18 Kasım 2020 Çarşamba

Türkçe karşıtlığından Türk düşmanlığına



 
 
 
Türkçe karşıtlığından Türk düşmanlığına

 
 
Aziz Dolu Atabey
 
 

Tanrı sözcüğüne karşıtlık -ve hatta düşmanlık- bilgisizlikten (cehalet) kaynaklanıyor. 
 
 
Basit bir soru soralım: Henüz çok küçükken yetim kalan, 40 yaşında elçilik (peygamberlik) görevi verilen Hz. Muhammed’in babasının adı Abdullah değil miydi? O halde el-ilah (Allah) sözcüğü İslâm’dan önce de kullanılıyordu. 
 
 
Üstelik bu kullanım da irfan (cultur/kültür) ve toplumbilimi (sosyoloji) açısından gayet doğal (normal) bir durumdu. Çünkü sözcük Arapça idi. Kaldı ki Ra’yı, Ortadoğu’da uygarlık oluşturmuş eski toplumlar yani -Türkmenistan’ın Anau (Anav) yöresinden çıkıp gelerek- Sümer uygarlığını kuran Kengerler, onların yolundan giden Babilliler, Mısırlılar filan; Rab’ı, İbraniler, Araplar; Hüda’yı, Persler, Farslar kullanıyordu. Osmanlı’da da kullanılan ve hatta mehter marşlarında bile geçen “Yezdan”ın Zerdüştlüğe kadar gitmesi de cabası… 
 
 
Bu durumda “Tanrı” sözcüğü de -anadili Türkçe olanlara- analarının ak sütü kadar helal oluyor. Ve bu duruma rağmen hâlâ Türkçe karşıtlığı yapanlar da -bilerek veya bilmeyerek- Türk düşmanlığı yapmış oluyor. 
 
 
İşin ibretlik (ironik) yanı ise, çoğu kişi bu yaptığının farkına bile var(a)mıyor. Deyim yerindeyse (tabir-i caiz) -papağan gibi- ezberden konuşup duruyor.
 

Dünyaca ünlü bilginimiz (âlim) Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun da dediği gibi “Türkçe giderse Türkiye gider.” Kaldı ki yerli yersiz Arapça, Farsça sözcükler sayıklamak sizi iyi bir müslim yapmaz.
 
 
  Tıpkı İngilizce, Japonca konuşmakla uygar olun(a)mayacağı gibi!. Dahası Arapça, Farsça sizi cennete de sokmaz. Hem öyle ya, son yalavaç (peygamber) da “Kul hakkıyla karşıma gelmeyin.” diyor, “Arapça öğrenip gelin” demiyor. 
 
 
O halde bırakın -1200 yıldır tek başına İslâm’ın yükünü çeken- bu garip Türk milleti de elini, gönlünü açtığı yüce yaradana kendi diliyle seslenebilsin. Pîrimiz Yunus Emre Arapça “el-ilah (Allah)” yerine Hak Çalabım, Farsça peygamber yerine Yalavaç derken; Hz. Muhammed için yazdığı övgü dolu dizeleri dilden dile dolaşan Süleyman Çelebi “Tanrı” sözcüğünü kullanırken üstelik!.. 
 
 
Hem Türk’ü yaratan Tanrı Türk’ün dilini bilmeyecek değil ya… Peki, siz ilk Kuran çevirisinin Karahanlılar döneminde yapıldığını ve bu çeviride yer alan sözcüklerin neredeyse tamamına yakınının Türkçe olduğunu biliyor musunuz? 
 
 
Yeri gelmişken, “Atalarımızın mezar taşını okuyamıyoruz. ” diyenlere de seslenmek gerekiyor. Viyana’dan, Yemen’e; Galiçya’dan, Libya’ya kısacası (vel’hasıl) üç kıta, yedi iklime giden/gönderilen ve oralarda kalan atalarının bir mezar taşı var mı, -varsa- gidip gördüler mi? 
 
 
Söz, atalardan açılmışken… Orhun anıtlarını tarihe kazıyanlar kimin ataları?!. Tümden devşirme, tümden etnik özürlü, tümden kripto iseler o zaman başka tabi. Neyse, canlar… 
 
 
 
Bilgisizle (cahil) sohbeti kesip; sözü, büyük önder Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’e bırakalım: Türk demek Türkçe demektir. 
 
 
Ne mutlu Türk’üm diyene!.
 

Aziz Dolu Atabey

Hiç yorum yok: