istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Aralık 2019 Çarşamba

İhanet mi Cinayet mi?

 

 İhanet mi Cinayet mi?

 

Hasip Sarıgöz 

 

Eğer bu proje yerli ve milli ise bir cinayettir! 

 

Yok, kökü dışarıda ise o zaman da ihanettir.

 

  Adı "Çılgın Proje!"



Her seçim öncesi köpürtülür...

 

Şimdi gündemde seçim meçim yok, ama yine köpürtülüyor.

 

Hayrolsun inşallah.



Bu proje devletimize ve milletimize ne getirecek henüz bilmiyoruz. 

 

Ama neler götürebileceği, kör göze parmak misali ortada duruyor.



Aklımıza geldikçe tüylerimizi ürperten bu gerçekler neler?



Bir kere en az 65 milyar dolar gibi, ÇILGIN BİR MALİYETİ VAR! 

 

Edirne’den Hakkâri’ye ve Sinop’tan Hatay’a kadar proje ile hiç alakası olmayan, orta halli TÜRK İNSANI BU BEDELİ İNLEYE İNLEYE ÖDEYECEK!



Eğer proje gerçekleşirse “Batı İstanbul” büyük bir “ada” şehrine dönecek. 

 

Ama yalnızca İstanbul’un yarısı mı ada olacak?

 

 Hayır.



Yapılacak devasa kazılardan yaklaşık 355 MİLYON METREKÜP HAFRİYAT ortaya çıkacak ve bu hafriyat önce karadan sonra da denizden taşınarak Marmara Denizi’nde Kınalıada büyüklüğünde yeni adalar inşa edilecek. 

 

Önce bir hafriyat kamyonlarının estireceği terörü, sonra da milyonlarca metreküp hafriyat dökülen Marmara denizinin altındaki değişen ekolojik yaşamı düşünün… 



Önemli çevre ve okyanus bilimcilerimizin ittifak ettikleri tespitlere göre “Bu Kanal İstanbul Projesi, Boğaz’ın kendine özgü alt ve üst akıntı rejimini bozacak. 

 

Bozulacak rejimle birlikte Marmara Denizi’nin tuzluluk oranları da değişecek, denizin dibinde zaten alt sınırda olan oksijen seviyesi bitme noktasına gelecek ve MARMARADA DENİZ YAŞAMI SONA ERECEK!”



Nüfusu 15 milyonu geçen İstanbul'un devasa kanalizasyonu boğaz alt akıntısına boşaltılıyor ve bu akıntı ile Karadeniz’e taşınarak orada dönüşüm yoluyla yok oluyor”.



Zaman içerisinde İstanbul’un kanalizasyon deşarj projesi de bu anoksik sudan etkilenecek!” 

 

Yani Kanal İstanbul gerçekleşirse İSTANBUL BOĞAZI TAM BİR FOSEPTİK BOĞAZINA DÖNÜŞECEK!



Şimdi sıkı durun:



“İSTANBUL’DA ÇÜRÜK YUMURTA KOKUSUNDAN (Hidrojen2 Sülfür) DURULMAYACAK, üstelik kanalı kapatsanız bile geri dönüş olmayacak!”



Zamanla Batı İstanbul'un bütün yeraltı tatlı su kaynakları deniz suyu ile dolacak! 

 

Yani bu yeni ada zaman içerisinde KUYULARINDAN SADECE DENİZ SUYU ÇIKAN BİR ADA haline gelecek!”



Sırf Erdoğan'ın bu kanal sevdası yüzünden; Küçükçekmece Gölü bitecek, Sazlısu Barajı bitecek ve İstanbul’a su sağlayan en önemli su toplama havzası olan Terkos gölü de olumsuz etkilenecek!



15 milyon İstanbulluya deniz suyu mu içireceğiz?



Trakya'da giderek azalan, son derece verimli tarım ve orman arazilerinin, bu projeyle yapılaşmaya açılması sonucu betonlaşacak, tarım ve orman alanlarımız ile yaban hayatı yok edilecek! 



Peki ya Batı İstanbul Adası'nda yıkıcı bir deprem olursa!!! 

 

Yardım nasıl ulaştırılacak?



Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Nükleer Araştırma Merkezi’nin, İstanbul'da Küçükçekmece Gölü kenarında kurulduğunu ve burada halen bir nükleer araştırma reaktörünün faal olarak devrede olduğunu da hatırlatarak soruyorum. 

 

Olası bir nükleer saldırıda veya kazaya dayalı nükleer bir felakette Batı İstanbul Adası nasıl tahliye edilecek?



Olası bir savaş durumunda Edirne’yi ve Trakya sınırlarımızı savunma amaçlı göndereceğimiz ordularımızı (Kanal üzerindeki köprülerin vurulduğunu farz edersek) Trakya’ya nasıl geçireceğiz?



Kanalın genişliği 150 metre iken, İstanbul Boğazı’nın en dar kesimi 750 metredir. 

 

Herhangi bir gemi batması veya tanker kazası gibi durumlarda Boğaz’ın tıkanma tehlikesi yoktur. 

 

Ama durum Kanal İstanbul için hiç de öyle değildir. 

 

Kanalda kaza yapan, yanan, patlayan veya batarak kanalı tıkayan gemilerin enkazları nasıl çıkarılacaktır?



1936 tarihli Montrö Sözleşmesine göre; savaş gemileri ve savaş durumunda bazı kısıtlamalar hariç olmak üzere yabancı gemileri İstanbul Boğazı'ndan geçirmiyorum diyemezsiniz. 

 

Çünkü dünya devletlerine ait gemilerin, Türk boğazlarından hiçbir ücret ödemeden serbestçe geçiş hakları bulunmaktadır. 

 

Bu nedenle gemileri ne kanala yönlendirebiliriz ne de geçiş parası alabiliriz.

 

 Bir gemi daha kısa yoldan ve bedava geçmek varken, üstüne para vererek ve daha çok yakıt harcayarak neden yeni kanaldan geçsin ki?



Üstelik tehlikeli yük taşıyan gemilerin birçoğu su çekimi derinliği 35 metreye kadar varan büyük gemiler. 

 

Kanal İstanbul’un derinliği 25 metreden ibaret olacağı için, su çekimi derinliği 20 metreden daha büyük olan gemiler teknik olarak kanaldan geçemeyecekleri için zaten boğazı kullanmaya devam edecekler. 

 

Bu da boğazın kanal yolu ile tehlikelerden korunamayacağı anlamına gelir!



Siz bu kanalı açmak suretiyle; Asya ile Avrupa arasındaki sınırı boğazlardan Kanal İstanbul’un bulunduğu bölgeye taşıyorsunuz, yani batıya doğru öteliyorsunuz. 

 

Bu durumda ülkemizin Avrupa Kıtası’ndaki toprakları yüz ölçüm olarak azalmıyor mu? 

 

Sırf Trakya’daki topraklarımız nedeniyle aynı zamanda bir Avrupa ülkesi olduğumuzu iddia etmiyor muyuz?



Milletin bu kadar büyük parası ve emeği Kanal İstanbul’a gömülerek niçin heba edilecektir?



Bu proje hangi problemimizi çözecek ve hangi yaramıza merhem olacaktır?



Olası risklerin fizibilitesi yapılmış mıdır?



Atılan taş ürkütülen kurbağaya değecek midir?



Bu kadar para ve emek Kanal İstanbul’a gömüleceğine işsize iş, aşsıza aş olacak üretim sahalarına kaydırılamaz mı? 

 

Yeni fabrikalar yapılarak yeni bir üretim hamlesi başlatılamaz mı? 

 

Can çekişmekte olan tarım ve hayvancılığımız ayağa kaldırılamaz mı? 

 

Mesela İstanbul, beklenen büyük İstanbul depremine hazırlanamaz mı?



Bütün bunlar kamuoyu önünde yeterince tartışılmış mıdır?



Hepsinden önemlisi BU KONU bedelini ödeyecek olan HALKA SORULMUŞ MUDUR?



Ne yazık ki, Hayır.



Fakat bu projeyle ilgili öyle bir detay var ki, düşününce insanın midesi bulanıyor!



Bu Çılgın Proje Hükümette olsa olsa kimin işi olabilir?



İçişleri, Bayındırlık, Tarım Orman ve Su İşleri, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının veya
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın işi olabilir.



İyi de bu projeyi köpürten son açıklamalar Dışişleri Bakanlığı tarafından yapıldı.



Ne ayak?



Sakın bu proje de!!!



Neden mi?



Baksanıza Türk Silahlı Kuvvetlerinin Tank Palet Fabrikası için 50 milyon doları bir türlü bulamayanlar, bu Çılgın Proje için on milyarlarca doları bulmakta hiç de zorlanmıyorlar...



Öyle ise?



Sakın bu işin de kökü dışarıda olmasın?



Uzun lafın kısası:



Eğer bu proje yerli ve milli ise bir cinayettir!



Yok, kökü dışarıda ise o zaman da ihanettir.

 

 

http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/hasip-sarigoz/ihanet-mi-cinayet-mi-442254m.html 

12 Nisan 2019 Cuma

Seçimlere Neden İtiraz Ediliyor?

 

Seçimlere Neden İtiraz Ediliyor?

 

Nazım Peker

 

 

Seçmen listelerini kim güncelliyor? İçişleri bakanlığı Nüfus idaresi değil mi? 

 

Nüfusta AKP’nin atamadığı görevli var mı? 

 

AKP’nin aleyhine işlem yapacak babayiğit ya da deli var mı?

 

 

AKP, İstanbul’u alacağından o kadar emindi ki, beklemediği bir sonucu alınca şaftı kaydı ve ne yapacağını bilemez halde.
 

 

 

Aklıselim düşünelim.

 

 

Seçmen listelerini kim güncelliyor? İçişleri bakanlığı Nüfus idaresi değil mi?

 

 

Nüfusta AKP’nin atamadığı görevli var mı? AKP’nin aleyhine işlem yapacak babayiğit ya da deli var mı?

 

 

Seçmen listeleri askıya çıktı mı? Bunlara itiraz süresi var mı?

 

 

Madem hayali seçmen, madem kaydırılmış, sahte seçmen vardı da, B.Çekmecede ki AKP’li yetkililer, Erdoğan’ın çok değer verdiği mahalle muhtarları bunlara neden süresi içinde itiraz etmemişler?

 

 

Basında bu tür yazı ve yorumlar çıkınca; YSK başkanı Sn. Sadi Güven, “Hayali seçmen yok, sahte seçmende yoktur, listeler doğrudur” diye açıklama yapmadı mı?
 

 

 

Bütün bunlar göz önünde iken, neden süresi içinde bütün bunlara itiraz edilmedi?



Seçim sandık kurullarında, her partinin temsilcisi, müşahidi yok mu? Gelen seçmenin kimliğine bakılmıyor mu? Sizin temsilciler, müşahitler seçim esnasında okey oynamaya mı gitmişlerdi, neden itiraz etmemişler, neden şerh düşmemişler?

 

 

Sağlıklı ve sorunsuz seçim yapıldı, tutanak tutuldu diye tutanakları imzalamışlar?

 

 

Sn. İçişleri Bakanı, tespitlerimiz var diyor. O tespitleriniz neden seçim öncesinde yoktu?

 

 

Organize bir eylem var deniyor. Bu organize iş neden sadece İstanbul Büyükşehir seçimlerinde de İstanbul’un ilçelerinde yok?

 

 

İnsanları germeyin, insanları üzmeyin, hukuku ve hukukçuları zan altında bırakmayın ve komik olmayın!

 

 

Olağanüstü itiraz” yapılacakmış.  Hukukun gereğini yapın, Sn. İmamoğlu’nun mazbatasını verin.

 

 

Elinizde deliller varsa, verin YSK’ya ve susun. Hukuku etkileyecek açıklama ve söylemlerden de uzak durun.

 

 

YSK’nın hâkimlerini neden etkilemeye çalışıyorsunuz? Sonuçta onlardan etten-kemikten oluşan insan! Belgeler ellerindeyse kararı da yazılı hukuk içinde vereceklerdir; YSK’nın değerli yargıçları.

 

Her siyasi iktidarın bir ömrü vardır.

 

Mahkeme kadıya mülk değildir.

 

Bence şapkanızı önümüze koyun da, biz ne hatalar yaptık ki, asil ve necip Türk insanı bizden yüz çevirdi diye onun hesabını yapın. İnanın daha kârlı çıkarsınız. Çarşı-Pazar yanıyor haberiniz yok mu? Tencereler nerdeyse taş pişecek! 7-8 liradan aşağı sebze, meyve yok.


Unutmayın ki, demokrasilerde bir oy, en büyüktür. İktidar kaybettirir de, iktidar kazandırır da!..
 

 

Hakkı teslim edin ve hukuk sınırları içinde kalın. Her itirazınız sizi biraz daha komikleştirmektedir. Ve inanın o yalaka medyanın sözlerine de inanmayın. İktidardan bir düşün de görün onları. Dost acı söyler, çünkü gerçek ve doğruları söyler.

 

Elbette itiraz da demokratik bir haktır. Ama süresi içinde ve hukuk çerçevesinde!  Yazımızı bir sorun ile bitirelim: Binali bey bu seçimi, öyle 14-15 bin oy değil 100 oyla da olsa kazansa idi bu bu itirazlar ve ayak sürümeler yapılır mıydı?
 

 

Esen kalınız.

 

http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/nazim-peker/secimlere-neden-itiraz-ediliyor-441550m.html