para etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
para etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Haziran 2018 Perşembe

Çöken Yalnız Ekonomi Değil ki

 

Çöken Yalnız Ekonomi Değil ki

 

Yusuf Dülger

 

Türkiye’nin son 15 yılında sırf ekonomimiz çökmedi; aklımız, ahlakımız, özgürlüğümüz, sosyal dengelerimiz, adaletimiz, adalet duygumuz da çöktü, AKP bizim tüm dengelerimizi de çökertti.

 Muhalefet AKP’nin ekonomiyi bitirdiğini söylüyor. Ekonomi uzmanları gelecek için kara tablolar çiziyor. Çoğunluk ekonomiye odaklanmış; “para, gıda, iş, geçim” diyor.

Yaşamak için ekonomi gerekli ama insanca yaşamak akıl, irade, ahlak, adalet, hürriyet, eşitlik gibi insani erdemler de gerekli. Bir insan düşünün ki akıl, irade, hürriyet gibi insani değerlerini kaybetmiş. Böylesini kimse insan yerine koymaz, böylesi bir işe de yaramaz.

Türkiye’nin son 15 yılında sırf ekonomimiz çökmedi; aklımız, ahlakımız, özgürlüğümüz, sosyal dengelerimiz, adaletimiz, adalet duygumuz da çöktü, AKP bizim tüm dengelerimizi de çökertti.

İnsan bir makine değildir. İnsan alt-üst değerleriyle bütün ve eksiksiz bir varlıktır. İnsanın değerlerinden birisi çökerse, özgürlüğü, iradesi, huyu gibi diğer değerleri de çöker.

 AKP’nin insani değerlerimizi nasıl çökerttiğine bakalım. AKP iktidara gelirken bize cennet gibi bir Türkiye sözü vermişti. “Sizi doyuracağım, istediğiniz gibi inanıp yaşayacaksınız, hür olacaksınız” demişti. Seçmen bu sözlere inandı, AKP’yi iktidar yaptı. AKP iktidar olduktan sonra insanları yüceltme yerine aldatmaya, iradesiz bırakmaya çalıştı ve başardı da. Şöyle ki:

AKP işsize iş vermedi; para, kömür, makarna verdi. AKP bizi tembelleştirdi, kapısına bağladı, bizde bağlanma alışkanlığı yarattı. Vereceğim örnekler kaba olabilir ama beni bağışlayın. Aç bir köpeğe iki-üç kez kemik verseniz, o köpek kapınızdan ayrılmaz, evinizi bekler. Bir kediye üç-beş kez yiyecek verseniz evinizden çıkmaz, evinizde fare yaşayamaz. İnsanoğlunun genelde yapısı böyledir; karın tokluğuna bekçilik ve yalakalık yapar.

Demek insan olarak kalmak zor, insanlıktan çıkmak kolay. İnsan gibi yaşamanın temelinde sağlıklı bir eğitim-öğretim vardır. Eğitim ve öğretiminin temelleri sağlıklı olmayan uluslar çabuk savrulurlar. Bu nedenle Türkiye’nin bugünkü yapısından şikâyetçi olanların şimdiden, insani ve ideal bir eğitim-öğretim modelinin hazırlığını yapmaları gerekir.

AKP’nin seçim öncesi verdiği sözlere, yaptığı işlere bakınız; emeklilere bayram öncesi para, bedava kömür, öğrencilere bedava internet, ücretsiz otoparklar, bazı köprü ve otoyollardan bayram öncesi parasız geçişler, vs. Verenlerin de, alanlarında utanması gereken bir hayat anlayışıdır bu. Bu gidişle birkaçımız S. Arabistan Kralı, çoğumuz “Medine Fukarası” olup çıkacağız.

TV ve gazetelerin haberlerinde CHP, İYİ Parti, SP gibi muhalefet partilerinin büro, çadır ve çalışanlarına saldırıların arttığını görüyoruz. AKP’ye muhalif iseniz medyada yeriniz yok, Recep Erdoğan tarafından sürekli aşağılanırsınız, FETÖ’cü yahut PKK’lısınız, ABD ajanısınız. Konyalı seçmenin ruhsal yapısını öğreneyim diye, öğleden sonraları, iki kez, ikişer saat kadar muhalefetteki partilerin alan çalışmalarına katıldım. AKP’li seçmenlerden: “Konya’da size ekmek yok! Defolup gidin! İslam düşmanları! Ahirette hesap veremeyeceksiniz!” gibi sözler duydum. Kimisinin suratı asık, kimisinin bakışları çok sertti. Tabii ki içlerinde insanca davrananlar da vardı.

İlahiyatçı bir Prof. bir TV kanalında eline aldığı Kuran’ı Kerim’i göstererek muhalefet partilerine “Kuran düşmanı” imajını verdi. Bir imam: “Bu köyde Reis’in partisi dışındakiler bildiri dağıtamaz” diye muhalefete tavır koydu.

Konyalılar “Mevlana torunu” olduklarını söylerler, Mevlana’nın hoşgörüsünden söz ederler: “Gel, gel; ne olursan ol yine gel” derler ama anlattığım gibi davranırlar. Ağzımızı açtık mı İslam’ın “barış dini” olduğunu söyleriz, İslam’ın hoş görüsünden söz ederiz. Öyleyse sözlerimiz ile işlerimiz niye uymuyor, bu tahammülsüzlüklerin anlamı ne?

Anlattıklarımın anlamı şu: Biz ekonomimizle birlikte insani değerlerimizi de kaybediyoruz. Bizim insani değerlerimizle birlikte dini/İslami değerlerimiz de çöküyor. Çöken bir ekonomi milli bir seferberlikle 3-5 yıl içinde ayağa kaldırılır ama çöken insanlığımızın ayağa kalkması için uzun yıllara ihtiyaç vardır.
 

Bayramınız kutlu olsun, Allah daha sıkıntılı günler göstermesin.

http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/yusuf-dulger/coken-yalniz-ekonomi-degil-ki-440610m.html

14 Aralık 2017 Perşembe

Türk Ekonomisi 11.1 Büyümüş


 
Türk Ekonomisi 11.1 Büyümüş
 
Nazım Peker

Bu büyüme reel-gerçek bir büyüme mi yoksa gündem saptırmaya, taraftara gaz vermeye yönelik HORMONLU bir büyüme mi?

Öncelikle bir soru sormak istiyorum: bu rakamlar gerçek mi, hormonlu mu
 
Hükümet açıkladı; “yılın üçüncü çeyreğinde Türk ekonomisi: 11.1 büyüyerek Çin ve Hindistan’ı bile solladık!” 
 
Oh oh! Ne güzel istemeyenin iki gözü kör olsun.
 
Hangi akıl sahibi, hangi ülke sever ülkesinin büyüdüğünü, zenginleştiğini, kalkınmışlığını istemez? 
 
İstemeyenler ya haindir ya da fesat.
 
 
Büyümenin lokomotifi inşaatmış: yani tüten baca, üreten fabrika, dönen dişli çarklar değilmiş.
 
Acaba üçüncü çeyrekte büyüyen 11.1 lik ekonomide; 
 
İnşaatın olmazsa olmazı çimento kullanımı ne kadar artmış?
 
 Demir kullanımı ne kadar artmış, inşaatta istihdam edilen iş gücü ne kadar artmış?
 
Sn. Başbakan keşke bu rakamları da verseydi de, fesat ağızları kapatabilseydi.
 
Bir ekonomist derki, “İstatistik, rakamlara yalan söyletme sanatıdır”
 
Bir aydın olarak, ülkemin büyümesini, kalkınmasını, zenginleşmesini elbette isterim.
 
Bu rakamları duyunca çok sevindim. 
 
Fakat sokağı, pazarı, AVM’leri ve OSB’leri görünce de üzülüyorum.
 
 Pek çok şehrimizin OSB’inde (Organize Sanayi Bölgeleri) satılık fabrika levhalarını, kiralık fabrika levhalarını görünce de; 
 
ACABA MI sorusu beynime takılmakta!
 
 Bu büyüme çiftçimize neden yansımıyor? 
 
Çiftçimiz neden üretmiyor, ürettiğinin karşılığını neden alamıyor? 
 
Neden değerli çiftçilerimiz dünyanın en pahalı mazotunu, gübresini, tohumunu kullanıyorlar?
 
Bu büyüme neden asgari ücretliye yansımıyor? 
 
Böyle bir büyümeyi başaran hükümetimiz neden asgari ücretlinin, emekli, memur ve işçi ücretlerinin artışında cimri? 
 
Neden ekonomimiz gibi cömert ve büyük olamıyor da, “bütçede paramız olsa vermez miydik!” deniliyor.
 
Madem böylesine dünya ortalamasının çok üstünde büyüyoruz da; Neden ihracatımız, ithalatımızı karşılamıyor?
 
 Neden ithalat-ihracat dengemiz hep açık veriyor?
 
Üretene yansımayan bir büyüme,
 
Çiftçi ve köylüye yansımayan bir büyüme,
 
Asgari ücretliye, taşerona yansımayan bir büyüme,
 
Emekliye, memura yansımayan bir büyüme,
 
İşçiye ve alınterine yansımayan bir büyüme,
 
OSB’lere yansımayan bir büyüme,
 
Demir ve çimento üreticisine yansımayan bir büyüme:
 
Kime yansımış ve böyle bir büyümeye nasıl ve niçin güvenelim?
 
Yoksa bu büyümede diğer alanlarda olduğu çizilen pembe tablolar gibi mi?
 
Bu büyüme reel-gerçek bir büyüme mi yoksa gündem saptırmaya, taraftara gaz vermeye yönelik HORMONLU bir büyüme mi?
 
Biz gerçek olmasını canı gönülden isteyenlerdeniz. 
 
Ama sokak, pazar, çarşı, mazot, doğalgaz, elektrik, su ve cebimiz tamamen tersini söylemekte.
 
Madem böylesine rekorlar kıran bir büyümeye sahibiz de, 2018 yılının acımasız zam ve vergi artışları neden yapıldı?
 
En iyi ve en doğru kararı aziz ve asil Türk insanı verecektir.
 
Esen kalınız.