Cemaatler ve Siyaset
Cemaatler ve Siyaset
Yusuf Dülger
İslamiyet
bütünleştirici, mevcut tarikat ve cemaatler ayrıştırıcıdırlar. Bu
bakımdan bugünkü cemaat ve tarikatlar İslam ile uyuşmamaktadırlar,
milli ve dini birliğimiz için sıkıntılıdırlar.
“Cemaatler, tarikatlar” denince aklımıza İslam dini
adına oluşan gruplar gelir. Cemaat ile tarikat arasında bazı
farklılıklar olsa bile, amaçları aynıdır; dine göre yaşamak, dine
hizmet.
İlgi alanları içinde samimi olarak kalan cemaat ve tarikatlara bir şey
diyemeyiz. Ancak alan ve amaçlarının dışına çıkan cemaat ve tarikatlar
zararlıdırlar, onlara söylenecek sözümüz olur.
İslamiyet bütünleştirici, mevcut tarikat ve cemaatler ayrıştırıcıdırlar.Bu bakımdan bugünkü cemaat ve tarikatlar İslam ile uyuşmamaktadırlar, milli ve dini birliğimiz için sıkıntılıdırlar.
İslam’da bireysellik ve çıkarcılık yasaktır. İslam’da
ruhbanlık-dünyadan kopma, Allah ile kulları arasına girme, insanları
kutsama-yasaktır. Bugünkü tarikat ve cemaatler bu yasaklara uymadıkları, bu güzel ilkeleri çiğnedikleri için tehlikelidirler.
Ben size mevcut cemaat ve tarikatların belirttiğim zarar ve tehlikelerinden geri kalmayan bir tehlikelerini daha söyleyeyim: Politikayı dine sokmaları, politikacıların maşası/aleti olmalarıdır.Cemaat ve tarikatların bu sorumsuzlukları iman ve amellerimizle birlikte siyasi yapımızı da çürütüyor. Sonunda biz birbirine saldıran, birbirinin kanını emen vahşi birer insan olup çıkıyoruz.
İddialarımın örneklerini Emevi, Abbasi ve Osmanlı devletlerinde,
günümüzün Afganistan, Irak, Suriye, Yemen halklarında görüyoruz. Akıl
ve dinin özü devreden çıktıktan sonra şeytan politikacılara gün
doğuyor, bizi insan olmaktan çıkarıyorlar, bir davar sürüsüne
dönüştürüyorlar. Şunu da tespitten çekinmeyelim: Siyasallaştırılan din, yarar yerine zarar getiriyor.
Bugün Türkiye’deki cemaat-tarikat öncüleri bazı partilerin “din karşıtı”
oldukları iddia ederek Allah adına iktidarı destekleyeceklerini ilan
ediyorlar, iradelerine el koydukları müritlerinin oylarını AKP’ye
kaydırıyorlar. Böylelerinin yaptıkları Allah’a kulluk değildir siyasi
otoriteye köpekliktir.
Cemaat yahut tarikatların öncüleri: “Oyunuzu şu partiye vereceksiniz” dediği için oraya oy veren mensupların yaptıkları da sürülüktür.
Güdümlü bir beyin, kumandalı bir el-ayak taşıyan insanlar güvenilir bir
Müslüman, iyi bir insan olamazlar. Böylesi insanların yaşadığı bir
ülkede demokrasi yoktur.
Mustafa Kemal: “Türkiye şeyhler, müritler,
mensuplar ülkesi olamaz” açıklamasını laf olsun diye değil; o günün
gerçeklerini, Türkiye’nin geleceğini görerek yapmıştır.
24 Haziran’daki seçimlere bu gerçeklerle gidiyoruz. İradelerin yok
edildiği bir seçim görünüşte meşru olsa bile gerçekte meşru değildir.
Ruhbanların ve “Ağabey” sultasının iktidarı belirlediği bir ülkenin insanları ilkeldirler. Yarın,
şeyh ve lider diktası kalktığında bugün iradesiz olarak verdiğimiz
oyların vicdan azabını çekeceğiz.
Bu da yetmeyecek; öbür dünyada
Allah’ın bize verdiği aklı kullanmadığımız, özgür irademizle hareket
etmediğimiz için de hesap vereceğiz.
Allah bize akıl vermiş, o
aklı çalıştıracağız. Türkiye’yi bize emanet edenler özgür insan olma,
özgür karar verme hakkını vermişler. Bu hakkı baskılara aldırış etmeden
kullanmak bir onurdur.
Kapalı oy verme yerinden onurlu insan olarak çıkalım, başımız dik olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder