türk milliyetçiliği ülküsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türk milliyetçiliği ülküsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2018 Cumartesi

Üçüncü Yol : Alparslan Türkeş

 

 

Üçüncü Yol :



Alparslan Türkeş



Türk Milleti yeni bir yolun yolcusu, yeni bir kaderin sahibi olmak durumundadır. 


Bu yol Türkiye’yi ilimde, ahlâkta, teknik ve sanayide yeryüzünün en ileri ülkesi yapmak isteyenlerin yolu olacaktır.


En az ikiyüz yıldan beri süregelmiş olan soysuzlaşma, millî benliğinden koparak başkalarına sığıntı olmak, yabancıları taklit etmek, batının sefahat ve kaba dış görünüşüne özenmek, başka diyarların gerçeklerinden doğmuş sistemleri kopya etmeğe kalkışmak gibi hareketler ezilip, bir daha hortlamamak üzere yok edilecektir.


Biz, eskicilerin döküntülerini kapışan, başkalarının sırtından çıkardığı elbiseleri giyerek efendiliğe kalkışan, arsız aydın tipini, Türk Milletinin baş düşmanı saymaktayız.


Geceyi gündüze katarak emek harcayarak, ter dökerek kendi düşünce eserlerini meydana getirecek ve Türk Milletini kökünden koparmadan, ilimde, sanatta kanatlandırıp, çağlar üzerinden uçuracak gerçek aydınlara muhtaç bulunmaktayız.


Tarihin seyri içinde Türk Milletinin kudretli ve muhteşem bir yaşantısı vardır. 


Bugünkü düşkün durumundan çekip çıkarmak, iyiye doğru hızla yöneltmek gerekir.


Bunun için sadist İslâv marksizmini kopya etmeğe veya soğuk Anglo-Sakson kapitalizmine sarılmağa lüzum yoktur. 


Bize başka bir yol, bir üçüncü yol gerekmektedir. 


Bu üçüncü yol, dünya proletaryası  diktatöryasını kurma üzerine bir tekme vurup, tüm olarak Türk Milletinin güçlendirilmesini amaç edinen bir millî ülkü olmalıdır.


Materyalist, sömürücü kapitalizmi yıkarak, toplumsal adaleti ve Türk Milletinin toplum olarak bir hızda kalkınmasını sağlayacak yüzde yüz yerli, yüzde yüz millî  bir doktrin olmalıdır. 


Bu doktrinin ruhu:’’her şey Türk Milleti için, Türk’e doğru ve Türk’e göre’’ ilkeleri olmalıdır.


Bugün milletin ileriye yürütülmesinde karşılaşılan büyük güçlük, aydın geçinen zümrenin çoğunda görülen çıkarcılık ve bozgunculuktur. 


Fakat toplumların karanlıkları yırtmasını sağlayan cesur, inançlı insanların her yerde bulunabilmesi, geleceğimiz hakkında ümit vericidir.


Ben, üçüncü yolu açmış bulunuyorum. 


Türkiye’yi kurtaracak olan yeni yolu işaret ediyorum. 


Dokuz Işık bayrağını her çeşit fırtınaya karşı açmış, dalgalandırıyorum. 


Şimdi bu bayrağın altına, Türk Milleti için  hiçbir çıkar düşünmeden çalışacak, ter dökecek ülkücüleri çağırıyorum.


Milleti için, devleti için, ülküsü için asla almayı düşünmeden, daima vermeği ve her şeyini vermeği göze alan fazilet savaşçılarını çağırıyorum. 

Şöhret, şan duygusuna esir olmadan ve hiçbir şeyden korkmadan, feragatle mücadele edecek savaşçıları çağırıyorum. 

Türk Milletini ilmin önderliğinde yeni ufuklara doğru uçurmak için ayağa kalkmağa çağırıyorum.


Alparslan Türkeş

Millî Hareket Dergisi Sayı: 24, 1966

10 Temmuz 2018 Salı

MİLLİ ÜLKÜLERİN YENİ NESLE AKTARIMI

 
 
 
 
MİLLİ ÜLKÜLERİN YENİ NESLE AKTARIMI
 
 
Gazi Karabulut

 
Alparslan Türkeş, 1985 yılında cezaevinden çıktığında “Nerede kalmıştık?” anlayışı ile yeniden yola revan olurken şu ifadeleri kullanıyor.

“Çok çile çektim, sürgün oldum, eza ve işkencelere tabi tutuldum. Ama vaz geçmeyi hiç düşünmedim.”

Evet, kaderini milletin kaderine bağlamış, milletinin mutluğunu kendi mutluluğu olarak görmüş bir hareketin liderinden başka bir yaklaşım beklenemezdi.

Nitekim o zor dönemlerde 12 Eylül’ün silindiri altında tar-umar olmuş bir hareketin mensupları ümitsizlik girdabında kıvranıp tam da havlu atacakken o ses yine devreye girecek ve “Kafamı bozmayın ilkokul çocuklarından başlarım.” diyecekti.

Ömrü sürgünlerle, hapislerle, işkencelerle, kadir bilmezlerin ihanetleri ile geçen ve her defasında da aynı iman ile koşan bir Başbuğ; emaneti, Türk Milletinin vefa sahibi evlatları ülkücülere bırakıp, bağımsızlık ateşini yakarak at üstünde ölen yiğit gibi; Afşinlerin, Yamtarların, Alparslanların, Kürşatların uçmağına gidecekti.


Ve bugün…

Ülkücüler ne yapıyor, neler yaşıyor ve ne yapmalıdır?

Herhalde en çok üzerinde durulması gereken hususlar bu mevzular olsa gerek.

Elbette varlığını milletine adamış bir hareketin mensupları özellikle de yine Başbuğ’un ifadesi ile “Ülkücü Aydınlar Kadrosu kalkınmanın temel harcı olacaktır.” anlayışı mukabilinde Ülkücü münevverler, ülkücülerin bugünü ve yarını adına fitneye kapıları kapatarak çözüm dolu somut yaklaşımlar ortaya koymaktadır/koymalıdır.

Özellikle, her tür siyasal beklenti ve kaygıdan uzak durarak, Türk Milliyetçili fikrinin, Ülkücü şuurun, Milli Ülkülerin yeni nesle aktarımı vazgeçilmez bir öncelik olmalıdır.

Bu husus hep diri tutulmalıdır. Yine Hüseyin Nihal Atsız’ın “Türkçülük ülküsü, bizden amansız bir vazife ahlakı istiyor.” dediği gibi, bu vazife arınmış bir gönül ve inanmış yüreklerle yapılmalıdır.

Atsız bu düşüncesinin gerekçesini şöyle izah eder:

“Türkçü, milletine bir hizmet yaparken bunu beğenilmek için değil, bunu vazife bildiği için yapar ve yapacağı en büyük hizmetin bile, adı sanı bilinmeden ölüp mezarsız yatan şehitlerin hizmeti yanında pek küçük kalacağını bilir.”

Yine Atsız’a göre “Milli ülküler, yüzyıllar boyunca değişmeden yaşar. Değişen tarafları ana çizgileri değil, teferruat veya taktiğidir.”

İşte o milli ülküler, günümüzde anlam kaymasına uğrama tehlikesi ve tehdidi ile karşı karşıyadır.

Nedir bu anlam kayması yada kavramlara herkesin dilediği manayı yükleyerek dilediği şekilde kullanmasına sebep olacak tehlike?

Bu husus, ülkücü düşünür, yazar, siyasetçi ve fikir ehillerince; çalıştaylar, paneller, atölye etkinlikleri ve bilumum faaliyetlerle ele alınarak raporlar, broşürler, makaleler, kitaplar ile ortaya konulmalıdır.

Böyle bir çalışma talebinin altında yatan ana sebep; ülkücü ideolojinin dünden bugüne sağlam temellerinin, bilinçli veya bilinçsiz kişi, kurum ve yapılarca zedelenme ihtimali endişesidir.

İşte onun için diyorum ki!

Ülkücü olduğunu söyleyen ve buna gönülden iman eden herkes, bu şuurun nesilden nesile aktarımını ana vazife olarak telakki etmelidir.

Unutmayalım ki bizler, bugün büyük bir aşk ile ülkülerimize bağlı olmamızı, bizden önceki neslin “ Ölmeğe vatan yahşi” diyerek varlığını feda eden ve bu fedakarlığı yaparken ülkülerini yaşayıp anlatanlara borçluyuz.

Yıllar sonra da aynı şuurun devamı, bizlerin “yorulmak” kavramını unutarak ülkülerimizi yaşatma ideali şuuru ile yeni nesile aktarmamız ile mümkün olacaktır.

Peki nedir bırakacağımız emanet?

Onu da emanetin sahibinden ifade edelim.

“İçimizde Tanrı Dağı’ndan taşıdığımız Ergenekon seddini eriten ateş, gönlümüzde, zihnimizde Hira Dağı’ndan doğan güneşin ışığı var. Biz Müslüman Türk’ün öz nizamını, milli nizamı temsil eden milli hareketiz.”