ozan arif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ozan arif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2019 Perşembe

Ülkücü seçmen kapma yarışı



 

 

Ülkücü seçmen kapma yarışı

 

 Ahmet Gürsoy




Bütün hesap ülkücüler üzerinden yürütülüyor. 


MHP'nin kendi rotasını bırakıp AKP rotasında siyaset izlemesi tarihsel bir dönüşüm olarak elbette siyasi tarih içinde yerine alacaktır. 


Yeni kurulmakta olan düzenin devamı ve bunun kalıcı hale getirilmesi için Bahçeli, gelecek hesabıyla yerel seçimi BEKA meselesine bağladı.


Bunun böyle olduğunu nereden anlıyoruz?


Şu sözlerinden: "Büyük şehirlerde Cumhur İttifakı kayıp ederse muhalefet yeni rejimi sorgular." Bu düşüncenin vardığı yer ister istemez yeni rejimin bekası fikrine ulaşır.


"Evet" mi "hayır" mı tartışmalarının yaşandığı günlerde Ozan Arif, kurulu düzene itiraz etmiş ve "hayır" demişti. 


Bu "hayır" söylemi, aynı zamanda ülkücü hareketin AKP içinde kendine yabancılaşmasına da bir itiraz niteliğindeydi.


Ozan'ın o günlerde nasıl seslendiğine birkaç mısrası ile göz atalım:


"Benim vatan sevgimle,
Hiç kimse yarışmasın!..
Ben kurtlara seslendim,
Çakallar karışmasın!..
Soruyorsun velâkin, ne söylesem bilmem ki!..
Ancak şöyle söylersem, anlarsın beni belki!..

Bir, beş değil kaç kere, ateşlere atıldık!
Satıldık be kardeşim, anlasana satıldık!..
Seni, beni teşkilat, bağımızdan tuttular!..
Götürüp el alemin, sürüsüne kattılar!.."


Ozan, teşkilat bağlılığımızın kötüye kullanıldığından şikâyet ederek ülkücülerin "el âlemin sürüsüne katıldığı"nı söylüyor. Ve bu durumu "satılmakla" eş değer görüyor.


Şimdi, içinde bulunduğumuz seçim sürecinde bunun yansımalarını görüyoruz. 


AKP ve medyasının algı yönetiminin merkezinde ülkücüler var.


Yerel seçimin ta Afrin ile ilişkilendirilmesinden tutunuz da, "mermi kaç lira" sorusuna, oradan PKK mücadelesine kadar hepsinin amacı; öncelikle ülkücü seçmeni, Ozan'ın "hayır" deyip itiraz ettiği ittifaka bağlamak ve ikna etmektir.


Ozan Arif itirazının temel noktalarını ve gerekçesini şiirinde çok net ve herkesin anlayacağı bir anlatımla vermiş.


"Pe-ka-ka'yı daha dün boşayanlar utansın!..
FETÖ ile nikahsız yaşayanlar utansın!..
Ata sözüdür ata, domuz gönü post olmaz,
Bunların hiç birinden ülkücüye dost olmaz...
Sakın evet deyip de yılanları koruma!
Hırsızı, hırsızlığı, çalanları koruma...
Yasa diye yapılan planlara "hayır" de..."


Madem bu seçim, yeni sistemin geleceği (bekası) sorunu, öyle ise Ozan Arif'in söylemini yabana atmamak gerek. 


Ülkücülerin görevi "Pe-ka-ka'yı daha dün boşayanları" ve "FETÖ ile nikâhsız yaşadıktan" sonra sanki başkaları yaşamış gibi anlatanları ve çok daha önemlisi; Sayıştay raporlarıyla tescillenen "hırsızı, hırsızlığı, çalanları koruma"maktır.

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/ulkucu-secmen-kapma-yarisi-50850yy.htm

16 Şubat 2019 Cumartesi

Türküler Yetim Kaldı!

 

 

 

Türküler Yetim Kaldı!

 

 

Özcan Yeniçeri

 
 
 
Davası olanlar ve davası olmayanlar olarak insanlar iki kısma ayrılır. 
 
 
Ozan Arif davası olan bir adamdı.

 
 
Yattığı toprağı, tuttuğu bayrağı, döndüğü kıbleyi dava edinmişti. 
 
 
 
Başlı başına Erciyes’ti, Karabağ’dı, Kaşgar’dı, Buhara’ydı, Ötüken’di, Türkiye’ydi Türkistandı, Türk dünyası’nın özetiydi. O vatandı. 

 
 
21. Yüzyılın Korkut Ata’sı, Ahmet Yesevi’si, Yunus’uydu.

 
 
Başlıya baş eğdiren, dizliye diz çöktüren bir milletin evladı olduğunun herkesten çok O farkındaydı. Onun için Allah’tan başka kimsenin önünde eğilmez; dik konuşur, dik durur, dik yürür, inandığı şeyleri söyler, söylediği şeylere de inanırdı. Sazıyla, sözüyle, sesiyle kendisini inandıklarına adamıştı. 

 
 
Onu kudret eliti zalimler önce köyünden sonra kentinden daha sonra da ülkesinden ettiler. Sazından korktular, sözünden ürktüler, sevgisinden çekindiler.

 
 
Onu sınırladılar, yasakladılar, izlediler.

 
 
Sinmedi, tınmadı ve korkmadı. Hak bildiğini çaldı, haykırdı, gitti. 

 
 
Türk’ün olduğu her yerde Türk’ü söyledi, destan yazdı, umutları dillendirdi. Çoştu, çoşturdu, diri tuttu milli şuuru...

 
 
Zaman geldi, gün oldu, gün döndü yücelerin yücesi, ötelerin ötesi, kaderlerin kaderi çağırdı! O da çağrıya uyup gitti. Aldığı sayılı nefesleri geri verdi, sazını bıraktı geriye. 

 
 
Onsuz salonlar sessiz, yürekler buruk, Türküler yetim kaldı. 
 
 
Erciyes’e kar yağdı. 

 
 
Yüreklerin efendisi öldü. 

 
 
Gövdelerin hakimleri iş başında ruhların ruhu bu dünyaya veda etti.

 
 
Allah (CC) yattığı yerde utandırmasın!

 

 

Nankör siyaset onu anlamadı!

 
 
Arif yetmiş yıllık ömründe tatmadığı açı kalmamıştır. Amasya Suluova'da bir sinema salonunda Ülkü Ocaklarının düzenlediği bir gecede hazırlık yapmak üzere perdenin arkasına geçtiği sırada, sandalyenin altına yerleştirilen bomba patlatılır. Burada 3 ülkücü yaşamını yitirir, 16 ülkücü de yaralanır. Ozan Arif bu olayı ömrü boyunca “kapanmaz bir yara” olarak niteler.

 
 
Hayatta ne varsa Arif’in mısralarında da hep o olmuştur. Mısralarında işkencenin neden olduğu sonuçları kendi yaşadıkları üzerinden şöyle anlatmıştı: “Yitirdim kanuna olan saygımı... 'devlete (olan) güven' duygumu... Sökerek yaptılar benim sorgumu.” Günümüzde yasalara olan saygının dibe vuran, devlet duygusunun iflas ettiren, millet ile devleti karşı karşıya getiren anlayışının kökenleri Arif’in dediği gibi 12 Eylül döneminde zindanlarda yaşanılanlarla yakından ilişkisi vardı.

 
 
Özelleştirme adı altında yapılan satışların aslında bir çeşit ekonominin yabancılaştırılmsı anlamına geldiğini o çığlık gibi mısralarıyla şöyle dile getirmişti:  “Tekel, Sümer, Demir-Çelik, Limandı; Telekom'u, Seka'ları kim aldı, Yabancıya satılmayan ne kaldı?”

 
 
Etten ota her şeyin ithal edildiği, borcun neredeyse çevrilemez hale geldiği, doların beş lirayı aştığı bir zamanda gelişmeden ve kalkınmadan söz edilince o inceden inceye şu eleştiriyi yapmıştı: “Neymis efendim neymis..hızla gelismisiz hızla..gelismenin ölcüsü ne? Çikita muzla...e o zaman Uganda’da gelişme bizden fazla..”

 
 
O yalnız ülkücü hareketin değil Türk dünyasının ruhu, şuuru, çoşkusuydu. Sazıyla kitleleri çoşturur, sözleriyle düşündürürdü. Türk milletinin derdini dert edindi. Nankör siyaset onu anlamadı!

 

 

Arif kalıcıdır!

 
 
Bilenler bilir. Destanlar, maniler, türküler, masallar bir anlamda milletlerin kültürel ve sanatsal kapasitelerinin göstergesidir. Bunların içinde Türküler bir başkadır. Türkü, her şeyden önce Türk’e aitliğe ve özgülüğe vurgu yapar.

 
 
Kalemin kılıca, kültürün siyasete üstünlüğü tartışılamaz. Zira sel geçici kum kalıcıdır. Geleceği, kimliklerini kültür ve sanatla ifade etme yeteneği olan Arif gibiler şekillendirecektir. 

 
 
Sanatçılık duyarlılığı ve derinliği olan insanlara özgüdür. Kaba, ham, dogmatik ve fanatikliğin bulunduğu bünyelerden kültür ve sanat göç eder. Hoyrat davranışı olan toplumlara hem sanat hem de sanatçı küser. 

 
 
Arif’i küstürenler bilin ki siz geçicisiniz o kalıcıdır!
 
 
 
Yaşayanlar buna şahit olacaktır!
 
 
 

14 Şubat 2019 Perşembe

Ozan Arif’in Ardından!

 

 

Ozan Arif’in Ardından!

 

Erol Sunat

 

 

Ozan Arif her biri ayrı bir destan olan şiirleriyle yaşayacak. 

 

Onu, “Unutamam, Unutamam, Unutmam” dediği gibi, hiç ama hiç unutmayacağız.

  

Rahmetli Mehmet Emin Yurdakul, “Bırak beni haykırayım” adlı şiirinde, “Unutma ki, şairleri haykırmayan bir millet, sevenleri toprak olmuş, öksüz çocuk gibidir” diyordu.

 

Türk Milleti, haykıran bir şairini, haykıran bir ozanını, en gür sesini, ölünceye kadar kalemi elinden düşmeyen, onun için çarpan yüreğini kaybetti.

 

Ozan Arif, bu dünyadan göçtü gitti.

 

Şiirleri, haykıran sesi milletin kulaklarında yankılanıyor.

 

Ozan Arif, bir deli yürekti!

 

Ozan Arif, gözünü budaktan sakınmayan bir yiğitti!

 

Ozan Arif, Türk Milletinin hislerine tercümandı.

 

Ozan Arif, pervasızdı!

 

Ozan Arif, yalansızdı!

 

Ozan Arif, korkusuzdu!

 

Ok misali sözleri hedefini hiç şaşırmadı!

 

Ozan Arif, gurbetin, hasretin, çilenin ozanıydı aynı zamanda.

 

Ne çekerse çeksin, Türklük ve Türkiye sevdasından hiçbir şey kaybetmedi.

 

Milletine ve ülkesine küsmedi.

 

Onu bu milletin, Milliyetçi camianın bu kadar çok sevmesini anlayamayanlar oldu. Görmek istemeyenler oldu.

 

Ozan Arif toparlayıcı özelliği olan bir insandı.

 

Onun bir şehre, bir ilçeye geleceği duyulsa, binlerce insan kendiliğinden toplanıverirdi.

 

Bir zamanlar etrafına bin kişi bile toplayamayanlar, Ozan Arif’in on bin kişinin üzerinde insanı küçücük ilçelerde nasıl toplayabildiğine akıl sır erdiremediler.

 

O sevgiyi göremediler.



Ozan Arif, “Aha geldim gidiyorum” şiirinde bakın ne demişti;
 

 

“Yalan dünya sana böyle / Kimler konup göçtü söyle, / Ben de işte aynen öyle / Aha geldim, gidiyorum.”

 

“Gülemedim şöyle bir gün ,/ Senelerim geçti sürgün / Gönül sevdiğine dargın, / Aha geldim, gidiyorum.”

 

“Arif der ki: bunca yıl ay / Geldi geçti vay dünya vay! / Yaşamaksa yaşadım say, / Aha geldim, gidiyorum.”

 

Dediği gibi, “Aha geldi, gitti işte” Yaşamaksa, yaşadı saydı!

 

Gurbette, hasretliği buram buram yaşamıştı, bakın ne diyordu rahmetli Ozan Arif;
 

 

“Yine akşam oldu gurbet elde aah.. Ah, / Bilseniz nereler aklıma düştü. / Ellerin yurdunda çürüdüm eyvah, / Ta Bizim oralar aklıma düştü.”


 
O bu yurdun aşığıydı, Türklük ve Türk Milleti için ölene kadar sevgi ve aşkla çarpan kalp, o aşkla ona neler yazdırdı neler.

 
“Siz sormayın bana aşkı / Ben bu yurdun aşığıyım / Kalleş dosttan gözüm yıldı / Düşman merdin aşığıyım.”

 
 
Ozan Arif, rahmetli Alpaslan Türkeş’i, şiir diliyle en güzel anlatan ve onu en güzel tarif edenlerin en başında geliyordu.
 

 
Bakın ne güzel anlatmış mekanı cennet olsun rahmetli Alpaslan Türkeş’i


“Yemin ediyorum Başbuğum yemin, / Gülüşünde bile başkalık vardı. / Kürsüye gelirdin kendinden emin / Gelişinde bile başkalık vardı.

 
“Gelip ‘Bozkurtlarım’ deyince hele / Zelzele olurdu sanki zelzele / Davudi sesinle mevzuyu ele / Alışında bile başkalık vardı.”

 
“Her derdini düşünürdün ülkenin / Ferasetin müthiş, müthişti fenin / Herkesin bildiği konuyu senin /

 
Bilişinde bile başkalık vardı.”
 

 
Ozan Arif gurbetlerde geçen ömrünü, hasretini bakın nasıl anlatmış o yıllarda;
 

 
“Hiç istemem yine gelir,/ Çatar gurbet akşamları / Yüreğime hançer olur,/ Batar gurbet akşamları”

 
“Öldürecek beni dertler, / Bende geçti bini dertler, / Dertlerime yeni dertler /Katar gurbet akşamları”.

 
“Bilmiyorum dertten gamdan, / Zevk mi alır intikamdan?/ Kanlım gibi şu yakamdan, / Tutar gurbet akşamları”

 
“Şimdi akşam bak şu anda, / Zindandayım ben zindanda,/Zindan ne ki zindandan da / Beter gurbet akşamları”
 

 
Vefatının ardından neler konuşacaklar neler.

 
Kıymetini yaşarken neden bilemediğimizi sorgulayan olacak mı?

 
Yoksa her zaman olduğu gibi, vah vah, tüh tüh çok üzüldük, inanamadık gibi sıradanlaşmış kelimelerin ardına mı sığınılacak?

 
Bizim vefasızlığımız; kendi değerlerimize yaşarken sahip çıkmamak, çıkamamak!

 
Bizim yanlışımız ve içinden çıkamadığımız; Küsmek, küslüğümüzü sürdürmek, küslükte inatlaşmak, affetmeyi, hoş görmeyi, hatalarımızı kabul etmeyi bir türlü kabullenememek!

 
Barışmak için elimizi neden uzatamadığımızı kendi vicdanlarımıza sorma gibi düşüncemiz olacak mı?

 
Kaybettiğimiz hoşgörümüzü mezara götürmek gibi yeni huylar ve adetler mi edindik?
 

Elini uzatmakta, barışmakta ve helalleşmekte geç kalanlar!

 
Ozan Arif’i, Rabbimiz bizden aldı.

 
Onu bağrına basamayanlar,

 
Söz verip de, kucaklayamayanlar,

 
Hoşgörüyle karşılayamayanlar,

 
Anlayamayanlar,

 
Bizden ne kadar uzak olursa o kadar iyi diyenler,

 
Şiirlerini her defasında yanlış yerlere çekmeyi marifet sayanlar,

 
Merak etmeyin, Ozan Arif’in çağrıldığı yere istisnasız herkes gidecek.

 
Çünkü, “Az yaşa, çok yaşa akıbet gelir başa denilmiş”

 
Ozan Arif her biri ayrı bir destan olan şiirleriyle yaşayacak. Onu, “Unutamam, Unutamam, Unutmam” dediği gibi, hiç ama hiç unutmayacağız.

 
Türk Milletinin ve Türk dünyasının başı sağ olsun. Mekânın cennet bahçelerinden bir bahçe olsun Ozan Arif.
 

http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/erol-sunat/ozan-arif-in-ardindan-441360m.html