. Bunlara bir başkanlık, bir muhtarlık dahi ihsan eyleme yarabbi.” diye yırtınır durur.
Bu gidiş ülkemizin bilinmezliğe doğru yol almasıdır.
Bu gidiş; dinimize iftiralar atılarak, Allah'la aldatmanın görülmemiş örneklerini sergileyerek dinimize, demokrasiye ve ülkemizin geleceğine vurulan ağır darbelerdir.
İşlerine geldiği zaman ikide bir BEKA SORUNUNDAN söz edenler.
İşte size BEKA SORUNU!..
Bu ülkeye sevdalı iseniz:
Din sömürüsüne, yalanlara, iftiralara, hırsızlıklara ve Allah'la aldatmalara karşı mücadele ediniz.
http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/huseyin-yegin/iste-size-beka-sorunu-441409m.html
20 Haziran 2018 Çarşamba
Siyaset Satrancı
Siyaset Satrancı
Safter Tanık
Seçimlerin galibi gençliği-kadını peşinden sürükleyen, Yeni Sınıfın sorunlarına ciddi çözümler sunan, O’na güven-cesaret ve umut veren olacaktır.
Siyaset; bir fikre dayanır, bilgi-tecrübeyle değer kazanır, hedef- strateji ve taktikleri içerir. Hamle, karşı hamle özelliği ile de bir satranç oyununa benzer.
Hamle yapan; karşısındakinin hamle, hatta müteakip hamlelerini düşünmek zorundadır. Yani karşısındakinin strateji ve taktiklerini bilmesi ya da doğru tahmin etmesi gerekir. Aksi halde “Mat” olur.
Öyle ki 2007’de “Cumhurbaşkanını halk seçsin” denildiğinde, bunun başkanlık sistemine gideceğinin bilinmesi gerekirdi. Bunu göremeyen siyasetçiye de “siyasetçi” denmez.
Erken Seçim
21 Mart 2018 günü; Aydın Doğan’ın, Doğan Medya Grubu’nu, 1,2 milyar dolara, Erdoğan Demirören’e sattığı haberi ile çalkalandı.
5 Nisan 2018’de Aydın Doğan; Doğan Medya Grubu’ndaki hissesini, 916 milyon dolar bedel ile Erdoğan Demirören’e devretti. Bu da bir erken seçimi akla getirdi. Zira bu; görsel-yazılı medya imkânı kısıtlı olan muhalefetin, az da olsa medyada bulabileceği fırsatı tamamen kaybetmesi anlamını taşıyordu.
17 Nisan 2018 TBMM Grup Toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli; erken seçim çağrısı yaptı, cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin de “26 Ağustos 2018” tarihinde yapılmasını istedi.
Aynı gün-saatte konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan; “Seçimler zamanında yapılacak” derken, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan; “Hodri meydan” dedi.
Neticede; 24 Haziran 2018 günü, erken seçim tarihi olarak belirlendi.
Olayın Analizi
Sürekli olarak “seçimler zamanında yapılacak” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, erken seçim çağrısı yapması mümkün değildi. Haliyle; bu görev, Bahçeli’ye düştü.
Tezcan’ın “Hodri Meydan” demesi ise; Erdoğan’a, bir tartışma olmaksızın aradığını sundu. Ancak; bu durum, İYİ Parti’nin seçim dışı kalması gibi bir ihtimali doğurdu. Zaten; AKP ve MHP’nin, istediği de buydu.
Aslında ne oldu?
2014’te FED (Amerikan Merkez Bankası), parasal genişlemeye son verdi. Avrupa Merkez Bankası (ECB); parasal genişlemeyi sürdürdü, Japonya Merkez Bankası (BOJ) ise parasal genişleme kararı aldı. Buna rağmen, yabancı sermayede; çıkış, girişinde de düşüş yaşandı. Bu da; “tüketim-rant-borçlanma” eksenli ekonomik modelin işleyişini bozdu.
Döviz kuru; yükseldi, faiz artışına; gidildi, “yüksek risk, yüksek getiri” fonlarının girişi ile de dış ödemeler dengesi sağlandı.
Ekonomiyi canlandırmak ve dış kaynak sağlamak amacıyla; yap-işlet-devlet modelinde, yatırımcısına yüksek getiri sağlayan, “çılgın proje” diye isimlendirilen, köprü-tünel-havaalanı gibi yatırımlara girişildi, dış kredi için müteahhitlere hazine garantisi verildi.
2016’da; İngiltere, Brexit Referandumu ile AB’den ayrılmaya karar verdi. Trump, ABD başkanı oldu. Bu da; küresel sermayede, yeni bir harekete yol açtı. Küresel sermaye; gelişmekte olan ülkelerden, gelişmiş ülkelere doğru hareket etti.
2017’de Trump, ABD dış ticaret açığını azaltmak için gümrük tedbirlerini uygulamaya koydu. Başta Almanya olmak üzere AB’ye zarar verirken, ABD-Çin ticaret savaşını başlattı. Bu durum; küresel sermaye hareketini, daha da dalgalı bir hale getirdi.
Bundan en çok etkilenen ülke ise; yabancı sermaye ve dış krediye göbekten bağlı olan Türkiye oldu, ilave dış kredi sağlamada sıkıntı yaşandı. Hükümet; ülke kredibilitesini güçlendirmek için de “Varlık Yönetim Fonu” gibi bir kurum inşa etti.
2018’de; FED’in, 3 ya da 4 kere faiz artışına gitmesi gibi bir durum ortaya çıktı. Bu da; “yabancı sermaye girişinin azalması, dış kredide sıkıntı yaşanması, kur-faiz artışı, bütçe ve cari açığın büyümesi, kısa vadeli dış borçları döndüreme gibi bir riskin ortaya çıkması” demekti.
Nitekim 2018’in ilk yarısında; “Şeker Fabrikaları Özelleştirmesi” ile yabancı sermaye ve kreditörlere olumlu bir mesaj verildi ise de, mali-ekonomik olumsuzluklar yaşandı, hızlı kur artışını faiz artışı takip etti.
Kısaca, iktidar; mali-ekonomik sorunların, daha da büyümesinden ve bunun bir krize dönüşmesinden endişe duydu. Tabi ki bu birincisi ve en önemlisiydi.
İkincisi; ABD-İsrail-Suudi Arabistan’ın, Suriye-Irak’taki yeni oyununda, yeni bir sıkıntı ile karşı karşıya kalmamayı düşündü.
Üçüncüsü ise; siyaset dengesini bozan İYİ Parti’nin, zaman içinde daha da güçleneceği görüşüydü.
Erken seçim ile AKP; bu riskler ile karşı karşıya kalmaksızın iktidarı tekrar göğüslemeyi, MHP’de; İYİ Parti’nin katılamadığı bir seçimde milliyetçilerin tek alternatifi olmayı hedefledi. 24 Haziran 2018’de bunun için en uygun zaman ve ortamdı.
Cumhur İttifakı
AKP; MHP ile daha sonra BBP adaylarına da yer verdiği “Cumhur İttifakı” adı verilen bir ittifak oluşturdu, CHP ve HDP’yi yan yana koyan CHP-HDP karşıtlığına dayalı bir propaganda çalışmasına girişti, CHP’yi aceleci davranarak hata yapmaya zorladı. Böylece; cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde, avantaj sağlamayı ve en karlı çıkmayı düşündü.
Abdullah Gül’ün Öne Çıkarılması
AKP; cumhurbaşkanı adayı göstermesi için CHP’yi sıkıştırırken, bir anda “Abdullah Gül” ismi medyada gündem konusu oldu. Abdullah Gül’ün; “uzlaşma olursa, muhalefet bloğunun cumhurbaşkanı adayı olabilirim” demesi ise bu ihtimali güçlendirdi.
Muhalefet; Abdullah Gül’ün çatı adaylığında uzlaşmaya varamadı, Abdullah Gül de adaylıktan vazgeçti.
Olayın Arka Planı
Teklifin SP Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’ndan geldiği, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından zımnen kabul edildiği, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in cumhurbaşkanı adaylığından vaz geçmemesi ile de sonuçsuz kaldığı anlaşıldı.
Bu arada; Genel Kurmay Başkanı Hulusi Akar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın, Abdullah Gül’ü ziyaret ettiği ve “adaylıktan vazgeçmesini istediği” söylendi.
Seçimi kazanması mümkün müydü?
Birçoğuna göre; muhalefetin çatı adayı olarak Erdoğan’ın karşısına çıkacak olan Gül’ün, seçimden başarı ile çıkması mümkün değildi. Zira muhalefet zirvesinde mutabakata varılsa bile, tabanda ciddi bir itiraz vardı. Bu da; cumhurbaşkanlığı döneminde, Erdoğan’a sürekli verdiği destekten kaynaklanıyordu.
Kılıçdaroğlu’nun Akşener’e Destek Vermesi
YSK’dan olumsuz bir karar çıkma ihtimalinin yükselmesi üzerine, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener; Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşme sonucu, adeta zamanla yarışarak CHP’den 15 milletvekili transfer etti. Bu da; Akşener’in cumhurbaşkanı adaylığını kesinleştirdi, İYİ Parti’nin genel seçimlere katılmasına hak kazandırdı.
Akşener’in 100.000 Seçmen İmzasına Başvurması
Meral Akşener; her ne kadar CHP’nin 15 milletvekili vermesiyle cumhurbaşkanı adaylığı için hak kazandı ise de, 100.000 seçmenin imzasına başvurdu, 1 günde 126.341 imza toplayarak gücünü ispat etti.
Bu hamle ile adaylığının meşruiyetini, CHP’nin 15 milletvekili desteğine değil, halka dayandırdı. Çatı adaylığı pazarlığında, Kılıçdaroğlu karşısında bir koza sahip oldu. Temel Karamollaoğlu ve Doğu Perinçek’in, cumhurbaşkanı adaylığının önünü açtı.
Millet İttifakı
5 Mayıs 2018’de; CHP-İYİ Parti-SP’den oluşan, DP’nin adayları ile yer alacağı, “Millet İttifakı” adı verilen, bir ittifakın kurulduğu resmen açıklandı. Bu da; AKP-MHP’nin “Cumhur İttifakı” ile sağladığı avantajı dezavantaja dönüştürdü, AKP’nin CHP ve HDP’yi yan yana koyan CHP-HDP karşıtlığına dayalı propaganda çalışmasını boşa çıkardı.
AKP’nin Telaşa Kapılması ve Vaatler Paketini Açması
AKP’nin; CHP ve HDP’yi yan yana koyan, CHP-HDP karşıtlığına dayalı propaganda çalışması Millet İttifakı’nın kurulması ile boşa çıktı. Telaşa kapılan AKP; bunu, “emekliye yılda 2 kere 1.000 TL ikramiye, emlak ve stok vergi affı” gibi geniş kitlelerde karşılık bulabilecek enstrümanlar ile telafi etmeye çalıştı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Londra Ziyareti
Cumhurbaşkanı Erdoğan; 14 Mayıs 2018’de, 3 gün sürecek olan Londra ziyaretine çıktı. İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth ve Başbakan May ile kısa süren bir görüşme yaptı, 18 trilyon dolara hükmeden küresel baronların sorularına cevap verdi. Kimi çevrenin övgüsünü alırken, kimi çevrenin eleştirisine maruz kaldı. Faiz artışına karşı çıkması ise küresel baronların tepkisine yol açtı.
Kur-Faiz Artışı ve Manidar İki Açıklama
Dolar kuru, 4,92 TL’ye çıktı. Karşı olmasına rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan; TC Merkez Bankası’nın, ard arda faiz artışına gitmesine razı oldu.
Cumhurbaşkanı danışmanlarından İlnur Çevik; “Kürt Açılımından” söz etti, Bahçeli; 1999’dan beri cezaevinde tutuklu olan Alaattin Çakıcı’yı hatırladı, Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi’nde ziyaret ederek, kader mahkûmları için af istedi. Bu da; seçimler sonrasında, bir “Kürt Açılımı ile Genel Affı” akla getirdi.
Zira bizim kuşak; kamuoyunda “Rahşan Affı” diye bilinen, siyasi suçları af kapsamı dışında tutan, ancak Anayasa Mahkemesi’ne yapılan itiraz ile genel affa dönüşen 1974 affını hatırladı.
Vaatler Yarışı
Kral, çıplak. Halk; bunun, farkında. Ancak; kabul etmiyor ya da iyi olmasını hayal ediyor. Hal böyle olunca da siyasetçi bir vaat yarışına girmek zorunda kalıyor.
AKP ve CHP % 90’lık Değil % 10’luk Kitle Peşinde
AKP ve CHP, “Kürt Oyları” diye isimlendirdikleri oyu kapma yarışında. Biri; “Dersim ile yüzleşelim” derken, diğeri tekrar ediyor. SP’de; “Ana dilde eğitim” diyerek, bu yarışa katıldı. Ancak; halkın % 90’ını ürkütüp, endişelendirdiklerin farkında değiller.
İktidarın Yeni Kozu Menbiç ve Kandil
PYD-YPG; Türkiye ile ABD arasında yapılan anlaşma sonucu, “Menbiç’ten çekilme” kararı aldı. Bu; dış basında, ABD’nin AKP iktidarına bir jesti olarak değerlendirildi.
TSK; Kandil’e yönelik bir askeri harekâtı başlattı, Menbiç’e girdi. Kandil’e yönelik askeri harekâtın seçim döneminde başlaması ise; bunun, stratejik amaç dışında, propaganda amacı taşıdı düşüncesini doğurdu.
18 Ada ve Kıbrıs
CHP ve İYİ Parti; Yunanistan’ın Ege’deki 18 ada işgalini sık-sık dile getirip, Kıbrıs’taki gelişmelerden endişe duyduklarını söylerken, her ne hikmetse iktidarın bu konuda bir suskunluğu var. Bu da; “neden” gibi, bir soruyu çağrıştırıyor.
Seçimin Kaderini Gençler-Kadınlar ve Yeni Sınıf Belirleyecek
1 Kasım 2015 genel seçimlerini, Yeni Sınıf belirledi. 2017 anayasa değişikliği referandumunda, gençler ve kadınlar öne çıktı. Bu seçimi de Gençler-Kadınlar ve Yeni Sınıf belirleyecek.
Neden?
Taraftar, taraftır. Haliyle; buna, diyecek bir sözüm olamaz.
Orta yaş ve üstü erkekler; risk almaktan çekinir, bunun için alışkın olduğu tutum-davranışı sürdürme eğilimindedir.
Gençler ve kadınlarda, his-heyecan öne çıkar. Bu nedenle de yenilik ve değişim taraftarıdır.
Yeni Sınıf; herkes gibi çare ve umudu arar, ancak; değişimden değil, statükodan yanadır. Zira değişim, “risk” demektir. Bu nedenle; ciddi alternatif görmeden, zorda kalmadan, iktidarda olanı tercih eder.
Kim bunlar?
Bunlar; 30,4 milyon kişiye, ulaşan bir kitledir.
Yeni Sınıf nedir?
Borçlanma yolu ile refahı tadan, ev-araba-tüketim motivasyonu ile hareket eden, fatura-taksit ödemesi dışında hiçbir şey düşünmeyen, borcun tutsağı haline gelen, çare arayan, umut ile ara sıra farklı bir alternatifi deneyen, istikrarsızlığa asla tahammülü olmayan, çoğu kez iktidarın destekçisi olan ya da olma zorunluluğunu hisseden sosyal bir sınıf.
Bir sosyal sınıf mı?
İçinde; her ne kadar işçi-memur-köylü-esnaf-serbest meslek erbabı var ise de; varlık sebebi, umut ile sevinç ve üzüntüleri ortak bir özellik arz ediyor. Bu; yeni kapitalizmin oluşturduğu bir sınıf olduğu için de buna “Yeni Sınıf” diyorum.
Ne zaman ortaya çıktı?
2002’de, iktidar olan AKP; tüketim-rant-borçlanma endeksli popülist bir ekonomik modelin uygulamasına gitti.
Tüketimi teşvik eden, inşaat sektörünü öne çıkaran bir ekonomik politika ile büyümeyi hedefledi. Bunun için; parasal genişleme ve maliye politikasına başvurdu, özelleştirmeye gitti, dünyadaki para bolluğundan istifade etti.
İzlenen ekonomik politika ve dünyadaki para bolluğu; “banka satın almak ve bireysel kredi vermek” isteyen, pazar arayışı içindeki yabancı bankalara; inanılmaz bir fırsat sunuyordu. Zira bankaların fiyatı; ucuz, bireysel kredi alanı ise boştu. Bu da yabancı bankaları; banka satın almaya, risksiz ve karlı görünen bireysel krediler alanına ise hızla yönelmesine neden oldu.
Yabancı bankaların bireysel kredi alanında yoğunlaşması; bunu risksiz ve karlı gören yerli bankaların bu alana yönelmesine, yerli bankaların bireysel kredi vermeyi bir moda haline getirmesi; bireysel kredi furyasının başlamasına, bireysel kredi furyası da; bireysel kredi borçlu sayısı ve toplam tutarının bugünkü devasa boyuta ulaşmasına yol açtı.
Bireysel kredi borçlu sayısı ve toplam tutarı ne kadar?
Nisan 2018 Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi verilerine göre; konut-taşıt-ihtiyaç ve bireysel kredi kartından oluşan bireysel kredi borçlu sayısı; 30,4 milyon, toplam kredi borcu da; 550 milyar lira. 12 milyon kişi, borcunu, borç ile ödüyor; kredi kartı olmadan, bir ekmek bile alamayacak durumda.
1 Kasım 2015 genel seçimlerinin, neden belirleyicisi oldu?
Siyasi uzlaşmazlık ve artan terör olayları sonucu, bir mali krizin çıkışından korktu. Bu; “O’nun, kazandığını zannettiği; her şeyi kaybetmesi” demekti.
Nasıl bir davranış sergiledi?
Siyasi istikrar; bu sınıfın olmazsa, olmazı; endişe de çare ve umut arayışındaki Yeni Sınıfı; borç tutsaklığının sebebi olan AKP’ye tekrar bir umut olarak sarılmasına, haliyle sandığa bir sel gibi akmasına yol açtı.
Siyasette; borç ve umut, bu kadar önemli mi?
Borç ve umut; sadece siyasette değil, bir inancın yayılmasında bile önemlidir.
İslam’dan önce; Mekke’de, tefecilik çok yaygındı. Ticaret toplumu olması da bunun nedeni idi. Zira coğrafi şartlar nedeniyle ticaret ve hac, halkın en önemli geçim kaynağıydı.
Mekke’de; biri; para sahipleri, diğeri de borç kölesi veya borcun tutsağı haline gelmiş iki kesim dikkati çekiyordu.
Mekke’nin zenginleri; ticaret yapmak isteyenlere, darda kalanlara yüksek faizle borç para vermişler; türlü hile ile alacaklarını bitmeyen bir alacağa dönüştürerek, onları köleleştirmişler ya da borcun tutsağı haline getirmişlerdi.
Mekke’de her şey onlardan sorulurdu, bunların iradesi dışında da hiçbir şey değişemezdi.
İslam’ın, Riba’yı; yasaklaması, Zekâtı; farz kılması, borcun silinmesini; hayırlı işlerden sayması, sık-sık dağıtımı; önermesi, Hz. Ebubekir’in; örnek davranışı, borç kölesi ve borcun tutsağı haline gelen halka büyük bir umut verdi. Bu da; Mekkeli zenginlerin otoritesini derinden sarsarken, beraberinde değişimi getirdi.
ABD’de, kapitalizmin tartışılmazlığı; halkın borç ile doğması, borç ile yaşaması ve borç ile de ölmesidir.
Amerikan kapitalizmi; sanayileşme döneminde, sürekli devam eden grevlere son vermek amacıyla; “hür kılınan zenci kölelerin tekrar eski sahibine dönmesi” gerçeğinden yola çıkarak, kredi kartı ve mortgage kredilerini icat etti. Bu da; hak aramayı, hakkı savunmayı değil; işsizliği öne çıkardı. Haliyle işsizlik, insanların en çok korktuğu bir şey oldu. Zira işsiz kalmak, “sistem dışına itilmek, sokakta sersefil bir yaşam sürdürmek” demekti.
Bugün; ABD’de, 49 milyon kişi sokakta yaşıyor. Ancak; buna, itiraz eden bir Allah’ın kulu bile yok.
Bir Zenci Köle Hikâyesi
Amerika’da, köleliğe karşı olan bir işadamı; bir çiftliğe gider, çiftlik sahibinden sahibi olduğu köleleri kendisine satmasını ister.
Çiftlik sahibi; işadamına, “neden satın almak istiyorsun” diye sorar.
İşadamı; “azat edeceğim” der.
Çiftlik sahibi; “parasını verdikten sonra, benim için fark etmez” der ve köleleri işadamına satar.
İşadamı; köleleri toplar, “azat ettiğini” söyler ve ardından hep birlikte yola çıkarlar.
Köleler; bir süre yol aldıktan sonra, mırıldanmaya başlar. Her biri; diğerine, “ne yiyeceğiz, nerede yatacağız” diye sormaya başlar. Bu karşılıklı söyleşi, bir süre devam ettikten sonra; “bir de bunu, bizi azat eden adama soralım” derler.
Köleler; birbiri ardından, işadamına dönerek; “ iyi de ne yiyeceğiz, nerede yatacağız” demeye başlar.
İşadamı; “ben sizi azat ettim, ne isterseniz yapabilirsiniz. Tabii ki bunun çaresini de siz bulacaksınız” der.
Köleler, işadamına bir güzel sopa attıktan sonra; gece vakti, çiftliğe dönerler; çiftlik sahibinin kapısını kırarcasına çalmaya başlarlar.
Çiftlik sahibi; “şaşkınlık içinde” kapıyı açarak, “ne oluyor, ne oldu” diye sorar.
Köleler; hep bir ağızdan, “tekrar köle olmak istiyoruz” derler.
Çiftlik sahibi; “parayı aldım, sizi sattım; bundan sonrası beni ilgilendirmez, başınızın çaresine bakın!” dese de, aldırış eden olmamış. Daha da ileri giderek, “ sizi zincire bağlarım, zulüm ederim” demiş.
Köleler ise; “kabul, yeter ki bize yiyecek ver, yatacak yer sağla” demişler.
Umut, neden önemlidir?
İnsan beyni; gerçeğe değil, umuda programlanmıştır. İnsan öleceğini bilir, ancak umut ile yaşar. Bunun için de insanlar; çoğu kez gerçeği söyleyenlerin değil, umut tacirlerinin peşinden koşar.
Şans oyunlarına duyulan ilgi, insanların dolandırılmalarının ana sebebi de budur. Zira dünyaya gerçekçi bakan; ne şans oyununa ilgi duyar, ne de dolandırılabilir.
Sonuç olarak; seçimlerin galibi gençliği-kadını peşinden sürükleyen, Yeni Sınıfın sorunlarına ciddi çözümler sunan, O’na güven-cesaret ve umut veren olacaktır.
http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/safter-tanik/siyaset-satranci-440628m.html
Etiketler:
24 haziran,
akp,
chp,
cumhur ittifakı,
hdp,
hükümet,
iyi parti,
meral akşener,
mhp,
millet ittifakı,
muhalefet,
saadet partisi,
seçim,
siyaset,
Siyaset Satrancı,
yaşadıkça türkçüyüz
11 Mayıs 2018 Cuma
TAM ''DEVAM'' DİYECEĞİM
TAM ''DEVAM'' DİYECEĞİM
Tam ‘Devam’ diyeceğim! ‘Deniz Feneri’, ‘Yimpaş’, ‘Kurban paraları’, ‘ayakkabı kutuları’, ‘Para kasaları’ geliyor aklıma. Yetim dul, fakir, fukara, garip, gurabaa geliyor aklıma.
Tam ‘Devam’ diyeceğim! Reza Zarrab, ‘milyarlık saat’; kul hakları geliyor aklıma.
Tam ‘Devam’ diyeceğim! ‘Bakara, makara’ ve camilerde, Hac’da boy boy poz veren; elinde Kur’an’la siyaset yapan ‘Din’ tüccarı sahtekarlar geliyor aklıma.
Tam ‘Devam’ diyeceğim! Davul, zurnalı karşılanan PKK’lılar geliyor aklıma.
Oslo, Dolmabahçe, Bebek katili Apo’ya alınan tv, verilen haklar geliyor aklıma.
Kahraman Şehitler, kahraman gaziler, döşenen mayınlar geliyor aklıma.
Tam ‘Devam’ diyeceğim! BOP, Eş başkanı, İsrail, Amerika, emperyalistler geliyor aklıma.
Tam ‘Devam’ diyeceğim! Kızılay Maden Suyu şişesine kadar kaldırılan T.C., Andımız, bayramlar; alçakça indirilen bayraklar geliyor aklıma.
“İstiklal Marşı’na ne gerek var” diyenler, Türkiye Cumhuriyeti adından rahatsız olanlar,
“Türk bayrağı olmasın, Türkiye Bayrağı” olsun diyenler geliyor aklıma
Tam ‘Devam’ diyeceğim! Dağıtılan kömürler, makarnalar; suyu, elektriği olmayan köylere gönderilen buzdolapları, çamaşır makineleri geliyor aklıma.
Tam ‘Devam’ diyeceğim! Rum, Ermenilere; devletin parası ile onarılıp; Besmele ve dualarla açılan kilseler, ayinler geliyor aklıma. Kıbrıs, Ege’deki adalar geliyor aklıma.
Tam ‘Devam’ diyeceğim! Barzani, Türk düşmanı, bölücü alçak Şivan Perver; PKK için “Besle kargayı oysun gözünü” diyen İbo ve gözyaşları dökülerek anırılan ‘megri megri’; el, ele, kol, kola verilen pozlar geliyor akıma.
Daha neler geliyor, neler aklıma. Madenlerde birilerinin çıkarı için ölenler; tecavüze uğrayan masum çocuklar, yalanlar, talanlar.
Sattıklarını değil; milli ve hayati olup satamadıklarının ürünleri ile hava atıklarını değil; kurdukları bir fabrika bile yok iken; Yabancıların her türlü; tohumdan, diş macununa, deterjanından, arabasına kadar; ürettiği malları, ajanları, silahları rahatça girsin diye; sürekli onarımda olan ve bir türlü tam bitmeyen rant yollar; aslında kendisi yapması gerekirken; devletin parası ile, devlete köprü yapıp, rant elde eden yandaşlar; geçmeden bile parasını ödediğimiz maliyeti yüksek köprüler, oto yollar, tüp geçitler ve biten tarım, hayvancılık geliyor aklıma.
Tam ‘Devam’ diyeceğim! İşsizler, mağdur emekliler, eğitim, öğrenciler; bir de sağlıktan, eğitime kadar her şeyi bedava karşılanan, istediği üniversiteye direk kayıt olan Suriyeliler; açlıktan kıvransa da bunlara minnet etmeyen halkım geliyor aklıma.
Dünya’nın en pahalı suyu, benzini, elektriği, doğalgazı, sık sık yapılan rant araç muayeneleri, çekmeyen interneti, telefonu; ha bire de tekrar tekrar yapılan zamlar geliyor aklıma.
Bir de ‘gemicik’ler, yatlar, villalar, saraylar, haram saltanat sürenler geliyor aklıma.
Bu aziz Türk Milleti’ne kurşun sıktıran, uşak, maşa, hain, alçak FETÖ ve onun elini öpmeye sıraya girip, hala siyaset yapanlar, dışarıda olanlar; bir de kurunun yanında yanan zavallı masumlar, haksızlığa uğrayıp, hukuk, adalet bekleyen, içeride olanlar geliyor aklıma.
Askerime kumpas kuranlar; TSK’nın en önemli, en mahremine, en gizli dosyalarına, planlarına el koyanlar, ulaşanlar ve bunlara müsaade edip sahip çıkanlar geliyor aklıma.
Tam 'Devam’ diyeceğim! Aklıma daha daha sayamayacağım birçok ihanet, yolsuzluk, hırsızlık, haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlikler geliyor. Rusya, ‘Eset’, kurulan sözde ‘Kürdistan’ ve direklere çekilen paçavrası geliyor aklıma.
Yok edilen değerler, hukuk, adalet, insan hakları ve bunları görmemezlikten gelen yalaklık, yandaşlıklar geliyor aklıma.
Tam ‘Devam’ diyeceğim! Kafam çok karışıyor! Kendimi ‘zor’ ikna ediyorum! Tam o sırada; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurtarıcısı, kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk geliyor aklıma.
Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi geliyor aklıma ve diyorum ki, o bana bir görev vermiş. Ona ihanet edemem. Onun kurduğu rejimi, devleti, düzeni bozup, değiştiremem diyorum haksız mıyım?
Siz de benim yerimde olsanız, ne yapardınız? Yardımcı olun çözelim şu işi..!
Bunları düşününce ''TAMAM''dan başka bir şey gelmiyor aklıma...
Lütfen elinizi vicdaniniza koyun geleceğimizi uçurumdan yuvarlamayın.
''Çeşitli sitelerde ''EVET'' ''HAYIR'' 16 Nisan 2017 Referandumu için yayınlanan ve herkesin birşeyler eklediği yazının günümüze uyarlamasıdır''
Etiketler:
akp,
chp,
cumhur ittifakı,
cumhurbaşkanlığı,
devam mı,
habur,
hdp,
iyi parti,
mhp,
millet ittifakı,
pkk,
pyd,
seçimler,
TAM ''DEVAM'' DİYECEĞİM,
tamam mı,
vatana ihanet,
yaşadıkça türkçüyüz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



