Aşınmadan Yıkıma mı?
Aşınmadan Yıkıma mı?
Ahmet Salih Erdoğan Erüz
Kültür
aşınmasına karşı kişisel görevlerimiz var.
Herkes kendi alanında
elinden geleni ortaya koymalı.
Devletçe konuya özen gösterilmeli, ciddi
çalışmalar yapılmalıdır.
Başaramazsak geçmiş olsun.
Zamana bağlı olarak kültür değişmeleri kaçınılmazdır.
Her devrin ihtiyaçları; sosyal, teknolojik gelişmeleri yaşam koşullarını
etkiler. Milletlerin kültürlerinde - daha çok gelişme olarak
adlandırılabilecek - değişmeler olur. Bu tarz kültür değişmelerinin
dışında ayrıca yorumlanması gereken kültür aşınmaları da vardır.
Aşınmalar genellikle kültür emperyalizminin sonucudur. Millî kültürün yabancı kültürler etkisinde kalması, hızla yerel renklerini kaybetmesidir.
Alınan giyim eşyalarının önünde, sırtında giyenlerin anlamını bilmediği
çoğu İngilizce ibareler iyi bir örnektir. Hatta bunların bir kısmı
giyeni utandıracak sözlerdir. Açılan işyerlerinin adları çoğunlukla
İngilizcedir. İngilizce bilmeyenlerin önemli konumlara gelmeleri mümkün
değildir. Dilde hiç gerekmediği halde kullanılan İngilizce sözcük sayısı
hızla artmaktadır. Kültür aşınmasına pek çok alandan verilebilecek
sayısız örnek var.
Kültür emperyalizmi, yalnızca Batı’nın eseri değildir. Birçok yerde
görülen Arapça ibareler Suriyeli göçüyle arttı. Artık Arap alfabesiyle
yazılmış tabelalar her yerde. Türklere ait işyerlerinin adında Arapçayı
yeğleyen ciddi bir kitle var. Arapkültür ve gelenekleri yer yer dinî gereklilikler gibi algılanmakta.
Kültür yıkımı, millî kültürdeki aşınmanın o kültürü yok edecek aşamalara ulaşmasıdır.
Bu tehlikeyle karşılaşan milletler, benliklerini yitirdikleri için
savaşsız saf dışı bırakılmışlardır. Bu yüzden kültür aşınmalarına
uğrayan milletlerin çok geç olmadan önlemler almaları, öz kültürlerini
korumaya çalışmaları gerekir.
Kültür aşınmasının hangi aşamasındayız tartışılabilir. Ancak
bizi biz yapan millî kültür unsurlarının, övünç kaynaklarımızın bazı
çevrelerce yok sayıldığı, yok edilmeye çalışıldığı görülüyor. Yıkıcı, bölücü odakların ekmeklerine yağ süren önemli konumda bir yığın yönetici var.
İstiklal Harbini sonuçlandıran en büyük zaferimizi horlayan, Ormancılık
Günü ile kıyaslayan mı ararsınız? Bu dünyadaki hesabından kurtulmuş
Fesli’nin öğreniminden geçtiği anlaşılan zıpırlara mı kızarsınız? “Keşke Yunan galip gelseydi.” tarzı haince sözleri hiç korkusuz söyleyenlerden geçilmiyor. “Cumhuriyet Arap düşmanlığı üretti.” diyenler mi istersiniz, “Türklüğümün bir yararını görmedim.”
diyen, milliyetçiliği çiğneyen mi?
Başta Trabzon, bütün Karadeniz
ahalisine Pontuslu Rum diyenler türedi. Bir tek devletimizi vahşice
terörist öldürmekle suçlayan eksikti, o da oldu. “Camiler ahır yapıldı.” söylemine alışmıştık; akademik ünvanlı biri çıktı, fizikî mekân koşulları hiç uygun olmadığı halde “Camiler genelev yapıldı.” dedi.
Bir üniversitenin diploma töreninde siyasi içerikli denerek “İstiklal Marşı” okutulmadı. “Gençliğe Hitabe”
kaldırılsın diyen var.
Cumhuriyeti reklam arası kabul eden, bitti diye
sevinen milletvekili çıktı. Cumhuriyetimizin, bekamızın tescili olan
Lozan Anlaşması’nı kötülemek, 2023’te son bulacağı yalanını savurmak
artık sıradanlaştı. Her millî bayrama alternatif etkinlikler icat edildi.
Cumhuriyet ve kurucularına düşmanlık aldı yürüdü. Bazen çevre
düzenlemesi, restorasyon, onarım vb. bahanelere sığınılarak; bazen de
hiç sakınmasız biçimde Atatürk heykel, büst ve rölyeflerinin
kaldırıldığını görüyorduk. Bazı yobazların bunlara baltalı, nacaklı
saldırıları sıklaşmıştı. Ama İç İşleri Bakanlığına bağlanan Jandarma
Genel Komutanlığı önündeki Mehmetçik heykelinden Türk bayrağı ve Atatürk
rölyefinin kaldırılmasını göreceğimizi asla düşünemezdik. Açıklamalar
henüz düzenlemenin tamamlanmadığı, kaldırılanların yerine konacağı
yolunda. Ancak madem tamam değil heykelin açılışı yapılmamalı, varsa
yanlış anlamalara imkan verilmemeliydi.
Namık Kemal’indir de Ziya Paşa’nındır da denen “Müsademe-i efkârdan barika-i hakikat doğar.” (Düşüncelerin
çarpışmasından hakikat şimşeği doğar.) sözü unutuldu. Farklı
düşünenlere saygı kalmadı. Düşünce farklılıklarının demokrasinin gereği
ve başarının anahtarı olduğu unutuldu. “Parlamenter sistemi isteyenler terör örgütü bağlantılıdır.” diyen var. Hayli sabıkası, hayli mahkûmiyeti olan bir mafya babası, “Ekonomi kötü, diyen (Affınıza sığınarak yazıyorum.) pezevenktir.” dedi. Millî birlik ve beraberlik ciddi biçimde sarsıldı.
Bir milleti ayakta tutan, yetişen nesillerin ortak kültür değerlerinde birleştirilmesidir.
Ülke insanları arasında ne kadar çok ortak değer varsa o milletin
geleceği o kadar parlaktır.
Düşünelim, % 90’ımız aynı yüz temel eseri
okumuş olsak nasıl bir birlik ve bütünlük sağlanır? Sayıyı beş yüze,
bine çıkarabildiğinizi hayal edin.
İşte birileri bu yüzden okuyanlardan
şikâyetçi. Karanlıkta kalmamızı isteyenler, okuyanlardan rahatsızlar.
Kültür aşınmasına karşı kişisel görevlerimiz var. Herkes
kendi alanında elinden geleni ortaya koymalı. Devletçe konuya özen
gösterilmeli, ciddi çalışmalar yapılmalıdır. Başaramazsak geçmiş olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder