Rezalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rezalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2020 Cumartesi

Ensar…

 

Ensar…

 

 

Hasip Sarıgöz 

 

 

Türk Kızılayı’nın adından “TÜRK” kelimesi neden çıkarıldı, şimdi anlıyor musunuz? 

 

Çünkü adında TÜRK olan bir Kızılay, Ensar’a da sansara da alet olmazdı.

 

Kendileri söylüyorlar.


Dediklerine göre amaçları:
 
 
 İnsanlarımıza "din ve ahlak eğitimi" ile "değerler eğitimi" vermek, 
 
 
Ülkemizde manevî dinamikleri zenginleştirmek, halkımızın ilmi, fikri ve ahlaki yönden gelişmesine katkıda bulunmak, 
 
 
Öğretmen ve öğretmen adayları ile üniversite öğrencilerine eğitim desteği sağlamak,   
 
 
İnsani değerlere bağlı yeni bir nesil yetiştirmek… 
 

Yani diyorlar ki, bizim amacımız para, pul, makam, şöhret veya dünyevi işler değil, bizler gönül adamlarıyız ve bizim işimiz din ve iman.


İyi güzel de bütün bunlar neyle gerçekleşir?



İlimle, fenle, akıl ile hepsinden daha önemlisi iyi ahlak ile.



Söylemler güzel, güzel de tabi bir de eylemlere bakmak lazım.



 Zira Müslüman’ı tarif ederken ne diyor sevgili peygamberimiz? 

“Müslüman elinden ve dilinden herkesin emin olduğu kimsedir”.

 Aleviliğin ve Bektaşiliğin ana düsturu nedir?

“Eline, beline ve diline sahip çık…”



Peki, bu günlerde yine Kızılay ile birlikte gündeme oturan Ensar’da söylem ile eylem aynı mı?



Farklı farklı zamanlarda yazılı ve görsel medyada ortaya çıkan haberlere bakılırsa hiç de öyle değil.

 

Bakın bu Ensar Vakfı ilk olarak, 2016 yılında Karaman’da  yurtlarında kalan öğrencilerden 45’ine tecavüz edildiği iddiasıyla gündeme oturdu.


Haberlere göre yurtlar kayıt dışıydı. Tecavüz ve taciz iddialarıyla tutuklanan cinsi sapık, kendini savunurken diyordu ki "Çocukların sınav dönemlerinde, onları teselli etmek için yanlarına yatıyordum!”



 Aynı İnsan müsveddesi, polisteki ifadesinde kendisinin aynı zamanda bir eşcinsel olduğunu ifade ediyordu. Kendisine neden eşcinsel olduğunu söylediğinin sorulması üzerine de, ”Beni tedaviye göndersinler. Tutuklamasınlar diye eşcinsel olduğumu söyledim” diyordu.


O günlerde, Ensar Vakfı’nın Karaman Şubesi binasının tabelaları, üzerine Türk Bayrağı asılarak kamufle ediliyordu. 



Yani en rezil hallere, en kutsalımız kalkan gibi kullanılmak isteniyordu.


Israrla olayın üzerine gitmesi beklenen, Dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı ise, garip bir şekilde: "Buna bir kere rastlanmış olması hizmetleri ile ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz. Biz Ensar Vakfı’nı da tanıyoruz, hizmetlerini de takdir ediyoruz” diye savunuyordu. 



Yani amiyane tabirle “bir kereden bir şey olmaz!” diyerek taciz ve tecavüzlere adeta üstü kapalı bir destek veriyordu.


Oysa vakıfla ilgili bu rezalet ne ilk ne de sondu. Ne yazık ki, öncesi de vardı!



Karamürsel Ensar Vakfı Başkanı aynı zamanda bir din bilgisi öğretmeni olan bir şahıs, ortağı olduğu kendi işletmesinde çalışan bir kıza tecavüz ettiği gerekçesi ile Karamürsel’den uzaklaştırıldı.
 

Ne yapıldı?



Gölcük’e gönderildi. Olay normal bir tayin gibi gösterildi. 



Gölcük’ten sonra da Çorum’a gönderilen bu şahıs, vakfa gelen iki kız kardeşten 13 yaşındakine tecavüz, diğerini tacizden tutuklandı ve mahkûm edildi. Yıl 2008 idi.

Dahası var!



2001-2003 arasında Rize Ensar Vakfı başkanlığını yapan bir başka şahıs iki erkek çocuğuna tecavüzden tutuklandı!



Yetmedi bu Vakıf, çocuklara tecavüz suçundan hüküm giymiş bir yazarı “Artvin Ensar Vakfı Kutlu Doğum Programına” konuşmacı olarak davet etti!

 


Sadece Ensar Vakfı mı?



İyi ahlakın pınarı ve hidayetin çağlayanı olması gereken ve (sözde) din ile uğraşan öye yerler ve öyle kişiler var ki, rezaletlerin ardı arkası kesilmiyor!



Alın size yine medya haberlerinden derlenmiş birkaç örnek:



Sinop’un Gerze İlçesi’ndeki dindar gençlik yetiştirmek için kurulduğu söylenen Gençlik İlim ve Hikmet Derneği Başkanı Rafet Ermiş 4 erkek çocuğa tecavüzden 2016’da tutuklandı!



Artvin-Yusufeli Anadolu İmam Hatip Lisesi Kuran Dersi öğretmeni Rüstem Aydın 14 yıl boyunca birçok erkek çocuğa tecavüz ettiği için 25 Mart 2016’da tutuklandı!



İstanbul, Pendik’te bir dernekte gönüllü Kuran öğretmenliği yapan 32 yaşındaki O.B., 11 yaşındaki erkek öğrencisi P.E.’ye cinsel istismarda bulunduğu gerekçesi ile tutuklu olarak yargılandığı davaya başlandı! (29 Aralık 2016)



Giresun Alucra Erkek Yatılı Hafızlık Kuran Kursu’nda 9 ila 13 yaşlarındaki 9 öğrenciye tecavüz eden Halil İbrahim U. 203 yıl hapis cezasına çarptırıldı! (25 Temmuz 2017)



Ağrı’daki İmam Buhari Yatılı Erkek Kuran Kursu’nda kalan 9 yaşındaki U.P. adlı erkek öğrenci, Kuran hocası olan 17 yaşındaki Y.K.’nin tecavüzüne uğradı! (23 Temmuz 2017)



İzmir Dikili’deki Süleymancılar’ın yurdunda kalan 9 erkek öğrenciye tecavüz eden din eğitmeni Ömer Faruk Ergen tutuklandı! (23 Aralık 2017)



Ankara Keçiören Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde Kuran dersi öğretmeni Sefer A. 15 yaşından küçük 12 kız öğrencisine cinsel tacizde bulundu!



Akçaabat İmam Hatip lisesinde Arapça öğretmeni Y.D. 17 yaşındaki kız öğrencisine defalarca tecavüz etti, sonra da “Muta nikâhı” yapayım dedi!



Afyon Otpazarı Camiinde imamlık yapan M.E.Ç, kuran kursuna gelen 7 ve 9 yaşlarındaki iki öğrenciyi taciz etti!



Konya Ereğli İmam Hatip Lisesi Müdürü üç çocuk babası A.D. kız öğrencisiyle ilişkiye girdi!



Düzce’nin Esençam Köyü’nde imam H.A. 14 yaşındaki kız çocuğa tecavüz etti! 



Bitlis’in Tatvan ilçesi İmam Hatip Lisesi’nde din dersi öğretmenliği yapan Alper Tarık P. isimli bir öğretmen 16 yaşındaki öğrencisi K.K.’ye cinsel istismarda bulunurken yakalandı!



Konya İhsan Dede İmam Hatip Ortaokulu’nda sekiz kız öğrenciye tecavüz edildi!



Tekirdağ Kapaklı İmam hatip ortaokulunda, 8 kız öğrenciye tecavüz edildi!



Bartın’da Ulugeçit Ambarcı Köyü cami odasında açılan Kuran Kursu’nda imam, ‘Kuran kursundaki çocuklara cinsel istismar’ suçlamasıyla tutuklandı!




Antep’te Şahinbey Camisi’ne bağlı Kuran kursunda 60 yaşındaki temizlik görevlisi Süleyman Ş.’nin bir yıl boyunca yaşları 6 ile 11 arasında değişen 6 çocuğa kursun tuvaletinde tecavüz ettiği belirlendi!



Konya’da yatılı bir Kuran kursunda belletmenlik yapan 5 kişinin yaşları 11-12 arasında değişen 3 çocuğa tecavüz ettiği belirlendi!



Ankara Beypazarı’nda, yatılı bir Kuran kursunda öğretmenlik yapan Ali K, 11 yaşındaki erkek bir öğrenciye aylarca tecavüz etti!



Adıyaman Gerger İmam Hatip Lisesi’nde 30 öğrenci tecavüze uğradı. Çocukların makatlarındaki yırtık doktor raporları ile tespit edildi!



Neredeyse hepsiyle ilgili gizlilik kararı alınarak yayın yasağı konuldu.



Olması gerektiği gibi de üzerine gidilmediği için rezaletler devam ediyor!



Görüyorsunuz ki olay bir zihniyet meselesi… 



Normal insanların bu elim olaylar karşısında mideleri bulanıp kanları donarken, aynı zihniyettekilerin de savunma ve koruma içgüdüsüyle hareket ederek olayları gizlemeye, basitleştirmeye ve üzerlerini örtmeye gayret ettiklerini görüyoruz.

 

Şimdi ise Kızılay’la birlikte Başkentgaz’ı ve yine Ensar'ı konuşuyoruz.

 

Yapılan şey açıkça bir vergi hırsızlığı olduğu halde, “Vergi kaçırmak başka, vergiden kaçınmak başka” diyebilen bir Kızılay Başkanı’mız var!

 

Şaşırdık mı?

 

Hayır!

 

Çünkü bu bir zihniyet meselesi! İşte O yüzden de hacı hacıyı Mekke'de, bazıları da birbirlerini dakikasında buluveriyorlar.

 

Türk Kızılayı’nın adından “TÜRK” kelimesi neden çıkarıldı, şimdi anlıyor musunuz?

 

Çünkü adında TÜRK olan bir Kızılay, Ensar’a da sansara da alet olmazdı.



http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/hasip-sarigoz/ensar-442420m.html 

1 Mart 2019 Cuma

İllet, Zillet, Rezalet!

 

 

İllet, Zillet, Rezalet!

 

Özcan Yeniçeri

 

İktidar ve onun “kayıtsız şartsız” destekcileri ülkeyi beka sorunuyla yüz yüze getirmenin hesabını verecek yerde, beka üzerinden oy avcılığı yapmaktadır!

 

Adam “beka sorunu vardır” dediyse, vardır.

 

Adam “beka eşittir muhtar, encümen ve belediye başkanının Cumhurcu olmasından ibarettir” dediyse, doğrudur.

 

Adam siyasetçidir elbette “cambaza bak cambaza” diyecek hali yoktur, “soğanı patlıcanı bırak bekaya bak” diyecektir.

 

Adam “bak” dediyse bakılmalıdır.

 

Adam “31 Mart 2019 tarihi bir eşiktir, bir dönümdür, bir milattır” dediyse öyledir.

 

Ağanın lafının üstüne laf mı konur?

  

Ne diyor? “Ekonomik saldırılar, etnik ve mezhebi provokasyonlar, milli güvenliğimize yönelik her türlü tertip ve komplo milli bekamız için risk ve tehlikedir.”

 

Tamam, doğru da bu yeni bir durum değil ki. Bu tehdit Kerbela’dan bu yana var!
 

Yani adam malumu ilan ediyor.

 

İyi de beka sorununun sorumlusu sizsiniz!

 

Şa hale bakar mısınız? Ülke sanki yerel seçime değil de savaşa giriyor.

 

Ekonomik çöküş, işsizlik, üretimsizlik, verimsizlik, hayat pahalığı, rant ekonomisi, yolsuzluk, betonlaşma için hiç bir şey denmiyor.
 

 

Varsa yoksa “beka sorunu var... oyunu bana ver”.

 

İşte buna tamı tamına beka takıntısı denir.

 

Dahası işin bir de diğer yanı var.

 

Vatandaş diyor ki beka sorununu abartılıp, köpürtülecek yerde bu sorunu ortaya çıkaranlar ya da çıkmasına çanak tutanlar hakkında ne yaptınız? Onu anlatın bize!

 

2002 yılında tek başına iş başına gelen iktidar 2019 yılı sonunda hala “beka sorunu var” diye bas bas bağırıyorsa bu her şeyden önce bir itiraftır.

 

Bu “Türkiye’yi on yedi yıldır yönetiyoruz sonunda ülkeyi beka sorunuyla karşı karşıya bıraktık” itirafıdır.

 

Hazır itiraf edilmişken harekete niçin geçilmiyor diye seçmenler soruyor!

 

Dikkat buyurun, AK Parti 2002 yılında iktidarı devir aldığında Türkiye’de terör dibe vurmuştu. PKK’nın bir numarası Kenya’da burnundan yakalanmış getirilip İmralı’ya, iki numarası ise (Şemdin Sakık) Diyarbakır cezaevine tıkılmıştı.
 

 

AK Parti iktidara gelince vesayetle mücadele adı altında Ergenekon adlı kumpas davası sırasında teröristler değil Türkiye’nin 26. Genelkurmay Başkanı içeri tıkılmış, PKK’nın iki numarası Şemdin Sakık ise gizli tanık sıfatıyla Silivri’de ifşaatlarda bulunmuştu.

 

Uğruna “baldıran zehiri” içilen çözüm süreci sonuçta işte bugün üzerine basa basa söyledikleri beka sorununu yaratacak sonuçlar üretmişti!

 

Beka sorununu yaratanlar şimdi de beka sorununun sonucundan yararlanmaya çalışmaktadır.

 

Beka sorunun zuhuruyla ilgili bir kaç soru!
 

 

Sahi terörden kaynaklanan beka sorununu “çözüm süreci illeti, Habur zilleti, megri rezaleti” doğurmuş olmasın?

 

Dolmabahçe, Oslo, İmralı’da HDPKK ile yapılan zillet ittifakı beka sorununu (terörü) daha da büyütmesin?

 

TSK’nın milli reflekslerini kırmak amacıyla FETÖ tarafından uygulamaya konulan Ergenekon davasının savcılığı bekayı acil hale getirmesin?

 

Belkide bir yanlışlık sonucu teröristle mücadeleyi bir kenara bırakıp “Akil adamları” halkın üstüne sürmek, TC’yi tabelalardan indirmek, Andımızı yasaklamak, “Ne mutlu Türküm Diyene” sözünü dağdan taştan silmek beka sorununu üretti?

 

Kıbrıs’ta “Çözümsüzlük çözüm değildir” teraneleri altında Annan Planı kabul edilmesi, “bir adım önde olmak” stratejisiyle Rumlara gülücükler dağıtılması jeopolitik beka sorunu yaratmış olmasın?

 

Yunan Ege’de kayalıkları işgal ederken seyreden de “beka” diye bağıranlar da aynı ekip değil mi?

 

Sahi Suriye’de yanlış ata oynayarak Türkiye’yi beka sorunuyla kim karşı karşıya getirdi?

 

Irak merkezi hükümetiyle Haşimi, Mısır’la Sisi, Suriye’yle Esat yüzünden ilişkileri bozulmadı mı? Bu durum sonuçta Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de ve bölgesinde beka sorunuyla yüzyüze gelmedi mi?

 

İktidar ve onun “kayıtsız şartsız” destekcileri ülkeyi beka sorunuyla yüz yüze getirmenin hesabını verecek yerde, beka üzerinden oy avcılığı yapmaktadır!

 

Yemezler... yemeyecekler!

 

http://www.haberiniz.com.tr/yazarlar/ozcan-yeniceri/illet-zillet-rezalet-441406m.html