idlip etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
idlip etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2019 Cumartesi

Fırat'ın Doğusunda Mutabakat, Batısında Savaş

 

 

 

Fırat'ın Doğusunda Mutabakat, Batısında Savaş

 

Cahit Armağan Dilek 

 

 

Fırat'ın doğusunu ikinci Kürdistan parçasına dönüştürecek ABD ile mutabakat batısında Afrin ve özellikle İdlib'de Türkiye'yi içine çeken savaşa dönüşüyor. Türkiye Suriye kuzeyini, Rusya ve S-400'ü kaybediyor.

 

G-20 zirvesinden fotoğraflar paylaşıldı. Bu fotoğrafların gerçeği yansıtmadığını herkes biliyor. Sahte gülücükler, çalışılmış hareketler…
 

Herkesin gözü önünde ülkelerinkinden ziyade "kişisel PR" var, algı operasyonu yapılıyor, mesaj veriliyor. 



PKK terör örgütüne binlerce TIR silah yardımı gönderen, Türkiye'yi F-35 projesinden çıkaran, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs'ta Yunan-Rum ikilinin yanında yer alan, ekonomimizi mahvetmekle tehdit eden ABD'nin başkanı Trump'la milli görüşün simgesi de kabul edilen işaretle birlikte poz vermek Türk-Amerikan ilişkilerindeki gerçek durumu, Türkiye'nin ABD'ye mahkum pozisyonunu değiştirmiyor.

 

Kıbrıs'ta askeri üs alıp oraya yerleşmeye başlayan, PKK/YPG'lileri sarayında ağırlayan Fransa'nın başkanı Macron'un omuzuna elini koyarak verilen sözde samimi pozla Macron'un geri adım atmayacağını herkes biliyor.



Ya da Putin ile başbaşa konuşuluyormuş pozlarına rağmen İdlib'de Rusya'nın Suriye ordusuna desteğini kesmeyeceğini, İdlib'de Türk gözlem noktalarına saldırıların durmayacağını ve önümüzdeki günlerde İdlib'de dananın kuyruğunun tamamen kopacağını herkes görüyor.



Tabi ki Türkiye'nin gündem yelpazesi geniş. Ama 6 aylık seçim sürecinden çıkan Türkiye gerçek gündemine dönerken ekonomi kuşkusuz bir numarada yer alacak ama güvenlik odaklı dış politika da ekonomiyle eş derecede gündemin başında olacak.


İdlib'de Türk gözlem noktasına yapılan saldırıda 1 askerimizin şehit ve 3 askerimizin yaralanmasıyla birlikte gerçek gündem çok acı şekilde suratımıza çarptı.



Türkiye uzun bir seçim süreci geçirdi, iktidar yeni bir AÇILIM veya ÇÖZÜLME süreci başlattı, S-400 artan bir kriz ivmesiyle gündemin hep en başında kaldı. İşin ilginç olanı bütün bunların Türkiye'nin güvenliğiyle yakından bağlantılı olan Suriye kuzeyindeki gelişmelerin üstünü örtmesidir.



Bu köşeyi takip edenler bunu çok iyi bileceklerdir. Geri dönüp bakıldığında adeta bir yazı dizisi gibi bütün bunları anlattık. G-20 zirvesinden sonra bütün bunların iyice gün yüzüne çıkacağına şahit olacağız.



26 Haziran'daki yazımızda ABD'nin Suriye özel temsilcisinin aralarında Türkiye'nin yer almadığı Avrupa ve Ortadoğu turuna çıktığını ve artık Suriye'deki planlarını hayata geçirmek için son koordinasyonları yaptığını anlatmıştık.



Yazımızın başlığını "Suriye'de vekaleti ABD'ye mi verdik?" şeklinde yazmıştık. Gelişmeler de bu başlığı teyit eder yönde.



ABD'li diplomat Jeffrey Suriye gündemli Ortadoğu-Avrupa turuna Türkiye'yi dahil etmedi. Ama Brüksel'de sunulan fotoğrafa bakılırsa MSB Akar ile başbaşa ikili bir görüşme yapmış.



Bugünlerde Jeffrey'nin ekibinden bazı Amerikalıların Türkiye'de ikna ve yoklama görüşmeleri yaptığını biliyoruz. İkna ve yoklama diyorum yapılan görüşmeler iktidar temsilcileri ve resmi kurumlarla değil, Suriye konusunda çalışan az sayıda akademisyen ve düşünce kuruluşu temsilcileriyle.



Amerikalıların anlattıkları bizim köşe yazılarımızda ve TV programlarında anlattıklarımızı uyarılarımızı adeta birebir teyit ediyor. Bunlar ne mi?



- Türkiye ile ABD Fırat doğusundaki güvenli bölge konusunda mutabakata vardı. Sınır hattında TSK ile YPG arasına yerleştirilecek Barzani'nin eğittiği Suriyeli Peşmergeler ile Arap aşiretlerin silahlı güçlerinin ne kadar derinlikte olacağı gibi ufak tefek pürüzler var.



- Koalisyon Avrupa ve Körfez ülkelerinden topladığı paralarla SDG/YPG bölgesinin yeniden imarında Türkiye'ye ihale verilecek. Bölgede Türkiye'nin varlığı bununla sınırlı. Belki az sayıda asker sınır hattındaki ABD gözlem noktalarında bulunabilir.



- SDG bölgesinde Suriye ve Rusya'nın yer alması söz konusu değil.

 

Böylece PKK'nın büyük Kürdistan projesinin ikinci parçası da fiilen oluşturuluyor. Sözde akil insan ve bazı gazeteciler Suriye kuzeyindeki bu gelişmeleri iyi bir şeymiş sunuyor. Aynı birinci açılım sürecinde yapıldığı gibi. Ama birinci, ikinci derken üçüncü parçanın nerede kurulmasının planlandığını görmezden geliyorlar.



Tam da bu esnada Rusya Türkiye ile ABD arasında kendilerini dışlayan yok sayan bu mutabakattan haberdar olmuş olacak ki, tepki olarak, Fırat'ın batısında Afrin'de PKK/YPG'nin, İdlib'de ise Suriye ordusunun Türk üslerine yönelik saldırılarına sessiz kalıyor. Şehit haberleri peşpeşe geliyor. Türkiye-Suriye resmen savaşıyor.



Esad yönetiminin Rusya'nın zımni de onayı olamadan Türkiye'ye karşı bu şekilde saldırması düşünülemez. Son saldırı sonrasında MSB'nin Ankara'da Rus ataşeyi çağırması da ilginç.  İdlib mekanizması kapsamında böyle acil hayati konularda daha üst düzey bir irtibat hattı yok mu ki askeri ataşe çağrılmak zorunda kalındı? Yoksa var da Ruslar telefona mı çıkmadı? Bu durum İdlib'de patlamış olan bir savaşın göstergesi değil mi? Bu kriz S-400 projesini ABD'nin istediği yöne sokmaz mı?



Türkiye'nin Suriye'de ABD ile Rusya arasında bıçak sırtında sürdürdüğü mavi boncuk politikası iflas etmiş gözüküyor.

 

Fırat'ın doğusunu ikinci Kürdistan parçasına dönüştürecek ABD ile mutabakat batısında Afrin ve özellikle İdlib'de Türkiye'yi içine çeken savaşa dönüşüyor.

 

Türkiye Suriye kuzeyini, Rusya ve S-400'ü kaybediyor.
 

Dedik ya zirvelerden yansıyan fotoğraflar gerçekleri yansıtmıyor.
  



http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/cahit-armagan-dilek/firat-in-dogusunda-mutabakat-batisinda-savas-441803m.html

21 Kasım 2018 Çarşamba

Dört tarafımız Türkiye'siz dizayn ediliyor


 

 

Dört tarafımız Türkiye'siz dizayn ediliyor

 

Cahit Armağan Dilek



Türkiye'nin çevresindeki kriz noktalarında gelişmeler görüntüde Türkiye lehineymiş algısı verse de biraz dikkatli bakıldığında Türkiye'nin nihai hedefini bilmediği senaryolara sürüklendiği görülmektedir. 

Gelin çevremizde şöyle bir tur atalım.

Katar Dışişleri Bakanının Bağdat ziyaretinde Irak, İran, Katar, Türkiye ve Suriye'yi kapsayan 5 ülkeden koalisyon kurulmasını önerdiği bildirildi. 


Görünürde olumlu bir haber. 

Ama böyle bir önerinin Katar gibi batılı doğulu tüm devletlerle gizli iş tutan bir devlet üzerinden gelmesi dikkat çekici.

Katar bunu bir başka devletin yönlendirmesiyle mi yapıyor sorusunun cevabını bulmak gerekir.  


Trump'ın 2017'de S.Arabistan'daki zirvesinde Ortadoğu Stratejik İttifakı  kurulması kararı alınmıştı, başına da Suudileri oturtmuşlardı.

Halbuki böyle ittifaklar
bölgenin lider ülkesi Türkiye tarafından organize edilmeliydi. 


Türkiye'nin bu gücünün olduğu ve kamu görevinde olduğumuz dönemlerde bunun strateji dokümanlarına girmesini de sağlamıştık

Devamı gelmedi. Ancak şimdilerde sadece kimin ne yaptığını takip eder, sıklıkla da şikayet eder durumdayız.

İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, bir körfez ülkesine ait askeri bir gücün Suriye'nin kuzey doğusunda Irak sınırına yakın Deyrezzor'a yerleştiğini bildirdi. 


Haber henüz teyit edilmedi ancak ABD'nin Suriye'ye Arap gücü konuşlandırma planlarını biliyoruz.  

ABD Fırat'ın doğusuna Türkiye'den önce Körfez ülkelerini yerleştiriyor olmasın?
 
Fırat'ın batısında operasyon yapıp kontrol altına aldığımız yerlerin kontrolümüz altında olmadığı haberleri geliyor.


Afrin'de TSK'nın ÖSO ile birlikte Afrin'de hırsızlık, gasp ve çete faaliyetleri yapan Şuheda El Şarkıyye (Doğu Şehitleri) grubuna yaptığı operasyon bir süredir Afrin'de çığırından çıkan işler olduğunu teyit ediyor.


 Diğer taraftan Zeytin Dalı harekatı sonrası yeniden Afrin'e dönen veya Afrin'de saklanmış YPG'lilerin ÖSO'ya yönelik saldırılarını, yerel halka eziyetlerini de dikkate aldığımızda Afrin'de devam eden çatışmalar başka sıkıntıların habercisi gibi.
 
Fırat'ın doğusunda PYD'nin Arap aşiretlerle görüşerek Türkiye'nin operasyonlarına karşı yanlarında yer almaya çağırdığı haberleri var. 


PYD'nin görüşmelerde Türk sınır hattında SDG Arap gruplara Türk sınırında devriye yapmasını hatta sınır güvenliğini Esad yönetimine devredilmesini önerdiği söyleniyor.
 
PYD'nin bu görüşmeleri ABD'den habersiz yapması mümkün değil. 


Bu durum Türkiye'nin El Bab'tan sonra Menbic'e yönelmesi üzerine batı ve güney sınır hattına Rus ve Suriye askerlerinin konuşlanmasıyla TSK'nın operasyonunun engellenmesine benzer bir süreci hatırlatıyor. 
 
Yani biz ABD ile Rusya'ya mavi boncuklar dağıtırken onlar arkada bizim Fırat doğusuna operasyon  söylemlerinin de boşa çıkarak başka işler pişiriyor olabilir,.
 

Suriye liderliğinin ılımlı ve terörist grupların İdlib mutabakatını ihlalini sürekli hale getirmeleri üzerine İdlib'e operasyon kararı aldığı ve gün saydığı yönünde haberler sıklaştı. 

İran'ın da bu kararı desteklediği, Rusya'nın da operasyonu daha fazla geciktiremeyeceği duyumları geliyor.

Nitekim Rusya Türkiye'nin çok çalıştığını ancak yükümlülüklerini yerine getirmediğini  açıkladı. 


Savunma Bakanı Şoygu Suriye'deki mevcut durum için iki ülkenin hızlı aksiyon alması gerektiğini söyledi. 

Yani Rusya'nın sabrı tükenmek üzere.
 
Ancak Astana garantörlerinin 28-29 Kasım'daki 11. toplantısının bekleneceği ifade ediliyor.  


İdlib'de de zaman daralıyor.

Kaşıkçı cinayeti nedeniyle yerli yabancı tüm medyanın hedefe oturttuğu Suudi veliaht prens Selman 30 Kasım'da Arjantin'de yapılacak G20 zirvesine katılacakmış. 


ABD'nin Kaşıkçı raporunu açıklamadan sızdırılan bu bilgi CIA'nın raporu hakkında da ipucu veriyor. 

Ve önceki gün Suudi Kral, Prens Selman'ın insan kaynağı geliştirme ve yeni nesli hazırlamaya odaklandığını söyledi. Yani kimse heveslenmesin oğlum kral olacak diyor.

Veliaht prensi G20'de aile fotoğrafında liderlerle el sıkışıp aklanırken göreceğiz galiba


Öyle olursa bu cinayetin esas faturası Türkiye'ye kesilecek gibi.
 
Batımızda Avrupa Ordusu tartışmaları var. 


Bu ordunun temeli olacak PESCO anlaşması çerçevesinde AB bir dizi kritik karar aldı.  

Rum-Yunan ikilisi birçok kritik projede rol almasının yanında sadece ikisinin birliğin ortak istihbarat okulu ile Müşterek Özel Kuvvetler Gücü komutasını projesini üstlenmesi arkalarına aldıkları gücü göstermesi açısından dikkat çekicidir.

Bizimkiler Türkiye'ye rağmen kuş uçmaz, yaprak kıpırdamaz deseler de bölge Türkiye'siz dizayn ediliyor. 


Türkiye değerli yalnızlığıyla başbaşa bırakılıyor. 


http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/cahit-armagan-dilek/dort-tarafimiz-turkiye-siz-dizayn-ediliyor-441087m.html 

9 Eylül 2018 Pazar

Esad'la Küsmek Kimin Projesi ve Kime Yarıyor?


 

 

Esad'la Küsmek Kimin Projesi ve Kime Yarıyor?

 

Cahit Armağan Dilek



 O zaman soralım. Esad ile küsmek kimin projesidir ve kime yaramaktadır? 2008'lerden sonra Türkiye'yi kumpasa düşüren, içeride ve dışarıda tehdit sarmalına sokan kumpas davalarını, Barzani'ye devlet muamelesini, PKK ile müzakereleri kim önerdi, organize ettiyse onlar... ABD-FETÖ.

Gündem Suriye ama İran ve Irak'taki gelişmeleri, yangını gözden kaçırmayalım. İdlib'teki yangının benzeri oralarda da var.

Ve Türkiye'de herkesin uzmanı (!) olduğu Suriye.

 
Suriye'de "bitmek üzere, bitti" denilen savaş İdlib'te yeniden alevleniyor. Ama Erdoğan yönetimi kurumsal karar sürecini çoktan terk etmiş, Erdoğan gibi düşünen veya Erdoğan şunu düşünüyordur deyip o yönde önerilerde bulunan az sayıda danışmanla yönetilen bir iktidar oldu. Bu anlayışın politikaları da hatalı oluyor.

Türkiye'nin Suriye politikası 2011'den buyana bir hatalar zinciri şeklinde gelişti. Suriye'de savaşın başlamasıyla birlikte gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklendi. Esad yönetimini yok sayıldı, ilişki kesildi.

Halbuki İdlib dahil Suriye'den kaynaklanan tehditlerin çözülmesinin ilk ve temel adımı Esad'ı muhatap alıp süratle sorunlu konulara yönelik ortak adımları belirlemek olmalı.

Bu kapsamda Fırat Kalkanı bölgesi ile Afrin'in Şam yönetimine teslimi süratle yapılmalı.

İdlib'te ılımlı muhaliflerin Suriye ordusuyla ortaklık yapması ve muhaliflerin kontrol ettiği alanları Suriye ordusu kontrolüne devretmesi gerekir. Türkiye gücünü bu yönde kullanmalı.

Böylece HTŞ-Nusra üzerinde baskı artırılıp çevrelenmesinin sağlanacağı gibi çatışmaların İdlib geneline yayılmasının da önüne geçilecektir. Bu da Türkiye'ye yönelik göç akını riskini azaltacaktır.

Dün gözler Putin-Ruhani-Erdoğan zirvesindeydi. Basına açık ortak toplantıdan Rusya-İran'ın birbirine yakın ancak Türkiye'nin bunların karşısında bir tutum sergilediği anlaşılıyor. 


Garantörler arasında mutabakat olmadığını, nihai bildiride diplomatik muğlak ifadeler olduğunu görüyoruz. Nihai bildirinin özü şu; Dağ fare doğurdu, hiçbir somut karar yok, bol temenni var..

Zirvede Erdoğan'ın, Fırat'ın doğusunu gündeme getirip terör örgütü derken PKK'dan bahsetmeyip daha sonra PYD/YPG demesi ilginçti. Ruhani'nin ise Fırat'ın doğusundaki sorundan kastının, PKK/YPG değil ABD varlığı olduğunu gördük. Yani Fırat'ın doğusunda PKK varlığı Rusya ve İran'ın gündeminde değil.

Putin'in dediği gibi teröristler ateşkes ve Astana süreci dışındayken Erdoğan'ın terörist gruplara yönelik ateşkes çağrısı yapalım sözleri haklı olarak Putin'in sert tepkisi çekti. Teröristlere bu süreçte yer yok dedi.

Erdoğan'ın Esad'a karşı sözleri ve düzen sağlanmadan bölgeden çıkmayacağız ifadesi de karşı tarafta güvensizlik yaratıyor ve ortak hareket etmeyi engelliyor.

Buna göre 3'lü zirveden Türkiye'nin istediğini alamadığı yani HTŞ-Nusra gruplarının ikna edilip ılımlılara katılmasının sağlanması için zaman tanınması ve operasyonların durmasını sağlayamadığı ortada.

Eğer Türkiye, Rusya-Suriye operasyonlarının HTŞ haricinde İdlib geneline yayılmasını engellemek istiyorsa, ki o olmalıdır, olması gereken Türkiye ve desteklediği ılımlı gruplar Şam yönetimiyle iş birliği yapmalıdır.

Rusya'nın operasyonlarını kınaması, operasyonların yapılmamasını istemesi, kimyasal saldırı konusunda Suriye yönetimini şimdiden suçlu ilan eden yaklaşımı, Menbic ve Fırat doğusunu Suriye-Rusya'yı dışlayarak ABD ile görüşüyor olması Türkiye'yi ABD ile cepheye sokmuştur. Bu da Astana ve 3'lü zirve sürecinin en zayıf halkası.

Peki bu Rusya ile ilişkileri etkiler mi? Rusya, Türkiye ile ilişkilerinde pragmatik davranmaktadır. İnisiyatif onda. Türkiye'nin zorda kaldığını görüp Suriye'de masaya alarak özellikle enerji ve silah projelerinde istediğini aldı. 



İdlib'ten sonra zaten Rusya'nın Suriye'de Türkiye'ye ihtiyacı yok! 
  
İdlib'te de aklındakini yapacak. Suriye bağlamında ilişkiler sıkıntıya girse de özellikle enerji alanlarındaki projeler etkilenmeyecek.

Türkiye, Rusya ve ABD'ye mavi boncuk dağıtarak kendisini iki arada bıraktı. 


Günün sonunda Türkiye'nin perde arkası angajmanları ve ABD'nin oyun planlarına göz kırpması nedeniyle ABD yani Batı ittifakının yanında yer alacağını göreceğiz.

İflas eden Suriye politikasında uzatmaları oynuyoruz. Uzatmada durumu değiştirebilir miyiz? 


 En temel hatayı düzeltip ilk düğmeyi doğru iliklerse yani Esad'la hemen ilişki ve ortaklık kurarsa, iktidar İdlib'in Suriye toprağı olduğunu kabullenirse yapabiliriz.

O zaman soralım. Esad ile küsmek kimin projesidir ve kime yaramaktadır?


  2008'lerden sonra Türkiye'yi kumpasa düşüren, içeride ve dışarıda tehdit sarmalına sokan kumpas davalarını, Barzani'ye devlet muamelesini, PKK ile müzakereleri kim önerdi, organize ettiyse onlar... ABD-FETÖ.

 
Uyanın, bu tuzağı bozun ki ateşin içine düşmeyelim!


ww.haberiniz.com.tr/yazarlar/cahit-armagan-dilek/esad-la-kusmek-kimin-projesi-ve-kime-yariyor-440851m.html