9 Ekim 2020 Cuma

Öğretmenin Önemi


 
 
 
Öğretmenin Önemi

 
 
Aziz Dolu Atabey
 
 

Gelişmiş ülkelerde, kamuda en yüksek maaş alan kesimlerden biri öğretmenlerdir. 
 
 
 
Türkiye’de ise lise mezunu hemşire, lise mezunu imam, lise mezunu polis hatta ilkokul mezunu işçi bile -her biri dört yıllık üniversite mezunu- öğretmenlerden daha fazla maaş alabilmektedir.
 
 
 
 Öyle ya haftada bir gün cuma kıldırmak, başı ağrıyana kabadan (popo) iğne yapmak, yama tutmayan bütçeye radarla para toplamak hayatî öneme sahip işlerdir. 
 
 
 
Halkımız bile bu konuda öyle bir bilinçlidir ki.. Söz gelimi buzağısının burnu aksa baytar (veteriner) çağıran velilerimiz çocuğunun ateşinin 30’a çıktığından çoğu kere habersizdir.
 
 

Şimdi hep birlikte cumhuriyetin ilk yıllarına gidelim..
 

Milletvekili maaşları belirlenirken Atatürk’e sorarlar:
 

–Paşa’m milletvekili maaşları ne kadar olacak?
 

Atatürk önce gülümser ardından da kesin bir dille yanıt verir:
 

–Öğretmen maaşını geçmesin!.
 

Öyle de olur. Bir lise öğretmeni ile bir milletvekili yıllarca aynı maaşı alır. Olması gereken de budur aslına bakarsanız. 
 
 
Niye? 
 
 
 Öğretmen, milletin kendisidir. Milletin ışığıdır. Dolayısıyla bırakın da milletin aylığı ile vekilinin aylığı aynı olsun. Asil her zaman üstün değil midir zaten? 
 
 
 
Vekalet de babadan oğula geçen bir saltanat olmadığına göre!.. Öğretmen maaşları ile ilgili serzenişte bulunan -özel okul sahibi- sayın bakan önce bu konuya kafa yormalıdır. Zihninde boşluk kaldığı takdirde okullarda öğretmen ve öğrencilere niye yemek çıkmadığı; eline geçen para giyim, ulaşım ve gıda masraflarını bile karşılamayan “ücretli” öğretmenlerin durumlarının ne olacağı gibi soru(n)ların da yanıtını vermelidir.
 
 

Öğrenme gereksinimi beşikten mezara kadar süren bir eylemdir. Dolayısıyla 7’den 70’e herkese bir şeyler “öğretme”nin ve dahi öğretme eylemini gerçekleştiren “öğretmen”in önemi çok büyüktür. Bir ülke eğitimle düze çıkar. Bu da sözüm ona uyduruk projelerle, akıllı tahta zırvalıkları ile, Ankara depolarında çürümeye terk edilen -ucuz- Çin malı tabletlerle olmaz.
 
 
 
 
 Nitelikli öğretmenlerle olur. Fatih’i Fatih yapan bir Akşemseddin bir Molla Güranî’dir sonuçta. Hem öyle ya Fakir Baykurt’un da dediği gibi: Öğretmenler, egemen sınıfların emir kulu ya da yönetici tabakaların çocuk avutucuları değildirler.” Yeri gelmişken, Atatürk’ün ünlü özdeyişinde geçen “öğün” sözcüğü çağın gerektirdiği bilgi, birikimle donanmak demektir. Yoksa kuru kuruya övünmek değil…
 
 
 

Üniversitelerin birer ideoloji çöplüğüne dönüşmesi, adliyelerin tiyatro sahnelerini aratmaması, altyapı yatırımlarının Deli Dumrul’a rahmet okutması… diye giden çarpıklıklar, çağdışılıklar konusunda hiç mi rahatsızlık duymuyorsunuz? 
 
 
 
Dememiz odur ki yokluktan, yoksulluktan, yolsuzluktan kısacası her türlü illetten ve zilletten kurtulmak için kurucu ayarlara/değerlere dönmemiz gerekiyor. 
 
 
 
Bize yüzlerce-binlerce Zübeyde Ana, yüzlerce-binlerce Öğretmen Mustafa Bey ve Türk tarihinin ışıl ışıl parlamaya devam etmesi için yeni Attilalar, Alparslanlar, Atatürkler gerekiyor. 
 
 
 
Bunun için de Ergenekon’dan çıkıp Kuva-yı Millîye’ye kadar gelen ruhu, Kuva-yı Millîye’den alıp Kızıl Elma’ya taşımamız gerekiyor. Çağdaş uygarlığın doruklarında süzülmenin düsturu da pusulası da -özetle- budur!.
 
 
 

Büyük önder Gâzi Mustafa Kemal Atatürk “Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet, henüz bir millet adını alma yeteneğini kazanamamıştır.” dediğine göre… 
 
 
 
Sahi malum zevat (kişiler) bu yüzden mi “Türk milleti” demiyor, diyemiyor acaba?!.

 
 
Aziz Dolu Atabey

Hiç yorum yok: