nejdet sancar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nejdet sancar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2020 Cuma

3 Mayıs Türkçüler Günü Kutlu Olsun!

 
 
 
3 Mayıs Türkçüler Günü Kutlu Olsun!
 
 

Orkun Kutlu

 
 
 
Türk ulusunun kızıl dalgadan etkilenmesi ve yurtta komünizmin bir tehlike olarak yandaşlar toplaması, yazdıkları ve söyledikleriyle dönemin en büyük düşünürlerinden, tarihçilerinden biri olan, fikir babamız ve kut’lu atamız Nihal Atsız‘ı ve onun gibi düşünen bütün Türkçüleri komünizm karşısında bir şeyler yapma konusunda düşündürüyordu. 
 
 
Bu dönemde yayımlanan “Bozkurt“, “Orhun” ve “Çınaraltı” gibi dergilerle Türkçü konularda yazılar yazan Atsız Ata, komünizmin etkisinde kalan uyuşuk beyinlerce bir “tehdit” olarak algılanıyordu.
 

Atsız, o dönemde bazı yayınlar ile gençler arasında yayılan “komünist dalga” nedeniyle, Tbmm‘deki bir konuşmasında “Ben milliyetçi ve Türkçüyüm.” diyen Başbakan Şükrü Saraçoğlu‘na iki tane açık mektup yazıp, Türkçülüğün hâlâ hayata geçirilemediğini belirtir. 
 
 
Ayrıca mektupta Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel‘in emriyle komünist yazılar içeren dergilerin okullara dağıtıldığını ve o sıralarda hapishanede yatan Nazım Hikmet‘e de gizli yollardan para gönderildiğini yazar. 
 
 
Kendisini Türkçü olarak tanımlayan Şükrü Saraçoğlu, Atsız‘ın her zaman doğru şeyler konuştuğunu – yazdığını bildiği için, bu sözleri derinden hissetmiş ve “Devlet çatısı altında ve hatta yönetimde bulunan bu hainleri, yine devletin parasıyla nasıl beslerim?” diye düşünmüştür.
 

Atsız‘ın gönderdiği açık mektup, halk, meclisteki vekiller ve o dönemde “kızıl tehlike” adı altında gösterilen “Sabahattin Ali, Hasan Ali Yücel, Nazım Hikmet” gibi kişiler arasında tepkiyle karşılanır. Kısa bir süre sonra Sabahattin Ali, Atsız‘a “iftira davası” açar.
 

Her ne kadar bazı Türk düşmanlarınca karalanmaya çalışılsa da, Atsız Ata’nın yazdığı büyük eserler, Türk Yurdu‘nda yaşayan genç bozkurtları uyandırmaya yetmiştir. Atsız Ata ile birlikte, Türkçü düşünür Reha Oğuz Türkkan gibi birçok kişinin böylesine bir davada yargılandığını gören ve birbirlerinden kesinlikle haberleri olmayan gençler, hemen Ankara’ya akın ederler. 
 
 
Ankara’ya gelerek davaya tepki göstermek ve komünizmi lanetlemek adına bir araya toplanan gençler, mahkeme salonuna alınmayınca Ulus Meydanı’na doğru yürüyüşe geçmişler ve milli marşlar söyleyerek Türk’e düşman olan herkese göz dağı vermeye çalışmışlardır. Daha sonra gençler Başbakan Şükrü Saraçoğlu ile görüşmek istemişler; fakat buna izin alamamışlardır.



Atsız, 3 Mayıs 1944′te mahkeme salonunda savunmasını verirken adliye binasının içi ve dışı binlerce bozkurtla dolmuştur. Aynı anda Türkçülerin bu denli bir gövde gösterisi yaptığı dönemde onların gücünü kırabilmek adına, mahkeme çevresinde toplanan ve “Yaşasın Atsız, kahrolsun komünizm!” diye bağıran Türkçü gençler, şiddetle gözaltına alınmış ve gözaltında bulunan yaklaşık 165 genç öldüresiye dövülmüştür. 
 
 
Tek suçları vatanlarını ve Türklüklerini sevmeleri olan bu gençlere, görülmemiş işkenceler uygulanmıştır. Öyle işkenceler yapılmıştır ki, gözaltındaki genç Türkçülerin kafaları yarılmış, her yeri moraran gençlerin üstü başı kan içinde kalmış, kolları ve kaburgaları kırılmıştır. 
 
 
Bu kargaşada Atsız da tutuklanarak “tabutluklara” gönderilmiştir. Bir insanın bile içinde oturamayacağı, sadece bir tabutun sığacağı kadar küçük odacıklardan oluşan bir çeşit “hücre” olan tabutluklarda, Atsız Atamız 2-3 gün aç bırakılmış ve çeşitli işkencelere maruz bırakılmıştır.
 

Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, büyük bir “hainlik” vesikası olarak tarihe geçecek bir söylemde bulunmuş, Atsız ve arkadaşlarını çok ağır bir dille yermiştir. 
 
 
Bunun üzerine yurtta Türkçü düşünceye sahip olan herkes tutuklanmış ve hatta yolda Atsız‘a selam verenler bile sorguya çekilir duruma gelmiştir. Atsız‘ın evinde yapılan bir aramada o dönemde Üsteğmen olarak görev yapan Alparslan Türkeş‘in Atsız‘a gönderdiği mektup ve yazıları çıkınca, Türkeş de gözaltına alınmış ve Tophane’deki Askeri Cezaevi’ne kapatılmıştır. 
 
 
Daha sonra “Türkçü – Turancı” olduğunu itiraf etmesi için o da tabutluklara kapatılmış ve aynı dönemde Reha Oğuz Türkkan, Hüseyin Namık Orkun, Zeki Velidi Togan gibi 23 Türkçü de çok çeşitli işkencelere maruz bırakılmıştır.
 

Sadece Türkçü oldukları ve Türk Budunu’nu uyandırmaya çalıştıkları için o güne kadar görülmemiş işkencelere maruz bırakılan ve sonrasında yıllarca hapse mahkum edilen büyük Türkçüler, hapisten çıktıktan sonra da ülkü uğrunda savaşmaya devam etmişlerdir.
 

Bugün, Türkiye’yi gönülden sevmeyen ve hatta Türk soylu olmayan bazı kişilerce, bir Türk devleti olan Türkiye batağa sürüklenmektedir. Vatanseverler ve Türkçüler “ırkçı” ilan edilip, Türkler üzerinde oyunlar oynanmakta ve Başbuğ Atatürk‘ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti ayaklara düşürülmeye çalışılmaktadır.
 

Unutulmasın ki, bu ülkede Atsız Ata’nın çerileri ve Başbuğ Atatürk’ün gerçek sevenleri var oldukça, Türkiye bir Türk Yurdu olarak kalacak, yönetimimiz de asla “şeyhlere, mollalara” bırakılmayacaktır!


Biz Türk gençlerini bu kut’lu ülküde topladığın için sana gönülden bağlı olan biz genç bozkurtlar, senin bayrağını dalgalandırmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Eğer ki bu davadan dönecek olursak, “Gök girsin, kızıl çıksın!“
 

Başta ulu Türkçü Nihâl ATSIZ olmak üzere, Üç Mayıs’ı bizlere bir şeref nişanı olarak armağan eden bütün kahraman TÜRK büyüklerinin mekânı uçmağ olsun!

3 Kasım 2017 Cuma

TÜRKÇÜ GENÇLERE






TÜRKÇÜ GENÇLERE


Nejdet SANÇAR


Soyunuza, yurdunuza ve devletinize en verimli hizmetin Türkçülük Ülküsü ile sağlanabileceğine inandığınız için bu yolda yürümekte olan gençlersiniz. 

İnsan hayatının en romantik çağlarında, genç ruhları büyüleyen zevk verici, çekici, şahsi faydalar sağlayıcı bir çok maddi ve manevi imkanlara sırt çevirip, böyle çetin bir yolda yürümeyi göze almanız, şüphesiz, takdirle karşılanacak bir milli şuur hareketidir.

Bu yolda yürümeye karar verirken, Türkçülüğün, ona gönül verenler için bir ateşten gömlek olduğunu elbette biliyordunuz. Bunu örnekler ve tecrübelerle gördükten sonra da Türkçü kalmanız, muhakkak ki, damarlarınızda dolaşan kanın büyüklüğünü içten duymanızdandır.

Evet, Türkçülük, son yüzyıllarda çeşitli hadiselerinde ortaya koyduğu gibi gerçekten, bir ateşten gömlektir. Türk topraklarında Türk Ülküsünü Türk’ler için böyle bir ıstırap haline getirenler, bu büyük ırkın malum düşmanlarıdır.

Düşmanlığın kaynağı yurdumuzun dışında, onu Türkiye’ye bin bir kalıba sokmak suretiyle sinsi sinsi yürütmeye çalışanlar ise içimizdedir. 

Kızılı, masonu, nurcusu, Kürtçüsü gibileri başta olmak üzere bunların çoğunu biliyorsunuz. 

Ancak, bunlarla birlikte bilmeniz gerekli bir grup daha vardır. En belirsiz ve sinsileri oldukları için, Türklük düşmanlığını en rahat yapabilen bu grup, son imparatorluğumuzun Türkiye Cumhuriyeti’ne en kötü mirası olan “imparatorluk artıkları” dır.

Bu düşmanlık, 1938’den sonraki yıllarda, zaman zaman, Türkiye çapındaki hadiseler şeklinde de görülmüştür. Bunun neticesi olarak, Türkçülük, milli iradenin apaçık bir şekilde çiğnendiği korkunç yıllarda olduğu gibi, milli irade yıllarında da karşısında, her zaman salyalı dişler görmüştür.

Türk Ülkü’sünün Türklüğün kaderine hakim olacağı günlere kadar, bunun böyle sürüp gideceği muhakkaktır. O mutlu güne kadar Türklüğü sadece kanında değil, kanıyla birlikte ruhunda, vicdanında, kalbinde ve kafasında bulup duyan bütün Türkler, yani Türkçüler, bu yoldaki mücadelelerine ara vermeden devam edeceklerdir.

Türkiye’deki bu Türkçülük düşmanlığı, insan mantığını donduracak derecede korkunç bir hadisedir. 

Dünyanın hangi ülkesinde o yurdun sahibi milletin milliyetçiliği, devletin yüksek makamlarında bulunan kimselerin başı çektiği hareketlerle ezilmeye çalışılmıştır? Bu talihsizliği 1944’te ve 1953’te iki kere uğrayan ülke, bizim Türkiye’mizdir.

Almanya’da Almancılığın, İngiltere’de İngilizciliğin, Fransa’da Fransızcılığın, yani o milletlerin milliyetçilerinin, devletlerinin kaderine hakim bulunan Almanlar, İngilizler ve Fransızlar tarafından ezilmek istenmesi gibi bir çılgınlık görülmüş müdür?

Hatta bu büyük çaplı cemiyetler bir yana, komünizmin pençesine geçmek gibi bir büyük felakete uğramamış hangi dünya ülkesinde, o yurdun sahibi milletin milliyetçiliğine karşı girişilmiş böyle bir hareket gösterilebilir?

Türkiye, dünya üzerinde, bu durumda tek ülkedir. Ve hadiselerin bizi ulaştırması gereken neticeye göre, Türk Ülküsü’nün Türkiye’nin kaderine hakim fikir olacağı günlere kadar, bu böyle devem edip gidecektir.

Bunda dolayı bu günkü –ve beklide yarınki– Türkçü nesilleri, büyük vazifeler beklemektedir. Bunların en mühimlerinden birisi, Türk Ülküsü’nün Türkçüler için bir ateşten gömlek olmaktan kurtarılmasıdır.

Bunun çok çetin, çok güç bir vazife olduğu muhakkaktır. Ama bu çetinlik ve güçlük, vazifenin yapılması için bir engel sayılmaz. Çünkü Türk, çetin engellerle boğuşmak için yaratılmış bir soydur. Onun için siz bugünkü Türkçü nesiller, soyunuza has bu tarihi güçle, ne bahasına olursa olsun, bu engeli aşmaya mecbursunuz.

Hangi yaşta bulunursa bulunsun, bu gün her Türkçü, Türklük Ülküsü yolunda kendisini nelerin beklemekte olduğunu iyice bilmelidir.

 Sürülmek, işinden olmak, maddi ve manevi sıkıntılara boğulmak, hürriyetsiz bırakılmak gibi sıkıntılar, dertler ve belalr, bu yoldaki Türkler için göğüslenmesi gereken hususlardır. Bu sıkıntılar, dertler ve belalar başkaları için çok ağır, candan bezdirici, kahredici olabilir. 

Fakat, uğramakta olduğu haksızlıkların, karşısına dikilen belaların ana kaynaklarını, sebebini ve manasını bilen Türkçü için bunlar, kahır değil; aksine kendine tarihi ve ırki vazifesini ihtar eden uyandırıcı kırbaçlardır ve öyle olması lazımdır.

Hadiseler ve tecrübeler şunu ortaya koymuştur ki, Türkçü; yürekli, sabırlı ve planlı olmaya mecburdur.

Yürekli olmayan bir genç, Türkçülüğün engelli ve ıstıraplarla dolu yolunda uzun zaman yürüyemez. Bu hep böyle olmuştur. Ama dökülen dökülmüş, yorulan durmuş, fakat yürekliler yollarına devam etmişlerdir.

Türkçü sabırlı olmaya da mecburdur. Çünkü bir yandan düşmanlar, diğer taraftan imkansızlıklar önüne Çin Setti gibi dikildikçe, bu gibi çetin engellerin aşılabilmesi için sabır, en büyük yardımcıdır.

Plan ise, başarı kapısını açacak anahtardır. En büyük teşekküllerden en küçük gruplara kadar her Türkçü topluluk, esasları tespit edilmiş bir plan ile hedefe yürümelidir. Ve imkan bulunursa veya imkanı hazırlayıp, Türkçü kuruluşlar tek plan üzerinde yürümeye çalışmalıdırlar.

Yine hadiseler göstermiştir ki, Türkçü, Türkçüden başka kimseden yardım göremez. Bu gerçek genç Türkçüleri iktisadi imkanlara sahip olma fikrine götürmeli ve hatta bu hırsla doldurmalıdır. Eski nesillerin seslerini büyük kitlelere duyuramayışlarının en mühim sebeplerinin birinin de bu iktisadi imkansızlıklar olduğu unutulmamalıdır. 

Bu günün genç Türkçülerinden bir grubun bu yolda bir adım atmış olmaları sevindiricidir. Bu ilk adımı başkaları
takip etmeli ve imkanlar hazırlanıp, bu yoldaki teşebbüsler birleştirilip büyük bir güç meydana getirilmeye çalışılmalıdır.

Türkçülük aynı zamanda bir ahlak yolu olduğu için, genç Türkçüler, Türk Ülküsü dışında bulunan kişilerle münasebetlerinde ( ve şüphesiz onların ahlak kavramını hiçe saymaları sebebiyle) çok kere aldanmaktadırlar. 

Bu yolda devamlı aldanmaların daha çok sürüp gitmemesi için de birtakım esaslar tespit edilmesi, karşı cephedekilerin ne gibi oyunlarla neler elde etmek istediklerinin tespiti; kısacası, düşmanların oyununa gelmemek için tedbir alınması da lazımdır.

Genç Türkçü !

Şu kahpelikler ve kahpeler dünyasında; soyuna yurduna ve devletine hizmet aşkıyla dolu kalbinle giriştiğin mücadelede en büyük gücün Tanrı’nın sana müstesna bir bağışı olan damarlarındaki kandır. O kan üç bin yılı aşkın tarihindeki ölüm meydanlarında kazanılmış eşsiz zaferlerden, yaşadığın toprakları süsleyen mimari eserlere; minyatür, yazı şiir vesaire gibi sanat ürünlerinden yiğitlik, azim, fedakarlık, erdem, namus, haysiyet vesaire gibi en büyük insanlık meziyetlerine kadar bütün büyüklüklerin ve ululukların temelidir. 

Türk’ü, eski yüzyıllarda, dünyanın birinci milleti yapmış olan o kandı. Yarın, o eski şanlı hayatına kavuşturacak da yine o kan olacaktır. Çünkü o kan ile yapılamayacak iş, erişilemeyecek hedef yoktur.

Türk’ü er meydanlarında yenemeyenler, onu, içinden kemire kemire yok etmek yoluna sapmışlardır. Son çağlarda, bilhassa Tanzimat sonrası yıllarında Türk’ü kökünden kopartmak, onu sadece adı ile Türk kalacak hale getirmek için akla hayale gelmeyen en namert, en sisi oyunlara başvurulmuştur. Bu oyunlara hala devam etmektedir. Ve ne kadar acı ki, düşmanlar, bunda haylide başarı kazanmışlardır.

Fakat bu hain emellerine asla ulaşamayacaklardır. Çünkü Türk artık uyanmıştır. Uyuyan Türklüğün en şuurlu bölümü olan genç Türkçüler hızla çoğalmaktadır. Bozkurt soylu Bozkurtluğunu ruhunda duymaktadır. Bu ruh, bir gün bütün yurdu ilahi bir ateş gibi saracak ve Türk Ülküsü, Türk’ün kaderini çizecek hakim fikir olacaktır.

Bu büyük ve tarihi vazifede en büyük yük senin omuzlarında olacaktır, genç Türkçü !

Eşsiz soyuna böyle büyük ve kutlu bir hizmet yapabileceğin için ne mutlu sana !..

TÜRKÇÜLÜK ÜZERİNE MAKALELER - NEJDET SANÇAR, DEVLET- TÖRE YAYINEVİ 1976

19 Ekim 2017 Perşembe

AZGINLAŞAN TÜRKÇÜLÜK DÜŞMANLIĞI


  
AZGINLAŞAN TÜRKÇÜLÜK DÜŞMANLIĞI


NEJDET SANÇAR

Türkçülük düşmanlığı, bu ulu fikrin Türk hayatında tesirini göstermeye başladığı 1908 sonrasından beri devam edip gelen bir sinsi ihanet şeklidir. 

O günden bu güne bu ihanet yolunun yolcuları olarak ortada görünenlerin büyük çoğunluğu, başka milli davaları olan azınlık ırkçılarıdır.

İmparatorluğumuzun son yıllarındaki Türkçülük düşmanlığı, daha çok dini tüle büründürülmüş olarak ele alınıyor ve İslamiyet davasını saracak bir fikirmiş gibi vurulmaya çalışılıyordu. 

O zamanki Türkçülük düşmanlarının çoğu, Türk olmayan Müslüman Osmanlılardı.

Cumhuriyetten sonra Türkçülük düşmanlığının bu mahiyeti değişti. 

Günümüzün, Türkçülük düşmanları yine azınlık ırkçılarıdır ama, artık bu azınlık ırkçıları sadece din kılığına bürünmüş Müslüman gayrı Türkler değil, sosyalist postuna sarılmış Moskofçu veya Çinci takımıdır.

Bu devrenin Türkçülük düşmanlığı, uzun yıllar, bu yüzde yüz katıksız Türk fikrinin, Türkiye’ye yabancılar tarafından sokulmuş bir siyasi fikir olduğu yalanını tekrarlayıp durmuşlardır. 

Bu yalanın tesirsiz kaldığını görünce yalanı, büsbütün bırakmamakla beraber, şimdi, Türk’ün bu ulu fikrini hakaret çamuru ile sıvamaya çalışmaktadırlar.

Ardı arası kesilmeyen iftiralar ve hakaretler, şüphesiz, aczin ifadesinden başka bir şey değildir. 

Türkçülüğü namus ve haysiyete dayanan fikir gücü ile yıkamayan Moskofçu ve Çinci takımının işi küfür ve hakarete dökmesinin sebebi budur. 

Çünkü kızıl, bütün maddi imkanlarına rağmen Türkçünün karşısında güçsüzdür, acizdir, yetersizdir. Bunun neticesi olarak da zavallıdır.

O takımdan birisinin Türkçülükten “eşekçe fikirler” diye bahsettiğini biliyoruz. Kızıllardan, mesela “satılmışlar” filan diye söz eden milliyetçilere; “Sizler onlara sadece hakaret edebiliyorsunuz. 

Onlarsa kötü laf etmeden cilt cilt eserler veriyorlar” diyen bir takım iyi niyetli ve biraz da dünyadan habersiz kişiler, Türkçülüğü “eşekçe fikirler!!!” diyen bu nazik(!) kişi ve benzerleri için acaba ne düşünürler?

Şimdi bir milliyetçi çıksa da mesela: “Türkçülüğe eşekçe fikirler demek katırca bir harekettir” gibilerden bir şey söylese, bu iyi niyetli vatandaşlar, bu edebi(!) cilveleşmenin ilk kısmını unutup, muhakkak, yine Türkçüleri suçlama yoluna giderler.

Bu şekildeki seviyesiz bir hareketle, Türkçülük elbetteki değerinden bir şey kaybetmez. 

Çünkü Türkçülük, bir insani fikirdir. 

Hem de insani fikirlerin en yücesidir. Çünkü, insan cemiyetlerinin en büyüğü olan Türk Milletinin ülküsüdür.

Ülkünün ve hele Türk soyunun ülküsü olan Türkçülüğün manasını anlamak, elbette ki, bir seviye meselesidir. 

Hayatında dalavere, hile ve maddeden başka bir şey tanımamış olan bir yaratık bu yüce fikri elbetteki kavrayamaz. 

Bir hödüğe veya cinsi sapığa büyük bir Türk hattatının bir mısraı veya şaheser bir minyatür ne ifade eder? 

İnsani bir gaye olan bir milli ülkü de, şüphesiz, sadece dış kılığı ile değil, iç dünyası ile de insan olan için bir mânâ taşır.

Türkiye’deki Moskofçu, Çinci veya Arapçı yaratıklar terbiyenin, nezaketin ve insani seviyenin dışına ne derece çıkarsa çıksınlar; fikri güçsüzlükten ileri gelen hakaret çamuruna ne derece sarılırlarsa sarılsınlar; yalana, iftiraya, demagojiye ne kadar kucak açarlarsa açsınlar, Türkçülük ülküsüne ne toz kondurabilirler, ne de onun yürümesine engel olabilirler.

Türkiye Türk’ü, bilhassa genç nesiller, artık uyanmıştır. Türkçülüğün günden güne bir çığ gibi büyümesinin sebebi budur. 

Bu çığ, eninde sonunda, Türkçülüğe düşman bütün fikir kırıntılarını ezecek ve Türk ülküsünü Türk dünyasına hakim kılacaktır.


TÜRKÇÜLÜK ÜZERİNE MAKALELER - NEJDET SANÇAR, DEVLET- TÖRE YAYINEVİ 1976

10 Ekim 2017 Salı

TÜRK SOYUNUN GİZLİ GÜCÜ



 TÜRK SOYUNUN GİZLİ GÜCÜ


NEJDET SANCAR


Türkler, birçok insanlık meziyetlerini varlıklarında toplamış bir millettir. 

Kahramanlık, savaşçılık, teşkilatçılık gibi, dünyanın başka hiçbir milletinde bir bütün halinde görülmeyen üstün vasıflarımız yanında; güzel sanatların çeşitli dallarında ulaştığımız seviye de, bunun inkarı mümkün olmayan delilleridir.
 

Dünyanın en büyük kahramanları, Türk soyunun oğulları arasın arasından çıkmıştır. Dünyanın en büyük zaferleri, Türk ordusunun eserleridir. 

Dünyanın, her bakımdan en büyük devletlerinin ve imparatorluklarının sahibi de Türklerdir.
 

Güzel sanatların en üst basamaklarında oturmakta olan insanlar arasında Türkler az değildir. Mimarlıkta Sinan; Şiirde Yunus Emre, Nevdi ve Fuzuli; Musikide Itri ve Dede Efendi, bir millete tek başlarına şereflerin en büyüğünü sağlayacak çapta sanatçılardır.
 
Cihan tarihinin akışı içinde, dünyanın en büyük, en muhteşem ve en uzun ömürlü devlet ve imparatorluklarına sahip oluşumuz, bu büyük meziyetlerimizin tabii sonucudur.
 

Fakat, bu büyük meziyetlerimizin neticesi olup yüzyıllarca sürüp giden dünya hakimiyetimiz, bir çok milletleri, Türk’e düşman etmiştir. 

Düşmanlarımızın çokluğunda, Müslümanlık-Hıristiyanlık mücadelesinde, İslamiyet’in tek başına savunuculuğunu yaparken, yüzyıllarca Hıristiyan dünyasını kabuğunun içinde bırakışımızın rolü de az değildir.
 

Bu dış düşmanlarımızın yanında, bir de, iç düşmanlarımızın bulunduğu da unutulmamalıdır. 

Son büyük imparatorluğumuzun çöküş yıllarında ve çöküşünden sonra, eski çağlarda istila edilmiş toprakların mensuplarından olup da içimizde kalanların, yıllardan beri sürüp giden düşmanlıkları da, cemiyetimizin manevi hayatında devamlı olarak yaralar açıp durmaktadır.
 

Dış ve iç düşmanlarımızın, Türk’ü vurmak için giriştikleri hareketlerde yüzyıllardan beri, ustalıkla kullandıkları bir kozları vardır. 

Bu, Türk’ün sıfatıdır. Doğru, mert, yiğit ve efendi Türk; hileye gerektiği derecede akıl erdiremediği için, düşmanları tarafından kolayca kandırılıp vurulmaktadır.
 

Göktürk çağının düşmanı Çinli, o ulu ataları, güzel Çinli prensesleri, ipeği vesairesiyle kandırıp vurmuştu. Selçuklular ve Osmanlılar devrinde bu cins hilelerin en tehlikelileri, dini elbiseye büründürülerek Türk’ü uyutmak şeklinde yürütüldü. 

Tanzimat sonrasının sıkıntılı ve tehlikeli yıllarında ortaya çıkan ''ittihad-ı anasır'' dolması da; saf, temiz ve hileye akıl erdiremeyen Türk’ü, neredeyse, son devletini kaybettirecek hale getirecekti.
 

Tarih; düştüğümüz büyük sıkıntılar ve tehlikeler sırasında, ''Oğuz Kağan'' ve ''Ergenekon'' destanlarındaki yol gösterici ve kurtarıcı ''Bozkurt''un, her zaman soyumuzun içinden çıkıp başına geçtiğini ve Tanrı’nın en yüce soyunu tehlikeler içinden çıkarıp zafere ve selamete ulaştırdığını gösteriyor.
 

Asya’da, dağınık parçalar halinde yaşarken, Türk soyunu bölünmüşlükten kurtarıp bir bütün haline getiren Tanrıkut Mete, bunun tarihte ilk büyük örneğidir. 

Gök Türkler çağında, deniz büyüklüğündeki Çin kıtasında eritilmeye çalışılırken, kırk arkadaşıyla birlikte, o büyük destanı yaratan Kür Şad, bunun, Türk ruhunu büyüleyen misallerinden birisidir. XX. Yüzyılın başlarında, Hıristiyan dünyasının, Türk’ü haritadan silmek üzere harekete geçtikleri ve artık her şeyin bittiğinin sanıldığı sıralarda Türklerin tarihte armağan ettikleri ''Milli Mücadele'' ise, bunun son örneğidir.
 
Türk soyunun gizli gücü, işte bu devletinin büyük tehlikelerle karşılaştığı sıralarda, içinden çıkarıp başına geçirdiği ulularının etrafında perçinleşip, milli varlığını tehlikeden sıyırmasıdır. 

Bu güç, Türk’e Tanrı’nın bağışıdır. Bugüne kadar karşılaştığı tehlikelerde olduğu gibi, bundan sonra karşılaşması mümkün ve muhtemel olanlarla da, Türk, bu gizli gücü ile düşmanının mutlaka alt edecektir.
 

Soyumuzun son kalesi Türkiye, bir müddetten beri, büyük tehlikelerle karşı karşıya bulunmaktadır. Bir kısım siyasilerin kaprislerinin büyük rol oynadığı yakın hadiseler sonunda, içine girmiş bulunulan durum, elbette ki, omuz silkinebilecek cinsten değildir. Ama, karamsarlığa kapılmaya da lüzum yoktur. Türk soyunun gizli gücü, sonunda mutlaka kendisini gösterecektir. Son günlerin kıpırdanmaları, bunun belirtileridir.
 

Türk düşmanları hangi oyunlara başvururlarsa vursunlar, emellerine ulaşmaları imkansızdır. 

Çünkü; ''Üstte gök basmadığı, altta yer delinmediği'' takdirde Türk soyunun yurdunu ve türelerini hiçbir kuvvet yok edemez. 

TÜRKÇÜLÜK ÜZERİNE MAKALELER - NEJDET SANÇAR, DEVLET- TÖRE YAYINEVİ 1976

https://hunturk.net/h168-turk-soyunun-gizli-gucu.html