Aziz Dolu Atabey
Türk, Atatürk, Cumhuriyet gibi olgular, kavramlar ayrımcılığa, bölücülüğe, fırsat eşitsizliğine, haksızlığa, hukuksuzluğa, saygısızlığa… bilumum soysuzluğa karşı olmak, karşı durmak demektir.
Dincilerin (fundamentalist), insancıların (hümanist), özgürlükçülerin (liberal), toplumcuların (sosyalist) algılayamadığı, anlayamadığı yüksek irfanî (cultural) değerlerdir bunlar.
Bu değerlerin kaynağı binlerce yıllık bir tarihî geçmişe sahip olan Türk kültürü, Türk töresidir. Türk kültürünün, töresinin esin (ilham) kaynağı ise tek Tanrı inancıdır.
Kırgız Türklerinin günlük hayatta sıkça dillendirdikleri “İtin sahibi varsa, kurdun -da- Tanrı’sı var.” atasözü bu gerçeği vurgular.
Taşı yontup, taşa şekil verip de taşa tapmayan tek millettir Türkler. Türk sezgisi (feraset), irfanı her türlü putçuluğu reddeder. Günümüz izm’leri de birer puttur aslına bakarsanız.
Ve birçok sorunun kaynağı olan bu putların, bunların peşine takılıp giden putçuların, takıntı/saplantı haline dönüşmüş putçulukların ilâcı da panzehiri de yeri, göğü ve ikisi arasındakileri yaratan tek Tanrı inancıdır.
“Sizler şaşırmışsınız. Tanrı’nın oğlu mu olur. O, tektir.” diyen Başbuğ Attila da “Herkes istediği dine inanabilir. Ama herkes tek Tanrı’ya inanmakla yükümlüdür.” diyen Cengiz (Tengiz/Deniz) Han da zaten bu gerçeği kör gözlere sokmamış mıdır?
Bütün dinlerde, kültürlerde kadın bir sorundur. En azından uygulamada (pratik) sorundur. Sözde Helen, Yunan olduklarını iddia eden Grekler kadını meze yaparken; Romalılar kadını sermaye yaparken; Araplar diri diri kuma gömerken; Farslar (Pers) “karnında sıpa, sırtında sopa” derken; Budistler insandan bile saymazken…
Tanrı’nın sevimli kulları, Tanrı’nın silahlı kulları, gökbüreleri (bozkurt) olan Türklerde kadınlar devlet yönetmekte, ordu yönetmekte, yurdunu-budununu çekip çevirmektedir.
Diğer kültürlerde kadın, erkeğin eşi bile olamamışken, Türk kültüründe kadın erkeğin eşiti olmuştur. Bir misal: “Hatun (khatun/katun/kadın) eşiniz mi?” diye soranlara “Eşim değil, eşitim!.” diyen bir Hacı Bektaşi Veli ne güzel insandır. Onu yetiştiren kültür ne güzel kültürdür. O kültürü taşıyan dil ne güzel dildir.
Türkler Tanrı’nın sevimli kullarıdır. Türkler yeri geldiğinde Tanrı’nın kılıcı, kırbacı yeri geldiğinde bilgini, sanatkârı yeri geldiğinde de adalet dağıtıcısı olmuştur.
Türk budunu (millet) tek Tanrı inancının, bu inanca bağlı olarak ortaya çıkan kültürün ve bu kültürden doğan uygarlığın taşıyıcısıdır. Türkler Asya’ya, Avrupa’ya, Amerika’ya, Afrika’ya…
Japonya’dan Baltık’a, Kazan’dan Kartaca’ya, Alaska’dan Şili’ye kadar gittikleri her iklime uygarlık aşısı götürmüştür.
Sosyal bilimler yeni bulgular elde ettikçe bu gerçek, bu gizem tüm yönleri ile ortaya çıkacaktır. Hiç kuşkunuz olmasın.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder