Türkiye Ekonomisi Çok Ağır Hastadır
Mehmet Sayın
Hastalık bünyenin her tarafını sarmıştır ve tedavisi günden güne daha da zorlaşmaktadır.
Benim gördüğüm aynen budur ve çok vahim tablodur;
Şöyle ki;
Hastalık bünyenin her tarafını sarmıştır ve tedavisi günden güne daha da zorlaşmaktadır daha da vahimi ekonominin yönetimindekiler hastalığın tamamını kabul etmek yerine hastalık çok daha hafifmiş ve "adeta aspirin verilerek iyileşebilecekmiş gibi " yorumlar yapmaktadırlar.
Yani hastalığı kabul etmiyorlar ve maalesef ki bütün ülke de onlardan hastalığı tedavi etmelerini bekliyor.
Peki, böyle bir dünya var mı?
Yok, tabii ama ilk bakışta görünen de bu.
Ümitvar olmak için pek fazla sebep görünmüyor ama ümitsiz olmak için çok sayıda belirti var.
Ekonomimizin ilk hastalığı üretimden daha çok sıcak paraya ve ranta dayanmasıdır.
Sıcak paranın bol olduğu devirlerde yapılan borçlanmalar şimdi dağ gibi artmıştır ve yabancı paranın değerlendiği bugünün ortamında da paranın maliyeti de son derece artmış durumdadır.
Bunun sonucu da daha yüksek çok daha yüksek faizlerle daha fazla borçlanma demektir.
Kesin sonucu da uluslararası tefecilerin eline düşmektir o da 21, yüzyılda yeniden "Düyun-u Umumiye" demektir.
Kara kapkara tablonun diğer bir tarafı da üretime dayanmayan ekonomide azalan üretim demektir.
Azalan üretimin en yoğun göründüğü sektör de tarım sektörüdür.
Tarım ve hayvancılık sektörü artık can çekişmenin de ötesine geçmiştir ve alarm zilleri de yeri göğü inletmektedir.
Türkiye'nin soğan ambarı olan Bursa'da bile soğan fiyatı 5-6 TL’yi bulmuştur.
Yöneticiler ise bir başka âlemdir ve tarım bakanı patates soğan fiyatlarının artışını aklının almadığını ifade etmiştir.
Muhterem bu iş sizin işinizdir benim değil sizin işiniz patates ve soğan üretiminin artışını sağlamaktır.
Tıpkı et ithalatında yaptığınız gibi ithal ikamesiyle açığı kapatmak yoluna giderseniz hayvancılık sektörünü bitirdiğiniz gibi tarım sektörünü de rahmet-i rahmana kavuşturursunuz.
Sonuç da Türkiye'ye boş tarlalar ve "üreticileri tüketici yapan" köyden şehre göç olarak geri döner.
Uzun vadedeki sonuç da işsizliğin katlanarak artmasıdır, dışarıdan gıda maddesi ithal etmekte zorlandığınız anda da resmen aç kalırsınız.
Şu anda Türk ekonomisini ayakta tutan sektör inşaat sektörüdür ama o sektör de sallanmaktadır.
Delili de alıcı bekleyen yüz binlerce boş dairedir.
Bu şartlarda onları satmak da kolay değildir çünkü onların çoğu da ultra lüks dairelerdir.
Aslında inşaat sektöründe de Lale Devri bitmiştir.
İnşaat sektörünün batması da domino etkisi yaratır.
İnşaat sektörü batarsa arkasından madencilik sektöründen seramik sektörüne elektrik malzemesi üreten fabrikalardan doğal gazla ilgili enerji sektörüne kadar çok sayıda sektör de batar.
Onların batışı finans sektörünün ve bankacılık sektörünün de batışı demektir.
Tablo bu kadar da karadır.
Peki, çare var mıdır?
Olmaz mı vardır elbette ama hastalığı tedavi etmek için önce hastalığı kabullenmek gerekir hastalık yokmuş gibi davranılarak tedbir almak mümkün değildir.
Peki, sadece kabullenmek yeterli olur mu?
O da yeterli olmaz ülkede siyasetçilerin birbirleri ile barışmaları ve tedbirleri ortaklaşa almaları da diğer bir şarttır.
Çare Gazi Meclis’tedir;
Çare kuvvacı ruhtadır;
Çare tasarruftadır.
Çare gerekirse "Tekâlif-i Milliye" kanunu gibi radikal tedbirleri almaktadır.
Bu fedakârlığa siyaset mekanizması önce kendisinden başlamak zorundadır.
Yapabilirler mi bilmem ama tek bildiğim yapmaya mecbur olduklarıdır.
http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/mehmet-sayin/turkiye-ekonomisi-cok-agir-hastadir-440660m.html

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder