mehmet akif ersoy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mehmet akif ersoy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2020 Çarşamba

İstiklâl Marşı'nın kabulünün 99.yıldönümü






İstiklâl Marşı'nın kabulünün 99.yıldönümü



Ahmet Sevgi



Yarın (12 Mart 2020) İstiklâl Marşı'nın kabulünün yıldönümü… 


Mehmet Akif, 7 düvele karşı verdiğimiz istiklâl mücadelemizin ruhunu destanlaştıralıdan bu yana 99 yıl geçmiş. Fakat Akif'in terennüm ettiği o ruha bugün de ihtiyacımız var, yarın da… Nihad Sami Banarlı'nın ifadesiyle "Büyük bir milleti asırlarca ayakta tutacak kadar sağlam, derin ve tarihî mısralarla örülmüş" olan "İstiklâl Marşı"ndaki millî ve dinî ruhu, kısaca hatırlamamız sanırım faydalı olacaktır.


Korkma!


Malum, İstiklâl Marşı "Korkma!" hitabıyla başlar. Ama bu hitap "korkak olma, cesur ol" anlamında değil, "üzülme, endişe etme" mânâsındadır. 


Bunu şunun için belirtme ihtiyacı duydum: Maalesef yöneticilerimiz -özellikle savaşlarda- akıl, mantık, feraset yerine cahillik alameti olan cesurluğu (cahil cesurdur) öne çıkarıyorlar, bunun ağır faturasını da hep Mehmetçik kanıyla, canıyla ödüyor. 


Yani üzülmek, endişe etmek başkadır, cahil cesareti başka… 


Birincisi tedbirli olmayı gerektirir, ikincisi ise acı ve gözyaşı getirir.


Bu tespiti yaptıktan sonra şimdi "İstiklâl Marşı"nın muhtevasına geçebiliriz… 


Vatan


Allah kimseyi vatansız bırakmasın. Sokaklarda, sınır kapılarında mültecilerin perişan hallerini her gün görüyoruz. Dolayısıyla, vatanımızı basit bir toprak parçası olarak değerlendirmemeliyiz. Namık Kemâl'in ifadesiyle "Dünyaya göre vatan, oturduğumuz şehre göre evimiz hükmündedir." Bunun içindir ki Mehmet Akif:
"Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ//Etmesin, tek vatanımdan beni dünyada cüdâ" diyor.


Hürriyet


İnsan için en önemli değer hürriyettir. Özgürlüğü elinden alınmış bir kişinin demir kafes içine hapsedilmiş herhangi bir canlıdan ne farkı vardır? Aynı şey milletler için de geçerlidir. Binaenaleyh, Türk milleti gibi ezelden beri hür yaşamış bir millete kim zincir vurabilir? Onu esir etmeye kalkmak akılsızlıktan başka nedir?
"Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım//Hangi çılgın, bana zincir vuracakmış? Şaşarım."
 
 
İstiklâl
 
 
Bir milletin, kimseye tabi olmadan, hiçbir milletin boyunduruğu altına girmeden bağımsız olarak yaşaması demek olan istiklâl, en çok da Türk milletinin hakkıdır. Çünkü hakka, hukuka, adalete ve nihayet Allah'a tapan bir millet başkalarına nasıl köle olur?
"Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklâl."


Ezan


Bir insan dinsiz yaşayabilir. Ama bir toplum dinsiz yaşayamaz. Bu yüzden, her milletin öyle veya böyle dinî bir inancı, bir mabedi, ibadet vaktini belirten bir davet usulü vardır. Müslüman bir toplum olarak camilerimizin açık olması ve ezanın susmaması da bizi ayakta tutan değerlerdendir.


"Ruhumun senden İlâhî şudur ancak emeli//Değmesin mabedimin göğsüne nâ-mahrem eli//Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli//Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli."


Bayrak


Bayrak; bir milletin/devletin bağımsızlığını temsil eder. Şeref ve haysiyet sembolüdür. Bu sebeple el üstünde tutulur, baş tacı edilir. Mehmet Akif de, bayrakla Türk milletini özdeşleştirerek ay yıldızlı bayrağımız gökyüzünde sonsuza dek dalgalanacak, Türk ırkı da ebediyen yaşayacaktır, diyerek "İstiklâl Marşı"nı tamamlar:


"Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl//Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl//Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl//Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet."


Görülüyor ki Mehmet Akif "vatan, hürriyet, istiklâl, bayrak, hakperestlik, din, iman, ezan" gibi bizi ayakta tutan maddî ve manevî değerleri "İstiklâl Marşı"nda tek tek sıralamıştır. Bu değerlere sahip çıkan milletimiz şüphesiz sonsuza dek yaşayacaktır. 


Bu vesile ile "İstiklâl Marşı" şairimiz Mehmet Akif'e ve bütün şehitlerimize C. Allah'tan rahmet niyaz ediyoruz. 


Makamları cennet olsun…


ACZİMİN GİRYESİ:
SÖZÜMÜZ
Millet dediğin bir değerler bütününün adıdır,
Sözümüz bu değerleri korumanın feryadıdır.
(Li-müellifihî) 

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/istiklal-marsinin-kabulunun-99-yildonumu-55127yy.htm

28 Aralık 2018 Cuma

Alınması Zor Bir Örnektir Mehmet Akif

 

 

Alınması Zor Bir Örnektir Mehmet Akif

 

Süleyman Pekin

 

 

Akif'in 63 yıllık ömrü, Lütfü Şehsuvaroğlu’nun tabiriyle ‘Hayatı Eserinden Büyük’ bir mücadele şaheseridir.

   

Her devlet kuruluşunda ya da tarihin akışını değiştiren olayda bir maddî cephe bir de manevî cephe vardır. 

 

1299 için Osman Gazi ile Şeyh Edebalı, 1453 için Fatih ile Akşemseddin neyse  1919  için de Mustafa Kemal ile Mehmet Akif odur. 

 

Tıpkısının aynısı Pakistan için de geçerli:  Muhammed Ali Cinnah ve Muhammed İkbal.



Ki İkbal; Yaşar Nuri’nin deyişiyle İslam’ın vicdanı olan Muhammed İkbal, Mehmed Akif ile çağdaştır da... İlki; 1877 – 1938, ikincisi 1873 – 1936. Ve ikincisi 20 Aralık’ta doğdu, 27 Aralık’ta vefat etti.



Akif'in 63 yıllık ömrü, Lütfü
Şehsuvaroğlu’nun tabiriyle ‘Hayatı Eserinden Büyük’ bir mücadele şaheseridir. “Sessiz yaşadım, kim beni nerden bilecektir?” dese de rahmetle anılmak ebediyetine çoktan Türk Milletinin gönlünde nail olmuştur.

 

 “Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek / Sözüm odun gibi olsun; hakikat olsun tek!” düsturundan santim sapmaksızın yaşadı. Dünyanın süsünü - eteğini, makamını - mansıbını dünyadayken boşadı. Parayla hiç işi olmadı. 

 

Tek hakikat namına, Akif’in o beğendiği meslek adına söz odununu üniversite yıllarımı en çok etkileyen Necip Fazıl'ın duruşuna vurmuşum. 7 yılda her cihetten ses geldi fakat Akif'e ses verecek çıkar mı, hiç sanmıyoum.



Musallada bile ‘kötü’ bildiğimize ‘iyi’ dememeyi alışkanlık bildik. Zulüm ne zaman ve kimden gelirse gelsin karşısında durma saplantısına tutulduk. 

 

Akif'in paltosunu infak ederek karda kışta paltosuz dolaşmasını, kasırgavari bir günde İstanbul'un diğer yakasındaki randevusuna gelmeyen dostuyla dostluğunu sonlandırmasını emsal almak nefse ağır geliyor. Ama NFK’in ihtişamlı şiirlerinden anma gecelerinde keyif devşirmek hoş.



Onu anlamak da, anlatmak da kolay değil.

 

 Kolay yazmış gibi görünür, aruzu halk diline indirgemiştir ama onu okumak ve idrak etmek de kolay değildir. 

 

“Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlayalım / Elemim bir yüreğin kârı değil” derken insanlardan magazini, dedikoduyuişkembe doldurmayı bırakıp dertlenerek derde derman aramaya çağırıyordu. Ne var ki o dem “Sesine ses verecek bir seda yok” idi.

 

Ve ondan herkes kısım kısım korkar; solcular, sağcılar, laikler, dinciler vs. Solcular, İslamcılıktan gözleri kamaştığı için ondaki yeniklikçi münevver tipini; sağcılar, muhafazakârlığı geleneksel hatalar olarak algıladığı için onun arayışını; laik kesim (kendini Atatürkçü zanneden) hayatı yobaz / çağdaş kategorizasyonuyla duyumsadığı için onun sakallarından zihninin aydınlığını; dinci kesim (kendini Abdülhamitçi zanneden) hayatı kâfir / dindar ikilemiyle tanımladığı için onun ayet sunuşundan ayetlerin yorumları olan şiirlerinin çıkış yolu önerilerini görmezden gelmişlerdir. (Her kesimin yüreklileri hariç..)



‘Ulu Hakan’cılar onun Abdülhamid istibdadına bakışını bilmezler. Daha 1913’te kurulan Millî Müdafaa Cemiyeti’nin ilk üyelerinden olduğundan bîhaberdirler.

 

 Teşkilat-ı Mahsusa  adına  Almanya’dan Mısır’a, Arabistan’dan Sudan’a Cihan Harbi öncesinde ve süresince ne iş gördüğünü tahmin bile edemezler.

 

 Ve Millî Mücadele’de ilk işinin Ankara’ya geçerek kürsü kürsü, mevize mevize Kastamonu’dan Konya’ya, Afyon’dan Eskişehir’e  İstiklâl Harbi’nin maneviyat altyapısını nasıl hazırladığını bilseler de unutmuş numarası yaparlar. 

 

Ve mebus olduğunda bile cephe cephe dolaşan milletvekili olarak anıldığını..
 

“Ey millet uyan! Cehline kurban gidiyorsun
 İslam’ı da ‘batsın!’ diye tutmuş yediyorsun!”
 
O cumhuriyetçi bir aydındı. Müslümanların Müslümanlaşması için kafa yordu. Vehn hastalığına tutulmayan, yaşadığını yazan - yazdığını yaşayan bir mücadele numunesiydi  ömrü. 
 
Kiminin Mısır’a, kiminin Moskova’ya ve kiminin de Paris’e gönderimi de genç Cumhuriyetin eski taktik hamleleridir.

82 yıllık bir minnetle ve avuçlar dolusu rahmetle anıyoruz.
 
 

30 Aralık 2017 Cumartesi

Kızıl Elmamızı, İstiklâl Marşında Özetleyen Şahsiyet; Mehmet Akif


 

Kızıl Elmamızı, İstiklâl Marşında Özetleyen Şahsiyet; Mehmet Akif


 ÖzdenTaşğın


Milli şairimiz Mehmet Akif’i anlamak demek, Kur’an mesajını anlamak demektir. Mehmet Akif’i anlamak demek, Türk’ün Rabbine yakarışını görmek demektir. Her satırına samimiyet sinmiş, her kelimesi ıstırap yüklü, “ciğeri yanan” şiirleriyle birçok kişinin nesirle yazamadığı gerçekleri manzum bir şekilde felsefi bir dille ortaya koymuş olan Mehmet Akif, gençliğimizin mutlaka okuması ve öğrenmesi gereken büyük bir düşünür ve dava adamıdır.

 Hayatı boyunca istikamet sahibi olmuş, adaletsizlikler, haksızlıklar karşısında dimdik ayakta durmuş olan Mehmet Akif, hiçbir zaman, ne zulmü alkışlamış, ne gelenin keyfi için geçmişe sövmüş, ne soysuzlara zağarlık etmiş, ne de fikrî istiklâlinden taviz vermiştir. 

Peygamberî örnekliği hayatına düstur edinen Mehmet Akif, hiçbir zaman haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytan olmayı yeğlememiştir. 

Bu idealist duruş ona Türk’ün İstiklâl Marşı’nı yazma şerefini bahşetmiştir. Günümüz insanı için tam bir ahlâk abidesi olan Mehmet Akif, İslam dünyasının mevcut durumunu, yaşadığı acıları yüreğinin derinliklerinde hissetmiş ve bunu mısralarıyla terennüm etmiştir. 

Arkadaşı olan filozof Ferit Kam’ın tabiriyle “gayede sanat arayan” bu büyük insan, yazılarında, mısralarında İslam dünyasının o dönemki hazin halini en ince detaylarıyla ve en çıplak gerçekliğiyle tasvir etmiş ve hep temel kavramlar üzerinden çıkış yolları göstermeye çalışmıştır. 

İslam düşüncesine hâkim bir şahsiyettir. İslam ümmetinin içine battığı; taassup, bidat, hurafe, miskinlik, yanlış tevekkül, taklit, adaletsizlik, zulüm, istibdat, korkaklık, ümitsizlik, kin ve nefret, tefrika, cehalet, akletmekten uzaklaşma, bilimden yoksunluk gibi pek çok kavramı şiddetle eleştirmiş ve bunların karşısına; cehd, gayret, azim, cesaret, adalet, hürriyet, uhuvvet, sevgi, vahdet, bilim ve tefekkürü koymuştur. 

Ümitsizliğe hep karşı çıkmış ve bunu bir imansızlık işareti kabul etmiştir.
          
Mehmet Akif, Türkçe’yi muhteşem bir şekilde kullanan bir dil dehasıydı. 


Meşhur edebiyatçımız Nihat Sami Banarlı, onun kaleminden çıkan İstiklâl Marşı’mız hakkında 1967 yılında şu ibret verici sözleri söylüyordu: “Türk İstiklal Marşı, gerek söz, gerek şiir kalitesi bakımından yeryüzündeki milli marşların hiçbirisiyle ölçülemeyecek kadar üstün ve zengin manalı bir şiirdir.

 Bu marşı, Türk milleti gibi, hükümran olmak için yaratılmış bir milletin bir gün İstiklal Harbi yapmasındaki büyük tezadı çok iyi kavramış bir şair söylemiştir.” Banarlı, ayrıca, Akif’e günümüzde alçakça saldıran soysuzların, Türk düşmanlarının ve sözüm ona ona iftira eden ve onun İstiklâl Marşı’nda ayağa kalkmayan “çirkin adamların” hayâsızca saldırılarına adeta o günlerden cevap vererek şöyle diyor: “Mehmed Akif gibi, demir iradeli, sağlam karakterli, geniş kültürlü, büyük bir iman adamı yetiştirmiş olmamızı çekemeyenler çoktur.

 Akif, eğer Bülbül şiirini, Çanakkale Şehitleri'ni, hele İstiklâl Marşı'nı söylememiş olsaydı, bugünkü muarızları, ona hücumu belki de lüzumsuz görürlerdi.”.

Hayatının her anında halkın hislerine tercüman olmaya çalışan ve milleti için elinden geleni yapma gayretinde bulunan Mehmet Akif, 1913 yılında Fatih Camii’nde bir Cuma namazı vaazında İslam dünyasının ve Osmanlı’nın o dönemde, bilhassa Rumeli’de yaşadığı sıkıntıları, katliamları ve bundan duyduğu acıları halka mısralarıyla anlatırken caminin içini dolduran binlerce Müslüman, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. 


Akif, her zaman olduğu gibi, gerçekleri bütün açıklığıyla ortaya koyuyor, Kur’an’dan ayetler getirerek ne yapılması lazım geldiğini de söylemeye çalışıyordu. Akif, o gün, insanlara şu ibret verici hakikati haykırıyordu: Kâinat, fıtratı gereği her an yeniden bir oluş halindedir, yer gök her an muazzam bir faaliyettedir. 

Allah’ın yaratması bir kerelik değildir, O, her an yeniden bir yaratıştadır. O halde evrende hiçbir zerrede işleyiş durmazken, sükûn yokken, Yaratıcı bile her an bir yaratışta iken, neden bunu anlayıp ibret almıyoruz?

 Akif’in soruları bununla da kalmamaktaydı; uğranılan felaketlerin acısını yüreğinin derinliklerinde hisseden bu büyük dava adamı, Müslümanların neden kendi kaderlerini kendileri tayin edecek azme, aklî ve ilmî birikime sahip olamadıklarının cevabını bulmaya çalışıyordu.

 Cevap açıktı: Müslümanlar çalışmıyorlardı, akletmiyorlardı, kendilerinin kurtarıcı olduğunu unutup bir kurtarıcı bekliyorlardı. 

Tarihlerinden, geleneklerinden bîhaber bir şekilde ezberciliğe boğulmuşlardı. “Gözlerini maziye dikmiş” bir şekilde sadece geçmişiyle övünen, “kendisinin bağrı yanık aşıkı” olan, evrenin işleyişini kavramaktan uzak, cehalet ve tembellik içinde, hizipçilik, fırkacılık, fitne ve adaletsizlik altında kıvranıyorlar, bir de utanmadan feryat ediyorlardı. 

Elbette çaresizlik, tıpkı Akif’in yakarışları gibi, insanı feryat ettirecekti, ama ilâhî kanunları, çalışmadan keyfine boyun eğdirmenin imkânı yoktu.
          
Milli şairimiz Mehmet Akif, bütün hayatını Müslüman dünyanın uyanışı için mücadeleye adamış bir mütefekkir olarak, İslam dünyasının akıldan, ilimden uzaklaşmasını ve hurafelere taassuba batmasını hazmedemiyordu. Bu yüzden de hep sert uyarılarda bulunuyordu.
          
Mehmet Akif, her fırsatta İslam’ın nasıl bir fıtrî din olduğunu anlatma gayretindeydi. Yazdığı İstiklâl Marşı, sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Marşı değil, adeta bütün Türk dünyasının ve gönül coğrafyamızın Milli Marşı’ydı. 


İstiklâl Marşı tahlil edildiğinde görülecektir ki, bu marş, bütün Türk tarihinin, Türk’ün sağlam imanının, iradesinin, Kızıl Elma ülküsünün ve Nizam-ı Âlem davasının, erdem ve adalet mücadelesinin özetidir. 

İstiklâl Marşı, bütün mazlumların özgür irade beyanını haykırışıdır. 

Bugün bizim için esas olan, bu şiirin mazmununu hak edecek bir millet olabilmektir. Akif’in tabiriyle “Son ehl-i salibin savletini kırabilecek” hikmet, cesaret, iffet ve adalet erdemleriyle donanmış bir millet olmamız için elimizden gelen her şeyi yapmamız gerekiyor. 

Büyük düşünürümüzü rahmetle, Fatiha ile bir kez daha yâd ederken, onun aziz hatırasına son zamanlarda yapılan saldırıları, iftiraları kınıyor ve artık buna bir son verilmesini bekliyoruz. 

Ruhu şâd, bütün mazlumların sığınağı Türk milleti var olsun.

http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/ozden-tasgin/kizil-elmamizi-iistikl-l-marsinda-ozetleyen-sahsiyet-mehmet-akif-440058m.html