Doğu Türkistan'daki İnsanlık Dramı
Erol Sunat
Kardeş diye bize geliyorlar, bize içlerini döküyorlar, bize dertlerini anlatıyorlar. Onları öncelikle biz dinlemezsek, biz yardımcı olmazsak, biz ellerinden tutmazsak, kim dinleyecek, kim anlayacak,
Doğu Türkistan; Çin Devletinin işgal ettiği, işgal etmekle kalmayıp,
iki Türkiye büyüklüğünde olan bu bölgeyi tamamıyla Çinlileştirmek için,
yapmadığını bırakmadığı,
Tam bir insanlık dramının yaşandığı, sesini dünyaya duyuramadığı,
duyurmak için başta soydaşları olmak üzere kapılarını çaldığı dünyanın,
Unutulmuş, göz ardı edilmiş, Uygur Türkü kardeşlerimizin yaşadığı bir coğrafya.
İnsan zor zamanında ne yapar?
Kardeşine gider…
Kimin kapısını çalar?
Kardeşinin!
Hele
ki o kardeşle arasında din bağı, kan bağı, soydaşlık ve dindaşlık
varsa. Ve her şeyden önce arada binlerce yıla dayanan gönül köprüleri
varsa.
Kardeş kim mi?
Elbette Türkiye!
Göktürk Devletini yeniden ihya eden ve
kuran İlteriş Kutluk Kağan’ın oğlu olan, M.S. 683-734 yılları arasında
yaşayan ve 24 yıl Kağanlık yapan Bilge Kağan, zamanımızdan 1285 yıl
önce, Çinlilerle ilgili bakın neler söylemiş ;
“Çin
milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak
ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp,
konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı,
iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa kabilesine, milletine
akrabasına kadar barındırmaz imiş. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına
aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti öleceksin!”
Kardeşi Kül Tigin adına dikilen anıtta ‘da, çok daha kesin bir ifadeyle, “O yere doğru gidersen, Türk milleti öleceksin!” denilmiştir.
Doğu Türkistan, Asya kıtasının sürekli kanayan ve hiç kapanmayan yarası. Dünya, Doğu Türkistan’ın feryadını , gözyaşlarını, inleyişlerini duymuyor, görmezlikten geliyor. Çin tarafından yapılan açıklamaları yeterli kabul edip, orada yaşanan insanlık dramını, insanlık ayıbını cılız, yetersiz tepkilerle ve bahanelerle geçiştiriyor.
Hiçbir şeyden haberleri yokmuş gibi…
Doğu Türkistan ‘da neler oluyor diye soruyorlar!
Neler olmuyor ki…
Soykırım var…
Asimilasyon var.
Bir yerden bir yere gitme hürriyetleri kısıtlama var!
Dini ibadetlerini yapmaları yasak, yasak olduğu gibi, karşılığı Çin zindanları.
Kendi dillerini konuşmaları suç…
Çocuklarına Türkçe adlar koymaları suç!
Doğu Türkistan’ın şairleri, alimleri, din adamları, sanatçıları, ozanları zindanlarda.
Urumçi,
Hotan, Kaşgar, Turfan, Yarkent, Aksu, Altay, Gulca gibi kadim Türk
şehirleri, Çinlilerin uyguladığı iskan politikası gereği işgal altında.
Çin’e, ne İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi söküyor, ne de insan olmanın, insanca yaşamanın onurlu davranışı.
Doğu Türkistan, petrol zengini, maden zengini bir coğrafya üzerine
kurulu. Yeni dünyanın yeni sömürgecilerinden biri de Çin. Doğu
Türkistan’ı yuttuktan sonra, bakalım sırada hangi coğrafyalar var?
Doğu Türkistan, cesur ve yürekli evlatlarıyla sesini dünya çapında duyurmaya çalışıyor.
Geçtiğimiz
Pazar günü, Uygur Akademisi, Ahde Vefa Turan Derneği ve Türk Ocağı’nın
ortak faaliyeti olan,” Toplama Kampları ve Uygur Aydınlarının akıbeti ”
konulu programda, Uygur Akademisinden Abdülhamit Karahan, Abdülcan
Eruygur, Dünya Uygur Kongresi sekreteri Erkin Emet birer konuşma ve
sunum yaptılar.
Bu sunumda, Çin devletinin uyguladığı soy kırım ve dönüştürme politikasını anlattılar.
Doğu Türkistan’ın durumu içler acısı.
Doğu Türkistan resmen bir açık hava hapishanesi.
Akıbeti bilinmeyen Uygur aydınlarının bir bakıyorsunuz, Çin zindanlarından ölüm haberleri geliyor.
Hatırlarsanız, yaklaşık iki yıl önce tutuklanan Doğu Türkistan’ın
dünyaca ünlü halk ozanı Abdurehim Heyit’in önce ölüm haberi gelmiş,
dünya çapında gösterilen infial üzerine, yaşadığına dair görüntüler
yayınlanmıştı.
Dünya, Hitler’in toplama kamplarından,
milyonlarca günahsız ve masum insanı öldürmesinden, Demirperde Ülkeleri
olarak anlatılan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin,
Sibirya’daki toplama kamplarından rejim muhalifi olarak gördüğü biçare
masum ve mazlum milletlerin yok edilmesinden çok çekti.
İnsanlık suçu işleyen liderler ve devletler nefretle ve beddualarla anılmaya devam ediliyor.
Bugün Çin Devletinin yaptığı da, budur.
Doğu Türkistan, hem soydaşımız, hem de din kardeşimiz olan insanların
yaşadığı bir coğrafya, Çinlilerin Sinkiang dediği , Sincan Uygur Özerk
Bölgesi, Çinlileştirilmek için sistemli, planlı ve maksatlı programların
uygulandığı bir coğrafya.
Uygur kızlarının zorla, Çinli erkeklerle evlendirildiği…
Sözüm ona, akrabalık tesis etme adıyla, Çinli kadınların, ya da Çinli
erkeklerin Türk aileler içine yerleştirilmesi, bu insanların o evlerde
yatılı kalması olağan hadiselerden.
25 milyon Uygur Türkü, kendini en üstün ırk gören, Çinliler tarafından asimile edilmeye çalışılıyor.
Çin, Doğu Türkistan’la, kedinin fare ile oynadığı gibi oynuyor.
Hürriyetleri
tamamen kısıtlı insanları, cezalandırıyor. Sürüyor, hakaretler
yağdırıyor, inandığı ve hassas olduğu ne varsa yerle bir ediyor.
Uygur Türkü kardeşlerimiz, derdini dökmeye ilk önce nereye geliyorlar?
Kardeşlerine!
Yani bize, Türkiye’ye!
Sevgili okurlar!
Gökbayrak, Doğu Türkistan’ın sembolü ve Ay yıldızlı bayrağımızın kardeşidir. Kardeş, Türk Milleti için, candır, candan azizdir.
Kardeş
diye bize geliyorlar, bize içlerini döküyorlar, bize dertlerini
anlatıyorlar. Onları öncelikle biz dinlemezsek, biz yardımcı olmazsak,
biz ellerinden tutmazsak, kim dinleyecek, kim anlayacak, kim çare
arayacak Doğu Türkistan’a?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder