ismaiyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ismaiyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2020 Perşembe

Halifelik Neden Kaldırıldı?


 
  
 
Halifelik Neden Kaldırıldı?
 
 
Buırak İnci
 
 
 
Halifelik veya hilafet sözlük anlamı olarak “birinin yerine geçmek, bir kimseden sonra gelip onun yerini almak” gibi anlamlara gelen Arapça bir kelimedir. 
 
 
Halifelik makamı ilk olarak Peygamber’in vefat etmesi ile boşalan İslam devletinde başkanlığına geçecek kişiler için kullanılmıştır. Halifelik makamı dini bir makam değil daha çok siyasi bir makamdır. 
 
 
Kuran’da Peygamberin veya Allah’ın halefi veya vekili anlamında bir halifelik söz konusu değildir.
 

Halifelik, ortaya çıkışından itibaren birtakım siyasal kavgalara sebep oldu. 4 halifeden 3’ü bu kavgalar yüzünden öldürüldü. [2] Dört halife döneminden sonra (632-661) halifelik hanedan sistemine dönüşmüş ve sırasıyla Emeviler (656-750) ve Abbasilere (751-1258)’e geçmiştir.Emevîlerden sonra gücü ele geçiren İslam devletleri liderleri kendini halife ilan etti. Eş zamanlı olarak İslam coğrafyasında birçok halife ortaya çıktı.
 
 
Halifeliğin Osmanlı Devleti’ne, 1517’de Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethinden sonra geçtiği söylenir. Fakato dönemde yazılan Osmanlı ve Arap kaynakları halifeliğin Yavuz tarafından devir alındığı hakkındaki bilgiler doğruyu yansıtmamaktadır. Dönemin bizzat Sultan Selim adına yazılmış olan “SELİMNAME” adlı kaynağında böyle bir devir teslimin yapıldığı belirtilmemiştir. 
 
 
Aslında devir teslim meselesi, XVIII.yüzyılda İran’da Safevi devrinin sona ermesi ve Afganlı Sünni Eşref Han’ın İran tahtına hâkim olması üzerine, Osmanlı idarecilerinin, İslam’ın tek idarecisinin kendileri olabileceği düşüncesinden hareketle hilafeti üstlendiklerini göstermek için ortaya koydukları bir tez olarak ortaya atılmıştır. 
 
 
Hatta Yavuz’dan önce Osmanlı padişahları kendilerini güçlü saydıklarında saltanatı niteleyen bir tür san diye algıladıkları halife sıfatını kullanmışlardır.[1] Özetle Yavuz’un Mısır seferinde halifeliği devraldığı yolundaki sav tarihsel gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Bu yoldaki ilk kanıt da XVIII. yüzyıl sonlarındadır.Osmanlı’da halifelik ilk kez resmi olarak Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan (1774) sonra Aynalıkavak Tenkihnamesi’nde (1779) yer aldı. [3]
 
 
Bütün bunlara karşın, siyasal gelişmeler ve ulusçuluk akımının Müslüman ülkelerde de filizlenmesi, kurtarıcı olarak görülen halifelik sanını da etkisiz kılmıştı.
 
 
 II. Abdülhamid döneminde Osmanlı halifeliğini tanımayan veya Osmanlı’ya başkaldıran Müslüman toplumlar vardı. Öyle ki Birinci Dünya Savaşı öncesinde Suriye’de halifeliğin Osmanoğulları ailesinden alınarak bir Arap Halifeliği kurulması amacıyla bir demek kurulmuştu. [4]
 
 
Tarihler 1 Kasım 1922’yi gösterdiğinde saltanat kaldırılmış oldu. Böylece Vahdettin İngilizlere sığındı.
 
 
 İngilizlere sığınan Vahdettin’in neden İngilizler tarafından korunduğu hususuna gelecek olunursa, bunun iki ana sebebi vardır. Sultan Vahdettin Milli Mücadele döneminde İngilizlerin yanında olup, İngilizlerin her dediğini yapmıştır.  
 
 
 Asıl korunmasının sebebi olan ikinci hususta ise, Vahdettin 16 Kasım 1922’de İngiltere İşgal Kuvvetleri Komutanı olan Harington’a bir iltica mektubu yazmış ve bu iltica mektubunu “Müslümanların Halifesi” sıfatı ile imzalamıştı.
 
 
 Bundan dolayı İngilizler halifelik sıfatından yararlanarak İngilizlere karşı ayaklanan Müslüman devletleri üzerinde baskı kurmak istiyordu.[5] Atatürk Vahdettin hakkında “ Hain veyahut makamının kudret ve yetkilerini kullanması yasaklanmış olan zat, zaten padişah ve halife olmaz. O halde “onu tahtan indirip yerine derhal diğerini seçeriz” demek istiyorsanız, buna da bugünün durum ve koşulları elverişli değildir. Çünkü tahtan indirilmesi gereken zat, milletin yanında değil düşmanın yanındadır.” demiştir. [6]
 

Bu durum üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi, Osmanlı soyundan gelen Abdülmecit Efendi’yi 148 oyla halife seçmişti. [7]TBMM’nin seçtiği Halife Abdülmecid Efendi’den, sadece Müslümanların Halifesi unvanını kullanmasını, gösterişli hareketlerde bulunmamasını istemişti. 
 
 
 Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı olan grupların desteklediği Halife, aynı zamanda bazı dış gruplar tarafından da ilgi topluyordu. 
 
 
 Gerek Halife Abdulmecit’in kendisini ön plana çıkartan davranışları, halife seçildikten sonra kendisine verilen talimata aykırı olarak, “Müslümanların Halifesi” unvanından başka sıfat ve unvanlar taşıması ve devletin iki başlı gibi gözükmesi, gerekse Hindistan’daki İsmailiye tarikatının liderleri olan Ağa Han ile Emir Ali’nin Başbakan İsmet Paşa’ya yolladıkları mektupta halifeye olan bağlılıklarının ifade edilmesi, Türkiye’nin iç işlerine müdahale olarak görüldüğünden tepki topladı.
 
 
 Bütün bu gelişmeler halifeliğin kaldırılmasına zemin hazırladı. Bazı kesim halifeyi meclisin üzerinde görüp halifeyi, Padişah gibi yaşatmak istiyorlardı. 
 
 
Halifeliğin kaldırılmasının ortaya çıkmasının bir diğer sebebi ise halifelik makamı oldukça Türkiye’de yapılması zorunlu olan sosyal ve laik karakterdeki devrimlerin yapılamayacağı idi.
 
 
Tarihler 3 Mart 1924’ü gösterdiğinde çıkan 431 sayılı kanun neticesinde halifelik makamı kaldırıldı [8] ve Osmanlı hanedanına mensup kişiler yurt dışına çıkarıldı.
 
 
 Hatta Halifeliğin kaldırılması konusunda kararlar alınırken Mustafa Kemal’e halifelik teklif dahi edilmiştir. 
 
 
Atatürk bu teklifi sunanlara “Efendiler, Hilâfet makamının korunmasında, dinî ve siyasî menfaat ve zaruret bulunduğu inancında olan bazı kimseler, arz ettiğim kararların alınmakta olduğu son dakikalarda, hilâfet görevini kendi üzerime almam teklifinde bulundular. Bu gibilere, hemen gereken ret cevabını vermiştim.” demiştir. 
 
 
Atatürk halifelikle ilgili bir de “Efendiler, açık ve kesin olarak söylemeliyim ki, Müslümanları hâlâ bir halife korkuluğu ile uğraştırıp aldatmak gayretinde bulunanlar, yalnız ve ancak Müslümanların ve özellikle Türkiye’nin düşmanlarıdır. 
 
 
Böyle bir oyuna kapılıp hayal kurmak da ancak ve ancak cahillik ve gaflet eseri olabilir” demiş ve halifeliği isteyenlere net bir şekilde cevap vermiştir.[9]
 
 
Halifeliğin tarihe karıştığı bu kanunla birlikte kabul edilen diğer bir kanunla Şer’iyye Ve Evkaf Vekâleti kaldırıldıve bu vekaletin işlerini görmek üzere Diyanet İşleri Başkanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu.



KAYNAKÇA

[1] YAVUZ SULTAN SELİM VE OSMANLI HİLAFETİ MESELESİ, AYNUR TÜRKECAN

[2] İSLAM TARİHİ “BAŞLANGICINDAN EMEVİLERİN SONUNA KADAR”, PROF. DR ALİ AKTAN, 2018, s. 246, s. 259, s. 271

[3] ŞERAFETTİN TURAN, TÜRK DEVRİM TARİHİ III YENİ TÜRKİYE’NİN OLUŞUMU,ANKARA 1995, s. 48.

[4] ŞERAFETTİN TURAN, TÜRK DEVRİM TARİHİ III YENİ TÜRKİYE’NİN OLUŞUMU, ANKARA 1995, s. 48, s. 49.

[5] VAHDETTİN’İN KAÇIŞI, SİNAN MEYDAN, SÖZCÜ 2019

[7] MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, NUTUK CİLT: I, ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ, ANKARA 2018, s. 406

[7] MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, NUTUK CİLT: I, ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ, ANKARA 2018, s. 493

[8] HİLAFETİN İLGASINA VE HANEDANI OSMANİNİN TÜRKİYE CUMHURİYETİ MEMALİKİ HARİCİNE ÇIKARILMASINA DAİR KANUN, 1924

[9] MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, NUTUK CİLT: I, ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ, ANKARA 2018, s. 602, s.603