6 Mayıs 2020 Çarşamba

MİLLİ MÜCADELE ÖNCESİ OSMANLI DEVLETİ

 
MİLLİ MÜCADELE ÖNCESİ OSMANLI DEVLETİ
 
 
Gamze Yaylagül
 
 

Osmanlı Devleti özellikle son yüzyılda büyük bir çöküşe girmiş, milliyetçilik akımlarının da etkisi ile dağılma süreci başlamıştı. İtilaf devletlerince ‘Hasta Adam’ olarak nitelendirilen devletin paylaşılması üzerine planlar yapılıyor, Osmanlı Devleti ise ‘denge politikası’ ile ayakta kalmaya çalışıyordu. Milliyetçi akımların etkisi ile ayaklanan uluslara İtilaf Devletleri her türlü desteği vererek parçalanmayı hızlandırıyordu. Osmanlı Devleti ittifak yapacak devlet ararken, İtilaf Devletleri ‘’cenazeyi sırtımızda taşımayız’’ diyecekti.

Avrupalı devletlerin 1815 Viyana Kongresinde ilk defa kullandığı ‘Şark Meselesi’ ve ‘Hasta Adam’ terimleri Osmanlı Devleti üzerindeki emellerini açıkça göstermekteydi. İngiltere için, Uzak Doğu sömürge yollarının güvenliği önem taşıyordu. Rusya ise, sıcak denizlere inmek emelindeydi. Bu iki politika çatıştığından, XIX. yüzyıl sonlarına kadar Avrupa’nın ”Şark Politikası” Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü sağlamaya ve korumaya yönelmişti. Ancak XIX. yüzyıl sonları XX. yüzyıl başlarında bu politikalar değişecek, Osmanlı Devleti’nin topraklarını paylaşma yoluna gideceklerdi. Osmanlı Devleti ise bu durumdan ”Denge Politikası” izleyerek kaçınmaya çalışacak; İngilizlere karşı Rusya çekincesini, Rusya’ya karşı İngiliz çekincesini göstererek parçalanmayı ertelemeye çalışacaktır. XIX. yüzyılda Balkanlarda ayaklanmalar başlamıştır. 1804 yılında Sırp ayaklanması gerçekleşmiş, Ortodoksların üzerinde hak iddia eden Rusya ile 1806-1812 yılları arasında savaş yaşanmış, 28 Mayıs 1812 yılında imzalanan Bükreş Antlaşması ile Tuna ve Karadeniz kıyılarının bir kısmında Rum denetimi kabul edilmiş ve Sırbistan’a özerklik verilmiştir.

1814 Eflak’ta Rumlar tekrar bir isyana kalkışmışlar ancak uluslararası ortam uygun olmadığından yardım görememişlerdir. 1815 yılında Viyana Kongresi’nde Rus Çarı bu durumu dile getirerek yardım istemişse de destek bulamamıştır. 1820 Mora’da Rum ayaklanması çıkartılmıştır. Osmanlı Devleti bu ayaklanmayı bastırır ancak Rusya ile yaşanan 1820-1829 savaşlarından yenilgi ile çıkar ve 14 Eylül 1829 yılında Edirne Anlaşması imzalanır. Bu anlaşma Osmanlı Devleti’ni Yunanistan’a bağımsızlık tanımak zorunda bırakır. Balkanlarda yaşanan bu isyanları bastırmaya çalışırken Mısır’da Mehmet Ali Paşa isyanı patlak verir. Osmanlı Devleti’nin bu isyanı bastırmak için Rusya’dan yardım istemesi ile Mısır uluslararası bir sorun haline gelir. Osmanlı Devleti artık içişlerinde bağımsız olamayacaktır. Bundan sonra I. Dünya Savaşı’na kadar geçen süreçte Osmanlı Devleti birçok cephede savaşmak zorunda kalmış, borçlanmalara gitmiş, Avrupalı devletlerin baskı ve müdahaleleri altında ekonomik ve siyasi gücünü kaybetmiştir.

Yaşanan bu gelişmelerin yanı sıra, sanayileşmenin Avrupa’da doğurduğu rekabet ortamı ve sömürge arayışları Osmanlı Devleti’ni kaçınılmaz sona sürüklemekteydi. Avrupa’da yaşanan rekabet neticesinde gerçekleşen I. Dünya Savaşı’na Osmanlı Devleti başlarda tarafsızlığını ilan ederek katılmayacaktır. Ancak 3 ay sonra hem daha fazla toprak kaybetmemek ve kaybettiği toprakları geri almak için, hem de Avrupalı devletlerin baskılarına dayanamadığı için savaşa girmiştir.

I. Dünya Savaşı’na 3 ay sonra Almanya’nın yanında giren Osmanlı İmparatorluğu, Doğu (Kafkas), Çanakkale, Batı (Galiçya, Makedonya, Romanya), Güney (Hicaz, Yemen, Irak, Kanal, Filistin, Suriye) olmak üzere dört cephe ve on bölgede fiilen mücadele etmiştir. Bu cephelerden yalnızca Çanakkale Cephesi’nde muvaffak olabilmiştir. 1918 güzünde İtilaf kuvvetleri savaşa artık son verecek bir hamle yaptılar. 18 Eylül 1918’de Filistin’de İngilizler büyük bir taaruz başlattılar. Zaten Enver’in bütün ağırlığı Kafkasya’ya vermesi yüzünden güneydeki cepheler adamakıllı zayıflamıştı. İngiliz taaruzu üzerine Osmanlı cephesi paramparça oldu. Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılmış ve yenilgiyi müteakip 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi’ni imzalamak suretiyle “büyük savaş”tan çekilmiştir. Mütareke görüşmelerine Bahriye Nazırı Rauf Bey, Hariciye Müsteşarı Reşad Hikmet, Erkan-ı Harp kaymakamlarından Sadullah Bey ve Katip olarak da Ali Bey seçilmiş, 27-30 Ekim günlerinde Limni adasının Mondros limanında Agemnon savaş gemisinde yapılan görüşmelerden sonra ateşkes anlaşması imzalanmıştır. Yapılan bu anlaşma İngiliz General Townshend’ın arabuluculuğu ile gerçekleşmiştir. Padişah VI.Mehmet Vahdettin, heyete iletilmek üzere, Sadrazam Ahmet İzzet Paşaya:“Hilafet, Saltanat ve Hanedan haklarının korunmasını, bazı eyaletlere verilecek muhtariyetin (irade ve idaresi kendi elinde olma) yalnız idari olup,siyasi olmamasının temin edilmesini ve buna çare bulunamadığı takdirde, istiklaliyetin (başlı başına buyruk olma) ehven (daha hafif, daha zararsız) olacağı, eğer siyasi muhtariyeti kabul edecek olursak, İslamiyet âlemine ihanet edilmiş olacağı fikrinde bulunduğunu.” bildirmişti. Ancak imzalanan mütarekenin şartları son derece ağırdı. Osmanlı Devleti’nin teslimiyetini içeren 25 maddeden oluşuyordu.

Bu maddelerden özellikle 7. madde çok önemlidir. İtilaf Devletleri, Osmanlı Devleti’ni işgale açık hale getiren bu maddeyi uygulamak üzere vilayetlerde ayaklanmalar çıkartmıştır. Mütarekenin imzalanmasıyla, ateşkes antlaşması hükümlerine dayanarak 1 Kasım 1918 tarihinden itibaren Musul, İskenderun ile İstanbul ve Çanakkale Boğazları ve daha sonra Trakya ve Anadolu’nun çeşitli bölgelerini işgal ettiler.

1. Madde: Çanakkale ve İstanbul boğazları açılacak ve Karadeniz’e geçiş sağlanacaktır. Çanakkale ve İstanbul boğaz istihkâmları Müttefikler tarafından işgal edilecektir.

2. Madde: Osmanlı sularındaki bütün mayınlanmış bölgeler ile torpido ve kovan mevzilerinin yerleri gösterilecek ve talep edilmesi halinde bunları taramak veya kaldırmak için yardım edilecektir.

3. Madde: Karadeniz’de bulunan mayınlar hakkında elde bulunan tüm bilgiler verilecektir.

4. Madde: Müttefiklere ait tüm savaş esirleri ile Ermeni tutuklu ve esirleri İstanbul’da toplanacak ve koşulsuz olarak Müttefiklere teslim olunacaktır.

5. Madde: Sınırların korunması ve iç güvenliğin sağlanması için gerekli görülen birlikler dışında kalan Osmanlı Ordusu derhal terhis edilecektir.(Silâh altındakilerin sayısı ve düzenlenişi Osmanlı Hükümetiyle görüşüldükten sonra Müttefikler tarafından belirlenecektir.)

6. Madde: Osmanlı kara sularında güvenliğin sağlanması veya benzeri amaçlarla kullanılacak olan küçük gemiler dışında, Osmanlı sularında veya Osmanlı Devleti tarafından işgal edilen sularda bulunan tüm savaş gemileri teslim olacak; bu gemiler belirlenecek Osmanlı liman veya limanlarında enterne edileceklerdir.

7. Madde: Güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi bir stratejik noktayı işgal etme hakkına sahip olacaktır.

8. Madde: Müttefikler, halen Osmanlı işgali altında bulunan tüm liman ve demir yollarını serbestçe kullanabilecekler ve bunlar İtilaf Devletleri’nin düşmanlarına kapatılacaklar. Osmanlı sularında ticaret yapan ve ordunun terhisinde kullanılan Osmanlı Ticaret Gemilerine de aynı serbestlik sağlanacaktır.

9, Madde: istanbul Müttefikler tarafından bir deniz üssü olarak kullanılacaktır. Müttefikler, Osmanlı tersane ve limanlarındaki tüm gemi tamir kolaylıklarından yararlanacaklardır.

10. Madde: Müttefikler, Toros Tünellerini işgal edeceklerdir.

11. Madde: Kuzeybatı İran’da ve Trans-Kafkasya’da bulunan Osmanlı birliklerinin, derhal savaş öncesi sınırının gerisine çekilmesi konusunda önceden verilmiş olan emir uygulanacaktır. Trans-Kafkasya’nın Osmanlı birliklerince kısmen boşaltılması daha önce emredilmiş olduğundan, kalan birlikler, müttefiklerin yerinde yapacakları inceleme sonucunda eğer istenirse bölgeyi boşaltacaklardır.

12. Madde: Hükümet haberleşmesi dışında , telsiz telgraf ve kablo istasyonlarının, Müttefiklerce denetlenmesi sağlanacaktır.

13. Madde: Askeri, ticarî ve denizcilikle ilgili her türlü malzemelerin tahribi önlenecektir.

14. Madde: Ülkenin gereksinimi karşılandıktan sonra müttefiklere kömür, sıvı yakıt ve denizcilikle ilgili malzemelerin Osmanlı kaynaklarından temin edilmesinde kolaylık sağlanacak; yukarıdakilerden hiçbiri ihraç edilmeyecektir.

15. Madde: Trans-Kafkasya demiryollarının, halen Osmanlı denetiminde bulunan bölümleri dâhil olmak üzere bütün demiryollarına Müttefik Denetim Görevlileri yerleştirilecek ve bunlar, Müttefik yetkililerinin tam ve serbest kullanımı altına konulacaktır. Halkın gereksinimlerini karşılama hususu dikkate alınacaktır. Bu hüküm Batum’un ve Bakü’nün Müttefik işgali altına alınmasını da içermektedir. Osmanlı Hükümeti Bakü’nün Müttefiklerce işgaline karşı çıkmayacaktır.

16 Madde: Hicaz’da, Asir’de, Yemen’de, Suriye’de ve Irak’ta (İngilizce metinde Mezopotamya’da) ve Kilikya’da bulunan tüm garnizonlar en yakın Müttefik komutanlarına veya Arap temsilcilerine teslim olacaklardır. Ve 5. maddeye göre düzeni sağlamak için gerekli oldukları belirlenenler dışında Kilikya’daki birlikler geri çekileceklerdir.

17. Madde: Trablus’da ve Bingazi’de bulunan tüm Osmanlı subayları en yakın İtalyan garnizonuna teslim olacaklardır. Osmanlı Hükümeti, teslim olmaları yönündeki emre uymayan subaylara iletişimi ve bunlara yardımı kesmeyi kabul eder.

18. Madde: Misurata da dâhil olmak üzere Trablus’da ve Bingazi’de Osmanlı işgali altında bulunan bütün limanlar en yakın Müttefik garnizonuna teslim olunacaktır.

19. Madde: Denizci, asker ve sivil tüm Alman ve Avusturyalılar, en yakın İngiliz veya Müttefik komutanına teslim edilecektir. Bir ay içinde ,Uzak bölgelerde bulunanlar bir aydan sonra mümkün olan en kısa sürede Osmanlı ülkesini terk edeceklerdir.

20. Madde: Osmanlı Ordusu’nun 5.maddeye göre terhis edilen bölümüne ait taşıma araçları da dahil olmak üzere donanım, silah ve cephanesinin tahsisine ve kullanımına ilişkin emirlere uyulacaktır.

21. Madde: Ordu donanımını denetlemek üzere Müttefik subaylar atanacaktır. Osmanlı İaşe Nezareti’nde bir müttefik temsilcisi görevlendirilecek ve bu temsilciye amacını gerçekleştirebilmesi için gerekli tüm bilgi sağlanacaktır.

22. Madde: Osmanlı esirleri, Müttefik Güçlerin tasarrufunda tutulacaktır. Osmanlı sivil esirleri ile askerlik yaşının altındaki esirlerin serbest bırakılması değerlendirilecektir.

. 23. Madde: Osmanlı Hükümeti, Merkezi Güçlerle bütün ilişkilerini kesecektir.

24. Madde: Vilâyat-ı Sitte’de [İngilizce metinde Ermeni vilâyetlerinde] karışıklık çıkması halinde, Müttefikler bu vilâyetlerin herhangi bir bölümünün işgal hakkını muhafaza ederler. (b) Sis, Haçin, Zeytin ve Antep, 7. 10. ve 15. maddeler gereğince işgal edilecektir.

25. Madde: Müttefiklerle Osmanlı Devleti arasındaki düşmanlık hali 31 Ekim 1918 Perşembe günü yerel saatle öğleden itibaren sona erecektir.

Ateşkesin ağır şartlarını ve işgalleri gören Osmanlı halkında ve askeriyesinde huzursuzluklar baş göstermekteydi. Azınlıkların Anadolu’da işgalleri hızlandırmak için giriştikleri faaliyetler halkı zor duruma soktuğu gibi, Türklere işkence ve katliam yaptıkları halde Türkler tarafından işkence gördüklerini ve katledildiklerini bildirerek propaganda yapıyorlardı. Mütarekenin imzalanmasının ardından Yahya Kemal hayal kırıklığını ve yeisi 1918 adlı şiirinde şöyle anlatmaktadır;

Vatanda korkulu rü’ya içindeyiz gerçek.

Fakat bu çok sürmez, mutlaka şafak sökecek.

Ateş ve kanla siler, bir gün ordumuz bu lekeyi,

Bu insan oğluna bir şeyn olan Mütareke’yi.

Osmanlı Devleti’nden ayrılmak isteyen ayrılıkçıların yanı sıra ayrılmak istemeyen kesimlerin bölgesel olarak direniş başlattığı görülür. Ayrıca İttihatçılar I. Dünya Savaşı’nın yenilgiyle sonuçlanacağı belli olurken Anadolu’nun istilaya uğrama ihtimaline karşı bazı tedbirler düşünmüşlerdir. Anadolu’daki bir direnişin sivil ve asker kumandanları belirlenmiş, Anadolu’nun merkezi ve hakim durumdaki noktalarına silah ve malzeme depolamaları yapılmıştı. Hatta böyle bir mücadelenin merkezi olarak Kastamonu seçilmişti. Mütarekenin imzalanmasından sonra Anadolu’nun muhtelif yerlerinde işgallere karşı düzensiz birlikler kuruldu. Kuvay-ı Milliye adında bir araya gelen halk işgallere karşı bölgesel olarak korunmak amacıyla kurulmuş, faaliyette bulunmuştur. Wilson ilkelerine uyulmaması neticesinde toplanan Paris Barış Konferansı’ndan sonuç alınamadı ve ‘manda’ meselesi ortaya atıldı. Yunanistan ise Türkiye’yi paylaşmaktan başka bir hedefe sahip değildi. Bu sırada Mustafa Kemal Paşa, devletin kurtuluşu için çareler düşünmekteydi. Yıldırım Orduları Grup Komutanlığından orduların dağılması ile ayrılan ve İstanbul’a dönen Mustafa Kemal Paşa 13 Kasım 1918’de İtilaf Devletleri’nin İstanbul’a geldiğini, Tevfik Paşa ve Damat Ferit hükümetinin İtilaf Devletlerinin Mondros Bırakışması’na aykırı davranmalarını göz ardı ettiğini görünce direniş için Anadolu’ya geçmek gerektiği kararını verdi. İtilaf Devletleri Anadolu’nun muhtelif yerlerinde çeşitli olayları bahane ederek mütarekenin 7. Maddesini uygulamaya çalışıyordu. Osmanlı Devleti bu baskının altında çaresiz ılımlı davranmaya çalışarak, olayları dindirmeye gayret edecektir.

Paris Konferansı’ndan hemen sonra kendisini Bizans’ın varisi olarak gören ”megali idea” sahibi Yunanistan 15 Mayıs 1919’da İzmir’e asker çıkarmaya başlamıştır. Savaşın ardından Yunanistan Batı Anadolu’yu alabilmek için elinden gelen gayreti gösterdi. Venizelos, Paris Barış görüşmelerinden bir kaç ay evvel, L.George’a gönderdiği mektupta; “Küçük Asya’nın Yunan olan Batı kısmının kendilerine verilmesini” istemekte idi. Zaten bu sırada Yunan basını da, kendilerini Bizans’ın varisi olduklarını ileri sürerek; “…Biricik çözüm yolu, Yunanistan’ın İstanbul’a kadar uzanmasıdır… İstanbul Yunan’ın idi ve bir gün gene Yunan olacaktır” şeklinde yazılar yayınlamakta idi. Nihayet İtilaf Devletleri de Paris Barış Konferansı’nda Batı Anadolu’nun Yunanistan’a verilmesine karar verdiler.

Sabah saat sekizde başlayarak 12.000 mevcutlu Yunan kuvvetleri İzmir’e çıkmaya başladı. Kadifekale’ye Yunan topları yerleştirildi. Yunanistan’ın Başbakanı Venizelos’un emirleri neticesinde gerçekleşen İzmir işgali rıhtım ve gümrük binasından başlamıştır. İşgale karşı gelen ve bu uğurda şehit olan ilk isim Hukuk-i Beşer gazetesinin sahibi Hasan Tahsin olacaktır. Yunan işgal kuvvetleri İzmir’e girdiği andan itibaren tüm şehri yağmalamaya, halka işkence uygulamaya başlamıştır. Türk halkı zorla evlerinden, işyerlerinden çıkartılmıştır. İşgale direnenler zorla gözaltına alınmış, korkunç işkenceler yapılmış, öldürülmüşlerdir. 48 saat içinde şehit edilenlerin sayısı 2000’i bulmuştu.Askerlik dairesi başkanı Miralay Fethi Bey, ‘’Zito Venizelos’’ diye bağırmayı reddettiği için süngü ile defalarca yaralanmış, daha sonra ölmüştür. İşgal kuvvetlerinin istedikleri gibi ‘’ Zito Venizelos’’ diye bağıran asker ve siviller ise gözaltına alınmıştır.

Rum halkı büyük bir coşku içerisinde iken Metropolit Hrisostomos Yunan askerlerine karşı, Türkler aleyhine kışkırtıcı bir konuşma yapmıştı; bu konuşmasında Yunan askerlerine hitaben, ”Asker evlatlarım, Elen çocukları. Bugün ecdat topraklarını yeniden fethetmekte İsa’nın en büyük mucizesini göstermiş oluyorsunuz. Bu uğurda ne kadar Türk kanı döküp içerseniz o kadar sevaba girmiş olacaksınız.” diyordu.

İzmir’in işgali Atina’da halka duyuruldu, şenlikler yapıldı; Fransız, İngiliz ve Yunan milli marşları söylendi. Belediye Başkanı Patris, ‘’Bugünden başlayarak İyonya’nın güzel çiçeği İzmir, Yunanistan’a aittir.’’dedi.

İzmir’in işgalini öğrenen Damat Ferit hükümeti, aynı gün bir bildiri yayımlama gereğini duymuştur. Bunda, verilen notada Yunanlılardan söz edilmediğine işaret edilerek, hükümetin aldatıldığı anlatılmakta idi. Fakat sonuç olarak da, hükümetin “devlet ve millet haklarını korumak için kendine düşeni yaptığı” öne sürülerek halk, “sükunet ve ağırbaşlı davranmaya” çağırılmıştır. Aynı zamanda bu işgal İstanbul’da büyük şok yaratmıştır.26 Mayıs 1919’da Sultan Vahdeddin’in himayesinde ‘’Şura-yı Saltanat’’ adıyla Yıldız Sarayı’nın üst katındaki büyük salonda toplandı. Ancak bir karar alınamadan toplantı sonlanmıştı. İzmir’in işgalinin ardından Osmanlı Devleti Paris Barış Konferansı’na davet edildi ancak burada da bir sonuç alınamadı.

Mondros Mütarekesi’nden itibaren başlayan büyük huzursuzluk ortamı İzmir’in işgali ile büyüyecek, halk işgale karşı tepkiler gösterecektir. İzmir’in işgali başta Batı Anadolu olmak üzere protestolar ve mitinglerle karşılık bulmuş, Türk direnişinin ilk adımları böylece atılmıştır. Giresun’da yapılan mitingde Padişah’a tel çekilerek ‘’Sıra bize geliyor. İpte değil, süngüde can vermeye hazırız’’ denildi. Hasan Tahsin’in attığı kurşun tüm Anadolu’yu gezecektir. Yunan zulmü artarken, Ermeniler de faaliyete geçmişti. Bunlara karşılık olarak Türklerinde karşı direnişe geçmesi ile Amiral Bristol her iki tarafın da faaliyetlerini objektif bir biçimde raporlarına yansıtmış, Hıristiyan azınlıkların kışkırtmalarını da kaydetmiştir. Mustafa Kemal Paşa da İzmir’in işgali hususunda Sadaret’e gönderdiği bir telgrafta “Ne millet ne de ordu, mevcudiyete karşı yapılan bu haksız tecavüzü hazm ve kabul etmeyecektir ” diyerek tepkisini dile getirmiş ve gerektiğinde mücadeleden kaçınılmayacağını vurgulamıştır. Mustafa Kemal Paşa daha İstanbul’a bile gitmemişken, 1905 yılında Kurmay Yüzbaşı olarak Şam’da bulunan V. Orduya katılacağı sırada Beyrut’taki arkadaşlarına ‘’Asıl Mesele yıkılmak üzere olan imparatorluktan bir Türk Devleti çıkarmaktır’’ der.

Egeliler Yunan işgaline karşı örgütlenmek ve silahla mücadele etmek gerektiğini anlamışlardı. Alaşehir ve Balıkesir’de kongreleri yapılan Redd-i İlhak Cemiyeti ve şubeleri kuruldu.Anadolu’da işgallere karşı kurulmuş olan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri, İzmir’in işgaliyle birlikte İstanbul’a telgraflar yollayarak tepkilerini göstermiştir. Bunun dışında en büyük mitingler Marmara bölgesinde gerçekleşmiştir. 16 Mayıs 1919 yılında Bursa İnegöl’de, 19 Mayıs 1919 yılında Babaeski’de on binlerin katıldığı mitingler düzenlenmiş, Edirne’de Trakya Paşaeli Müdafaa Heyeti Osmaniye’si tarafından düzenlenen mitinge on binlerce insan katılmıştır.

Bu dönemde kurulan vatana yararlı cemiyetler ise şunlardır: Trabzon Muhafaza-ı Hukuk-ı Milliye Cemiyeti, Samsun Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti,Milli Kongre Cemiyeti, Trakya-Paşaeli Müdafaa-ı Heyet-i Osmaniyesi, İzmir Müdafaa-i Hukuk-ı Osmaniye Cemiyeti, Müdafaa-i Vatan Komitesi,Kilikyalılar Cemiyeti, Vilayet-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti.

Vatana yararlı bu cemiyetlerin haricinde Türkler tarafından zararlı cemiyetler de kurulmuştur: Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası, Hürriyet ve İtilaf Fırkası,Wilson Prensipleri Cemiyeti, İngiliz Muhipleri Cemiyeti,Kürt Teali Cemiyeti, İslam Teali Cemiyeti,Trabzon ve Havalisi Adem-i Merkeziyet Cemiyeti.

Milli varlığa düşman yabancılar tarafından kurulan cemiyetler ise: Pontus Cemiyeti, Mavri-Mira Cemiyeti, Kordos Komitesi, Etnik-i Eterya Cemiyeti, Taşnak ve Hınçak Cemiyeti,Alyans İsrailit ve Makabi Cemiyetleri.

Ayrıca Türk yurtseverleri İstanbul’da cemiyet yapısı içerisinde bir takım örgütler oluşturmuşlardır. Bu örgütler, İstanbul’da çoğu gizli olarak yürüttükleri faaliyetleri sayesinde Milli Mücadele’ye eleman, silah, mühimmat, cephane ve moral sağlamışlardır. Karakol Cemiyeti, Mim Mim Grubu, Hamza Grubu, Felah Grubu bunlardandır.

Milli varlığa zararlı olan bu cemiyetler, Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren ve Milli Mücadele yıllarında, milli mukavemeti engelleyici eylemlerde bulunmuşlardır. Ancak yaşanan işgaller, kaybedilen topraklar ve dökülen kan Türk milletinin adeta kamçısı olmuştur. Milli varlığa sahip çıkmak adına Anadolu’nun muhtelif yerlerinde düzensiz olarak, imkansızlıklar içerisinde halkın oluşturduğu Milis Kuvvetler kurulmuştur. Kuva-yı Milliye adı verilen bu kuvvetlerin Milli Mücadele döneminde büyük direnişler gösterdiği, önce bölgesel olarak sonra topyekün kurtuluşu sağladığı görülecektir.

İçte ve dışta büyük sorunlarla boğuşan Osmanlı Devleti, müdahaleleri biraz olsun azaltabilmek, çıkabilecek karışıklıkları önleyebilmek adına Rumeli ve Anadolu’ya heyetler gönderiyordu. Bu heyetler Nasihat Heyetleri olarak adlandırılmış, ayrılıkçıların faaliyetlerini engellemeye çalışmışlardır. Damat Ferit Paşa’nın teslimiyetçi politikalarına karşılık Anadolu’da yeni bir yapılanma ortaya çıkmıştır. Silaha karşı silah düşüncesi günden güne kuvvetlenmiş ve uygulamaya başlanmıştır. Kuva-yı Milliye’nin beklenmedik biçimde ortaya çıkması dengeleri alt üst etmiştir. Ayrılıkçı çetelere karşı silahlı bir direnişin doğması işleri zora sokacağından daha fazla müdahale edilmesi gerekmiştir. Bu bağlamda Tahkik Heyetleri oluşturulmuş ve Anadolu ve Rumeli’ye gönderilmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın da Anadolu’ya geçişi bu vesile ile olacaktır.

Samsun’un bir liman şehri olması askerî ve siyasî politikaların yanında, ekonomik politikalar yönünden de şehre önemli bir mevki kazandırıyordu. Başta Amerikalılar olmak üzere İngiliz, Fransız ve İtalyan firmaları etkinlik yarışına girmişlerdi. Samsun ve Karadeniz kıyılarında yaşayan Hıristiyan ahalinin kıyıma uğratıldığı propagandaları ve ecnebilere ait ticarî şirketler ile yabancı okullar da Samsun’da bulunan İtilâf gemileri iktisadi konularda, Karadeniz kıyılarındaki ticarî temsilcilere ulaşım ve bilgi açısından yardımcı oluyordu. Amerikan donanması, Samsun’a üs kurmuş, tütün ve petrol şirketlerinin güvenliğini sağlıyordu. Karadeniz’de çıkarları olan, burada Pontus Rum Devleti kurmak isteyen İtilaf Devletleri, Karadeniz’de Rumlara karşı işkence ve zulümlerin yapıldığı, Samsun’da askeri depolardan halka silah dağıtıldığı iddiası ile Osmanlı Devleti’ne bir nota vermiştir. Hem Rum kesiminden hem de Müslüman Türk kesminden gelen şikayet mektupları İstanbul’u zor duruma sokmuştur. Bu duruma çareler aranırken nihayetinde 9 Mart 1919 tarihinde İngilizler, 200 kişilik bir müfreze göndererek Samsun’u işgal etmiştir. Calthorpe bölgedeki 9. Ordunun görevini yerine getiremediğini söylemiş, padişah derhal bir çözüm yolu düşünmüştür. Bu bölgeye kuvvetli bir askerin gönderilmesi gerektiği düşüncesi ile Erenköy’de bir köşkte ordunun önde gelen liderleri arasında yapılan toplantı neticesinde bölgeye Nuri Paşa’nın gönderilmesine karar verildi. Toplantıya geç kalan Miralay Refet, Anadolu’ya Mustafa Kemal’in gitmesi gerektiğine inanıyordu ve bu inancı salondaki askerlerle paylaştı. Miralay Refet haklı bulundu. Mustafa Kemal askeri alanda başarıları ile tanınan, Çanakkale’de muvaffak olmuş, sözü geçen bir askerdi.

Silahlı mukavemetin lideri Erenköy’deki köşkte o gece belirlendi ve karar Babıali’ye, Sadrazam Damat Ferit Paşa’ya gönderildi. Üzerine tartışılan adayların bir listesi de yapılmış, en başa Mustafa Kemal Paşa’nın ismi yazılmış, ona ve diğer adaylara muhalefet edenlerin gerekçeleri isimleri yanına kaydedilmişti. Sadrazam, son sözü söyleyecek olan Padişah’a bizzat kendisi götürdü ve ‘‘Askerler Mustafa Kemal Paşa’yı istiyorlar’’ dedi. Mustafa Kemal’in ordu müfettişi olarak Anadolu’ya gönderilmesine toplantıya katılanların yalnızca biri karşı çıkmıştı: Harbiye Nazırı Şakir Paşa. Paşanın isminin altını kırmızı mürekkeple çizmiş, yanına gene kırmızı mürekkeple ‘’En iyi askerimizdir, ancak bazı sebeplerden dolayı bence muvafık değildir.’’ Diye yazmıştı. ‘’Üstelik Cumhuriyetçi olduğu söylenir.’’ Mustafa Kemal Paşa, 9. Ordu Müfettişi olarak Padişah Vahdeddin’in onayı ile Samsun’a gidecektir. ‘’Dokuzuncu Ordu Birlikleri Müfettişliği’ne ait görev yalnız askeri olmayıp müfettişliğin kapsadığı bölge içinde aynı zamanda idari’dir:

1-İşbu ortak görev şunlardır:

a- Bölgede iç asayişin iadesi ve istikrarın sağlanması, bu asayişsizliğin çıkış sebeplerinin tesbiti,

b- Bölgede ötede beride dağınık bir durumda varlığından söz edilen silah ve cephanenin biran önce topatılarak uygun depolara konulması ve koruma altına alınması,

c- Çeşitli yerlerde bir takım şuralar olduğu ve bunların asker toplamakta bulunduğu ve resmi olmayan bir şekilde ordunun bunları koruduğu iddia olunuyor. Böyle şuralar olup ta asker topluyor, silah dağıtıyor ve ordu ile ilişkide bulunuyorlar ise kesinlikle önlenmesi ve bu gibi kurulmuş şuraların ortadan kaldırılması.

2-Bunun için:

a- İki tümenli olan Üçüncü ve dört tümenli Onbeşinci Kolordular müfettişlik emrine verilmiştir. Bu kolordular harekat ve asayiş hususlarında doğrudan doğruya müfettişlik, cari işlerde yani personel işleri, genel kuvvet ve diğer hususlarda Harbiye Nezareti ile muharebe edeceklerdir. Tümen veya bölge komutanlığı veya özel bir görevle atanacak subayların atama veya değiştirilmeleri müfettişliğin isteği ve uygun bulmasıyla olacaktır. Ayrıca diğer hususlarda ihtiyaç ve menfaat gördüğünde müfettişliğin verdiği talimatı kolordu komutanları aynen uygulayacaklardır. Özellikle sağlık durumu çok önemlidir. Bu konudaki inceleme ve icraatın halka da yayılması gerekir.

b- Müfettişlik bölgesi Trabzon, Erzurum, Sivas, Van vilayetleriyle Erzincan ve Canik müstakil livalarını kapsadığından müfettişliğin yukarıda sayılan görevlerini görmek için vereceği bütün talimatları bu vilayetlerle mutasarrıflar doğrudan doğruya yerine getireceklerdir.

3- Müfettişlik hududuna bitişik vilayetler ve Diyarbakır, Bitlis, Elazığ, Ankara, Kastamonu vilayetleri ile kolordu kumandanlar da müfettişliğin görevleri sırasında doğrudan yapacağı başvuruları dikkate alacaklardır.

4- Müfettişliğin askeri konulara ait yetkili makamı Harbiye Nezareti olmakla birlikte diğer hususlar için yüksek makamlarla haberleşebilecek, bu haberleşmeden Harbiye Nezareti’ne bilgi verilecektir.

SAMSUN

Karadeniz Bölgesi’ndeki Pontus sorunu çok eskiye dayanmaktadır. Grekçe’de ”deniz” anlamına gelen Pontus kelimesi, eski çağlarda, Yunanlıların Karadeniz’e verdikleri isimdir. Fatih Sultan Mehmed’in Trabzon’u almasıyla kapanmış olan bu sorun milliyetçi akımların etkisiyle tekrar patlak vermiştir. Bölgede Rum devleti kurma hedefinde olan ‘megali ideacılar’ Türklere işkence ve katliamlar yapmışlardır. I.Dünya Savaşı’ndan sonra teşekkül eden yeni güçler dengesi içinde İngiltere’nin Anadolu ve Ortadoğu’daki çıkarları için en iyi müttefiki durumuna gelen Yunanistan, Mondros Mütarekesiyle birlikte Megali İdea’nın gerçekleştirilmesi için Venizelos’un önderliğinde çalışmaya başladı. İlk olarak İstanbul’dan başlamak üzere yerli Rumları teşkilatlandırmaya başladılar. Patrikhane etrafında yoğunlaşan bu çalışmalar sırasında zaten eskiden beri büyük devletlerce kışkırtılan Rumlar da, Yunanistan’ın bağımsızlık ilanından sonra sıranın kendilerine geldiğine inanarak, Megali İdeaya hizmete seferber oldular. Bu yönde teşkilat ve cemiyetlerin merkezi hep İstanbul’daydı. Yunanistan’ın ve dolayısıyla İngiltere’nin politikası özellikle Karadeniz Bölgesi’nde anarşi yaratarak müttefiklerin Karadeniz Bölgesi’nde bir işgal hareketini kolaylaştırmaya çalışıyordu. Bölge Rumları ise yalnız örgütlenmekle bütün Rumları Pontus fikri etrafında toplamakla kalmamış silahlı çeteler kurarak planlı programlı katliamlara başlamışlardır. Sayıları bazen 800’ü geçen, bazı yerlerde 1000’lere ulaşan bu çetelerin siyasi amaçlarla katliamlara başlamaları özellikle Samsun, Amasya, Tokat bölgelerinde planlı faaliyetlerde bulunmaları sonunda Devleti bunlara karşı önlem almaya yöneltmiştir. Bu çetelerin planlı faaliyetlere geçmelerinin amaçlarını şöyle sıralayabiliriz:

1- Müslüman Türk halkını fırsat buldukları yerde öldürerek onları sindirmek, azaltmak.

2- Türk köylerini yakıp yıkarak Türk halkını bu bölgelerden göçe zorlama bölgede nüfus oranlarını kendi lehlerine çevirmek için Rum göçmenlerin bölgeye yerleşmesini sağlamak.

3- Devleti içten yıpratmak, yeni cepheler açarak Yunan kuvvetlerine yardım etmek.

4- Bölgedeki Rum varlığını ispat ederek Dünya kamuoyunun ilgisini üzerine toplamak.

5- Karadeniz Bölgesi’nden Samsun yoluyla Ankara’ya sevkedilen asker ve malzemenin Batı cephesine ulaşmasını engellemek.

6- Kurtuluş Savaşı sırasında Türk ordusunu doğudan ve batıdan kuşatarak imha etmek.

7- Dünya kamuoyunda Türkler’in Anadolu’da Hıristiyanları katlettikleri soykırım yaptıkları yalanını yaymak.

Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a bu ortam ve kendisine verilen yetkiler dahilinde, asayişi sağlamak, yapılan katliam ve kışkırtmaları durdurmak üzere çıkmıştır.

Mustafa Kemal Paşa’nın yetkileri görüldüğü gibi son derece geniştir. Bu geniş yetkilerle ve Mirliva Tuğgeneral rütbesiyle, Bandırma Vapuru İsmail Hakkı (Durusu) kaptanlığıyla 16 Mayıs günü Galata’dan ayrılarak Samsun’a hareket etti. Galata’dan ayrılan vapurda Mustafa Kemal Paşa’nın yanında; Kurmay Albay Kazım (Dirlik), Kurmay Yüzbaşı Hüsrev (Gerede), Albay Arif, Dr. İbrahim(Tali), Dr.Refik (Saydam), Yaverler: Cevat (Abbas) ve Muzaffer (Kılıç), Albay Refet (Bele) bulunuyordu. 19 Mayıs 1919 günü 07.00’da Samsun’a varıldı. Mustafa Kemal ve arkadaşları Fransızlara ait Reji İskelesinde(I. Dünya Savaşı’ndan Ruslar tarafından tüm iskeleler bombalanmış, sadece Fransızlara ait iskele ayakta kalmıştır.) idari ve mülki ileri gelenleri tarafından karşılandı. Karşılayanlar arasında bir görevi olmayan ama Paşa’nın gelişine sevinen bir kişi daha vardı ve bu kişi Mustafa Kemal’i karşılayan tek kadındı: Sakine Baturay.

Mustafa Kemal Paşa, Suriye’deki görevinin sonlanması ile İstanbul’a dönmüş burada Anadolu’ya gidene kadar 6 ay kalmıştır. İstanbul’da bulunduğu sürede siyasete dahil olarak ve etki ederek, değişimden yana idi. İstediği Tevfik Paşa kabinesini düşürerek, İzzet Paşa’yı getirerek Harbiye Nezaretinde bulunmak ve Vahdettin ile görüşerek etkilemekti. Bu amaçlar uğruna Mustafa Kemal’in Meclis-i Mebusan’a gidip kulis yapması, tanıdığı mebusları devreye sokması, Osmanlı Hürriyetperver Avam Fırkası başında olan dostu Fethi Okyar ve ortak çıkardıkları ”Minber” gazetesinin desteği İzzet Paşa’nın hükümet başkanlığına seçilmesi için yetmedi. Mustafa Kemal Paşa İstanbul’da siyaseti değiştirebileceğine dair tasavvurlarda bulunurken, 15. Kolordu Kumandanı Kazım Karabekir Mustafa Kemal’i Anadolu’ya davet etmiştir. Bu mülakatı anılarında şöyle anlatmaktadır: ‘’Paşam, ben yarın Erzurum’a hareket ediyorum. İstanbul’da ne vaziyette kalırsanız kalınız, bir şey yapmak imkansızdır. Sükut edersek mahvımız mukadderdir. Behemehal Anadolu’ya ordu başına gelirsiniz. Hem de doğuya; milletin kurtuluş anahtarı doğudur. Orada her şey mümkündür. Ordu kuvvetlidir, halk da beraber gider. Ben kat’i kararımı verdim. Planım basittir. Milli bir hükümet teşkili ve doğu vilayetlerini istilaya hazırlanan Ermenistan’ı, bize güzel bir sulh rehinesi olarak elde tutmak, sonra hadiselere göre batıya dönmektir. İstanbul’da ne siz ve ne de kıymetli arkadaşlar fazla müddet kalmayınız.’’ Bu mülakatın ardından Mustafa Kemal Paşa, Karabekir Paşa’ya haber vereceğini söylemiş ancak kısa sürede Anadolu’ya geçişi uygun bulmamıştı. Mustafa Kemal Paşa uygun şartları bulunca Anadolu’ya geçme kararı almış ve Samsun’a gideceğini Karabekir Paşa’ya bildirmişti. Kazım Karabekir bu telgrafı aldığını şöyle anlatır: Sevinçli bir şifre aldım. Mustafa Kemal Paşa 9. Ordu Kıtaatı Müfettişliğiyle Samsun’a gelmiş bana şunları yazıyordu:

Zata Mahsustur Samsun

21/5/1335

Erzurum’da Onbeşinci Kolordu Kumandanı Paşa Hazretlerine

Ahval-i umumiyemizin almakta olduğu şekli vahimden pek müteelim ve müteessirim. Millet ve memlekete medyun olduğumuz en son vazife-i vicdaniyeyi yakından mesai-i müştereke ile en iyi ifa etmek mümkün olacağı kanaatiyle bu son memuriyeti kabul ettim. Bir an evvel zat-ı alinize mülaki olmak arzusundayım. Ancak samsun ve havalisinin vaziyeti asayişsizliği yüzünden fena bir akibete duçar olmak mahiyetindedir. Bu sebeple burada birkaç gün kalmak zarureti vardır. Bendenizi şimdiden medar olacak hususat varsa işarını rica eder ve gözlerinizden öperim kardeşim.

9. Kolordu Kıtaatı Müfettişi Fahri Yaver-i Hazret-i Şehriyari

Mirliva Mustafa Kemal

Mustafa Kemal Paşa’nın gelmesine çok sevindim. Bunu bir aydır bekliyordum. Her gün büyük bir felaketin çıkması daima umulurdu. Halbuki bu felakete milli, askeri gelmeyenlerin gelecek kumandanlarımız hep İstanbul’da idi.

Bundan sonra Mustafa Kemal Paşa, Kazım Karabekir Paşa ile haberleşecek, ortak tavırlar göstereceklerdir. Ayrıca Kazım Karabekir Paşa’nın yanı sıra Ankara’da 20. Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa’ya da bir tel çekerek Samsun’a gelişini haber verdi. Kendisiyle daha sıkı temasta bulunmak istediğini bildirdi. Mustafa Kemal Paşa Samsun’da altı gün kalacak, ardından Havza’ya geçecektir. İstanbul’da müfettişlik görevini aldığı andan beri İngilizler tarafından izlendiğini bilen Mustafa Kemal çok ihtiyatlı davranacaktır. Paşa’nın Samsun bölgesindeki faaliyetlerini İngiliz Yüksek Komiserliği’ne rapor eden en yetkili kişi Yüzbaşı Hurst idi. General Milne tarafından Harbiye Nazırı’na bu görevlendirmenin gerekçesini soran bir nota verilmiştir. Notada 9. Ordu’nun bir teşkilat icabı olarak lağvedildiği halde 9. Ordu kıtaatına bir Genel Müfettiş, bir Erkan- Harbiye Reisi ile büyük bir Erkan-ı Harbiye heyetinin neden dolayı Sivas’a (Rauf Bey, Mutasarrıf Süreyya Bey, Gazeteci Recep Zühtü Bey, Yüzbaşı Tufan Bey, başka yoldan Anadolu’ya geçmişler.) gönderildiğinin anlaşılmadığı ifade ediliyor ve bu subayların ne gibi bir görev yerine getireceklerinin kendilerine bildirilmesi isteniyordu. Samsun’da iken Mıntıka Palas’ta kalan Paşa, Kefeli Apartmanında Samsun ve ilçelerinden gelen askeri ve mülki yöneticilerle toplantı yaptı. Mustafa Kemal Paşa, burada yaptığı görüşmeleri ve durumu İstanbul’a rapor ediyordu. Bölgeden gönderdiği raporlarda, nüfusun çoğunluğunun Müslüman olduğunu, asayişsizliğin sebebinin de ‘’siyasi mahiyetli Rum çeteleri’’ olduğunu belirtmiştir.Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ”elinde Türk milletinin azm ve kararından başka maddi bir şey olmadan çıktığı” zaman ülkenin içinde bulunduğu genel durumu şöyle ifade etmektedir;’’ Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu grup I. Dünya Savaşı’nda yenilmiş Osmanlı Ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes antlaşması imzalanmış. Büyük Savaş’ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir durumda. Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı’na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar… Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta. İtilaf Devletleri, ateşkes anlaşmasının hükümlerine uymayı gerekli bulmuyorlar. Birer bahane ile İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana ili Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap İngilizler tarafından işgal edilmiş, Antalya ve Konya’da İtalyan askeri birlikleri, Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ile özel ajanlar faaliyette. Nihayet…15 Mayıs 1919’da, İtilaf Devletleri’nin uygun bulması ile Yunan ordusu da İzmir’e çıkartılıyor. Bundan başka, memleketin her tarafında Hıristiyan azınlıklar gizli veya açıktan açığa kendi özel emel ve maksatlarını gerçekleştirmeye devleti bir an önce çökertmeye çalışıyorlar. Mustafa Kemal Paşa Samsun’a çıktıktan sonra bölgenin asayiş durumunun çok kötü olduğunu görmüştü. Canik Mutasarrıflığında asayişi sağlamadan herhangi bir sonuç elde edemeyeceğini anladığından Üçüncü Ordu Komutanı Refet Paşa’yı geçici olarak mutasarrıflık vekaletine atadı. Bunun yanı sıra asayişsizliklerin farkında olan Mustafa Kemal Van, Erzurum, Sivas, Trabzon, Erzincan, Elazığ, Diyarbakır vilayetlerinden asayişle alakalı rapor istemiştir. Bunun dışında Samsun’a çıkmasının üstünden çok süre geçmemişken Harbiye Nezareti’ne gönderdiği şifrede, Sivas ve civarında Hıristiyan unsurları tedhiş edecek hiçbir olay olmadığını, herkesin sukünetle işleriyle meşgul olduğunu ifade ediyor ve açıktan tavrını ortaya koyuyordu. Şifrenin devamında İtilaf Devletlerinin, milletimizin hukuk ve istiklaline riayetkar kaldıkça ve millet, vatanın korunduğundan emin oldukça gayrı Müslim unsurların korkuya kapılmalarına hiçbir sebep olmadığını söyleyen Mustafa Kemal Paşa, istiklal ve milli varlığı tehlikeye düşüren işgal, suikast ve zulüm gibi olayların ortaya çıkması karşısında milletin heyecanını ve milli gösterileri engellemek ve durdurmak için kendisinde ve hiç kimsede bir güç ve kudret göremeyeceğini, ortaya çıkacak olan olaylar karşısında da sorumluluk kabul edebilecek ne bir kumandan, ne bir mülkiye memuru, ne de hükümet tasavvur edebileceğini kaydetmiştir. Bu ifadeler Mustafa Kemal Paşa’nın Milli Mücadele’yi başlatacağının ilk işaretiydi. İstanbul yönetimine olduğu kadar İngilizlere karşı alalen ortaya konulan bu tavrın, haklı fakat zor ve sıkıntılı bir mücadele için konulduğu belirtilmelidir.

Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkmasından şüphe duyan İngilizler 19 Mayıs’ta Milne Harbiye Nezareti’ne şu yazıyı gönderdi:” Şu hususu Ekselansınıza bildirmekle kesbi şeref eylerim: 9. Ordu teşkilatından vazgeçildikten sonra 9. Ordu Genel Müfettişinin ve onun Genel Kurmay Başkanı’nın geniş kurmay heyetiyle Sivas’a nakillerinin sebebi anlaşılmamaktadır. Bu subayların nasıl bir görev alacaklarını, ihdası düşünülen teşkilatın mahiyetinin lütfen açıklanmasını rica ederim.” Bu yazının ardından Cevat Paşa, Mustafa Kemal Paşa ve mahiyetindekilerin görevini dağılan orduların ardından bozulan asayişi sağlamak için gönderildiği şeklinde açıklamada bulundu. 24 Mayıs tarihli cevapta Mustafa Kemal’in atanma sebepleri şöyledir: ” Emirlerin uygulanıp uygulanmadığını denetlemek, silahların toplanması ve asayişsizliğin önlenmesi.”’ Gerçekten de Mustafa Kemal Paşa’nın gönderdiği raporlar bu yöndeydi. Yüzbaşı Hurst’un raporlarında Samsun’a Mustafa Kemal Paşa’nın çıkmasından sonra gergin ortamın daha ılımlı bir hal aldığı yazar.

Bu sırada İzmir’in işgali gittikçe geniş hal alıyor, işgal İzmir ile kalmayıp çevre illere de yayılıyordu. İzmir’in işgali ile doğan durumu görüşmek üzere Saltanat Şurası toplandı. Bakanlar Kurulu, Devlet ileri gelenleri, Danıştay, Sayıştay, Temyiz Mahkemesi başkanları, din adamları, profesörler, siyasi parti ve dernek temsilcilerinden 130 kişinin katıldığı toplantı, Padişahın kısa bir açış konuşmasıyla başladı. Konuşmadan sonra padişah toplantıyı Damat Ferit’in yönetimine terk ederek ayrıldı ve çıkarken ”Karılar gibi ağlıyorum” dedi. Konuşmalar 15 dakika ile sınırlandırıldı. Yalnızca çözüm yolu üzerinde konuşulması şartı konuldu. Damat Ferit, kurtuluş yolunun İngiltere ve Fransa’nın Türkiye’ye dostluk eli uzatması olduğunu söyledi. Konuşmacıların bazıları İngiliz himayesini bazıları Amerikan mandasını savundular. Toplantıdan bir sonuç alınamadan kapandı. Bir dahaki toplantıda sonuç alınacaktı, ancak bu sonuç Sevr’in imzalanmasını onaylamak olacaktı.

HAVZA

Samsun’dan sonra Mustafa Kemal Paşa’nın ikinci durağı Amasya’nın kazası olan Havza olmuştur. Böbrek rahatsızlığı olan Mustafa Kemal’in Havza’ya geçmesindeki önemli etken yol üzerindeki kaplıcalardan yararlanmak olmuştur. Mustafa Kemal Paşa’nın Havza’ya geçtiği günlerde Hüseyin Rauf Bey de İstanbul’dan hareket etmekteydi. Gitmeden önce Havza’ya hareket ettiğini bildirmiş, önceden bir yaverini göndermiş ve 25 Mayıs 1919 Pazar günü Havza’ya mahiyetindekiler ile birlikte varmıştır.(3 albay, 1 yarbay, 3 binbaşı, 5 yüzbaşı, 3 üstteğmen,1 teğmen ve 2 katip) Yolda iken Kavaklı Köyü’nde dinlenmişler, Mustafa Kemal Paşa burada da halkı örgütlenmeye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurmaya teşvik etmiştir. Paşa ve erkanı Alibey Oteli önünde bölge ileri gelenleri tarafından karşılandıktan sonra Alibey Oteli(Mesudiye Oteli)’ne yerleşmiştir. Bu dönemde otelde Rumlar kalmakta, Mustafa Kemal ve erkanının geleceği haberi üzerine otel boşaltılmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın Havza’ya geldiği günlerde, bölgede Pontusçu Rum eşkıyalarının baskınları ve öldürmeleri devam ediyordu; o günlerde Havza’nın Ersandık Köyü civarında, Köprü Şube subaylarından Bekir Efendi ve altı er pusuya düşürülerek öldürülmüştü. Rum çetelerinin bu faaliyetlerini aynı şiddetle bastıran bir isim vardı: Topal Osman Ağa. Giresunlu Topal Osman askerlikten bedel ödeyerek muaf olabileceği halde Kara Zıpkalı Giresun uşakları ile birlikte İstanbul’a gidip savaşlara katılmıştır. Katıldığı Balkan Savaşı sırasında bir bacağı topal kalmış , Giresun’a döndükten sonra Giresun’dan Samsun’a kadar uzanan sahil bölgesinde ”Topal” lakabı ile Rum ve Ermeni çetelerine karşı mücadeleye devam etmiştir. Osman Ağa, sert metotları ile Rum çetelerini çok güç duruma düşürür. Rum çetelerinin Türk köylerine yaptığı kötülüklerin, baskıların en az üç beş mislini onlara yapar. Çetecileri ”gemi kazanlarında cayır cayır yaktırdığını” hala yöredeki halk anlatıp duruyor. Bölge halkı Topal Osman Ağa’yı çok fazla sever ve güvenirdi. Mustafa Kemal Paşa’nın görevlerinden biri olan çeteleri etkisiz hale getirmekti. Topal Osman Ağa ve Kara Zıpkalılar da bu görev dahilinde yakalanıp etkisiz hale getirilmeliydi. Ancak Topal Osman Ağa ile Havza’da 29 Mayıs günü görüştü ve Rum- Ermeni çetelerinin faaliyetleri hakkında rapor aldı. Bu ilk görüşmeden sonra Mustafa Kemal Paşa ile Topal Osman Ağa’nın ilişkisi artarak devam edecektir. Topal Osman Ağa, Milli Mücadele döneminde ve cumhuriyetin kuruluşunun ardından her zaman Mustafa Kemal’in yanında olacaktır.

Havza’da kendisini ziyarete gelen şehir eşrafına mahalli çalışmaların başlangıcı olarak, işgallere karşı kurulan Redd-i İlhak Cemiyeti’nin yanı sıra Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurulması ve faaliyet göstermesini istedi. Bu istek ve işaretten sonra 26 Mayıs’ta Taş Mektep’de ilk toplantıyı gerçekleştiren Havzalılar,28 Mayıs’ta kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti reisliğine Mahmutağazade Bayram Efendi’yi seçtiler. Mustafa Kemal bunun ardından Yörgüç Paşa Camii’nde Cuma namazı kılınmasını, mevlüt okutulmasını istedi. Ardından caminin önünde işgalleri protesto eden bir miting yapıldı. Paşa, Havza’da bulunduğu süre boyunca valiliklere telgraflar çekerek, zararlı olan cemiyetlerin kapatılmasını istemiş, ikinci Cuma günü bir miting daha düzenlemiştir. Havza’da bulunduğu süre içerisinde Anadolu’ya telgraflar çekerek, işgallerin protesto edilmesini isteyen Mustafa Kemal Paşa, burada iken İstanbul’daki düşüncelerini sistemleştirmiştir. Sait Molla 23 Mayıs’ta, kurucusu bulunduğu ”Türkiye’de İngiliz Muhipleri Cemiyeti”ni himaye etmelerini bütün ”Belediye reis”lerinden istediği zaman Mustafa Kemal 26 tarihli Tamimi ile ”İstiklali milli ve siyasimizin kurturulmasının ancak milletin yekvücut olarak müdafaası ile kabil olacağı mülahazasiyle ”siyasi maceralardan” kaçınılmasını ihtar etti. Havza’dan vali, mutasarrıflık ve ordulara gönderdiği bir genelgede, İzmir’den sonra Manisa ve Aydın’da Yunanlıların girişi üzerine, gelecek tehlikenin daha açık görüldüğünü bildirdi, yurt bütünlüğünün korunması için ulusal tepkilerin daha canlı olarak görülmesini istedi. Üç gün süre ile diğer işlerin ertelenerek büyük ve coşkun toplantıların yapılmasını, büyük devletlerin temsilcileriyle hükümete etkili telgraflar çekilmesini istedi. Mustafa Kemal Paşa, bu tel ile yetinmeyecek, 28 Mayıs’ta Havza’dan vali, mutasarrıflık ve kolordulara gönderdiği bir genelgede, İzmir’den sonra Manisa ve Aydın’a da Yunanlıların girişi üzerine, gelecek tehlikenin daha açık görüldüğünü bildirdi, yurt bütünlüğünün korunması için ulusal tepkilerin daha canlı olarak görülmesini istedi. Üç gün süre ile diğer işlerin ertelenerek büyük ve coşkun toplantıların yapılmasını, büyük devletlerin temsilcileriyle Hükümet’e etkili telgraflar çekilmesini istedi.

Havza’da bulunulduğu sırada, Milli Mücadele ile alakalı Rus Albay Budenni ile görüştü. Rus Albay Milli Mücadele’ye silah yardımında bulunulabileceğini, ortak bir cephe kurulması gerektiği teklifini Mustafa Kemal Paşa’ya sunmuştur. Mustafa Kemal Paşa, Sovyet Temsilcisine verdiği cevapta Türk milletinin hesaba katmaya değer bir kuvvet olduğunun görüleceğini ifade ederek, bir Sovyet cumhuriyeti olmayı reddederek, müşterek bir düşmana karşı eşit savaşçılar olmayı teklif eder.

Mustafa Kemal’in Anadolu’daki davranışlarını takip eden İngilizler, daha önce aldıkları cevaptan tatmin olmamışlardı. Mustafa Kemal’in davranışlarını takip etmek üzere Hurst, Havza’ya gelmiştir. Burada Atatürk’le genel bir konuşma yaptıktan sonra ayrılan Hurst yolda Kavak Köyü yöresinde Hüsnü Çavuş Çetesi tarafından tek bir kurşun bile atamadan soyulmuştur. Hüsrev Gerede; ‘’Hüsnü Çavuş’tan böyle bir rezalet her zaman beklenirdi. Ancak asayişsizlik sayılan bu anlamsız hareket can sıkıcı bir durum yaratmıştı. Karargahımızı Havza’da artık güvenli göremiyorduk. Bu nedenle yarın sabah Amasya’ya hareket ediyoruz.’’ Diye yazmaktadır.

Amiral Calthorpe, Mustafa Kemal Paşa’nın yapmaya çalıştığı örgütlenmenin farkındaydı. Mustafa Kemal’i Anadolu’da istemeyen İngilizler 6 Haziran tarihinde Hükümet’e bir yazı göndererek :” Mustafa Kemal ve yanındakileri derhal İstanbul’a çağırmanızı talep ederim”dedi. Hükümetin çeşitli bakanlıklarına ardı ardına yapılan baskılar üzerine, Mustafa Kemal Paşa’nın geri çağrılması konusu Hükümet toplantısında da görüşüldü. Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’a dönmesinin uygun olduğuna karar verildi. Bu sırada Yörük Ali Afe ile Kıllıoğlu Hüseyin Efe, 57. Tümen Komutanının çağrısına uyarak Çine’ye geldiler. Milli Mücadele’ye atılmaları konusundaki öğütleri dinledikten sonra ”Sen hiç merak etme, yarın bismillah deyip çıkacağız, bundan sonra işimiz Yunan ile uğmak olacaktır. Milleti hep eşraf aldattı. Yoksa biz şimdiye kadar durmazdık;biz çıkalım, arkamızdan millet gelir,bize yalnız silah, cephane, zabit ver.” dediler. Mustafa Kemal Paşa bu arada Milli Mücadeleye kaynak sağlamaya çalışıyordu. El konulan silah ve cephanelik halka dağıtılıyor, İstanbul’a asayişin yerinde olduğuna dair raporlar gönderiyordu.

Ancak Mustafa Kemal’in görevine son verilmesi üzerine yapılan İngiliz baskılarına bir tanesi daha eklenecekti. General Milne’nin ardından, Calthorpe nota verdi. 8 Haziran günü Yüksek Komiser Calthorpe Harbiye Nezareti’ne gönderdiği mektupta böyle bir örgütlenmenin ırklar ve dinler arası bir hal almasından endişe ettiğini söyleyerek uyarısını üst boyuta taşıyacaktır. ”Karışıklık çıkaranların başını Mustafa Kemal çekiyor. Çok vahim sonuçlar doğabilir. Tarafıma sık sık bilgi veriniz.” diyecektir. Bunun üzerine Osmanlı Devleti yöneticileri görüşmelere başladı. Hükümetin çeşitli bakanlarına yapılan baskılar üzerine, Mustafa Kemal Paşa’nın geri çağrılması konusu Hükümet toplantısında da görüşüldü. Toplantıdan alınan karar üzerine Harbiye Nazırı, Mustafa Kemal Paşa’ya bir telgraf çekti ve İstanbul’a geri dönmesini istedi. Toplantıda alınan karar üzerine Harbiye Nazırı, Mustafa Kemal Paşa’ya bir telgraf çekti ve İstanbul’a geri dönmesini istedi. Bunu da ”Maiyetinizdeki İstimbotlardan biriyle İstanbul’a dönmeniz rica olunur”.şeklinde ifade etti. Mustafa Kemal Paşa görevden ne için ayrılması gerektiğine dair telgraf görüşmeleri yaptı. Fakat aldığı cevaplardan tatmin olmadı. Bunun üzerine yakın dostu olan Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi Cevat Paşa’dan 11 Haziran günü ”Neden geri çağrıldığının gerçek sebebini” sordu. Cevap Paşa da kendisine, ”Sizin gibi değerli bir generalin Anadolu vilayetlerinde dolaşmasının kamuoyu üzerinde iyi etki bırakmayacağından bahsederek İstanbul’a çağrılmanızı İngilizler istedi” diye açıklayacaktır.

Mustafa Kemal Paşa görevden ne için ayrılması gerektiğine dair telgraf görüşmeleri yaptı. Fakat aldığı cevaplardan tatmin olmadı. Bunun üzerine yakın dostu olan Erkan-ı Harbiye-i Mustafa Kemal Paşa, Padişaha üzerindeki baskılardan bahsedecek, 14 Haziran tarihli telgrafında Anadolu halkının mücadelesini anlatacaktı. Halkın düşmana karşı coşkun milli duygular ile hareket ettiğini, bu hareketin sekteye uğramasının bile millet ve memleketin zararına olduğunu açıklayarak, geri dönme hususunda padişahı ikna etmeye çalışmıştır.

Mustafa Kemal Paşa’nın Havza’daki davranışlarından, halkı örgütlemesinden rahatsız olan İngiltere İstanbul’a yukarıdaki telgrafı çekerek Mustafa Kemal Paşa’nın geri çağırılmasını istemesi üzerine Harbiye Nazırı, görevini tekrar açıklamıştır. Ancak İngilizler Mustafa Kemal’in Anadolu’yu örgütlemeye başladığını fark etmişlerdi. İngiliz basınında Mustafa Kemal Paşa, ‘’Asi General’’ olarak yer almıştı. Bu durum karşısında Mustafa Kemal Paşa için zaman çok kıymetli idi. Kazım Karabekir Paşa’ya bir telgraf çekerek, İstanbul’a çağırıldığını bu durumdan kaçınmak için zaman kazanmaya çalıştığını yazıyor, ne yapılması gerektiği hakkında Karabekir Paşa’nın da fikrini alıyordu. Kazım Karabekir Paşa verdiği cevapta; ‘’Fikr-i samilerine tamamiyle iştirak ediyorum.’’ Demiştir.

Gerçekten de Mustafa Kemal’in Havza’da çektiği telgraf bölgelerde etki etmiş, mitingler yapılmış, halk büyük tepkiler göstermiştir. Havza Tamimi Milli Mücadele’nin ulusal manada ilk örgütleniş belgesidir. Bu şartlar altında Mustafa Kemal Paşa’nın bir an evvel şehir değiştirmesi bu arada da oyalayarak zaman kazanması gerekmekteydi.

AMASYA

Bu şartlar altında Mustafa Kemal ve mahiyetindekiler güvenlik endişesi ve İngiliz baskısı sebebi ile Amasya’ya gitmeye karar vermişlerdir. Amasya coğrafi konumu itibariyle önemli bir merkezdi. İtilaf Devletleri’nin Karadeniz kontrolünü sağlama açısından kullanıyordu. Ayrıca Amasya’da Rum ve Ermenilerin faaliyetleri devam ediyordu. Merzifon’da bulunan Amerikan Koleji adeta bir silah deposu, örgüt evi haline gelmiş halk bu durumdan rahatsız olmuştu. Amerikan Koleji’nde müdürlük yapan Wity Gethell’in yönlendirmeleri ile burası karargah merkezi haline gelmişti. Başta Merzifon’a gidilmesi düşünülmüşse de Rum-Ermeni işbirliği ile İngilizlerin haberleşmeyi engelleyeceği düşünüldüğünden Amasya merkeze gidilmiştir. Mustafa Kemal Havza’dan ayrılmadan önce Dr.İbrahim Tali Bey’i bölgede gelişen olayları değerlendirmek ve rapor almak için görevlendirmişti. Amasya’ya giderken bu yolla haber yollatmış, gideceklerini bildirmiştir. Ancak otomobilin arıza yapması sebebiyle geç kalınmıştır. Mustafa Kemal Paşa bu yolculuğunu şöyle anlatır: ’’Samsun’dan Anadolu içlerine kırık bir otomobille gidiyordum. Yanımda öteden beri yaverliğimi yapan Salih ve Cevat Abbas’ta bulunuyordu.’’ İbrahim Tali Bey’in hatıralarında şoförün Türk olmadığı ve arabadan anlamadığı yazmaktadır. Halkın heyecanlı bekleyişi atlı arabalar ile Culüs Tepe’de görünen Ümit Kafilesi’nin gelmesi ile son bulmuştu. Halk Mustafa Kemal ve mahiyetindekileri Gezirlik denilen bir bölgede karşıladı. Nihayet ‘Büyük Paşa’yı görmüşlerdi. Hükümet Konağı’na gidildi iftar yemekleri yenildikten sonra Mustafa Kemal Paşa Amasyalılara hitaben bir konuşma yaptı. Gece sabaha kadar yoğun görüşmeler yapıldıktan sonra Amasyalılarla yapılacak diğer büyük buluşma Sultan Bayezid Camii’nde gerçekleşti. Sultan Bayezid Camii’nde namaz kılındıktan sonra Paşa’nın isteği üzerine Emekli Müftü Abdurrahman Kamil Efendi vaaz verdi. Müftünün ardından Mustafa Kemal Paşa Amasyalılara hitaben bir konuşma yaptı. Gittiği her yerde olduğu gibi burada da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurulmasını ve faaliyete geçmesi gerektiğini anlattı. Kurulan cemiyetin ilk toplantısı Atik-i Ali Mektebi’nde gerçekleşti. Amasya’da Mustafa Kemal Paşa’yı duygulandıran olaylardan birisi de Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisliği’ne getirilen Müftü Hacı Hafız Tevfik’in biriktirdiği parayı Milli Mücadele’de lazım olacaktır düşüncesi ile Paşa’ya vermesi olmuştur. Bu Milli Mücadele’nin ilk maddi desteği idi. Halkın bağımsızlık kararı konusundaki azmini gören ve heyecanına şahit olan Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’a geri dönmesi için, İngilizler tarafından yoğun baskı yapıldığını öğrenince 14 Haziran 1919’da Padişah’a bir telgraf çekti. Bu telgrafında Anadolu’nun istiklali için halkın bilinçli olduğunu kaydediyor ve vatanın kurtuluşu için halkın bilinçli olduğunu kaydediyor ve vatanın kurtuluşu için halktan aldığı bu destekle sağlanacağını kaydediyordu. Dahası, Anadolu’daki çalışmaları zor bir aşamaya gelecek olursa, askerlikten istifa ederek ‘’Sine-i Millete’’ döneceğini açık şekilde yazıyordu. Nihayetinde 8 Temmuz günü görevine son verilecektir. Amasya’da Mustafa Kemal’i karşılayan herkes memurluk ettikleri görevlerinden alınmış, Saraydüzü Kışlası’nın bir odası telgrafhane haline getirilmiş haberleşme buradan sağlanmıştır. Gecenin gündüzlere karıştığı telgrafhaneye Türk dostu Irak Aşiret Reisi Uceymi Sadun Paşa’nın Diyarbekir’e geldiği bildiriliyordu. Uceymi’ye bir telgraf çekildi ve gelişinden dolayı memnuniyet dile getirildi. 20 Haziran günü Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının gelişiyle üzerlerindeki baskı azalan Amasya halkı İzmir’in işgalini protesto etti.

Mustafa Kemal Paşa, Saraydüzü Kışlası’nda Padişah ile telgraflaşma konusunda ısrar ediyordu. Mustafa Kemal Paşa, arkadaşları olan diğer paşaları da Amasya’ya çağırmıştı. Milli Mücadele’nin ilk yazılı belgesi olan Amasya Tamimi’nin yazılma aşamasında Damat Ferit Hükümeti Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Redd-i İlhak Cemiyetinden gönderilen telgrafları yasaklamıştı. 20. Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa ve Rauf Bey, Mustafa Kemal’in 10 Haziran tarihli çağrısına uyarak Amasya’ya geldiler. Amasya’da gösterilerle karşılandılar. Amasya görüşmeleri başladı. Yurdun içinde bulunduğu durum ve çözüm yolları araştırılıyor. Amasya Bildirisi 21 Haziran’da kaleme alınacak, 22 Haziran’da kararlardan bazıları gizli bir genelge ile duyurulacaktır.Padişahla telgraf görüşmesini gerçekleştiremediği günlerde Rauf Bey, Refet Bey ve Ali Fuat Paşa’nın Amasya’da oldukları anlaşılıyor: Refet Bey diğerlerine göre çeşitli sebeplerden dolayı geç gelmişti. Abdurrahman Rahmi Efendi, o günlerde Mustafa Kemal Paşa’nın Yaveri Hayati Bey’in telgraf odasına gelerek, daha sonra ‘’Amasya Genelgesi’’ olarak bilinen belgenin, bütün telgraflardan önce çekilmesini istediğini nakleder; Ben o sırada, Kastamonu bağlantılı bir telgraf geçiyordum. Hayati Bey’in bu talimatı üzerine hemen karşı merkeze devre dışı kalacağını bildirdim. Kaydı olan metni geçmeye başladım. Telgraf bütün askeri birliklere, valilik ve mutasarrıflıklara bilcümle idari mercilere ve kuva-yı milliye teşkilatına keşide ediliyordu. Ben, Amasya Tamimi’ni mors alfabesine döktüğüm halde muhteviyatını bilemiyordum.’’ Diyor.

21/22 Haziran gecesi geçtiği telgrafın ne olduğunu bir gün sonra anlayacak ve hayretler içinde kalacaktır. Abdurrahman Rahmi Efendi bunu aılarında şöyle anlatmıştır: ‘’Çektiğim telgrafların içine neler neler yoktu. Bütün ordu kumandanlıklarına, mülki teşkilatlara, valiliklere, mutasarrıflıklara hitaben hazırlanmıştı. Tabii İstanbul’la olan irtibatta zaman zaman ağırlık kazanıyordu. Amasya’da önemli şeylerin cereyan etmekte olduğunu anlıyordum. Evime bazı geceler çok geç vakitte gidiyor, hemen istirahate çekiliyordum. Amasya Postanesi’ndeki arkadaşlarımla günlerdir irtibat halinde değildim.’’

Amasya Tamimi, bu şartlar altında İlk Beşler olarak adlandırılan;Refet Bey, Mustafa Kemal, Kazım Karabekir Ali Fuat Paşa ve Hüseyin Rauf Bey’in katılımları ile hazırlanmıştır.

21/22 Haziran 1919 gecesi yayınlanan meşhur Amasya Tamimi şöyledir:

1- Vatanın bütünlüğü ve milletin istiklali tehlikededir.

2- İstanbul Hükümeti üzerine aldığı sorumluluğun icaplarını yerine getirememektedir. Bu hal milletimizi adeta yok olmuş gösteriyor.

3- Milletin istiklalini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.

4- Milletin içinde bulunduğu durum ve şartlara göre harekete geçmek ve haklarını yüksek sesle cihana işittirmek için her türlü tesir ve murakabeden uzak milli bir heyetin varlığı elzemdir.

5- Anadolu’nun her bakımdan en emniyetli yeri olan Sivas’ta milli bir kongrenin acele toplanması kararlaştırılmıştır.

6- Bunun için bütün vilayetlerin her sancağından milletin güvenini kazanmış üç temsilcinin mümkün olduğu kadar çabuk yetişmek üzere hemen yola çıkarılması icap etmektedir.

7- Her ihtimale karşı, bu meselenin bir milli sır halinde tutulması ve temsilcilerin, lüzum görülen yerlerde, seyahatlerini kendilerini tanıtmadan yapmaları lazımdır.

8- Doğu vilayetleri adına, 10 Temmuz’da, Erzurum’da bir kongre toplanacaktır. Bu tarihe kadar diğer vilayetlerin temsilcileri de Sivas’a ulaşabilirlerse, Erzurum Kongresi’nin üyeleri de Sivas Kongresi’ne katılmak üzer hareket ederler.

Bu çok önemli tamim incelenirse aşağıdaki sonuca varılabilir:

– Mustafa Kemal Paşa ihtilal stratejisinin ilk adımını atmıştır. Vatan parçalanmaktadır. Ulusun bağımsızlığı tehlikededir. Osmanlı Hükümeti bu felaketi önlemek yeteneğinde değildir. Türk ulusu, bu hükümetten artık hiçbir girişim beklememeli ve kendi işini kendisi görmelidir. Bu, her yana bildiriliyor. Yani Osmanlı Devletine karşı gelmenin gerekçesi hazırlanıyor.

– Bu amacı gerçekleştirme işi, yurdun her yanında kurulmuş olup çalışmalarına başlayan, hatta bir bölümü oldukça güçlenen ulusal derneklere verilmiştir. Bu dernekler ve belediyeler, kendi yönetim birimlerinin kapsadığı alan içinde üç kişiyi temsilci olarak seçip, Sivas’ta toplanacak ulusal kongreye göndereceklerdir. Böylece hem ulusal dernekler birleşip tek bir kuruluş haline gelecek, hem de seçilecek kimselerin herhangi bir siyasal partiye bağlı olup olmaması önemli görülmediğinden, Kongre’de tam bir dayanışma havası esebilecektir.

– Toplanacak kongre, yeni bir devlet kurulmasının ilk adımıdır.

– İstanbul Hükümetinin bu kongrenin toplanmasını engellemek için aldığı haberleşme yasakları dinlenmeyecektir. Böylece Anadolu ile İstanbul arasındaki son bağların kopması yolu açılmıştır.

– En önemlisi, Amasya’da alınan kararların uygulanması ile Ordunun görevlendirilmesidir. Böylece ordu da yeni bir devletin kurulmasında görev almaktadır.

Ayrıca Mustafa Kemal Paşa’nın, İstanbul’da bulunan bazı kişilere gönderdiği mektubunda, yalnız mitingler ve gösterilen büyük gayeleri hiçbir vakit kurtaramayacağını belirttikten sonra ”Artık İstanbul, Anadolu’ya hakim değil tabi olmak mecburiyetindedir.” demesi O’nun milli direnişin hazırlanmasında vakit kaybetmek istemediğini göstermektedir.

Hüseyin Rauf Orbay hatıralarında Amasya Tamimi ile ilgili şunu demektedir; ‘’İlk fiili harekete geçme kararını evvela biz üçümüz hazırladık. Osmanlı’nın kudretli kumandanlarından biri 9. Ordu Müfettişi ünvanı ile birlikte ‘’Fahri Yaveri Şehriyarı’’ Mustafa Kemal, diğeri 20. Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa ve Hamidiye Kahramanı diye ismi efsaneleştirilen eski Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf Bey.’’ İlk beşler olarak adlandırılan ve tamimin altına imza atanlardan Refet Bey son derece çekinceli davranmış, tamimin gerekli olup olmadığından emin olamadığını belirtmişse de imzasını atmıştır. Tamim Saraydüzü Kışlası’nda imzalanır. O dönemde 5. Kafkas Fırkası’nın karargahı olan bu kışlada 1916 yılında dikilen Şehzade Bayezid Anıtı bulunmaktadır. Mustafa Kemal Paşa sadece Tamimi yayınlamakla kalmamış, bunun dışında bir de mektup yazdığı kişiler olmuştur. Milli Mücadele’ye yardım eden ve edecek olan; Abdurrahman Şeref Bey, Reşit Akif Paşa, Ahmed İzzet Paşa, Seyit Bey, Ahmed Rıza Bey, Halide Edip Hanım, Nafia Nazırı Ferid Bey, Cami Bey, Ahmed Rıza Bey, Sulh ve Selamet Fırkası Reisi Ferid Paşa, İstanbul Polis Müdürü Miralay Halil Beyefendi, Sivas Valisi Reşid Paşa’ya Karakol Cemiyeti Kurucusu Kara Vasıf Bey aracılığıyla gizlice gönderilmiştir.

Tamimin yayınlanmasından büyük rahatsızlık duyan General Milne Mustafa Kemal Paşa’nın derhal İstanbul’a dönmesini istediği notayı Osmanlı Devleti’ne verdi. Ancak bu uyarı diğer uyarılara benzemiyordu. Çünkü Kuva-yı Milliye’nin lideri olarak gördükleri Mustafa Kemal Paşa tamimi yayınlayarak İngilizleri bu defa büyük endişeye düşürmüştü. Bunun neticesinde nota direk olarak padişaha verildi. Said Molla vasıtasıyla Osmanlı Sultanı’na, tarihte az görülmüş laubalilikle;” Mustafa Kemal Paşa’nın bir dakika daha Anadolu’da bulunması, mütareke ahkamının açıkça ihlali olmakla kalmamakla, sulh muahedesinin imzasını imkansız hale getirmekte halen Osmanlıya bırakılması kabul edilmiş diğer işgal harici bölgelerin de işgaline zaruret husule getirecektir. Hadise doğrudan doğruya Salta-nat-ı Saniyelerin devam mevzuudur. Mustafa Kemal Paşa Heyet-i ve Teşebbüsatı tasfiye edilmezse bizzat Zat-ı Şahane mes’ul olacaktır.” Bu telgraf üzerine Hükümetin 23 Haziran tarihli toplantısında Üçüncü Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa’yı Harbiye Bakanlığı’nın emrine uymayarak İstanbul’a gelmediği ve halkı Hükümet’e karşı kışkırttığı gerekçesiyle alınan kararla Mustafa Kemal Paşa azledilecektir. Yerine Hurşit Paşa’nın atanması kararı alınmıştır.Ancak kararın Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa tarafından imzalanmaması üzerine resmiyete dökülmedi. Baskılar sonucunda Şevket Turgut Paşa istifa edecek, karar istifanın ardından resmen onaylanmış olacaktı.

Kararın çıkmasının ardından Hariciye Nazırı Ali Kemal Paşa aynı gün Mustafa Kemal Paşa ve Milli Mücadele karşıtı bir tamim yayınladı. İngilizlerin büyük etkisi ve baskısı altında kalan Ali Kemal Paşa bu tamimde Mustafa Kemal Paşa’nın azledildiğini, artık bir ünvanının olmadığını ve hiçbir resmi muameleyi yerine getiremeyeceğini belirtiyordu.

Milne’in Calthorpe’a yazdığı 30 Haziran günlü bir mektup, Sivas ve Konya bölgelerinde müttefiklerin çıkardıkları aykırı eylemlerde bulunmak üzere silahlı çeteler kurmak için ”ciddi bir akım” olduğunu, başında İttihat ve Terakkililerin bulunduğunu ve hükümetten bağımsız eylemleri amaçladığını, henüz propaganda ile yetinildiğini ve akımın baş teşvikçilerinin Mustafa Kemal ve Cemal paşalar olduğunu bildiriyordu. Milne’nin yazısı üzerine Calthorpe Hariciye’ye 2 Temmuz notasını gönderdi ve üçüncü kez Mustafa Kemal’in geri çağrılmasını istedi – bu sefer Cemal Paşa ile birlikte.

7/8 Temmuz gecesi Mustafa Kemal Paşa’ya, görevinden kesin olarak alındığını bildiren bir buyruk geldi. Bu buyruğu alan Mustafa Kemal Paşa, Harbiye Nezareti’ne çektiği bir telgrafla hem görevinden hem de askerlikten ayrıldığını bildirdi.

Bu mektuba 10 Temmuz’da cevap gönderildi: ”Kemal Paşa ”irade-i Seniye” ile vaziferlerinden alınmıştır. Binaenaleyh artık kendisinin resmi hiçbir sıfatı yoktur. Olay Üçüncü Askeri Bölge’nin bütün sivil ve askeri makamlarının ıttılaına arzedilmiştir…”

ERZURUM

Amasya’da Milli Mücadele’yi örgütleyen Mustafa Kemal Paşa, Erzurum ve Sivas livalarında kongre toplamaya çalışıyordu. Amasya Tamimi’nde Anadolu’nun her bakımdan güvenli yeri olan Sivas’ta kongre toplanması beklenirken Erzurum halkının daveti üzerine Mustafa Kemal Paşa buraya geçecektir. Erzurum hem Anadolu’nun en iyi teşkilatlı illerinden biri olması hem de 15. Ordu Kumandanı Kazım Karabekir Paşa’nın burada bulunmasından dolayı Erzurum’a gitme kararı almıştır. 3 Temmuz günü Mustafa Kemal Paşa, Rauf Bey, Manastırlı Miralay Kazım, Binbaşı Hüsrev, Miralay İbrahim (Tali), Binbaşı İbrahim Refik Beyler ve yaver zabitlerle birlikte Erzurum’a geldi. Kazım Karabekir ve emrinde bulunan askerlerce Erzurum’un batısında Ilıca’da karşılandı.

Mustafa Kemal yolda iken Damat Ferit Hükümeti Paris Barış Görüşmelerinde İttihat ve Terakki’yi suçlayarak, bir şeyler kazanabileceğini düşünmekte idi. Damat Ferit’in, imparatorluğun parçalanmasını ya da muhtelif mandalar altında taksimini kabul etmeyeceğini belirtmesi ve hemen ardından da Osmanlı Devleti’nin kabul etmeye hazır olduğu maddeleri açıklaması ve 1878 Berlin Antlaşmasında belirlenen sınırlara dönülmesini istemesi İtilaf Devletleri delegeleri üzerinde şok etkisi yapmıştı. Gerçekten de Damat Ferit, olumsuz bir imaj yaratmaktan başka bir şey yapmamıştı. Burada sulh sözü alınamadığı gibi Yunanlıların Anadolu içlerine doğru yayılmaya devam etmesi büyük bir güvensizlik yarattı.

Paris Görüşmelerinden olumlu bir sonuç alınamaması üzerine gerilen ortam Milli Mücadele Aleyhtarı Harbiye Nazırı Ali Kemal’in dayanaklarını tüketmiş, Hükümette Milli Mücadele yanlıları ile sorunlar yaşaması yapılan baskılar neticesinde istifa etmiştir. Erzurum’a kongresine hazırlık yapıldığı dönemde hayatını adadığı askerlikten istifa etmesi, Mustafa Kemal Paşa’yı endişelendiriyordu. Artık üniformasını giyemeyecek, kendisine verilen yetkileri kullanamayacaktı. Bu durumda Milli Mücadele’nin devam edebilmesi çok zor görünüyordu. Havza Genelgesi’nin yayınlanmasının ardından artan baskılara ”Sine-i Millete Dönerim” cevabını veren Mustafa Kemal Paşa, millete etki edebilecek miydi?.. Mustafa Kemal Paşa böyle bir karamsarlık içindeyken Kazım Karabekir’in kendisine destek vermesi, davaya olan inancını yerine getirmişti. Diğer komutanlardan da yoğun destek aldığı söylenebilir. Ancak bazıları endişeli oldukları için destek vermedikleri görülür. Bunlardan biri 3. Ordu Komutanı Miralay Selahattin’dir.

Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasının ve orduların terhis edilmesinin ardından Erzurum ve çevre illerinde Ermeniler ve Rumlar büyük şımarıklıklar göstererek, halka zulümlere başlamıştı. Rum ve Ermeni çeteleri artmış, hiçbir sebep yokken işgal mahiyetinde bölgeye birikmişlerdi. Halk yokluk ve üzüntü içinde olacaklara kuşku ile bakıyordu. Bu şartlar altında öteden beri savunmaya geçen Erzurum bölgesi Milli Mücadele’ye destek verme açısından çok elverişli bir yerdi.

Cevat Bey, Erzurum’a gelişinden itibaren yaptığı görüşmelerde şehrin ileri gelenlerinin tasvibini alarak, 3 Mart 1919’da bir dilekçe ile valiliğe başvuruda bulunarak, İstanbul merkezine bağlı bir şube açma teşebbüsünde bulundu. Valilik yapılan başvuruyu kabul ederek, cemiyetin çalışmasına 10 Mart 1919’da izin verdi. ilk toplantısını 6 Mart’ta gerçekleştiren cemiyete kurucu üye olarak Hak kızâde Hacı Fehim, Hacı Ismailzâde müftü Sadık, Emekli binbaşı Süleyman, Gümrük mütevellisi Kazım, Kunbetli Gençağazâde Hüseyin Avni, Hacı Recepzâde Hacı Hafız, Namık Efendizâde Ahmet, Emekli Binbaşı Haydar, Kobalzâde Ahmet ,Dursun Beyzade Cevat bulunmakta idi. Böylece Vilûyât-ı Şarkiyye Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti Erzurum Şubesi kuruldu. Bölgede ilk hareket Elviyei Selase diye anılan Batum- Ardahan-Kars bölgesinde başladı. Mondros Mütarekenamesi gereğince, doğudaki Türk ordularının 1914 sınırı gerisine çekilmelerinin kabulü üzerine, sahipsiz ve sınır dışı kalan bu bölgenin Türk halkı, ellerindeki silahlarla milli kuvvetler teşkil etmiş, şehir ve kasabalarda Milli Şuralar kurmuşlardı. Mondros Mütarekesi’nin 11 ve 24. maddelerine dayanarak burayı işgal etme istekleri üzerine Mart 1919’da Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti Erzurum Şubesi açıldı ve faaliyete koyuldu. 10 Mart 1919’da kurulan Erzurum Müdafaa-i Hukuk Şubesi, hızla örgütlenmeye, çevre illerle ilişki kurarak Doğu Anadolu’nun Ermenistan’a verilmesini engellemek için çalışmaya başlamıştı. Erzurum’un Ermenistan’a verileceği haberi Erzurum halkını galeyana getirmiştir. Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, 17 Haziran 1919’da Erzurum’da bir vilayet kongresi toplamış ve şu kararları almıştır:

– Osmanlı camiasından, yani vatandan ayrılmamak için her türlü ihtimali göz önüne alarak bu yolda hiçbir fedakarlıktan kaçınmamayı ve hiç göç etmemeyi ilke olarak kabul etmek.

– Her ne suretle olursa olsun memleket bir Ermeni saldırısına uğrarsa bunu şiddetle karşılamak ve milli varlığımızı son ferdin ölümüne kadar korumak.

Bu kararların yanı sıra Mustafa Kemal Paşa’nın askerlikten istifasını duyan Müdafaa-i Hukuk Erzurum Şubesi, Paşa’yı Erzurum’a davet etti. Kongre öncesinde Erzurum’da bulunan İngiliz Yarbay Rawlinson kongrenin yapılacağı haberini alınca Mustafa Kemal Paşa’yı kongrenin düzenlenmesi halinde vilayetlerin işgal edileceğini söyleyerek tehdit etmiştir. Bu dönemde ABD’nin Ermenileri incelemek üzere gönderdiği General G. Harbord da Erzurum’da bulunuyordu ve ABD’ye yolladığı raporunda bölgenin hiçbir yerinde Ermenilerin çoğunlukta olmadığını, mandanın ABD sermayesine zarar vermekten başka bir şey olmayacağını yazıyordu. Bu şartlar altında Erzurum Kongresi toplandı. Ancak 10 Temmuz 1919 günü toplanması gereken kongre, delegelerden bazılarının Erzurum’a gelememesi sebebiyle toplanamamıştır.

Kongrenin açılmasından önce Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Bey’in kongreye delege olarak katılmaları konusunda aksaklıklar yaşanmıştır. Mustafa Kemal Paşa ile Rauf Bey’in Kongreye girebilmesi için herhangi bir yerden mümessil seçilmeleri gerekiyordu ve kendileri de Erzurum temsilcisi olarak Kongreye katılmak istiyorlardı. Onların bu isteğini yerine getiren Erzurum azalarından Cevat ve Kâzım Beyler 20 Temmuz 1919’da istifa ederek yerlerini Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Bey’e bırakmışlardı. İstifa eden Cevat Bey Hasan Kale’den, Kazım Bey de Tortum’dan aza seçilerek Kongreye girmeleri sağlanmıştır

Erzurum Kongresi 23 Temmuz 1919 günü olaysız bir şekilde açılmış, Mustafa Kemal Paşa kongre başkanlığına seçilmiştir. Kongrede her il temsil edilememiştir. Ancak Erzurum Kongresi, 54 temsilcinin toplandığı ilk ulusal toplantıdır. Burada alınan kararlar şöyledir:

1- Milli hudutlar içinde vatan bir bütündür. Ayrılık kabul etmez.

2- Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve Osmanlı Hükümeti’nin dağılması halinde millet birlikte müdafaa ve mukavemet edecektir.

3- Vatanın ve istiklalin muhafaza ve temine Merkezi Hükümet muktedir olmadığı takdirde maksadın temini için geçici bir hükümet teşekkül edilecektir. Bu hükümet heyeti, Milli Kongre’de seçilecektir. Kongre toplanmış değilse, bu seçimi Heyet-i Temsiliye yapacaktır.

4-Kuva-yı Milliye’yi amil ve İrade-i Milliye’yi hakim kılmak esastır.

5- Hıristiyan unsurlara siyasi hakimiyetimizi ve sosyal dengemizi bozucu imtiyazlar verilemez.

6- Manda ve himaye kabul olunamaz.

7- Milli Meclis’in derhal toplanmasına ve icraatın meclisin denetimine konulması için çalışılacaktır.

Bu beyannamenin üçüncü maddesinde açıkça görüldüğü gibi Amasya Tamimi’nde ”İstanbul Hükümeti üzerine aldığı sorumluluğun icaplarını yerine getirememektedir.” ve ” her türlü tesir ve murakabeden uzak milli bir heyetin varlığı elzemdir.” şeklinde belirtilen Anadolu’nun kaderine hakim olma çabasında bir adım daha ileri gidilerek ”maksadın temini için geçici bir hükümetin teşekkül edeceği” ilan edilmiştir. Ayrıca teşkil edilecek bu hükümeti, kongre heyetinin seçeceği hükmü ise kuvvetler birliği prensibinin, dolayısıyla Meclis Hükümeti sisteminin başlangıç noktası olarak kabul edilebilir. Ancak uygulamada görüleceği gibi Heyet-i Temsiliye, hükümet vazifesini bizzat kendi üstlenecektir. Bu aynı zamanda Heyet-i Temsiliye’nin kongre adına idareyi ele alma kararında olduğunu göstermektedir ki, bu Anadolu Milli Hareketi’nin fiilen başlaması demektir.

Erzurum Kongresi’nde alınan bu kararların yürütülmesi için seçilen Temsil Heyeti’nin başına Mustafa Kemal Paşa getirilmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın Erzurum Kongresine katılacağı günlerde, Trabzon’un Giresun delegesi Mühendis İbrahim Hamdi Bey, askerlikten istifa ettiği halde üniformasını giydiğini, kongreye bu şekilde tesir etmek istediğini söyleyerek Mustafa Kemal Paşa aleyhinde konuşmalarda bulunmuştur. Bu tepkileri sonlandırmak için Mustafa Kemal Paşa sivil kıyafet giyerek kongreye katılmıştır. Erzurum Vilayet Kongresi, toplanışı ve aldığı kararlarla Erzurum Kongresinin temelini oluşturması bakımından önemli bir yere sahiptir. Tarihi açıdan önemli başka bir nokta ise Anadolu’nun her tarafında başlayan millî teşkilatlanma, Erzurum Kongresi ile hem millî birliğin sağlanmasında önemli bir adım atmış, hemde aldığı kararları uygulayacak bir lider kazanmıştır.

Erzurum Kongresi’nin toplantılarının sürdüğü tarihlerde Damat Ferit Paşa, ajanslara verdiği beyannatta ”Kanuni Esasiye muhalif olarak Meclis-i Mebusan adı altında toplantılar vuku buluyor. Bu hareketin mülki ve askeri memurlar tarafından men’i icabeder.”şeklinde beyannatta bulundu. Bu beyanatının ardından Mustafa Kemal Paşa da İstanbul’a telgraf çekerek, cevap verdi.

Erzurum Kongresi özellikle İngilizlerde büyük kuşku uyandırdı. İngilizler siyaset değiştirilmesi gerektiğini anlamış, Milli Mücadele’den doğan gücü küçümsemeden, Türkler lehine kararlar aldıklarını söylemişlerdir. Bu bağlamda Rawlinson Karabekir Paşa ve Kemal Paşa ile görüşmeler yapmıştır. Kazım Karabekir, Erzurum Kongresi’nin ardından İstanbul ile telgraflaşmış, Anadolu halkının isteklerinden başka bir karar alınmadığını söyleyerek Milli Mücadele ve Mustafa Kemal Paşa’yı savunmuştur. Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Bey hakkında tutuklama kararı çıkartılmıştır. Dahiliye Nazırı Adil Bey’in ”Mustafa Kemal ve Rauf Paşaların yakalanarak kanun pençesine teslimini ve gereken işlemlerin yapılmasını” istemesinin ardından, Harbiye Nezareti de 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir’e durumla ilgili bir soru yöneltti ve ”Erzurum’da kongre toplanıyormuş. Cihet-i askeriye bunlara karşı ne yapıyor?” diye sordu. Kazım Karabekir bu soruyu cevaplandırmakta gecikmedi ve hemen aynı gün Nezarete gönderdiği cevapta,”Halk Erzurum’da memleketimizi kimseye vermeyiz diye karar alıyor. Bu haklı teşebbüslerinde ben de gerekli silah yardımında bulunuyorum.” dedi Kazım Karabekir Paşa’nın bu tutumu Milli Mücadele ve Anadolu’nun kaderi bakımından büyük öneme sahiptir.

Kongre kararlarının açıklanmasından önceki günlerde Padişah Sultan Vahdettin, Morning Post’a verdiği demeçte ”İngiltere’den adalet beklenir. Memleketin halkı, namusunu, hayatını, evini kurtarmak için pençeleşmeye hazırdır.”dedi. İşgal kuvvetleri köşeye sıkıştırıldığı için, Anadolu’da alınan mesafeden Padişah’ın memnun olduğu dikkat çekmektedir.

Kongrenin son toplantısı olan 7 Ağustos günü yayımlanan beyannamenin kararları beklenen etkiyi yaratabilmesi amacıyla matbaada çoğaltılarak Anadolu’nun her tarafına gönderilmiştir. Dağıtılması sağlanan Erzurum Kongresi Beyannamesi 10 maddeden oluşuyordu ve ”Şarki Anadolu Vilayeti Erzurum Kongresi Beyannamesidir” başlığını taşıyordu.

İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, 1 Ağustos’ta Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a gönderdiği bir yazıda, Türkiye ile genel bir barış antlaşmasının imzalanmasında geç kalındığı için siyasal alanda etkili olan pek çok kişinin milli direniş konusunda birleştiklerini ve bunların, Türkiye’nin işgal edilmemiş bölgelerini savunmak arzusunda olduklarını bildirdi. Büyük bir öngörüyle Amiral sözlerine şunları ekliyordu: “Milliyetçiler, ya illerde gerçekleştirdikleri gibi, İstanbul’a karşı kesin üstünlük sağlayacaklar, ya da herhangi bir ilin merkezinde açıkça Damat Ferit’e karşı bir hükümet kuracaklar.” diyordu. Bir yandan Türkler lehine olduklarını ifade eden İngilizler, diğer yandan Milli Mücadele’yi sekteye uğratmak için Ermenileri örgütlüyorlardı.

Amasya Tamimi ile başlayan Türk milletinin ayağa kalkış öyküsü Erzurum Kongresi ile sistemli ve kesin bir hal alarak tüm Anadolu’yu kapsayan, iç ve dış siyasete etki edecek kararlarla hem İstanbul’u hem de İngiltere’yi sarsmıştır.

SİVAS

Sivas Kongresi’nden önce diğer Doğu vilayetlerinde olduğu gibi Sivas’ta da işgallere karşı protesto mitingleri yapılmaktaydı. İzmir’in işgali Sivas’ta da büyük etki yaratmıştı. Büyük mitingler yapıldı ve İstanbul’a telgraflar çekildi. Vilayet-i Şarkiyye Müdafaa-i Hukuku Milliye Cemiyeti ilk büyük mitingini 17 Mayıs 1919’da yaptı, daha sonra 22 Mayıs 1919’da ikinci ve 4 Haziran 1919’da üçüncü miting yapıldı. Mondros Mütarekesinin ardından Ermeni ve Rumların şımarıklıklarını ve zulmünü önlemek için İstanbul’da milletvekili olan Rasim Bey tarafından kurulmuş olan Vilayet-i Şarkiyye Müdafaa-i Hukuku Milliye Cemiyeti başlarda Rasim Bey’in İttihatçı olmasından kaynaklı taraftar bulmakta zorlanmış olsa da, bölgede bulunan Ermenilere gelen yabancı yardımları ve doğurduğu neticeyi görünce, müdafaaya geçmişlerdir. Ermenilerin özellikle ABD’den aldığı yardımla Türk halkını ezmeye, işkence ve katliamlara başlaması Sivas’ta mücadele ruhunu kamçılamıştır.

Erzurum Kongresi’ne 13 delege gönderen Sivas’a başta Trabzon olmak üzere çeşitli vilayetlerden Rum ve Ermeni zulmünden kaçan Türk ahali ile dolması üzerine, silahlı mukavemet hız kazanmıştır. Diğer vilayetlerden Sivas’a sığınılması, Sivas’ın bu dönemde diğer yerlere oranla daha güvenilir bir konumda olduğunun göstergesidir. Mustafa Kemal Paşa’nın Amasya Tamimi’nde işaret ettiği Sivas’a kongre toplantısından önce Erzurum Kongresi’ne giderken geldiği bilinir. Mustafa Kemal Paşa Erzurum Kongresi’ne gitmekte iken Elazığ Valisi Ali Galip’in Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa aleyhinde bildiriler yayınladığını duyunca Erzurum’a gitmeden önce Sivas’a gitmiştir. Daha önce bu faaliyetlerin haberini İbrahim Tali Bey’den haber alıyordu. Bu şartlar altında, gerekli güvenlik önlemlerini alan Mustafa Kemal Paşa, 27 Haziran günü Sivas’a geldi. Sivas halkı ve askerlerin oluşturduğu büyük bir kalabalık tarafından coşkuyla karşılandı ve kolordu karargah binasında geceyi geçirdi. Sivas’ta büyük coşkuyla karşılanması Ali Galip’in Milli Mücadele ve Mustafa Kemal Paşa aleyhinde çalışmasını boşa çıkarmıştı. Ancak Ali Galip burada durmayacak, aleyhtarlığa devam edecektir.

Erzurum Kongresi’nin ardından Sivas’ta kongre toplanılması hareketi yasalar düzeninde bulunabilecek bir şey değildi. Sivas Kongresi daha çok, bir ‘’İhtilal Komitesi’’nin toplantısına benziyordu. Ancak bu Sivas Kongresi ve Mustafa Kemal Paşa ‘’ihtilalcidir’’ yorumunu doğurmaz. Bu hareketleri ‘’ihtilal’’ olarak değerlendirenlere karşı Mustafa Kemal Paşa, bu terimi kesinlikle reddediyordu.. Nitekim; Mustafa Kemal Paşa’nın yakın arkadaşı Alfred Rüstem Bey( Sadettin Nihat Paşa adıyla Osmanlı Devletine hizmet etmiş Polonyalı Bilinski’nin oğlu, Türk dostu en az Türk kadar, devletin kurtuluş sürecinde ve sonrasında faaldir.) bir konuşma sırasında bu gerçeğe değinerek ‘’Paşa, unutmayınız ki, burada Cemiyetler Kanununa göre teşekkül etmiş bir heyet değiliz. Bizim bir ihtilal heyetinden başka bir hüviyetimiz yoktur.’’ Diyecektir. Mustafa Kemal Paşa ise, ‘’Bizim aramızda ne Babıali Baskını’na ne Yıldız Yağması’na ve ne de herhangi bir maceraya yer verecek kimse yoktur. Müdafaa-i Hukuk Teşkilatı’nın hedefi evvela memleketi düşman istilasından kurtarmak, sonra da müstakil ve hür bir milletin layık olduğu devleti kurmaktır.’’ Demiştir. Kaldı ki, Mustafa Kemal Paşa, hiçbir zaman, ihtilal ile dengeli bir toplum düzeninin sağlanabileceğine inanmamış ve düşman işgali altındaki yurtlarını kurtarmak için ihtilal yapmak isteyen Batı Trakyalılara bile ‘’İhtilal ile esaslaşmak mümkün değildir.’’ Diye cevap vererek bu konudaki düşüncesini açık ve kesin olarak ortaya koymuştur.

Doğu ve Batı illeri ile Trakya’nin yani bütün memleketin birleştirilmesi, vatanın istiladan kurtarılması, Türk istiklal ve hürriyeti ile milli hakimiyetin sağlanması amacıla Sivas’ta toplanması önceden kararlaştırılan kongreye temsilci seçilmesi Amasya Tamimi ile her tarafa bildirilmişti. Anadolu’nun en güvenli yerlerinden biri olan Sivas’ta, başka yerlere göre yabancı kuvvetlerin etkili olma ihtimali daha azdı. Bunun yanında Milli Mücadele açısından taşıdığı diğer bir önem de Sivas’ın, Mondros Ateşkesi’nin 24. Maddesinde belirlenen Vilayet-i Sitte’den olmasıdır. Kongrenin yapılması, Erzurum Kongresi’nden sonra bir hayli zorlu olacaktı. Kongre toplanmadan önce güvenlik önlemleri alınmıştı. Ayrıca Erzurum Kongresi’nden sonra tekrar delege toplamak gerekiyordu. Ali Fuat Paşa, bu konuda çalışmalara başladı. Vilayetlerden delegelerin gelmemesi kongreden istenilen başarıyı almasını zorlaştıracaktı.

Mustafa Kemal Paşa 2 Eylül 1919’da Sivas’a varmıştır. Halk Mustafa Kemal ve yanındakileri Seyfebeli’de karşıladı. Geldiği günden itibaren görüşmeler yapılmaya başlandı. Gelen heyet içinde bulunan Rauf Orbay hatıralarında o günü şöyle anlatmıştır; ‘’Eylül’ün ikinci günü Sivas’a vardık ve başta Vali Reşit Paşa, Kolordu Kumandanı Selahattin Bey ile asker, sivil, talebe ve halkın kütleler halinde katıldığı parlak merasimle karşılandık.’’ Halk Mustafa Kemal Paşa’yı ilk defa görmüyordu, ancak ilk defa görüyormuşçasına bir coşku ile karşıladılar. O akşam onurlarına verilen yemeği yedikten sonra görüşmelere başladılar. Mustafa Kemal Paşa ve yanındakiler o günkü Sultani şimdiki lise binasında kaldılar. Bura düzenlenerek, faaliyet alanı haline getirilmişti. Sivas Valisi büyük tereddüt yaşıyordu. İstanbul mu haklıydı başarılı olacaktı, Milli mukavemet mi… Bu sebepten Sivas’ta kalınan süre içerisinde yaptığı her yardımı, karşılamayı tereddüt içerisinde kalarak yapmıştı. Vali’nin Erzurum Kongre kararlarının basımında dahi tereddüt ettiği görülür. İşte, o zaman, Basımevinin genç saymanı Abdülkadir Efendi(Sarısözen) eşsiz bir cesaretle ortaya çıktı ve sadece yurtseverlik duygusunun asil heycaniyle kararını verdi ve Erzurum Kongresi Beyannamesini İl Basımevinde bastırdı.

Çok az sayıda (25 kişi) delegenin katılımıyla 4 Eylül 1919 günü açılan kongrenin gündemini, Erzurum Kongresi’nin nizamname ve bayannamesinin muhteviyatı ve Sivas’a gelmiş olan azaların hazırladıkları muhtıra oluşturacaktı.

Saat on beşe birkaç dakika kala Mustafa Kemal Paşa odasından çıkıp toplantı salonuna girdi, doğruca başkanlık kürsüsüne çıktı ve geçici başkanmışçasına, tam saat on beşte, kongreyi açtı. Mustafa Kemal Paşa’nın bu tavrının altında yatan sebep kongre başlamadan önce başkan seçilme konusunda yaşanan sorunlar olmuştur. Aslen arkadaşları Mustafa Kemal Paşa’yı başkan seçtirmek istememişlerdi. Atatürk bunun sebebini mandacılık fikirlerine bağlamaktadır. Kaldı ki Mustafa Kemal Paşa da başkanlığa yaşlı birisinin getirilmesi taraftarı idi.

Açılış konuşmasını yapan Mustafa Kemal Paşa, Erzurum Kongresi’nde bütün memleketin ve milletin birliğinin ve bütünlüğünün kabul edilmiş olmasına rağmen kurulan cemiyete Şarki Anadolu adının verildiğini, Sivas Kongresinde ise vatanın tek bir bütün ve milletin tek bir varlık olduğu hakkındaki prensibi ispatlayacak kararların alınacağını, İstanbul Hükümetinin milli meclis toplamamak suretiyle Anayasaya aykırı davrandığını, şimdi yeni seçimlere karar verildiğinin duyulduğunu, bunun gerçekleşmesinde Kongrenin gösterdiği gözü pekliğin büyük etkisi olacağını anlattı. Mustafa Kemal Paşa aynı zamanda Padişah’a bağlılıklarını bildirmek durumunda kalmıştır. Hatta İttihat ve Terakki’ci olmadığını ispat etmeye çalışmışlardır. Halk İttihatçılıktan korku duyuyordu. Bu korkunun Milli Mücadele’yi sekteye uğratmasını istemedikleri için yeminler dahi edilmişti. Mustafa Kemal Paşa bu günleri şöyle anlatır: ‘’ Üç gün İttihatçı olmadığımızı teyid etmek için yemin etmek lüzumu ile yemin formülü hazırlamakla; Padişaha ariza yazmakla ve kongrenin açılışı münasebeti ile gelen telgraflara cevap vermekle ve bilhassa Kongre siyasetle uğraşacak mı uğraşmayacak mı zeminin münakaşası ile geçti. İçinde bulunulan mücadele ve faaliyet siyaseten başka bir şey değil iken, bu son zemini münakaşa etmek şayan-ı hayret değil midir?’’

Sivas Kongresi’nin Gündemi;

Başkanlık Kurulu Seçimi.
Erzurum Kongresi Tüzüğü ve bildirisinin Sivas Kongresi’nce değiştirilerek önerilmesi ve tartışmaya sunulması.
Kongre delegelerinden yirmi beş kadar delegenin hazırladığı muhtıranın tartışma ve görüşülmesi.
Delegelerin öneri ve dilekleri.

Kongrenin dördüncü gününde Erzurum Kongresi nizamnamesi muhteviyatı müzakere edilerek gerekli düzeltmeler yapılmıştır. Düzeltilen hususların önemlilerini Atatürk Nutuk’ta şöyle belirtmekte ve değerlendirmektedir:

Cemiyetin unvanı ‘’Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti idi. ‘’Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’’ oldu.
‘’Heyet-i Temsiliye, Şarki Anadolu’nun heyet-i umumiyesini temsil eder.’’ yerine ‘’ Heyet-i Temsiliye, vatanın heyet-i umumiyesini temsil eder.’’ dendi. Mevcut azaya da altı zat ilave olundu.
‘’Her türlü işgal ve müdahaleyi, Rumluk ve Ermenilik teşkili gayesine matuf telakki edeceğimizden mütehiden müdafaa ve mukavemet esası kabul edilmiştir.’’ yerine ‘’ Her türlü işgal ve müdahalelerin ve bilhassa Rumluk ve Ermenilik teşkili gayesine matuf harekatın reddi hususlarında müttehiden müdafaa ve mukavemet esası kabul edilmiştir denildi.
Nizamnamede dördüncü maddeyi teşkil eden mesele oldukça münakaşayı mucip oldu. Madde şu idi: ‘’Hükümet-i Osmaniye bir tazyik-i düveli karşısında buraları(yani Şark vilayetlerini) terk ve ihmal etmek ıstırarında bulunduğu anlaşıldığı takdirde alınacak, idari, siyasi, askeri vaziyetlerin tayin ve tespiti’’ yani idare-i muvakkate teşkil meselesi.

Tüzüğün dördüncü maddesinde yer alan konu oldukça tartışmalı geçti. Bu maddede, Osmanlı Hükümeti’nin yabancı devletlerin baskısı karşısında, bunları ‘Doğu illerini’ bırakmak ve ilgilenmemek zorunda kaldığı anlaşılırsa, alınacak idari, siyasi, askeri, tedbirlerin tayin ve tespiti, kısaca geçici bir idare kurma konusu dille getiriliyordu.

Bu kararların değiştirilmesi ile Sivas Kongresi Anadolu ve Rumeli’yi yani tüm memleketi kapsayan kararlar halini aldı. Böylece ‘’Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin yerini ‘’Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’’ aldı ve faaliyetlerine bu minval üzere devam etti.

Sivas Kongresi’ne İstanbul Hükümeti’nin tepkisi sert olmuştur. Bir taraftan idari yasaklarla ve kongreyi basıp üyelerini tutuklama emirleri vermiş, diğer taraftan milli hareketi ve mensuplarını hafifi alan yandaş gazetecilerin yazılarıyla gerçekleri örtmeye, milliyetçileri sindirmeye çalışmıştır. Ali Galip, başta olduğu gibi Milli Mücadele’yi engelleme girişimlerini Sivas Kongresi’nde de sürdürmüştür. İngiliz İstihbaratçı Noel ile Elazığ’da buluşarak Sivas Kongresi’ni engelleyici faaliyetlerde bulunmak istemiştir. Ancak muvaffak olamamıştır.

Kongrenin en önemli meselelerinden biri de manda olmuştur. İstanbul başta olmak üzere Anadolu’nun çeşitli yerlerinde manda fikri hakim olmaya başlamıştı. İngiliz ve ABD mandası üzerinde tartışmalar yapılıyor. ABD, İngiltere’ye göre daha ılımlı bulunuyordu. ABD mandası altına girmek, manda olmaktan ziyade özerk olmak olarak tanımlanıyordu. Rauf, Refet, Bekir Sami ve Kara Vasıf Beyler ile İsmail Fazıl Paşa manda tezini en çok savunan hatipler arasında bulunuyorlardı. 8 Eylül günü İsmail Hami Bey tarafından hazırlanmış ve 25 delegenin imzasını taşıyan ‘’Amerikan Mandası’’ isteyen önerge gündeme alınmıştır.Mustafa Kemal Paşa;’’ Pek uzun ve münakaşalı devam eden bu manda müzakeresi, taraftarlarını susturacak ortalama bir çare ile son buldu.’’ Diyecektir. Mesele ABD’ye manda meselesi hususunda telgraf çekilmesi kararı ile son bulacaktır. Mustafa Kemal Paşa ise baştan beri savunduğu ‘’istiklal-i tam’’ fikrinden vazgeçmiyordu. Tam istiklalin sağlanmasının ardından kurulacak yeni bir Türk Devleti, çağdaş ve medeni bir devlet olmalıydı. Aksi takdirde Kuva-yı Milli’ye hedefine ulaşmış sayılmazdı.

Sivas Kongresi’nde ele alınan konulardan biri de basın konusu olmuştur. Haftada iki gün olmak üzere ‘’İrade-i Milliye’’ adıyla bir gazetenin çıkarılmasına karar verildi.

Burada oluşturulan Heyet-i Temsiliye, gerekirse geçici hükümet görevini yerine getirecekti. En az dokuz en çok on altı kişiden oluşacak olan bu heyete, temsilci bulmak da kolay olmayacaktır. Belirlenen usule uygun olarak zor ve geç de olsa bulunmuştur. Bundan sonra Anadolu’da iki hükümet vardır.
 
 
 
 

Hiç yorum yok: