16 Mart 2021 Salı

Andımız

 



 
 
Andımız



Aziz Dolu Atabey


“Biz, Türk’üz!. Türk doğduk, Türk öleceğiz. Soyunuz-sopunuz belli değil ise, “ne idüğü belürsüz” iseniz; o, sizin sorununuz…
 
 
Biz, doğruyuz!. Emeğimize hile, ekmeğimize haram katmayız. Kamu malını çalıp-çırpacak kadar arsız, yolsuzluk yapacak kadar yüzsüz iseniz; o, sizin sorununuz…
 
 
Biz, çalışkanız!. Alın teri, bizim için kutsaldır. Torpille iş görecek kadar çapsız (liyâkatsiz) iseniz, “İşi, ehline veriniz.” buyruğuna kulak asmayacak kadar kitapsız iseniz; o, sizin sorununuz…
 
 
Biz, küçüklerimizi koruruz!. Dinimiz de, töremiz de bunu emreder. Sözde gelin oldurduğunuz ufacık kız çocuklarına tecavüz edecek, erkek çocuklarını bademleyecek kadar sapkınsanız; o, sizin sorununuz…
 
 
Biz, büyüklerimizi sayarız!. Anadan, atadan böyle gördük. Ananıza, atanıza, kültürünüze, tarihinize sırtınızı dönecek kadar soysuzsanız; o, sizin sorununuz…
 
 
Biz, yurdumuzu ve milletimizi özümüzden (kendimizden) çok severiz!. Ekmeğini yediğiniz vatana hainlik edecek, içinden çıktığınız millete kurşun sıkacak kadar kansızsanız; o, sizin sorununuz…
 
 
Biz, Atatürk’ün gittiği yola, gösterdiği ülküye sevdalıyız!. Hurafelerle yatıp-kalkıp, şarlatanların peşinden koşturuyorsanız; o, sizin sorununuz…
 
 
Biz, varlığımızı Türklüğe armağan ediyoruz!. Beş para etmez varlığınızı emperyalist ülkelerde pazara çıkarıyor, namusunuzu düşmana peşkeş çekiyorsanız; o, sizin sorununuz…
 
 
Biz, Tanrı’nın son elçisi Hz. Muhammed’in -Vedâ Hutbesi’nde- söylediği “Soyunu inkâr eden soysuz…” sözünün ağırlığı ile “Ne mutlu Türk’üm diyene!.” diyoruz!. 
 
 
Kimliğinizi kaybetmişseniz, hükümsüzseniz; o, sizin sorununuz…
 
 
Bizim elimizde And kadehi; sizin elinizde Amerikan doları… 
 
 
Bizim dilimizde Andımız’ın hazzı; sizin dilinizde çaldıklarınızın tadı…
 
 
 Bizim gönlümüzde Seyhun, Semerkant, Tanrıdağı; 
 
 
Sizin gönlünüzde Siyonizm, kapitalizm, buzağı…
 
 
Türk edebiyatı ve özellikle öykü (hikaye) yazarlığı denildiğinde ilk akla gelen kişilerden biri olan Ömer Seyfettin, yaşadığı dönemde şahit olduğu olaylara isyan eder ve şöyle der: 
 
 
“İslâmcılık adı altında Türk düşmanlığı yapan soysuzlardan nefret ediyorum!.” 
 
 
Al bizden de o kadar!.
 
 
Sırada, güzelim Oğuz/Türkmen şivesiyle “Men, Atatürk’ün eskeriyem!.” diyen ve bununla da gurur duyan Ebulfez Elçibey var: 
 
 
“Türk değilim, diyene karşı sakın ısrar etmeyin. Tanrı’nın bahşettiği şerefi istemeyen şerefsize; biz, zorla şeref verecek değiliz.”
 
 
Ya Yüce Tanrı ve son yalavaç (peygamber) ne diyor? Yüce Tanrı, Hucurat (Odalar) suresinde “Biz sizi budunlara (kavim, millet) ayırdık.” buyurmuyor mu? 
 
 
Hud suresinde, dosdoğru; Necm (Yıldız) suresinde, çalışkan olmamızı öğütlemiyor mu? 
 
 
Enam (evcil hayvanlar) suresinde küçükleri korumamızı; İbrahim suresinde büyükleri saymamızı, soyumuzu-sopumuzu gözetmemizi salık vermiyor mu? 
 
 
Mümtehine (Sınayan) suresinde yurt sevgisinden söz etmiyor mu? 
 
 
Yine Tanrı’nın son elçisi (resulullah, peygamber) Hz. Muhammed “Kişi, kavmini sevmekle kınanamaz.” demiyor mu? 
 
 
Vatan-millet uğruna ölenlerimiz şehit olmuyorlar mı? İstanbul’u alan Fatih Sultan Mehmet, beş yıllık işgale son vererek İstanbul’u kurtaran Gâzi Mustafa Kemal Atatürk değil mi? 
 
 
Onların yolundan gitmenin nesi yanlış? Kısacası (vel’hasıl) Maide suresine, hadislere konu olmuş Türk milletini çekememezlik, Türk milletine düşmanlık biraz ayıp olmuyor mu?
 
 
 Akıl tutulması yaşayan yahut Türk tarihi ve kültürü karşısında kıskançlıktan (haset) çatlayan üstüne üstlük birçoğu da etnik özürlü olan hödüklere söz anlatmanın, deveye hendek anlatmaktan daha zor olduğunun da farkındayız. 
 
 
İyisi mi biz daha fazla uzatmayalım ve Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türk budur; yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir!..” tanımıyla bu konuyu (fasıl) kapatalım.
 
 
Özetle (hülasa) buzağıya tapanlara, deve sidiği içenlere, şaraba ekmek bananlara kısacası yedi düvele ve her türlü bölücülüğe inat; 
 
 
“Ne mutlu Türk’üm diyene!.”

 
Aziz Dolu Atabey

Hiç yorum yok: