Recep Savran
Hiç yokken iç ve dış meseleler ülkenin üzerine kâbus gibi çöktü; bunun üzerine ekonomideki dalgalanmalar ve enflasyonun yüksek çıkması da işin tuzu biberi oldu! Bu yoğun kâbustan önce ülke terör ile Suriye-Irak gibi gündemin en önemli meselesi dış siyasete odaklanmıştı! Birden bire herşey değişti ve ülke içinde belgeler, dışarda ise “Zarrab” meselesi herkesin konusu oldu! Küresel aktör Suudi Arabistan odaklı yeni “İslâm” politikasını sessiz sedasız uygulayıp, İsrail’in Kudüs’ü başkent yapmasına göz yummak bir tarafa tanımaya yaklaşması gibi gelişmeler ülkenin ününü biraz daha karartıyor!
“FETÖ” ile mücadelede yurt içinde tam hâkimiyet sağlanamayınca, dışarıdaki kökler kuruma yerine biraz daha güçleniyor; adamlar sanki yurt dışında tatil yapıyorlar! Bu konuda suçu dışarıya ve dış ülkelere bağlamak ne kadar doğru! Hepimiz bu mücadelede Devlet Başkanı’nın gayret ve samimiyetine inanıyoruz da, kendi teşkilâtında hâkimiyetin sağlandığını söylemek mümkün mü? Dâvâlarda yargılananların birçoğunun daha ilk celsede serbest bırakılması gidilen yolda yanlışlıklar olduğunu ortaya koymuyor mu? Özellikle dış siyasette AKP’ye gücünün üzerinde destek veren MHP’nin FETÖ uzantıları tarafından hırpalanmak istenmesi gerçekten ilginçtir! Yani o adam kendi kendine mi konuşuyor, yoksa parti içinde bir yerlerden destek mi alıyor, her şeyden evvel bunu çözmek ve anlamak gerekmiyor mu?
“Zarrab” meselesi tam bir komedya; adamın nasıl geldiği, üst makamlara kadar nasıl kavuştuğu çok açık! Adamın itirafçı olacağı çok zaman önce belliymiş ki İstanbul’da bulunan âile pılını pırtısını toplayıp kaçmış! Sokaktaki adamın bile görmekte zorluk çekmeyeceği bu hareketlerden devletin haberi olmaması mümkün mü? Anlaşılan istihbarat FETÖ meselesinde olduğu gibi bu işin de üzerine yatmış ve devletin gözünü bağlamıştır! Yargılamalardaki durumuna bakılırsa “Zarrab” çok rahat hareket ediyor; geleceğine yakın hesaplar da yapmış ve yeni vatanını da bulmuştur! ABD mahkemeleri de tavizsiz çalışıyor ve meseleyi olağanüstü derecede siyasete taşıyor! Buna karşılık Türkiye maalesef şaşkınlıktan öteye gidemiyor! Kendi teşkilâtı ve hükümetinin bilgileri ile aldatıldığı düşünülen Devlet Başkanı muhalefete de inanmayarak ağır saldırılarda bulunuyor! Bu kadar telâşı kamuoyu gibi anlamak şüphesiz ki komplo teorilerini andırıyor! Peki ya doğru ise; yani herşey makamın bilgisi dahilinde gerçekleşmiş ise böyle bir şey aczden ziyade dünyaya meydan okumak değil midir?
Dünyaya meydan okumayı seviyoruz, Devlet Başkanı’nın ABD çıkışlarından kimsenin rahatsız olduğu söylenemez, ilerici-klâsik sol da memnun sağ da! Fakat görüle görüle uçurumun kenarında bulunmak için her şeyin yolunda olması, yani her bakımdan çevik ve kuvvetli olmak gerekmiyor mu? Böyle bir güç ve kuvvet bulunduğuna dair iddiası olan bile yok! Acaba devlette devletin bile bilmediği sadece Devlet Başkanı’na ayan olan bir bilinmeyen sihirli değnek mi var? Hakikaten Cumhurbaşkanı’nın dış siyasette kabadayılığa varan çıkışları iç siyasette de muhalefete güvensizliği de insanları böyle hayallere sevk etmez mi? Böyle bir fotoğrafın adı ne olursa olsun gerilim yaratmaktan başka işe yaramayacağı bir gerçektir! İşte yaşadığımız anda millet olarak böyle bir durum içindeyiz!
ABD’den sonra Rusya’nın da Kuzey Suriye’de PKK-PYD ile beraber olduğu yapılan müşterek operasyonlardan anlaşılıyor! Suriye’de PYD deyip geçmeyin, bu ülkenin %40’nı ellerinde bulunduruyorlar! Diğer Suriye unsurları tehcir edilip başta Türkiye olmak üzere Suriye dışına sürülürken PYD yığınak yapmış ve böylece nüfus meselesini halletmiştir! Afrin-Golan hattında rejime, ABD’ye ve PYD’ye karşı olan Suriye’nin asli unsuruna ait topraklar bomboştur! Örnek mi istiyorsunuz işte Bayır, Bucak ve taşrası ile Halep! Bayır Bucak’da sıfır sınırda üç köyün dışında yüzyıllardan beri kendi topraklarında oturanlardan nefes bile yok!
Sanki Suriye’de büyük ve birleşik bir Kürt devleti teşkili için Irak Kürt yönetimi dağıtılmıştır! ABD’nin bu kadar emekle kurduğu bölgeyi birden bire gözden çıkarması size mânidar gelmiyor mu? Bu durumda Rusya’yı da anlamak mümkündür; yeni kurulacak Kürt Devleti hiçbir zaman Barzani oluşumu gibi feodal karakterler üzerine oturmayacak, Marksizm ön plâna çıkacaktır! ABD elbette Marksizm’den korkmuyor, çünkü bu hareket yıllardan beri Türkiye ile savaş halindedir ve Türkiye’yi başka hiç bir hareket bu derece rahatsız edemezdi!
İşte önümüzdeki tablo! Devletimizin bütün gücü ve kaynakları ile bu tarafa yönelmesi gerekirken iç ve dış yapay oluşumlarla boğuşması ne kadar büyük bir kayıptır! Konuşuyoruz ama hareket edemiyoruz, çünkü elimiz kolumuz bağlı durumdadır! Hakikaten Kürt meselesi Türkiye sınırlarının dışına çıkmış ve çok büyük bir belâ haline gelmiştir! Ne yapılacaksa hemen ve akıllıca yapılmalı; madem yıldırılmak isteniyoruz, onları da yıldıracak ve köşeye sıkıştıracak milli politikalar üretmeliyiz! Hiç de zaman geçmiş değildir; lâkin içte birlik en kısa zamanda sağlanmalıdır. Bu iş ise tehdid ve yıldırmakla olmaz!
Muhabbetle.
http://www.ulkucukadro.com/2017/12/turkiye-nereye-3/

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder