Doymadınız mı?
Hasip Sarıgöz
Bugün için, Türk ordusundaki at ve köpeklerin bile kendi hekimleri varken, Mehmetçiğin kendi hekimi yoktur!
Türk tarihinde bilinen ilk askeri sahra hastanesi Sultan
Melikşah zamanında kurulmuştu ve bu aynı zamanda dünya orduları içinde
kurulan ilk askeri hastaneydi.
Yalnızca askeri hastane mi? Dünyanın ilk hayvan hastanesi olan “Gurabahane-i Lakla-kan”ı (Düşkün Leylek Evi); 19’ncu yüzyılda kuşlar için Anadolu’da (Bursa) yine biz Türkler kurmuştuk.
Bildiğimiz anlamda ilk modern askeri hastane ise, Sultan Abdülhamit döneminde 1898'de kuruldu.
Türk askeri hastaneleri, Sultan Melikşah döneminden beri Türk milleti için, çok ama çok değerli görevleri yerine getirdiler.
Yakın tarihimizde ise; Trablusgarp, Balkan Savaşları, Birinci Dünya
Savaşı, Kurtuluş Savaşı, Kore Savaşı (sahra sıhhiye), Kıbrıs Barış
Harekâtı ve terör örgütü PKK'ya karşı yapılan operasyonlarda yurt
savunmasına çok önemli katkılarda bulundu.
Bununla da kalmadı, Cumhuriyet’in ilk yıllarında;
milletimizin başına bela olan frengi, sıtma, verem ve trahoma gibi
hastalıklara karşı başlatılan savaşta en ön saflarda savaşarak başarılı
oldu ve Türk milletinin geleceğine sağlıklı nesiller armağan etti.
Öyle ki, “Askeri Hastane” demek artık sadece Hastane demek değildi…
Peki ya neydi?
Asker Hastaneleri: Kolsuz gazimize kol, ayaksız gazimize ayak, kimsesiz gazilerimize ise dayanaktı…
Harekât alanındaki Mehmetçiğin güven kaynağıydı, moral kaynağıydı ve onun için toprağa dökülenin yerine kan, hepsinden de önemlisi ona bağışlanan can demekti.
- Türkiye’nin ilk modern tıp kütüphanesi GATA'daydı.
- İlk Radyoterapi Merkezi,
- İlk Yanık Tedavi Merkezi,
- İlk olarak Mikro cerrahi Eğitim ve Araştırma Merkezi,
- İlk Uyku Merkezi,
- İlkNükleer Tıp Merkezi,
- İlkBiyomedikal Mühendislik Merkezi,
- İlkHava ve Uzay Hekimliği Merkezi,
- İlk Yüksek Lisans Doktora Planlama ve Koordinasyon Merkezi,
- İlk Deniz ve Sualtı Hekimliği Merkezi,
- İlk Tıp Araştırma Geliştirme Merkezi yine GATA'da açıldı.
- İlk otolog ve allojeneik kemik iliği nakli burada gerçekleştirildi.
- İlk Pankreas ve böbrek (birlikte) nakil operasyonu burada yapıldı.
- Türkiye'deki ilk bağırsak nakli yine bu askeri hastanede yapılmıştı.
Dünyanın en başarılı ortopedik protezleri (sizin anlayacağınız takma kol
ve bacaklar) burada üretiliyor ve gazilerimize burada takılıyordu.
“Gülhane Müsamereleri” adı verilen tıbbi toplantılar,
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan tıbbi bilgi ve kültür aktarım
çabalarının, mihenk taşları arasında yer alıyordu.
Osmanlı ve T.C. döneminde kurulan bütün modern sivil
hastaneler askeri hastanelerin bağrından çıkmıştı. Yani bu hastaneler
Türk tıbbının anasıydı.
Fakat ne oldu?
Kahraman Türk ordusunun içine yerleştirilen bir kısım hain, hainliğini yaptı ve milletinin verdiği silahı yine kendi milletine doğrulttu!
AKP iktidarı da bunu bahane ederek, askeri sağlık sistemini kökünden kazıdı!
Bilmeyen zanneder ki, 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi'ni, sanki FETÖ değil de askeri hekimler yaptı!
Şaka gibiydi. Ama askeri hastanelerin tamamı kapatıldı!
Buralardaki askeri personelin birçoğu hiçbir suç
işlemedikleri halde üzerlerine yapıştırılan yafta ile onurlarını ve
onurla taşıdıkları üniformalarını kaybettiler!
Aynı "zücaciye dükkânına dalan bir fil gibi" milletin köklü ve sistemli kurumlarına girip neredeyse her şeyi alt üst edenler, düşman karşısında canını dişine takan Mehmetçiği yalnız bıraktılar.
Bu öyle bir yalnızlık ki, "Allah düşmanıma vermesin" denir ya, işte o cinsten...
Çünkü askeri doktor, aynı zamanda askerdi. Tıp eğitiminin
yanında askerlik eğitimi de alır ve gerekirse bulunduğu birlikte eline
silah alıp çatışmaya da girerdi.
Askeri doktor; askeri birlikte, cephede yetişirdi.
Askerle birlikte silah ve teçhizat kuşanırdı.
Dağda onunla yürür, gerekirse onunla birlikte savaşırdı…
Kurşun vızıltıları altında kanamaya tampon yapar, serum takar, dikiş atardı.
Gerekirse sürünerek, gerekirse sürüyerek Mehmetleri ateş
hattından çıkarır ve ona Allah’ın izniyle onlara yeni bir hayat
bahşederdi.
Şartlar ne kadar çetin olursa olsun onunlaydı, onun yanındaydı,
komutanıydı, abisiydi, silah arkadaşıydı ve onun koruyucusu/kurtarıcı
meleğiydi.
Hiç çatışmaya girdiniz mi?
Girdiyseniz beni çoktan anladınız. Yok, girmediyseniz o zaman da ne olur gönlünüzle, yüreğinizle ve vicdanınızla düşünün.
Şimdi yapılan şey, Mehmetçiğin yüreğindeki bu büyük güveni, bu büyük dayanağı çekip almak değil mi?
Siz ister kabul edin ister etmeyin, harp cerrahisi diye bir gerçek vardır. Hap
yarasını da en hızlı şekilde harp doktoru tedavi eder. Bunun kimyasal
silah etkileri var, radyasyonu var, denizaltı hekimliği, yanık hekimliği
var, var oğlu var...
Askerler, milleti adına aldıkları çok tehlikeli ve bazen de bir o kadar
da gizli görevleri yaparlarken; sadece gözlerini, kulaklarını, ellerini
ve ayaklarını kaybetmezler.
Tunç yürekli ve çelik bilekli olsalar bile psikolojileri bozulur, hatta akıllarını bile kaybedebilirler.
İşte bu vaziyetteki hastaların tedavisi de mahrem koşullar gerektirir.
Hastanın bu hale nasıl geldiğine dair birliklerinden, komutanlarından
ve görev arkadaşlarından detaylı raporlar istenir ve bu raporlar ile
operasyon tutanaklarından da faydalanılarak, neden sonuç ilişkisi analiz
edilerek teşhis konulur ve bu askerler tedavi edilmeye çalışılır.
İşte bu raporlar ve operasyon tutanakları devletin, milletin ve personelin bekası açısından birçok gizli bilgiyi de içerir.
Bu gizlilik; birliklerimizin ve personelimizin yumuşak
karnı sayılabilecek her türlü zayıf, eksik ve gedik taraflarımızı
içerdiği gibi, göreve gizlilik derecesi verilmesine sebep olan, milli
menfaatlerimizle ilgili birçok mahremiyeti de içerir.
Şimdi düşünün... Bu gizli bilgiler şimdilerde kimlerin elinde???
Biliyorsunuz, devlet hastanelerindeki personelin önemli bir
kısmı yerel personelden oluşuyor. Bu personelin içinde niceleri var?
Şimdi yaralı evlatlarımız bu hastanelere getiriliyor, tabi ki getirilene
kadar hayatta kalabilirlerse.
Kan kaybından şehit olan evlatlarımızı duyuyoruz!
Kan verilmediği için şehit olan çocukları duyduk!
“Bırakın ağrı çeksin!” dercesine, kayıtsız kalanları ve bu durumdan adeta zevk alanları bizzat gördük!
Güneydoğudaki devlet hastanelerine zorunlu olarak yatırılan
yaralı gazilerin PKK’lı doktor ve hemşireler tarafından taciz
edildikleri, doğru dürüst tedavi edilmedikleri ve hatta bilerek ölüme
sürüklendikleri iddialar arasındadır!
Ne yazık ki bugün, leylekler ve göçmen kuşlar için bile
hastane kurmuş olan Türk milletinin, Mehmetçiği için bir hastanesi ve
sahra sıhhiye sistemi yoktur.
Bugün için, Türk ordusundaki at ve köpeklerin bile kendi hekimleri varken, Mehmetçiğin kendi hekimi yoktur!
Peki, kendi ellerinizle meydana getirmiş olduğunuz bu garabeti sonlandırmak için neyi bekliyorsunuz?
Bakın her gün şehitler veriyoruz, yaralılarımızın gerçek sayısını bilen bile yok!
Yaptığınız bu vahim yanlışlar nedeniyle, daha kaç Mehmet acı ve ağrı çekecek?
Kaç Hüseyin hastanelerde zehirlenecek?
Kaç Ali, kaç Mehmet kan kaybından gidecek?
Kaç kınalı kuzu daha toprağa düşecek?
Kaç ana kususu daha, traktör kasalarında üst üste yığılarak
tahliye edilecek?
Kaç İbrahim? Kaç İsmail? Kaç Hasan?
Kana ve cana doymadınız mı daha?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder