Toprağını ve Askerini Kaybeden Ülke Türkiye
Toprağını ve Askerini Kaybeden Ülke Türkiye
Cahit Armağan Dilek
Türkiye'yi
yönetenler Atatürk'ün dediği gibi Türk çiftçisini ve Türk askerini iyi
yetiştirmeyi en hayati görev olarak görmeli ki, Türkiye kaybetmesin.
"Memleketimiz, şu iki şeyin memleketidir: Biri çiftçi,
diğeri asker. Biz çok iyi çiftçi ve çok iyi asker yetiştiren bir
milletiz. İyi çiftçi yetiştirdik; çünkü topraklarımız çoktur. İyi asker
yetiştirdik; çünkü o topraklara göz diken düşmanlar fazladır. Bundan
sonra da daha iyi çiftçi ve daha iyi asker olacağız. Ama bundan sonra
asker oluşumuz, artık eskisi gibi başkalarının tutkusu, şan ve şöhreti,
keyfi için değil, yalnız ve yalnız bu aziz topraklarımızı korumak
içindir."
Ne güzel söylemiş Atatürk. Ama bizler ne yapmışız ve ne hale gelmişiz. İşte içine düştüğümüz durum.
Ekonomik kriz derinleşti, fiyatlar patladı. Öyle olunca da iktidar her
zaman olduğu gibi sorunun gerçek nedenlerini ortadan kaldırmak yerine
pansuman ve geçici tedbirleri yürürlüğe soktu. Hele bir de seçim
sürecine girilmişken bu seçim odaklı propagandaya dönüştü.
Sebze meyvedeki fiyat artışlarını da terör saldırısı olarak sunmak
hem sorunu çözmüyor hem de gerçek terör tehdidini, terörist
tanımlamasını ve suçlamalarını sulandırıyor.
Halkın ekonomik alandaki
yönetim hatalarının yarattığı krizlere karşı tepkilerini, muhalefetin
eleştiri ve protestolarını terörle özdeşleştirmek belki de en çok PKK, FETÖ gibi terör örgütlerini sevindirir.
Bugünlerin yaşanacağının, ekonominin çarklarının döndürülemeyeceğinin uyarıları uzmanların raporlarında epeydir yer alıyor.
TEMA Vakfı 25 Ekim 2018'deki
açıklamasında uyarmış. TÜİK verilerine dayandırdığı açıklamasında
Türkiye'de tarım alanları 1992 yılında toplam 27,6 milyon hektar iken,
2017 yılında 23,4 milyon hektara gerilemiş. Bu da 25 yılda
yaklaşık 4 milyon hektar yani yaklaşık Konya ili büyüklüğünde tarım
arazisinin kaybedilmesi yani tarım alanlarının %15 küçülmesi anlamına
geliyor. Ayrıca 1920'lerin başında arazilerimizin %56'sını oluşturan meraların oranının bugün %19'a gerilemesi demek.
Geçtiğimiz hafta içinde medyada yer alan yeni TÜİK ve SGK verilerine göre Türkiye'de çiftçi sayısı son 10 yılda yüzde 38 azalmış. Tarım alanları son 15 yılda yüzde 12, sebze bahçeleri alanı ise aynı dönemde yüzde 15 küçülmüş. Tarım sektöründe istihdam edilen kişi sayısının yüzde 33 azaldığı ortaya çıkıyor.
Bu verilerin özeti şu: Türkiye üretmiyor, çünkü tarım alanlarını kaybediyor. Aslında Türkiye toprak kaybediyor. Bu toprak kaybının savaşta kaybedilmiş topraktan, Ege'de işgal edilmiş adalardan hiç farkı yok.
Üretmeyince, toprağı kaybedince neler olabileceğini Atatürk yaklaşık 100 yıl önce söylemiş:
Milletimiz
çok büyük acılar, mağlubiyetler, facialar görmüştür. Bütün olanlardan
sonra yine bu topraklarda bulunuyorsa bunun temel sebebi şundandır. Türk
çiftçisi bir eliyle kılıcını kullanırken diğer elindeki sabanla
topraktan ayrılmadı.
Eğer milletimizin büyük çoğunluğu çiftçi olmasaydı, biz bugün dünya yüzünde bulunmayacaktık. Memleketimizin bir tarım memleketi olduğu ve genişliği göz önüne alınırsa, bizim başlıca kuvvet ve servet dayanağımızın toprak olduğu görünür.
Millî ekonominin temeli tarımdır diyen Atatürk devam ediyor:Dünyada zaferlerin iki aracı vardır. Biri kılıç, diğeri saban.
Zaferinin aracı yalnız kılıçtan ibaret kalan bir millet, bir gün
girdiği yerden kovulur, küçük düşürülür, sefil ve perişan olur. Öyle
milletlerin sefaleti, perişanlığı o kadar büyük ve acı olur ki, kendi
memleketinde bile mahkûm ve tutsak bir halde kalabilir.
Onun için, gerçek zaferler yalnız kılıçla değil, sabanla yapılandır. Milletleri vatanlarında tutmanın, millete oturmuşluk kazandırmanın yolu sabandır. Kılıç kullanan kol, çok geçmeden yorulduğu halde sabanını kullanan kol zaman geçtikçe toprağın daha çok sahibi olur.
Burada kılıcın askeri, sabanın tarımı simgelediğini hatırlatalım. Peki Atatürk'ün bahsettiği diğer zaferden yani askerî alandaki gelişmeler nasıl derseniz orada da kaybedebileceğimizin emarelerini veren olumsuz gelişmeler mevcut.
Kumpaslar sürecinde ve son olarak 15 Temmuz FETÖ'cü kalkışma sonrasında
Türk ordusunun sözde yeniden yapılandırılmasına girişildi. Ancak ortaya
konan yeni yapılanma ordunun emir-komuta birliğini ortadan kaldırdı, subay ve komuta heyetinin aldığı darbelerle ordunun asıl gücü de darbeler aldı.
Ve şimdi de Anayasaya göre her Türk'ün hakkı ve ödevi olan askerlik sistemi yük(!) olmasın diye yeniden yapılandırılıyor. Eşit, adil, tek tip bir sistem olacak diye yola çıkılmıştı. Açıklanan taslak sonrasında benim görebildiğim en az 8 tip askerlik var, bedelli askerlik de kalıcı. Şu soruyu şuraya not edelim: Çoğunluğun bedelliyi seçmesi olasılığına karşı er ihtiyacını karşılama hazırlığınız nedir?
Para
yeni askerlik sisteminin ana unsurlarının başında yer alıyor.
Bu Türk
ordusunun binlerce yıllık millî kültürüne en büyük tehdittir.
Bu haliyle
tarım topraklarını kaybeden Türk milleti, bağrından çıkan askerini de
kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya.
Türkiye'yi
yönetenler Atatürk'ün dediği gibi Türk çiftçisini ve Türk askerini iyi
yetiştirmeyi en hayati görev olarak görmeli ki, Türkiye kaybetmesin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder