oy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2019 Perşembe

Milliyetçinin oyu

 

 

 

Milliyetçinin oyu

 

 

Servet Avcı




Değil ağzından kaçırmak, aklından geçirmek bile suçtur bazı kavramları… 



Özellikle milliyetçiler nezdinde…



Kürdistan dedi mi?



 Dedi?



Daha sonra inkâr etti mi veya 'şu anlamda kullandım' diye bir tevil yoluna gitti mi? 



Hayır…



Kürdistan kelimesini bazen yaptıkları gibi 'coğrafî kavram' ya da 'Kürtlerin yaşadığı bölge' anlamında kullanmak gibi bir kıvırma çabası oldu mu? 



Hayır…


Düpedüz 'siyasî' anlamda kullandı mı? 


Tamamen evet…



Bütün bunların hepsi Lazistan kavramı için de geçerli miydi? 



Ona da evet…



Son olarak "İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi Ekümenik Patriği İstanbul Başkonsolosu Patrik Bartholomeos'un isim gününü kutluyor, sağlıklı ve uzun bir ömür diliyorum" şeklinde bir tweet atıldı mı? 


Evet…



Daha sonra silinse de "Ben atmadım kuzenim attı… Telefon şofördeydi" türünden bir açıklama yapıldı mı?


Hayır…


"Ekümeniklik kavramının ne olduğunu bilmiyordum, canı çıkası danışmanın işleri, kendisini hemen kovdum" gibi ifadesi oldu mu? 


Ona da hayır…



Şimdi gelelim yine milliyetçiye… 



Bir milliyetçi Lozan'ı açık açık delen ve Patrikhane'ye cumhuriyetin çizdiği sınırların dışında bir alan hediye eden bu çok tehlikeli yaklaşıma onay verebilir mi? 



Onay vermezse oy verebilir mi? 



Onay verip, bir de oyla süslerse kendisine hâlâ milliyetçi denebilir mi?



 Bu sözlerin hiçbirisi boş boğazlıkla, kelâmın şehvetiyle veya dalgınlıkla zikredilecek sözler değil… 



Zaten öyle olsaydı düzeltme yoluna gidilirdi…



Farklı yerlere selâm verme kaygısıyla dil darmadağın olmuş durumda… 


Üstelik bu dağınık dil en fazla milliyetçi hassasiyetleri vuruyor… 



Bütün bunlara rağmen 'beka'yı gerekçe yaparak oy istemek veya bu gerekçeyi mâkul görüp oy vermek hangi akılla izah edilebilir?



Daha düne kadar 'güvenlikçi politikalar' aşağılanıp ucu açık bir demokrasi öve öve bitirilemezken, bugün gelinen nokta gerçekten ilginç ama içerdiği çelişkiler dolayısıyla inandırıcılıktan son derece uzak…



Acımasızca vurulan milliyetçilik şimdi okşanarak, eksik olan siyasî destek milliyetçilerden devşirilmeye çalışılırken, milliyetçilerin kırmızı çizgileri de yok sayılarak korkunç bir çelişki sergileniyor… 



Bu durumda 'beka'dan kastın ne olduğu da karmakarışık hâle geliyor…



 İhtiyaç duyulduğunda amele pazarından işçi toplanır gibi milliyetçi toplanıp, destek isteniyor… 



Düşünmesin, tartmasın, konuşmasın, birkaç büyülü kelimenin peşine takılarak gitsin sandığa oyunu kullansın!..



O milliyetçinin aklından çok kaslarına, zaman zaman da duygularına ihtiyaç var!.. 



Ortama yeterince 'millî kaygı' katılsın ki, mümkünse Kürdistan'ı, Lazistan'ı, 'pekeke'yi, Dersim'i ekümeniki dert etmesin!.. 



Gözünün yumsun, oyunu yuvarlasın!..



Yakın geçmişin en büyük günahları milliyetçinin gevşek hafızasında tam da eritilirken, yoklamalarda geri kalmışlığın verdiği panik işte böyle sözler söyletiyor…



 Kaybedilen oyun telafisi için bir başka taraf okşanırken ortaya anormal çelişkiler çıkıyor…



Bir daha soralım o hâlde: Peki bu durumda, kendisini milliyetçi olarak tanımlayan birisi ona oy verebilir mi? 


Midesi bu kadar genişlemiş milliyetçi var mı? 


'Beka' kelimesinin büyüsüyle etkilenmeye çalışılan milliyetçinin zihin dünyasında Kürdistan ve Lazistan nereye düşer?

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/milliyetcinin-oyu-52248yy.htm 

23 Haziran 2018 Cumartesi

Türkiye'nin Normalleşmesi Gerek

 

Türkiye'nin Normalleşmesi Gerek

 

Mehmet Sayın

 

Türkiye'nin ihtiyacı da normalleşmedir. 

İşte bunun için yarın sandığa gidin ve inandıklarınıza oy verin. 

Normalleşmeye giden ilk adımda başka bir yol da yoktur bunu da bilin.

 Çünkü içinde bulunduğumuz şartlar normal değil;

Siyaset şimdi rakipler aşağılanarak ve hakaret edilerek yapılmakta bunun sonucunda da insanlar gerilmekte ve birbirine düşman edilmekte bu söylem arkanızdaki safları sıklaştırmakta ama karşı saflar da sıklaşmakta ve toplum kutuplaşmakta.

Kutuplaştırma artık iktidar partisine oy vermeyenlere vatan haini isnadı yapacak bir noktaya kadar gelmiş ve bunun duvara vurması da kaçınılmaz.

Ekonomik durum resmen çıkmazda;

Gıda ürünlerinde kendi kendine yetebilen bir kaç ülkeden biri olan ve tarım ürünleri ihracatçısı olan ülkemiz ihracatçılıktan çıktı ve ithalatçı duruma düştü tarım ve hayvancılık sektörleri resmen can çekişiyor sonuçta da köyden şehre göç ile birlikte üretici köylüler tüketici şehirlilere dönüştü, işsizlik patladı ve iktidardakiler de bu devasa büyüklükteki halk kitlesinden sosyal yardımları kullanarak oy devşirmek peşinde.

Ekonomi üretime değil ranta dayanıyor ve ayakta duran tek sektör de sıcak paraya dayanan inşaat sektörü o da gücünün limitinde ve pahalı konutlarını satamadığı için batma noktasında.

Sıcak para bolluğu ise sona erdi ve artık o para da çok pahalı ve gelmiyor.

Sanayi ise ağır vergi ve faiz yükü altında ezilmekte üretim adeta cezalandırılmakta.

İktidardakiler de bu ağır şartlar altında olan ülkemizi artık yönetemiyorlar.

Bu şartlar asla normal değil ve derhal normalleşmesi gerek..

Demokrasi devletlerinde normalleşme seçimler vasıtasıyla olur.

İktidarın değişmesi normalleşmenin anında gerçekleşmesi demek değildir ama ilk adımıdır.
 

Türkiye'nin ihtiyacı da normalleşmedir.

İşte bunun için yarın sandığa gidin ve inandıklarınıza oy verin.

Normalleşmeye giden ilk adımda başka bir yol da yoktur bunu da bilin.

 

http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/mehmet-sayin/turkiye-nin-normallesmesi-gerek-440636m.html 

18 Haziran 2018 Pazartesi

Utanmadan Oy İsteyecekler

 

Utanmadan Oy İsteyecekler

 

Prof.Dr.Özcan Yeniçeri

 

Aldılar, sattılar bu arada köprü ile yol da yaptılar. Şimdi de kıraathane ile millet bahçesi yapacaklar.Utanmadan Oy İsteyecekler.

 On altı yıldır ülkeyi yöneten AKP zihniyeti her alanda toplumda onarılması imkânsız hasarlar bırakmıştır. 

AKP ile birlikte bütün kavramlar, değerler ve ilkeler alt üst olmuştur. 

Toplumun bir kesimi ötekileştirilmiş diğer kesimi ise yandaşlaştırılmıştır. AKP’nin iktidar yılları insanların kutuplaştırıldığı,  birbirlerine kin ve öfke ile bakar hale geldiği yıllar olmuştur.  

AKP iktidarı Türkiye’yi yandaşları için her türlü günahın serbestçe işlendiği bir galeriye dönüştürmüştür.
         


Mezhep ve etnik bölücülük!

Bir patlama sonrası katledilen 52 yurttaşın arkasından “Reyhanlı’da 52 Sünni öldü” diyerek, Gezi olayları sırasında ölenlerin “alevi” olduğuna vurgu yaparak, Yargıtay’daki hâkimin “Alevi” olduğuna dikkat çekerek her şeye mezhep temelli bakmak bu dönemin ürünüdür.

Dahası AKP iktidarı “evde tutmakta zorlandığımız yüzde elli ile dışarıda olan yüzde elli” olarak toplumu karpuz gibi ikiye ayıran bir kutuplaştırma anlayışı da bu dönemin belirleyici karakteristiğidir.

Başı örtülü bacımız” dediler ama ‘başı açık bacımız’ diyemediler.

Toplumu tutkal gibi bir arada tutan ortak yanlarını değil birbirinden ayrı olan yanlarını adeta kutsadılar.

Camiyi, kışlayı, okulu, adliyeyi siyasetin odağı haline getirdiler.

Gerekli gereksiz, zamanlı zamansız her yerde “Türk, Kürt, Arap, Gürcü, Roman vb” kavramlarını kullanarak toplumu etnisitelere göre atomize ettiler.

Ne istedilerse verdiler. Mezardakileri hep birlikte kaldırarak referandumda evet oyu kullandırdılar. Ergenekon davalarının savcısı oldular.

 FETÖ’yü devletin derinliklerine sızdırdılar.

Kozmik odaya birlikte girdiler.

Sonuçta FETÖ’yü devlet içinde devlet haline getirdiler.

FETÖ, Zamanın MHP’sine ve Baykal’a kaset operasyonları yapınca “ne özeli bunlar geneldir genel” diyerek siyaseti siyaset dışı yollarla dizayn ettirdiler.

17-25 Aralıkta bu büyüttükleri karga “ayakkabı kutularındaki dolarlarla evlerdeki para sayma makineleriyle” gözlerini oyunca “yandım Allah” diye bağırdılar.

15 Temmuz darbe girişimi iktidar tarafından beslenen bu tosuncukların CIA ile birlikte iç savaş çıkarmak amacıyla başvurdukları bir girişim olarak tarihin sayfaları arasındaki yerini aldı.

Sonra da güçlüyü değil güçsüzü, tepedeki FETÖCÜ’leri değil tabandakileri, damatları değil garibanları içeri tıktılar.
 


PKK’yla çözüm süreci suçunu işlemek!

PKK’yı muhatap alarak terör örgütüne devlet muamelesi yaptılar, devleti ise terör örgütü seviyesine düşüren çözüm sürecini başlattılar.

Oslo’da devleti ayağa düşürdüler.

Habur’da yargıyı rezil ettiler.

Dolmabahçe’de eli kanlı terör elebaşısından akıl aldılar.

Askerin elini kolunu tutup PKK’nın kentlerde hendek eşmesine, haraç toplamasına, çadır mahkemeleri kurmasına sebep oldular.


Ne kadar akıldan arızası olan adam varsa onları “Akil Adam” sanıp toplumun üstüne saldılar.

Barzani’yle Diyarbakır’da “Megri… Megri” şarkıları söylediler.

Sorun çözmek için yola çıktılar sorunun parçası haline geldiler.

Aynı şeyi uluslararası ilişkilerde de hem yaşadı hem de yaşattılar.

Kıbrıs’a kırk yıllık çözülmeyen sorun olarak baktılar. “Çözümsüzlük çözüm değildir” diyerek Annan Planı’nı kabul ettiler.

Ermenistan’la “yüz yıllık tarihi sorun tarih oldu” diyerek Zürih Protokollerini imzaladılar.

Emevi Camiinde namaz kılmak” iddiasıyla yola çıktılar, Süleyman Şah Türbesini sırtlanarak taşıdılar.

Suriye’den de üç buçuk milyon göçmen kabul ettiler.

BOP’a eş başkan, Zerrab’a yoldaş oldular.

Tepesinde tepelendikleri cumhuriyeti kuranları “İki ayyaş” olarak ilan ettiler.

AKP ile Türk olmaktan kurtulduklarını, Cumhuriyeti “90 yıllık reklam arası, Abdülhamit Han ile Tayyip Bey arasını ise “duraklama dönemi” olarak ilan ettiler.  “Milliyetçiliği ayaklarımızın altına alıyoruz” dediler.
 

Aldılar, sattılar bu arada köprü ile yol da yaptılar. Şimdi de kıraathane ile millet bahçesi yapacaklar. Orada halk kek yiyip mutluluktan yuvarlanırken kendileri de milletin sarayında “Eyy Millet!” diyecekler. Utanmadan oy isteyecekler!
  

http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/ozcan-yeniceri/utanmadan-oy-isteyecekler-440619m.html