andımız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
andımız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mart 2021 Salı

Andımız

 



 
 
Andımız



Aziz Dolu Atabey


“Biz, Türk’üz!. Türk doğduk, Türk öleceğiz. Soyunuz-sopunuz belli değil ise, “ne idüğü belürsüz” iseniz; o, sizin sorununuz…
 
 
Biz, doğruyuz!. Emeğimize hile, ekmeğimize haram katmayız. Kamu malını çalıp-çırpacak kadar arsız, yolsuzluk yapacak kadar yüzsüz iseniz; o, sizin sorununuz…
 
 
Biz, çalışkanız!. Alın teri, bizim için kutsaldır. Torpille iş görecek kadar çapsız (liyâkatsiz) iseniz, “İşi, ehline veriniz.” buyruğuna kulak asmayacak kadar kitapsız iseniz; o, sizin sorununuz…
 
 
Biz, küçüklerimizi koruruz!. Dinimiz de, töremiz de bunu emreder. Sözde gelin oldurduğunuz ufacık kız çocuklarına tecavüz edecek, erkek çocuklarını bademleyecek kadar sapkınsanız; o, sizin sorununuz…
 
 
Biz, büyüklerimizi sayarız!. Anadan, atadan böyle gördük. Ananıza, atanıza, kültürünüze, tarihinize sırtınızı dönecek kadar soysuzsanız; o, sizin sorununuz…
 
 
Biz, yurdumuzu ve milletimizi özümüzden (kendimizden) çok severiz!. Ekmeğini yediğiniz vatana hainlik edecek, içinden çıktığınız millete kurşun sıkacak kadar kansızsanız; o, sizin sorununuz…
 
 
Biz, Atatürk’ün gittiği yola, gösterdiği ülküye sevdalıyız!. Hurafelerle yatıp-kalkıp, şarlatanların peşinden koşturuyorsanız; o, sizin sorununuz…
 
 
Biz, varlığımızı Türklüğe armağan ediyoruz!. Beş para etmez varlığınızı emperyalist ülkelerde pazara çıkarıyor, namusunuzu düşmana peşkeş çekiyorsanız; o, sizin sorununuz…
 
 
Biz, Tanrı’nın son elçisi Hz. Muhammed’in -Vedâ Hutbesi’nde- söylediği “Soyunu inkâr eden soysuz…” sözünün ağırlığı ile “Ne mutlu Türk’üm diyene!.” diyoruz!. 
 
 
Kimliğinizi kaybetmişseniz, hükümsüzseniz; o, sizin sorununuz…
 
 
Bizim elimizde And kadehi; sizin elinizde Amerikan doları… 
 
 
Bizim dilimizde Andımız’ın hazzı; sizin dilinizde çaldıklarınızın tadı…
 
 
 Bizim gönlümüzde Seyhun, Semerkant, Tanrıdağı; 
 
 
Sizin gönlünüzde Siyonizm, kapitalizm, buzağı…
 
 
Türk edebiyatı ve özellikle öykü (hikaye) yazarlığı denildiğinde ilk akla gelen kişilerden biri olan Ömer Seyfettin, yaşadığı dönemde şahit olduğu olaylara isyan eder ve şöyle der: 
 
 
“İslâmcılık adı altında Türk düşmanlığı yapan soysuzlardan nefret ediyorum!.” 
 
 
Al bizden de o kadar!.
 
 
Sırada, güzelim Oğuz/Türkmen şivesiyle “Men, Atatürk’ün eskeriyem!.” diyen ve bununla da gurur duyan Ebulfez Elçibey var: 
 
 
“Türk değilim, diyene karşı sakın ısrar etmeyin. Tanrı’nın bahşettiği şerefi istemeyen şerefsize; biz, zorla şeref verecek değiliz.”
 
 
Ya Yüce Tanrı ve son yalavaç (peygamber) ne diyor? Yüce Tanrı, Hucurat (Odalar) suresinde “Biz sizi budunlara (kavim, millet) ayırdık.” buyurmuyor mu? 
 
 
Hud suresinde, dosdoğru; Necm (Yıldız) suresinde, çalışkan olmamızı öğütlemiyor mu? 
 
 
Enam (evcil hayvanlar) suresinde küçükleri korumamızı; İbrahim suresinde büyükleri saymamızı, soyumuzu-sopumuzu gözetmemizi salık vermiyor mu? 
 
 
Mümtehine (Sınayan) suresinde yurt sevgisinden söz etmiyor mu? 
 
 
Yine Tanrı’nın son elçisi (resulullah, peygamber) Hz. Muhammed “Kişi, kavmini sevmekle kınanamaz.” demiyor mu? 
 
 
Vatan-millet uğruna ölenlerimiz şehit olmuyorlar mı? İstanbul’u alan Fatih Sultan Mehmet, beş yıllık işgale son vererek İstanbul’u kurtaran Gâzi Mustafa Kemal Atatürk değil mi? 
 
 
Onların yolundan gitmenin nesi yanlış? Kısacası (vel’hasıl) Maide suresine, hadislere konu olmuş Türk milletini çekememezlik, Türk milletine düşmanlık biraz ayıp olmuyor mu?
 
 
 Akıl tutulması yaşayan yahut Türk tarihi ve kültürü karşısında kıskançlıktan (haset) çatlayan üstüne üstlük birçoğu da etnik özürlü olan hödüklere söz anlatmanın, deveye hendek anlatmaktan daha zor olduğunun da farkındayız. 
 
 
İyisi mi biz daha fazla uzatmayalım ve Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türk budur; yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir!..” tanımıyla bu konuyu (fasıl) kapatalım.
 
 
Özetle (hülasa) buzağıya tapanlara, deve sidiği içenlere, şaraba ekmek bananlara kısacası yedi düvele ve her türlü bölücülüğe inat; 
 
 
“Ne mutlu Türk’üm diyene!.”

 
Aziz Dolu Atabey

27 Ekim 2018 Cumartesi

Yeni “Çözüm Süreci” ve Andımız

 

 

Yeni “Çözüm Süreci” ve Andımız

 

Özcan Yeniçeri 

 

AK Parti yine kulvar değiştiriyor. Bahçeli’ye olan ihtiyaç bitti. Şimdi AK Parti için yeni bir açılım zamanıdır. 

  “Andımız” özü itibarıyla Türk Milletinin Anadolu’da Malazgirt ile başlayıp Sakarya Meydan muharebesiyle elde ettiği bir sonuçtur. Bu topraklar üzerindeki egemenliğin Türklere ait olduğunu gösterir.

Bu yüzden “Türküm” diye başlayan ant en çok tarih boyunca emperyalistlerin çocuklarını rahatsız etmiştir. Bu nedenle de “Çözüm” denilen yıkım sürecinde PKK ve ardındakilere “Türküm” diye başlayan ant kaldırarak ciddi bir jest yapılmıştı. Daha da ilerisi “TC” tabelalardan indirilmişti.
 



Sünnet oldu, Türk oldu!

Aslında “Türk” sözcüğünde tarih boyunca en fazla haçlı taifesi rahatsız olmuştur. Çünkü bir zamanlar Avrupa’da “Sünnet oldu, Türk oldu” kavramı vardı. Zira Batı, Türk olmakla Müslüman olmak arasında ciddi bir ilişki olduğunun daha o zaman farkındaydı. Türkler yalnız tuğlarını, askerlerini ve otağlarını değil İslam’ı da kendileriyle birlikte Avrupa’ya taşıyorlardı.

Neyse konuyu uzatmaya gerek yok burada cahile ya da haine ders vermek niyetimiz de yoktur.

Bazıları bizim baktığımız gibi dünyaya bakmıyor ve biz de onların baktığı gibi bakmıyoruz!


Bu da doğal bir durumdur. Zira bu ülke kurulurken bir yanda “ Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” varken diğer tarafta da Sevr’ci Mondoroscu “İngiliz Muhibbileri Cemiyeti”, “Wilson Prensipleri Cemiyeti” üyeleri vardı.

Bir taraf Kurtuluş Savaşı sırasında “ya istiklal ya ölüm” derken diğer taraf “İngiliz mandası” ya da “Amerikan mandası” taraftarlığını savunanlar vardı. Bugün bu topraklarda İngiliz/ABD Muhiblerinin torunlarıyla Müdafaa-i Hukuk cemiyeti üyelerinin çocuklarının Andımız bağlamında karşı karşıya gelmesi çok da anlaşılmaz değildir.

Danıştay, TC Anayasasını esas alarak “Türk’üm” diye başlayan andın yasaklanmasını bölücülerin ve Türklük düşmanlarının siyasi kıyamet koparması anlaşılırdır. Ancak iktidarın ant konusunda bastığı dalı kesmesi ya da kestiği dala basması çok anlaşılır değildi. 

İktidar oligarkları fırsat bu fırsat deyip andımıza karşı PKK severlerden önce huruç harekâtına girişmeleri ilginçti. Yargıyı komplo kurmakla, vesayet kurumu olmakla, siyasete müdahale etmekle, suyu bulandırmakla suçladılar.


Yeni açılım!

İşin en ilginci Ömer Çelik’ten Abdülhamit Gül’e oradan Bekir Bozdağ’a uzanan iktidar elitlerinin bu tartışmaya balıklamasına dalmasıydı. Oysa orta yerde AK Parti iktidarını “devlet bekası”nı gerekçe göstererek kayıtsız şartsız destek veren mevcut MHP yönetimi vardı. Her şeye karşın “AND” ve “Türküm” kelimesi MHP’nin bugünkü esnek yönetimi için bile olmazsa olmazdı.

Devlet Bahçeli, MHP’nin bölünmesi pahasını AK Parti iktidarını “devlet bekası” olarak ilan eden anlayış bir anda yerle yeksan oluverdi.
 

İşin üzerine siyasi tuzu ve biberi de AK Parti genel başkanı Erdoğan ekti ve şöyle dedi: “Senin Türkçülük yapma hakkın var ise o zaman benim Kürt vatandaşımın da Kürtçülük yapma hakkı doğar.”

İşte burası sözün bittiği yerdir.

Aslında bu sözler yeni bir çözüm sürecinin şifrelerini vermektedir.

O halde demek ki benim Türk bayrağı taşıma hakkım varsa Kürt vatandaşlarının da Kürt bayrağı taşıma hakkı var! Öyle mi?

Bir defa Türkiye’de “Kürt Vatandaşı” yoktur. Türkiye’de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı vardır.
 

Birisi de çıkıp “ben Türkçülüğü Malazgirt’te Viyana’da, Kosova’da ve son olarak da Sakarya, Dumlupınar ve Kocatepe’de yaptım.”  ““Türküm” demenin bedelini 93 Harbinde, Balkan Savaşında, Yemen’de, Sarıkamış’ta, Kocatepe’de ödedim. Türklük benim kimliğimdir” demedi, diyemedi.

Hık mık, kem kümü bir kenara bırakarak söyleyelim, AK Parti yine kulvar değiştiriyor. 

Bahçeli’ye olan ihtiyaç bitti.  Şimdi AK Parti için yeni bir açılım zamanıdır. 

 Seçimler öncesi reform ve demokratikleşme adı altında rafine edilmiş bir açılım başlarsa şaşırmayın!
  


http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/ozcan-yeniceri/yeni-cozum-sureci-ve-andimiz-440999m.html

26 Ekim 2018 Cuma

Milli Eğitim; Andımız ve Ülke Bütünlüğümüz



Milli Eğitim; Andımız ve Ülke Bütünlüğümüz

 

H:Nurcan Yazıcı

 

Bilmeleri gereken; “Türk Milleti” TÜRK kimliğinde birleşerek, bir bütünlük ortaya koyabilir ve ancak o zaman geleceğine umutla bakabilir.

 

İsterdim ki ANDIMIZ ve MİLLİ değerlerimiz siyaset platformunda değil, EĞİTİM kurumlarında tartışılsın ve gereği neyse o yapılsın. 
 
Bırakın sahip çıkılmasını, Danıştay'ın Andımız kararını bozmak için "Yürütmeyi durdurma kararı" istemek Millî Eğitim'e düştü.
 
 Hâlbuki çocuklarımıza Milli benlik, amaç ve ilke kazandırılması adına, ANDIMIZA en önce MİLLİ Eğitim sahip çıkmalıydı.

Ne yazık ki bu duyarlılık içinde olunamadığı gibi önemli bir konunun, (yürürlükteki 1982 Anayasasının 66. Maddesinde) "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür." tanımı yapılmışken, sözde hukuki yönden tartışılmasına ve siyasi söylemlerin içini doldurmak için kullanılmasına seyirci kalındı.

Ülke bütünlüğü ile ilgili ciddi endişeleri olan bir eğitimci olarak, ANDIMIZIN söylenmesi, MİLLİ değerlerimizin yaşatılması ve neden siyasetin dışında kalması gerektiğini anlatmaya çalışayım.



Millet, ortak değerleri olmayan, amaçsızca bir araya gelmiş insanlardan oluşmaz. “Dil, din, tarih ve ülkü… gibi” ortak değerler etrafında yan yana gelinerek, gösterilen milli irade neticesinde Millet olunabilir ancak. 
 
Elbette bu yetmez. Birlikteliği pekiştirmek ve devam ettirmek içinse, insanların sahiplenme ve aidiyet duygularının beslenmesi gerekir.

Mesele MİLLİ değerler, ülkü sahibi olma; sahiplenme ve kendini o topluma ait hissetme (aidiyet) duygusu.

Burada ortaya çıkan duygu bir bağımlılık ilişkisi, kendi gibi olmayanı yok sayma değildir. Aidiyet duygusu temelinde,  “Sosyal ve Duygusal birliktelik” barındırır. Kişide kimlik, yaşadığı topluma karşı sorumluluk ve güven oluşturur.

Aidiyet başlangıç değil sonuçtur.


Bireyin içinde yer aldığı toplumla uyumlu ve sağlıklı bir etkileşim kurabilmesi için sosyal ilişkilerin rolü ve ait olma duygusu çok önemlidir. 
 
Bu duyguya sahip olmayanlar kendilerini psikolojik, sosyal ya da kültürel olarak bir “yere” ait hissetmedikleri için “duygu boşluğu ve kimlik problemi” yaşarlar. 
 
Kolay kolay yaşadıkları toplumla bütünleşemezler…

Aidiyet duygusu ve ülküler insanları bir arada tutan “çimentodur.”
 

Yaşadığınız toplumda oluşturduğunuz sosyal bağlarınız, diğer insanlarla aranızda bir gönül bağı kuracaktır ki,  bu da sizi  “ben değil biz” noktasına taşıyacaktır.

Biz olmak toplumu uzlaştırır, sağlıklı kılar. Bu bağlamda özellikle eğitim kurumlarının, bu duyguyu güçlendirecek söylemleri ve davranışları desteklemesi, beslenmesine katkı sağlaması çok önemlidir.

Bu değerlendirmeleri göz önüne alarak, toplumu birinci dereceden etkileyen Milli Eğitimin üzerine düşeni yapması; çocukların gelecekteki güven, sevgi, saygınlık, kendini gerçekleştirme ve kimlik kavramını göz önüne alarak, aidiyet gereksimini daha ciddi bir biçimde ele alması, ANDIMIZA ve toplumu birleştiren değerlere sahip çıkması gerekir.

ANDIMIZIN ve Milli değerlerimizin okullarda uygulamalı olarak çocuklarımızın yaşamına katılması önemlidir.

Büyük önder Atatürk gençliğin bu aidiyet duygusuna güvenerek, onlara ülke geleceği gibi büyük bir sorumluluk ve amaç vermişken, bugün bu duygunun olgunlaşmasına katkı sağlayacak değerlerimizin tartışılıyor olması başta siyasetin samimiyetsizliği sonra da aydınların duyarsızlığıdır.

Bilmeleri gereken; “Türk Milleti” TÜRK kimliğinde birleşerek, bir bütünlük ortaya koyabilir ve ancak o zaman geleceğine umutla bakabilir.

Sonuç olarak; Bilin ki, Farklılıklar ancak bir bütünlük ve güven ortamı içinde ortaya çıkıp yaşanabilir. 
 
MİLLİ değerlerimiz toplayıcı ve bütünleştirici, kaderde, kıvançta ve tasada bir olmanın ifadesidir. “Ne mutlu Türküm diyene” özdeyişi ise bir bütünlüğün haykırışıdır.
http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/h-nurcan-yazici/milli-egitim-andimiz-ve-ulke-butunlugumuz-441001m.html

24 Ekim 2018 Çarşamba

Kimlere Neden Batar Andımız?

 

 

Kimlere Neden Batar Andımız?

 

Nazım Peker

 

Birileri çıkıp ben “İstiklal Marşı’ndan” rahatsızım, ırkçılık kokuyor derse onu da yasaklayacak mısınız?

 

1933’den buyana gururla söylenen “ANDIMIZ”, 2013 yılında “Kürt açılımı” umuduna kurban verilmişti: birilerine şirin görünmek adına mı yoksa şuur altında bir gizli niyete mi?

Türk Eğitim Sen, “Yasaklama” kararını yüksek mahkemeye taşıdı. Beş yıl aradan sonra Danıştay 8.Daire, “Andımızın okunmasının” sakıncalı olmadığı gerekçesiyle yürütmeyi durdurdu.

Hepimiz” Sonunda” diyerek sevindik. Çünkü Türk olmanın, doğru olmanın, çalışkan olmanın kime ne zararı vardı ki?
 

Bu karara HDP’nin, PKK’nın, Yunanistan’ın itirazını beklerken, ne garip ve manidar ki, bizim “Siyasal İslamcılardan” geldi.  
 
“Vay efendim! Mahkeme yürütmenin kararını durduramazmış. Bir Kürt neden Türküm diyecekmiş, her gün Türküm demekle Türk olunmazmış”.

Bu kesim her ne ise mahkemeler kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda karar verirse, “Saygı duyulması zorunlu” oluyor da, aleyhte bir karar verirse saygısızlık ve hükümet etmenin önünde bir engel olarak görülüyor.

Sevsinler sizin hukuk anlayışınızı ve bağımsız hukuk söylemlerinizi. Hadi oradan!..

Anayasa Madde 66: “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes TÜRKTÜR (Din ve ırk bağı olmaksızın)”. Bu eski Anayasalarımızda da böyleydi. 1924 Anayasa’sı Madde 88: “Türk ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak olunur.”

Komşumuz Yunanistan’da sınıflarda okutulan bir marşta: “ Ta parumi Tinpoli ki, tin Aya Sofia, Ta dyoksumi tis Turki, Mestin kokini mila” söylenir. Ne dediğini merak ettiniz değil mi?

“İstanbul’u alacağız, Ayasofya’yı da. Türkleri kovacağız, Büyük ülkümüze kadar.” Nokta.


Keşke bizim siyasal İslamcılarda Türklük lehine azıcık ırkçılık yapabilselerdi.  
 
Her ülke her millet kendi geleceğini ve çıkarını korumaya çalışır, koruyabilmesi için gerekli yatırımları yapar, gayreti gösterir, eğer bir soysuzluğu yoksa. Çakma kırmızı fesli tarihçinin neler dediğini bir hatırlayın.

Türk yok diyenlere, Çanakkale bir efsane değil diyenlere, Çin Seddi bir yalan diyenlere hatırlatalım. Evet! Bunlar var ve gerçek. Bu gerçeklerin öznesi de TÜRKLER.

Onun için bizler Türk diyoruz. Türk kim mi? Yunanlıların çocuklarına öğrettiği marşta adı geçen ırktır.
 

Milli duruşlarını bulamayan ve koruyamayan ülkelerin: hallerine bir bakın. Bakın da milli ve yerli olmanın kısaca TÜRK olmanın önemini lütfen kavrayın artık.

Andımıza karşı çıkmakla, kimin değirmenine su taşımaktır niyetiniz?

Sevgili okurlarım bizim en büyük düşmanımız; Bizden görünüp, İslam görünüp Türk ve Türklüğün başına çorap örmeye çalışan kriptolardır. Yani pirincin içindeki beyaz taşlardır. Sn. Milli Eğitim Bakanı’nın, “Hukuki süreç devam ediyor” gerekçesiyle okumayı ertelemesi ve “Temyize” gitmeye hazırlanması; yorgunu yokuşa sürme gayretidir.

Andımızın neresi ve hangi cümlesi, kimlerin nesrine neden batmakta? 
 
Dünyanın her yerindeki din görevlileri azıcık da olsa milliyetçi ve yerlidir:  
 
Allah azıcık da bizimkilere izan versin ve milli olmayı nasip etsin.
 

Türk Eğitim-Sen’e, Danıştay 8. Daire’nin değerli hukukçularına, Sn, M. Akşener’e, Bahçeli’ye,  İlber Ortaylı’ya, Prof. Dr. Ümit Özdağ’a ve diğerlerine Andımıza sahiplenmelerinden dolayı teşekkürler.

Biraz Türk olun artık Türk!. 
 
Bu ülkenin adı Türkiye, vatandaşları da Türk’tür. 
 
Akıl sahibi hiçbir Kürt ve Kürt evladı “ANDIMIZDAN” rahatsız değildir. 
 
Herkes kendi adına konuşsun. Birileri çıkıp ben “İstiklal Marşı’ndan” rahatsızım, ırkçılık kokuyor derse onu da yasaklayacak mısınız?

Esen kalınız.
 
 

23 Ekim 2018 Salı

Birileri Milliyetlerini mi Değiştirdi?

 
 

 

Birileri Milliyetlerini mi Değiştirdi?

 

Özcan Yeniçeri 

 

“Türküm, Doğruyum, Çalışkanım” demeye bu denli tepki veren bir partiyi ebet müddet iktidar yapmanın ne anlama geldiğini herkesten çok MHP’liler merak ediyor.

 
 
Andımızın yasaklanması AND’dan çok daha fazla anlam ifade etmektedir. Çok açıktır ki birilerinin sanıldığı gibi rahatsızlığı AND’dan değil onun içerdiği manadandır.
 
 Gerçekte rahatsızlık “Türk”, “TC”, “Türk Milleti”, “Atatürk” kavramındandır.
 

Gerçekte bu zevatın asıl rahatsızlığı “Atatürk”tendir. Eğer malum zevat zaman içinde Türk’ü aşabilirlerse ardından açıkca Atatürk aşılmaya çalışılacaktır. Türkiye’yi eski Türkiye ve yeni Türkiye olarak ayrıştıranlar da bunu bilinçli olarak yapmaktadırlar. Sonuçta eski Türkiye (!) “Atatürk”ün Türkiyesiydi.

Bakın adam “andımız”ı kast ederek şunları söylemişlerdi: “Bu ülkede bunlar Faşist İtalya’dan, Faşist Almanya’dan, Rusya’dan kopyalama şeyler.”  
 
AKP’nin ideologları andımız vb. törensel uygulamaların da bu anlamda değerlendirilmesi gerektiğini söyleyerek “Bunların hepsine sıra gelecek. 
 
Andımız, o resim, büst, köşe. Bunlar çağdaşlık değil ilkellik. Resmi ideoloji ve resmi tarih dayatması. Geç bile kalındı”  demiştiler.

Sonuçta “ANDIMIZ”ı yasaklanması “T.C”nin tabelalardan indirilmesi döneminde zamanın
İstanbul İl Başkanı ‘AKP’nin kendilerini Türk olmaktan kurtardığını’ söylemesi rastlantısal değildi.

Milli Eğitim Bakanlığı da yapmış olan adı FETÖ’yle özdeşleşmiş bir zat şunları söylemişti:  “Atatürk’ü kanunla sevdiremezsiniz... Peygamberi bile koruma kanunu yok. ‘Gençliğe Hitabe’ ve ‘Andımız’ ayet mi? Kamuoyunun bunları tartışması lazım”.

Andımıza yönelik saldırıyı başlatanlar gerçekte FETÖCÜ’lerdi.

Andımızın kaldırılmasıyla ilgili tartışmalara katılan tepe yönetimi şöyle diyordu,

“Türk’üm’
dediler, Türkiye’nin itibarını yerlerde süründürdüler. 
 
‘Doğruyum’ dediler Türkiye’yi yolsuzluklara muhtaç ettiler. 
 
‘Çalışkanız’ deyip yıllarca yan gelip yattılar”

Sonunda başardılar ve “Andımız” kaldırıldı.




Yargının verdiği karar!
 

Yargı öğrenci andının 1933'ten bu yana uygulandığından bahsederek kararını verdi.

 Andımızda yer alan kavram ve ilkelerin Anayasa'da anlamını bulan kavram ve ilkeler olduğu, milli eğitim sisteminin kanun ve yönetmelikle belirlenen, düzenlenen temel amaçlarını ortaya koyduğu belirtilen kararda, “Çok uzun zamandır bütün devlet okullarında ve hatta özel okullarda genç nesillerin anayasal vatandaşlık temelinde aidiyetini güçlendiren ve öğrencilerde değer oluşumuna katkı sunan ve her sabah ders başlamadan önce okutulması şeklinde uygulanan öğrenci andının kaldırılması, ancak bu değişikliği hukuka uygun kılacak bir bilimsel gerekçeye dayanması halinde olanaklıdır.
 
 Aksi tutum, idarenin sahip olduğu düzenleme yetkisini ve takdir hakkını hukuka uygun kullanmadığı anlamına gelecektir.” denildi.

Yargı Brunson’la ilgili karar verince “yargıya saygıdan bahsedenler, aynı yargının “Andımız” ile ilgili verdiği karar üzerine kıyameti koparıyor.


Yargının “Andımız” kararına saldıranlar!

Milli Eğitim Bakanlığı, Danıştay'ın ‘Öğrenci Andı’ ile ilgili kararına ilişkin, “Söz konusu karar henüz kesinleşmemiştir. Hukuki süreç devam etmektedir” açıklamasını yaptı.

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, ilköğretim okullarında uygulanan "Öğrenci Andı'nı kaldıran yönetmelik hükmünün Danıştay tarafından iptal edilmesi”ne tepki gösterdi.

Yargının Brunson ile verdiği karara saygılı olmaya herkesi bu arada ABD’yi davet eden bir bakan yargının verdiği karara saldırıyor.

Adalet Bakanının yargının kararını yerden yere vurması özü itibarıyla yargıya güvenin temeline dinamit koymuş oluyor.

Bir tepki de Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı ve Adalet eski Bakanı Bekir Bozdağ'dan geldi. Bozdağ, “Danıştay anayasa ve yasayı alenen çiğnemiştir” dedi.

“Türküm, Doğruyum, Çalışkanım” demeye bu denli tepki veren bir partiyi ebet müddet iktidar yapmanın ne anlama geldiğini herkesten çok MHP’liler merak ediyor. 
 
Türk halkı bu bağlamda AKP ile Cumhur İttifakı yapılmasını “devlet bekası” olarak sunanların gerçekte niyetinin ne olduğunu da anlamaya çalışıyor.

“Türküm” demeyi bile tahammülü olmayan bir zihniyetle Türk Milliyetçileri nasıl işbirliği yapıyor.
 

Yoksa birileri milliyet değiştirdi de müntesiplerinin bundan haberi mi yok?
 
 

22 Ekim 2018 Pazartesi

KİMİN YANINDASINIZ ?





KİMİN YANINDASINIZ ?


Ahmet Gürsoy


Bir taraftan "Eyt Amerika!" deyip uluslararası küresel güçlerle savaştıklarını iddia ediyorlar, öte yandan küresel güçlerin asıl ve hem de en büyük hedefi olan "ulus devletleri yıkma" projesine destek veriyorlar.

Söyler misiniz? Büyük Orta Doğu Projesi'nin temel hedefi nedir?

Evanjelizmin önünü açmak ve Orta Doğu'ya kendilerince çekidüzen vermek değil mi?

 Bunu başarmanın yolu da ulus devletleri yıkıp, yerine yönetilebilir küçük bir çeşit Orta Çağ'ın site devletleri gibi veya bir çeşit modern kent devletleri kurmaktır. 

Büyük Orta Doğu Projesi'nin bir diğer ve bizi ilgilendiren tarafı ise, hedefinde Türkiye'nin de olmasıdır.

Böyle olmasına rağmen, halen daha, Türkiye Cumhuriyeti ulus devletinin köklerini sağlamlaştıracağımız yerde, geçmişten gelen ideolojik sapmaların tesirinde kalarak, kök değerlere düşmanlık beslemenin mantığı var mı?

Öğrenci andına karşı çıkanların geçmişten bu tarafa getirdiği zihniyetin alt yapısına bakmadan bunu anlayamayız.

Millî/Ulusal bilinç yaratmak isteyen yeni Türkiye Devleti, insanları "Türk" üst kimliğinde yurttaş yapmak amacındaydı. 

Bu sebeple her sabah daha ilkokuldan (küçük yaştan) başlayarak hep birlikte ülkenin üst kimliğimizi söyleyerek güne başlıyorduk. 

Bunu söylediğimizde yanı başımızdakinin etnik kimliğinin sorgulamıyorduk. 

Aklımıza da gelmiyordu.

Ayrımsız ve ayrıcalıksızdık.

Gururla haykırıyorduk:

"Türk'üm!"

 Sonra ahlaken nasıl biri olacağımızı söylüyorduk.

"Doğruyum!"

Ardından, kalkınmak ve başarılı olmak isteyen, uluslararası yarışta öne geçmeyen bir neslin bütün dünyaya haykırışı geliyordu:

"Çalışkanım!"

Bu şu demekti: Eğer Türk'üm diyorsan, dosdoğru biri olmalısın. Bunu bizzat davranışlarında görmeliyiz. 

Tek başına doğru olman da yetmez. Bir de ülkenin kalkınması, ilerlemesi lazım, öyle ise çalışkan olma bilinci kazanmalısın.

Ülkenin geleceğini düşünenler, Kurtuluş Savaşı sonrası kalan toplumu birlik ve kardeş yapıp eşitlemek isteyenler böyle söylüyordu ama unuttukları bir şey vardı. 

Türkiye kurulur kurulmaz, alttan alta parazit yapan, hatta daha Kurtuluş Savaşı öncesinden gelen politik ayrımlar bitmiş tükenmiş değildi.

Millî Mücadeleye muhalefet eden bütün tarikatlar ve cemaatler, onların korosu olan siyasi elitler ve taraftarlar tıpkı Kurtuluş Savaşına muhalefet ettikleri gibi ulus/millî devlete de itiraz ediyorlardı..

Bir dip dalga halinde alttan alta çalışan bu paralel devlet anlayışı/ideolojisi özellikle dini hatları kullanarak bugüne kadar geldi/getirildi.

Cumhuriyete karşı olanlar, aynı zamanda millî/ulus devlet anlayışına da karşıydı. Onlar kendilerince Osmanlı bakiyesiydiler ve millet/ulus olmak istemiyorlardı.

Kim bilir.. Belki de bu imparatorluk toplumlarının yarattığı köksüz yurttaşlık anlayışının bir sonucuydu. 

Çünkü imparatorlukların en temel özelliği ulus yaratamamalarıydı.Doğası gereği kozmopolittiler.

İşte bu sebeple "Osmanlıcılık" fikri tutmadı. Sonra "İslamcılık" geliştirildi.

Cumhuriyet kurulduktan sonra yeraltına inan alternatif toplum ve devlet ideolojisi, resmî kabul dışı olduğundan, emperyal güçlerin sahiplenmesine açıktı. 

Bunun en çarpıcı örneğini bizzat yaşayarak FETÖ örneğinde gördük. 

En büyük hocamız olan tarihin önümüze koyduğu dersten öğrendik ki; ne "ümmetçilik" ve ne de "Osmanlıcılık" propagandistlerin anlattığı gibi pratik geçekliği olan şeyler değilmiş. 

İşte yaşadığımız Suudi Arabistan gerçekliği apaçık karşımızda duruyor.

Öyle ise, hem emperyalizmle savaşıyoruz deyip hem de Türk yurttaşlığına düşman mı olacaksınız?




http://www.yenicaggazetesi.com.tr/kimin-yanindasiniz-49328yy.htm