İsmail Enver Paşa, Gökoğuz (Gagavuz/Gagauz) Türklerindendir. Dedesi, Osmanlı Devleti’nin hizmetine girmek istemiş, hatta bu uğurda -o dönemin yasaları gereği- Ortodoks Hıristiyanlığı bırakıp, Müslüman olmuştur. İsmail Enver Paşa için askerlik bir aile mesleği gibidir. Dedesi, babası, amcası, kardeşi ve hatta oğlu dahi hep asker olarak bu ülkeye hizmet etmişlerdir.
Balkan Savaşları’nda hezimete uğrayan Türk/Osmanlı ordusunu kısa sürede şaha kaldıran Enver Paşa’dır. Kut’ül Amare Savaşı’nda İngiliz ordusunu esir alan amcası Halil Paşa’ya “Kut” soyadını bizzat Atatürk vermiştir.
Kuzey Azerbaycan’ı Rus ordusundan ve Ermeni canilerinden kurtaran, deyim yerindeyse (tabir-i caiz) bugünkü Azerbaycan’ın temellerini atan dahası yerli savunma sanayi uğruna canını ortaya koyan Kafkas İslâm Ordusu Komutanı Nuri Killigil Paşa, İsmail Enver Paşa’nın kardeşidir.
Anadolu’da ilk mehter takımının Karamanoğulları tarafından kurulduğu bilinmektedir. Mehter müziği bu tarihten sonra -en büyük gelişimini gösterdiği Osmanlı’da dâhil olmak üzere- yüzyıllar boyu ezgi (beste) olarak sürdürülmüştür. Ta ki Devlet-i Âli’nin (Osmanlı) son yıllarına yani Balkan savaşlarına kadar. Bu tarihte, Enver Paşa’nın isteği/emri ile mehter ezgilerine sözler/şiirler (güfte) yazılmaya başlanmıştır. Hatta bu söz yazma işine Enver Paşa’nın bizzat katıldığı, karargâhta fırsat buldukça bir şeyler karaladığı da söylenmektedir.
Yine özellikle ünlü damgalar (harf) yönünden oldukça fakir olan Arap alfabesi ile, bu açıdan çok zengin olan Türkçenin okunup-yazılmasının, anlaşılmasının tam anlamıyla mümkün olmadığı da bir gerçektir. Enver Paşa, -Türkçede olup, Arapçada olmayan- sesler için yeni damgalar (harf) ekletmek suretiyle Türk/Osmanlı alfabesine bir çekidüzen vermeye çalışmıştır.
Daha birkaç yıl önce birer Türk/Osmanlı vilayeti olan Balkan devletleri karşısında bozguna uğrayan Türk/Osmanlı ordusunu alıp, birkaç yıl içinde şaha kaldıran bir Enver Paşa’nın hakkını teslim etmek gerekir. Batı Trablus (Libya), Çanakkale, Kut (Irak), Bakü… Yeri gelmişken Türk/Osmanlı ülkesinde ticaretin azınlıkların tekelinde olmasından rahatsızlık duyan ve uyguladığı teşviklerle bunu dengelemeye çalışan; ayrılıkçı/bölücü terör eylemleri üzerine bir kısım Ermenilerin, Kızılordu ve Ermeni Hınçak-Taşnak terör örgütlerinin erişemeyeceği illere göç ettirilmesini böylelikle Doğu Anadolu’nun vatan toprağı olarak kalmasını sağlayan Talat Paşa’yı da anmadan geçmeyelim.
Sonrasını biliyorsunuz. Saraya damat olmasına rağmen sarayda yaşamayı aklının ucundan bile geçirmemiş olan Enver Paşa “Uzun zamanlardan beri Türkistan Türklüğü ile Osmanlı (Türkiye) Türklüğü arasındaki irtibat kopmuştur. Ben, Osmanlı ordularının başkomutanı ve İslâm halifesinin damadı olarak oraya gelir ve Türkistan’ın bağımsızlığı uğruna ölürsem, bu köprüyü kurmuş oluruz.” diyerek çıktığı yolda üstelik de günümüz Tacikistan’ını Ruslardan temizleyip, Buhara Hanlığı’nın yarısını kurtardığı sırada tüccar kılığında dolaşarak Kızılordu hesabına bilgi toplayan bir Ermeni casusun, Paşa’nın gizli karargahını bulup Ruslara bildirmesi, beklenmedik bir anda baskın yapılması sonucu hem de bir “kurban bayramı” sabahı şehit olmuştur.
Enver Paşa’nın Türkistan’dan eşine gönderdiği bir mektupta Atatürk ve Kuvva-yı Millîye Hareketi için yazdıkları oldukça ilginç ve Türk tarihi açısından bir o kadar da önemlidir. “…
İkinci bir arzum daha vardır. O da Mustafa (Kemal) Paşa ile ilgilidir. Onun başarıya ulaşması için mümkün olan hiç bir yardımı esirgeme. Zira Allah (cc) onu bu memleketi düşmanlardan kurtarmak ve korumak için seçip göndermiştir.” derken aslında halefini de işaret etmiş olmaktadır.
“Türkçe dünyadaki en eski dillerden biridir hatta en eski dildir ve diğer dillerin pek çoğu Türkçeden doğmuştur.” diyen Atatürk de, “Türk dilini incelerken insan zekâsının dilde başardığı büyük mucizeyi görürüz.” diyen Max Muller de bir gerçeği ortaya koymuşlardır. O da Türk milleti ve onun konuştuğu şiirsel dil tarihin en eski anıtlarında, kayalarında, mağaralarında karşımıza çıkmaktadır. Haliyle dünkü çocuk gibi duran, henüz kuralları bile tam oturmamış dilciklerin yanında Türkçemiz dünya dillerinin şahıdır. Halkının dili şah olan bir devletin siyaseti de şah olmalıdır. O devlet cihan devleti olmalıdır.
Bir İsmail Enver Paşa’yı, bir Mustafa Kemal Paşa’yı ancak bu bakış açısıyla anlayabilir, sezgilerini (feraset) kavrayabilirsiniz.
Hem “Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum böyle öleceğim.” diyen, “Türk birliğine inanıyorum. Onu görüyorum.” sözleri ile Türk Keneşi’nin muştusunu veren dahası “En büyük hayalim Ankara’da basılan bir gazetenin ta Uygurlara dek bütün Türklerce okunup, anlaşılmasıdır.” sözleri bir buyruk bir vasiyet olarak ortada duran, Karamanoğlu Avşarlarının Kızıllar oymağından olmasının ötesinde Karamanoğlu Mehmet Bey ile aynı kanı, aynı bilinci (şuur) taşıdığını ortaya koyan Atatürk’ün bu hayalini benimsemeyenlerin, bu hayalini paylaşmayanların daha açık bir ifadeyle çocuk, kadın, yaşlı (ihtiyar) demeden yüz binlerce Türk’ün kanına giren, bir o kadar genç kız ve erkeği tutsak alıp, Emevî ülkesine götüren Kuteybe gibi eli kanlı katilleri bile rahmetle anarken, Türk’ün yeniden dirilip, ayağa kalması için canla-başla mücadele eden bir İsmail Enver Paşa, bir Mustafa Kemal Paşa söz konusu olduğunda kabız olmuşçasına ıkınıp-sıkınanların soyundan-sopundan, niyetinden şüphe etmeyip de ne yapacaksınız ki.
Görev süresi bittiği için ülkesine dönme hazırlıkları yapan ve bu nedenle kendisine vedaya gelen dahası Türkiye’den ayrılacağı için oldukça üzgün olan Japon elçiye Atatürk’ün söylediği bir söz vardır: “Üzülmeyiniz.. Bir gün tüm Türk devletleri Çin Seddi’nde buluşacağız.” Atatürk’ün -Japonya’yı da kapsayan- bu sözünü ister bir öngörü olarak kabul edin ister bir kehanet..
Ama yüzyılın sonuna kalmadan Urallardan, Çin Seddi’ne kadar uzanan bir Türkistan Devleti’nin kurulacağı dahası -başta Türkiye olmak üzere- Macaristan, Pakistan, Kore, Japonya gibi ülkelerin de dâhil olacağı günlere, Büyük Türk Birliği’ne yıldan yıla yaklaşıyoruz.
“Kıpçak Türk ilkeleri üzerinde dik duruyoruz. Attila’nın torunları olarak yaşamaktan onur duyuyoruz. Özümüz Türk kökenlidir ve bu saygıyla anılır.” diyen Macaristan Başbakanı Viktor Orban’a ne kadar teşekkür etsek azdır. Kimilerinin hayal dediği, martaval dediği bir gerçeği bütün dünyaya duyurduğu için. Ve bilge başkan Nur Sultan Nazarbayev’e… Sakalar, Hunlar Türk; biz de onların torunlarıyız dediği için!..
Sahi Türkiye için çok şey yapmış, Türkistan için canını vermiş “Şehit” İsmail Enver Paşa ile Libya’da gözünden, Çanakkale’de göğsünden yaralanmış o da yetmemiş kolundan mermi yemiş; Mısır’da, Sakarya’da kaburgalarının kırılmasına, hekimlerin “hastanede kal” demesine aldırmadan acılar içinde cepheye koşmuş; Çanakkale’de, Anafartalar’da destan yazdıktan sonra soluğu Muş’ta, Bingöl’de, Bitlis’te almış; sömürgecilere (imperialist) ayar verip, dünya halklarına esin kaynağı olmuş; -Balkanlardan, Bering Boğazı’na kadar olan topraklarda- Türkler tarihten silinmeye çalışılırken Türkiye Cumhuriyet’ini kurmakla kalmamış, 70 yıl sonra Türkistan’ın ufkunu da aydınlatmış “Gâzi” Mustafa Kemal Paşa’nın hayali neydi?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder