oğuzhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oğuzhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Kasım 2019 Pazar

Türklerde ata kültü



 

 

Türklerde ata kültü

 

Ahmet B. Ercilasun



"Din, mezhep, tarikat; dinî töre ve tören" gibi anlamlara gelen kült kelimesi, bir halk bilimi terimi olarak "kutsal sayılan varlık ve kavramlara karşı gösterilen sevgi, saygı ve ululama"yı ifade eder. 


Ata kültü de, atalara, özellikle kurucu atalara karşı toplumda var olan sevgi, saygı ve ululama (tazim) duygularının ayin, tören gibi bazı uygulamalarla gösterilmesidir.


Birçok millette olduğu gibi Türklerde de ata kültü vardır.


 Türklerin kurucu atalara gösterdikleri saygı ve ululama uygulamalarıyla ilgili bilgiler en eski kayıtlarda yer almaktadır.


Türklerin yaratılışla ilgili inançlarına ait en eski kayıt, Memlük dönemi Türk tarihçisi Ebûbekir bin Abdullah bin Aybek ed-Devâdârî'nin Dürerü't-Ticân adlı kitabında geçer. 


Ebûbekir, Ulu Han Ata Bitigçi adlı kitaptan Türklerin yaratılış inancını kaydeder. Buna göre, ilk yaratılan insana Türkler Ulu Ay Ataçı adını vermişlerdir. Ulu Ay Ataçı ölünce onun en büyük oğlunu kendilerine hükümdar seçmişlerdir.


 Bundan sonrasını Kâzım Yaşar Kopraman'ın çevirisinden takip edelim:


"Türk meliklerinden ilk tahta oturan ve hükümdar olan kişi odur. O ölünce yerine en büyük oğlu geçti. Babasının cesedini, babasına benzeyen altın bir heykelin içine koydu. Heykel için bir bina yapıp onu binanın içinde bir tahta oturttu. Ona hizmet edecek kişiler görevlendirdi. 


Bilge kişilerinin tavsiyesine uyarak, onun üzerine gece gündüz ışığı sönmeyen, yağ yakan kandiller koydurdu. Burası onlar için bir ziyaretgâh oldu. Her yıl başında, bu meliğin ölüm gününde, o ülkenin diğer bölgelerinden insanlar burada toplanıp büyük tören yaparlar; içinde meliğin cesedi bulunan altın heykele secde ederler. 


Kendi dillerinde yalvarıp yakararak, üç gün müddetle bu hâlde kalırlar… Bu melik Altun Han diye" adlandırılmıştır. 


Görüldüğü gibi bu metin, Türklerin yaratılış inancıyla ilgili efsanevi bir kayıttır ve hayli ayrıntılıdır. İlk Türklere ait tarihî kayıtlarda bu kadar ayrıntı yoktur. 


Asya Hunlarına ve Türk Kağanlığı'na ait Çin kaynaklarındaki kayıtlar en eski tarihî kayıtlardır.
 
 
En eski Çin yıllığı Şi-ci'de, verilen Asya Hunlarıyla ilgili bilgi şöyledir:


"Her yılın ilk ayında, bütün beyler Ch'an-yü'nün otağında küçük kurultay düzenleyerek tören (bayram) yaparlar. Beşinci ayda, Lung-ch'eng'de büyük kurultay düzenleyerek atalarına, gök ve yere, ruhlara tapınırlar."(Pulat Utkan çevirisi).


Yine en eski Çin yıllıklarından olan Han-şu'daki kayıt da hemen hemen aynıdır. Orada cümle "… atalarına, göğe, yere, ruhlara ve tanrılara kurban sunarlardı." diye biter (Ayşe Onat-Sema Orsoy-Konuralp Ercilasun çevirisi).


Türk Kağanlığı ile ilgili kayıt o dönemle ilgili Çin kaynağı Cou-şu'da yer alır:


"Kağan sürekli olarak Ötüken'de otururdu. Kağan otağı doğuya bakardı; çünkü doğu, güneşin doğduğu yön olduğu için kutsaldı. 


Kağan soyluları her yıl atalar mağarasına götürürdü ve orada kurban keserlerdi."(Liu Mau-tsai çevirisinden).


Daha yakın dönemlerde ata kültü, hanedan kurucularının şecerelerinin, ilk büyük hükümdar sayılan Oğuz Han'a bağlanması şeklinde ortaya çıkar. 
 
 
Osmanoğulları da, Karakoyunlular da, Akkoyunlular da kendi tarihlerinde Oğuz Han'a bağlanmışlardır. 
 
 
Hatta Çengiz'le ilgili tarihler dahi onu Oğuz Han'a bağlar.
 
 
Atatürk'e karşı gösterilen sevgi ve saygıda hiç şüphesiz Türklerdeki bu kültür kodlarının etkisi de vardır. 


Atatürk kurucu bir önder olarak benimsenmiş ve sevilmiştir. 


Atatürk'ün başarıları, döneminin şartlarına göre olağanüstüdür ve Türkler de onun olağanüstü işler başardığının farkındadır. 


Bağımsız bir ülkede özgür olarak yaşamalarında en büyük payın Atatürk'e ait olduğunun bilincindedirler. 


Efsanelerde ve tarihin eski çağlarında olduğu gibi tapınma, secde etme gibi uygulamalar tabii ki bugün yoktur. 


Bugünkü Türkler sevgi, saygı ve ululamalarını Anıtkabir'i ziyaret ederek, onun mezarına çiçek koyarak, ona rahmetler dileyerek gösteriyorlar. 


Kurucu atayı, Atatürk'ü, Türk devlet, vatan ve milletinin bağımsızlık, birlik ve bütünlüğünü sağlayan değerlerden biri olarak görüyorlar.



https://www.yenicaggazetesi.com.tr/turklerde-ata-kultu-53928yy.htm

9 Eylül 2019 Pazartesi

Eski Türklerin Sosyal ve İdari Yapısı

 
 
 
Eski Türklerin Sosyal ve İdari Yapısı
 
 
 
Oğuzhan Er 



Eski Türklerde en küçük sosyal yapı "Oguş (Aile)" iken, Oguşların bir araya gelmesiyle "Uruglar", Urugların bir araya gelmesiyle "Boylar" oluşuyordu. 
 
 
Bu boyların yönetici bir boy veya sülale tarafından bir araya getirilmesiyle "Devlet (il)" oluşmuştur.
 
 

Uygurların kurduğu devlette "On Uygur, Dokuz Uygur, Sekiz Oğuz, Dokuz Tatar, Tarduşlar, Tölösler" gibi birçok boy bulunuyordu.
 
 

Karahanlıların devletinde "Karluklar, Yağmalar, Çigiller, Tuhsılar" gibi boylar vardır.
 
 

Eski Türk hükümdarları "şanyü, kağan, han, hakan" gibi unvanlar kullanmışlardır.
 
 

Hükümdarların yönetme ve hükmetme yetkisini ilahi bir kaynaktan aldıkları kabul ediliyordu. Bu Türk devletçilik geleneğinde "kut" sözcüğüyle karşılanmıştır. Kut sahibi olan devletin de sahibi olurdu.
 
 

Eski Türk devletlerinde kesin bir veliahtlık yasası yoktur. Ölen hükümdarın yerine oğullarından herhangi biri, kardeşi veya bir hanedan üyesi tahta çıkabiliyordu.
 
 

Fakat Eski Türk devletlerinde her zaman belirli bir yönetici sülale olmuştur ve tahta çıkacak olan hükümdarın mutlaka o yönetici sülaleden olması gerekiyordu. Hunlarda: Luan-ti ailesi, Göktürklerde: Aşina sülalesi, Uygurlarda: Yaglakar boyu, Oğuzlarda (Oğuz Yabgu Devleti, Selçuklular, Osmanlılar): Oğuz Han bunlardan bazılarıdır.
 
 

Eski Türk devletleri askerî bir karakter taşıyordu. 
 
 

İdarî teşkilat ile askeri teşkilat iç içe geçmiş bir durumdaydı. Büyük ve küçük bölümlere ayrılmış bütün idarî birimlerin yöneticileri aynı zamanda o birimlerin komutanları idiler, barış zamanında kendi bölgelerini yönetiyorlar savaş zamanlarında, çağına göre oldukça gelişmiş silahlarıyla ve süvari birlikleriyle savaşa katılıyorlardı.
 
 

Eski Türk devletlerinde ülke ve fethedilen yerler hanedanın ortak malı olarak kabul edilmiştir.
 
 

Bu gelenek ile cihanşûmüllük geleneği devletlerin idarî yapısını da şekillendirmiştir.
 
 

Fethedilen yerlerin yönetimi, merkeze bağlı olmak şartıyla hükümdarın çocukları, kardeşleri ve diğer hanedan üyeleri arasında paylaştırılmıştır.
 
 

Hunlarda sağ ve sol bilge beylikleri, sağ ve sol lu-li beylikleri, sağ ve sol kanat büyük generalliği gibi birçok idarî yapı oluşturulmuş ve bu birimlerin başına hanedan üyeleri getirilmiştir.
 
 

Göktürklerde İlteriş Kağan tahta çıktığında kardeşi To-si-fu’yu ülkenin doğusundaki Tölösler üzerine, diğer kardeşi Kapgan’ı batıdaki Tarduşlar üzerine yönetici olarak atamıştır.
 
 

Eski Türk devletlerinde "toy" adı verilen ve hükümdarların seçildiği, devlet meseleleri ile ilgili, siyasi, askerî, ekonomik veya kültürel konuların görüşülüp karara bağlandığı meclisler bulunmaktaydı.
 
 

Eski Türk Devletlerinin İdarî Teşkilatında Yer Alan Görevliler
 
 

Hükümdarların yanında görevli, "ayguçı, tayangu" veya" öge" adlarında danışman ve yardımcılar bulunurdu.
 
 
 
Günümüzdeki bakanlarla aynı anlama gelen buyruk adlı idarî görevliler:
 

Vergi işlerinden sorumlu olana "tudun", hükümdarın mührünü elinde bulundurma yetkisine sahip, mühürdarlık vazifesi yapan "tamgaçı", hazine işlerinden sorumlu "agıçı", adlî işlerden sorumlu kişilere ise "yarguçı" adı verilmiştir.

29 Ağustos 2018 Çarşamba

UYGURLAR

 
 
UYGURLAR
 
 
Ahmet B.Ercilasun



 Önce Ahmet Takan'ın 18 Ağustos 2018 tarihli yazısından öğrendik. Takan, Gürsel Tekin'in verdiği bilgileri aktarıyor: Birleşmiş Milletler Etnik Ayrımcılıkla Mücadele Komitesi'ne göre Çin'de bir milyondan fazla Uygur, toplama kamplarında gözaltında tutuluyor. 
 
İki milyondan fazla Uygur da siyasi kamplarda günlük eğitime maruz bırakılıyor. Sözcü'deki 20 Ağustos tarihli yazısında Zeynep Gürcanlı da aynı bilgileri tekrarladı.                 
 
Türkiye, Çin ile iş birliği yapacaksa ve bu iş birliği Türk devletinin onuruna yakışır bir temel üzerine oturacaksa Uygur Türklerine yapılan muamelenin dile getirilmesi şarttır.                Oğuzname'ye göre Uygurlar, Oğuz Han'ın ad verdiği Türk boylarından biridir. Oğuz Kağan Destanı'nda da Oğuz, "Men Uygurnıng kaganı bola-men. (Ben Uygurların kağanıyım.)" demektedir.                
 
8. yüzyılda Kök Türkler Orhun Irmağı boylarında otururken, Uygurlar da Selenge boylarında yaşıyorlardı. Türk devletinin yönetimi, 745 yılında Kök Türklerden Uygur Türklerine geçmiştir. 760'larda Uygurlar, Çin'in iç işlerine karışacak kadar güçlenmişlerdi. 840'tan sonra Turfan ve Kansu'da hanlıklar kurdular. 
 
Önce Mani sonra Burkan (Buda) dininde birkaç asır yaşayan Uygur Türkleri, Doğu Türkistan'da ticaret, kültür ve sanatta çok ileri giden yerleşik bir medeniyet kurdular. Onlardan bize Uygur harfleriyle yazılmış yüzlerce kitap, binlerce belge kaldı. 1070'lerde Kâşgarlı Mahmud, "Türklerin yazısı budur." diyerek Uygur harflerinin listesini verir.                
 
Doğu Türkistan'daki Uygurlar 1209 yılında gönüllü olarak Çengiz Han'a katıldılar ve bu büyük Türk-Moğol İmparatorluğunun bürokrasisini kurdular. Ebulgazi Bahadır Han Şecere-i Türk'te şöyle der (Biraz Çağatay Türkçesi okuyalım):                
 
"Uygur halkında Türkî tili okugan kişiler köp bolur irdi (çok olur idi). Defterdarlıknı ve dîvan hesablarını yahşı bilürler irdi. Çingiz Hannıng nebîrelerining (torunlarının) zamânıda Mâverâünnehr'de ve Horasan ve Irak'da dîvanlar ve defterdarlar barçaları (hepsi) Uygur irdi (idi)."                   
 
Kendisi de Çengiz soyundan bir han olan Ebulgazi Bahadır Han'ın anlattığı bu olgu, Uygur yazısını Moğolların da millî yazısı hâline getirmiştir ve Moğollar 1941'e kadar bu yazıyı kullanmışlardır.                
 
Çengiz Han'dan sonra Doğu Türkistan, Çağatay Han'ın payına düştü. Tuğluk Temür Han'ın 1350'lerde Müslüman olmasıyla Uygurlar arasında Müslümanlık hızla yayıldı. Çağatay Hanlığı'ndan sonra Doğu Türkistan, Temürlüler, Şibanlılar (Şeybaniler) ve çeşitli hanlıklar tarafından yönetilmiş, 1760'larda Çin tarafından istila edilmiştir.                
 
Bugünkü Uygur Türklerinin tamamı eski Uygurlardan gelmez. Bir kısmı da Karahanlıların, Karahanlıları oluşturan Karluk, Yağma, Çigil ve Tohsı Türk boylarının çocuklarıdır. Bu demektir ki Türklerin Müslüman olmasını sağlayan Satuk Buğra Han, ilk Türk siyasetnamesi Kutadgu Bilig'i yazan Yusuf Has Hâcib, ilk büyük Türk sözlüğünü yazan Kâşgarlı Mahmud da Uygurların atalarıdır. Bu isimlerin hepsinin mezarı Kâşgar civarındadır. Ali Şir Nevayi'nin babası Kiçkine Bahadır da bir Uygur Türk'ü idi.                
 
1760'lardaki Çin istilasından sonra Uygur Türkleri sayısız isyanlarla bağımsızlık savaşları verdiler. Yakup Han'ın mücadelesi 1866'da başarıya ulaşmış ve onun kurduğu, 1866-1877 arasındaki bağımsız Türk devleti birçok ülke tarafından tanınmıştır.
 
 Doğu Türkistan Türkleri 20. yüzyılda da iki kez bağımsızlık kazandılar. 1933-1934'te ve 1944-1949'da. Birincisi Çin ve Komünist Rusya'nın iş birliğiyle, ikincisi Kızıl Çin tarafından yok edildi. Mao yönetimindeki Komünist Çin döneminde milyonlarca Uygur ve Kazak Türk'ü katledilmiştir.                
 
Uygurların Türkiye'ye sığınabilen efsanevi liderleri Mehmet Emin Buğra ile İsa Yusuf Alptekin ömürleri boyunca Doğu Türkistan davasını dünyaya tanıtmak için çalışmışlardır. Bugün de Türkiye'de pek çok Uygur ve Kazak Türk'ü yaşamakta ve Doğu Türkistan davası için çalışmaktadırlar.               
 
 Türkiye, Çin ile yeni ilişkiler kurmayı düşünürken bu tarihî arka planı ve bugün de yaşanmaya devam eden faciaları göz ardı edemez.
 
 Üniversitelerin ve bağımsız kuruluşların "Doğu Türkistan" adıyla düzenledikleri konferansları, Türkiye'deki Çin elçilik ve konsolosluk görevlilerinin uyarılarına uyarak iptal eden, TRT'de "Doğu Türkistan" adının kullanılmasına izin vermeyen Türkiye, Çin ile nasıl onurlu bir ilişki kuracak, doğrusu çok merak ediyorum.