3 Mart 2021 Çarşamba

Türk Milletinden Ol(a)mayanlar

 







Türk Milletinden Ol(a)mayanlar
 

Aziz Dolu Atabey
 

Türk milletinin nazarında bir değeri, karşılığı olmayan, aslına bakarsanız (hadd-i zatında) Türk milletinden de ol(a)mayan Orhan Pamuk sözde Ermeni soykırımı yalanını gerçekmiş gibi anlattığı için Batılı efendilerince “nobel ödülü” ile ödüllendirildi. Hızını alamadı; İstanbul’da sapkın oğlanların kendi analarının ırzına geçtiğini, engel olmak isteyen babalarını öldürdüğünü, hapiste de bunların şişlendiğini ve devletin bu cinayetlere göz yumduğunu filan sayıkladı roman adı verilen maskaralıklarında. Tarihin arka odasından bir araştırmacı-gazeteci de çıktı “Çüş Orhan, Çüş” deyip , taşı gediğine koydu. Biz de atalarımızı yad ederek diyelim: Orospu içeride olursa, kapı kilit tutmaz. Önce orospuyu def edeceksin ki kapı gıcırdamasın. Hocalı’da soykırıma uğrayan karındaşlarımızın (kardeş) ruhlarının incinmemesi için!..
 
 

Türk milletinin nazarında bir karşılığı olmayan, aslına bakarsanız Türk milletinden de ol(a)mayan Elif Şafak da bilmem ne ve Piç adlı roman müsveddesi ile Türkleri barbar, kıyımcı gösterip; sözde Ermeni soykırımı yalanını yaymaya çalışanlardan… Bingöl’ü, Muş’u, Van’ı, Hocalı’yı, Fergana’yı unutup da kapının kilidini yalama edenlerden biridir. Türk milletinin teröre onlarca şehit verdiği dönemlerde sus pus olma hakkını kullanırken; birilerinin -eceli gelen it misali- Tovuz’a saldırmasıyla başlayan 2. Karabağ Savaşı’nda Haylar (Armen/Ermen coğrafî addır bu arada.) yerçekimli ortamda uçmaya başlayınca “barış sağlansın” demeçleri ile ortaya çıkmıştır. İlginçtir, Rabin Hanım’ın oğlunun himayesindeki Zaman Gazetesi’nde başyazarlık yapmışlığı da vardır emperyal edebiyatının çakma nurlu şafağı olan bu hanım ablanızın.
 
 

Türk milletinin nazarında bir karşılığı olmayan, aslına bakarsanız Türk milletinden de ol(a)mayan bir diğer boyalı magazin lekesi de Hadise… Ermenistan askerlerinin saldırması sonucu Azerbaycan sınır hattında çatışmaların yaşandığı, şehitlerimizin olduğu bir dönemde sözde ulusal kanallardan birindeki abuk sabuk programa Hayların (Armenî/Ermeni) ulusal renklerini taşıyan bir giysiyle çıkmış, ABD’deki “iri kıçlı” meslektaşından geri kalmadığını göstermiş bir -sözde- vatandaşımızdır kendisi. AB ile imzalanan ve çifte vergilendirmenin önüne geçilmesini amaçlayan anlaşmadan hareketle Türkiye’de kazandığı paraların vergisini “Gelecekte hayatımı kurmak istediğim ülke” dediği Belçika’ya ödeyen, bu ülke insanını sağmal inek gibi gören -sözüm ona Sivaslı- Hadise gerçekte ne kadar bizden biridir ki? Sorunun yanıtı, pîrimiz Refik Halit Karay’ın “Zeytindağı” adlı romanında…
 
 

Türk milletinin nazarında bir karşılığı olmayan, aslına bakarsanız Türk milletinden de ol(a)mayan osuruk şampiyonu Şahan Gökbakar’a ne demeli?.. Sanattan başka her şeye benzeyen abuk sabuk filmlerle sinema sanatını yozlaştırdığı yetmezmiş gibi Azerbaycan Türklerini/Türkçesini hedef aldığı film repliği ile hem Azerbaycan”da hem de Türkiye’de büyük tepkiyle karşılanmış ve kasıt kokan sahneler gösterimden kaldırılmıştır. Kendinize şu soruyu sorun: Anadolu-Azerbaycan hattındaki Türklerin “bir, iri ve diri” olmalarını kim/kimler istemez? Karabağ Zaferi’ne yenilerinin eklenmesini istemeyenler tabi ki!..
 
 

Türk milletinin nazarında bir karşılığı olmayan, aslına bakarsanız Türk milletinden de ol(a)mayan bir diğer medya maymunu Nagehan Alçı… Misyoner okulundaki gülünç (trajikomik) diploma görüntüleri bir yana, Ermenistan üzerinden -o dönem işgal altında bulunan- Karabağ”a gitmesi, gitmekle de kalmayıp “Karabağ yüzde yüz Ermenistan toprağıdır.” demesi üzerine Azerbaycan’ın “persona non grata/ istenmeyen kişi” ilân edip, ülkeye girişini yasakladığı tek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmuş bir medya papağanıdır kendisi. Aile kökleri, -Atatürk’ün önermesi ve ilk imzayı da kendisinin atmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk millî şehidi ilân edilen- Kaymakam Kemal Bey’in görev yeri olan Yozgat/Boğazlayan ilçesinin yanı başındaki Kayseri’ye dayanır. Devlet, Avşarları Çukurova’dan alıp; Yahyalı, Develi, Tomarza, Bünyan, Sarız, Pınarbaşı’dan Sivas’a değin niçin yerleştirdi sanıyorsunuz? Şimdilerde TMSF tarafından el konulan ve kurucularından biri halihazırda SPK’nın tepe noktadında bulunan Bank Asya’dan verilen “uygun koşullu” borçla (credit/ kredi) aldıkları yalı mı köşk (villa) mü adı her neyse orada sanattan siyasete, iktisattan (economi) spora her konuda dünya bilgesi (allame-i cihan) olan kocası Rasim Ozan’la birlikte mutlu mesut yaşayıp gidiyorlar. Ha bu arada Azerbaycan’ın verdiği cezanın, Gülen yapılanmasının Azerbaycan imamı olduğu gerekçesiyle daha sonra görevden uzaklaştırılan dönemin Cumhurbaşkanlığı İdaresi Siyasi Tahlil ve Enformasyon Daire Başkanı Elnur Aslanov’un devreye girmesiyle kaldırıldığı basına da yansımıştır. Tam da bu noktada şeytanın “sor” dediği soruyu soralım: Uluslararası bir kumpas (komplo) sonucu hapse atıldığını söyleyen Azerbaycanlı işadamı Mübariz Masimov ya gerçekten haklıysa ve de suçsuzsa?!.
 
 

Milletçe saf bir yanımızın olduğu doğrudur. Herkesi kendimiz gibi bilir; her gelene kapımızı açar, soframıza buyur ederiz. “Benim anam da Kürt..” diyen birine “Peki, ya baban?!.” diye sormak gelmez aklımıza. Atası bir, töresi bir, dili bir, dini bir Azerbaycanlı kardeşlerimiz ölüm kalım mücadelesi verirken; 5-6 yaşındaki erkek çocuklarının derisi yüzülürken, aynı yaşta kız çocuklarına tecavüz edilip sonra diri diri ateşe atılırken bu tontonun çıkıp “Onlar Şii. İran’a yakınlar. Onlar yardım etsin.” gibi ipe sapa gelmez sözler etmesi bile ayıkmamıza, aklımızı başımıza devşirmemize yetmez ne yazık ki. Gel de “İslâmcılık adı altında, Türk düşmanlığı yapan soysuzlardan nefret ediyorum!.” diyen Ömer Seyfettin’e hak verme.. TBMM çatısı altında Azerbaycan’la ilgili oylamaya destek vermeyerek içten içe Ermenistan adlı terör örgütünü destekleyen dağ süpürüntülerinin sineye çekilmesi bir başka yürek burkuntusu.. Malatya genelevindeki Kezban bile “Destur!..” demişken üstelik. “Bir müsibet, bin nasihat” hesabı, illa geç ısınıp geç soğuruz. Hesabı tümden görmeye alışmışız bir kere. 
 
 
 
Kırgız Türklerinin de dediği gibi; itin sahibi varsa, kurdun da Tanrı’sı var öyle ya.. Dahası kulun tertibi (plan) varsa, Tanrı’nın da takdiri var öyle ya.. 
 
 
 
Bizden olan, ol(a)mayan konulu hasbıhalımızı, Karamanoğlu Avşarlarının Karabekirler obasından olan Kâzım Karabekir Paşa’nın -hoca kılıklı bir Rus casusunu kurtarmak için Erzurum Kolordu Karargâhı’na doluşan saf Müslümanları çay, kahve ikram edip başından savdıktan sonra- bir kâğıda karaladığı ibretlik sözlerle noktalayalım: “Ey Türk oğlu!.. Sen pek safsın, seni herkes aldattı. Erdim diyen, döndüm diyen çemberinden atlattı.”
 
 

Aziz Dolu Atabey
 
 

Hiç yorum yok: